M02-D08
Bilimsel Psikoloji Projesi
Freud'un 1895 tarihli nörolojik zihin modelini ve onun sonradan bilerek bırakılışını anlatır.
Psikanaliz Akademisi — M02, Hipnozdan konuşma kürüne · 3.158 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Temel Psikoloji Akademisi’nde: M06-D01
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud 1895 sonbaharında, ruhsal süreçleri nöronlarda dolaşan bir nicelikle açıklamayı amaçlayan bir el yazması yazdı ve Fliess'e gönderdi; metni hiç yayımlamadı, başlığını da 1950'deki editörleri koydu.
Modelde bellek, nöronların temas noktalarındaki dirençlerin tekrarla azalmasıyla açıklandı; bilinç, nedenini açıklamaya girişmeden ayrı bir algı sistemine bağlandı. İstek, halüsinasyon ve onu frenleyen bir ben, ilk kez bu sayfalarda bir arada göründü.
Birkaç hafta içinde metne yabancılaşan Freud, beş yıl sonra Rüyaların Yorumu'nun yedinci bölümünde ruhsal aygıtı anatomiden bilerek ayırdı; nöronlar modelden çıktı, kurduğu ilişkilerin bir kısmı psikolojik terimlerle kaldı.
Bugünkü yeniden okumaların bulduğu benzerlikler sonradan kuruldu; Freud'un modelini sınamış olmuyorlar.
M02 bir nörologla açıldı ve bu el yazmasıyla kapanıyor. Arada Paris'teki gösteriler, Breuer'in hastasının adını koyduğu konuşma, katartik yöntemin sınırları, alına konan elin yerini alan çağrışım, bırakılan baştan çıkarma kuramı ve Berlin'e giden mektuplar vardı. Modülün sonunda Freud, hasta odasında öğrendiklerini kendi kurduğu bir dilde yazmaya hazırlanıyor.
Açılış sahnesi
Bursa'da, Setbaşı'na yakın eski bir evin tavan arası. Aysel belediyenin trafik planlama biriminde çalışıyor; babası Tahsin otuz yıl tramvay ve troleybüs hatlarının elektrikçisi olarak çalışmış, şimdi evi boşaltıyorlar. Bir sandığın dibinden kalın, kareli bir defter çıkıyor. Sayfalar kurşunkalemle çizilmiş şemalarla dolu: hatlar, trafo merkezleri, oklar, her okun yanında bir amper değeri. Kenarda bir not: "Yolcu akım gibi mi davranır?"
"Bunu ne zaman yaptın?" diye soruyor Aysel.
"Seksenlerin sonu," diyor Tahsin. Şehrin bütün yolcu hareketini hattaki yük gibi hesaplayabileceğimi düşündüm. İki hafta gece gündüz yazdım. Sonra bir sabah okudum, ne düşündüğümü anlayamadım. Kaldırdım."
Aysel son sayfalara bakıyor. Hesaplar yarıda kesilmiş, ama bir köşede, yıllar sonra kendi biriminde kullandıkları yoğunluk haritasına çok benzeyen bir çizim duruyor.
Tavan arası da defter de bu sayfalar için uyduruldu; bir gecede yazılıp birkaç hafta sonra yazarı tarafından anlaşılmaz bulunan, yarım kalan ama içinden sonraki işlere parçalar taşınan bir defter ise 1895 sonbaharında Viyana'da gerçekten vardı.
Bu derste ne olacak
Bu ders M02'yi kapatıyor. Konusu Freud'un, kendi sağlığında hiç yayımlanmayan ve başlığını bile ölümünden sonra editörlerinden alan bir el yazmasıdır. Önce metnin nasıl yazıldığını ve Freud'un kendisine koyduğu hedefi okuyacağız. Ardından modelin kurallarına gireceğiz: nöronlara dağıtılan bir nicelik, bellek için öne sürülen bir düzenek, bilinç için ayrılmış bir sistem ve ilk kez burada beliren iki düşünme biçimi. Sonra Freud'un bu modelden nasıl, hangi mektuplarla ve hangi kitapta vazgeçtiğini izleyeceğiz. En sonda el yazmasını bugün yeniden okuyanlara bakacağız.
Sıfır noktası
Projeyi yazdığı sırada Freud iki ayrı dili birden konuşuyordu. Biri, M02-D01'in anlattığı laboratuvar ve klinik nörolojisiydi: sinir hücreleri, iletim, uyarılma. Öteki, M02-D04 ve M02-D05'in izlediği hasta odasıydı: unutulmuş anılar, karşı koyma, dile gelince hafifleyen belirtiler. Proje, bu iki dili tek bir metinde birleştirme denemesidir.
Q harfi bir nicelik, yani sinir sisteminde dolaşan ve ölçülebilir sayılan bir uyarılma miktarı içindir. Freud bu niceliğin hangi fiziksel büyüklük olduğunu söylemez; önemli olan artıp azalabilmesi ve akabilmesidir. Bu düşünce, metapsikolojinin (M01-D01) ekonomik bakış açısının ilk ve en somut biçimidir.
Yaygın yanlış"Bilimsel Psikoloji Projesi, Freud'un yayımladığı bir kitaptır."
Freud metni yayımlamadı ve ona bu adı vermedi. El yazması 1950'de, mektuplarla birlikte Londra'da basıldı; Almanca başlık "Entwurf einer Psychologie" (Bir psikoloji taslağı) editörlerin seçimidir. İngilizceye 1954'te çevrildi ve "Project for a Scientific Psychology" adı oradan yerleşti.
Mekanizma
Trende başlayan bir taslak
El yazmasının 1950 baskısındaki editör notu, metnin takvimini Freud'un kendi mektuplarından ve sayfalardaki tarihlerden çıkarır. Freud Eylül 1895'te Berlin'de bir buluşmadan dönerken yazmaya trende başladı; sayfaların bir kısmı kurşunkalemle yazılmıştır. İlk iki bölüm 25 Eylül'de bitti, üçüncüsüne 5 Ekim'de başlandı ve gönderi 8 Ekim'de Berlin'e yola çıktı. Bastırma üzerine olacak bir dördüncü bölüm, Freud'un "bilmecenin çekirdeği" saydığı konu, hiç tamamlanmadı.
Metnin ilk cümlesi hedefini açıkça koyar: amaç, doğa bilimi olan bir psikoloji ortaya koymak, yani ruhsal süreçleri gösterilebilir maddi parçaların nicelikçe belirlenmiş durumları olarak anlatmaktır. Freud iki ana düşünce sayar. Etkinliği dinlenmeden ayıran şey hareket yasalarına bağlı bir niceliktir; maddi parçacıklar ise nöronlardır. Nöron öğretisini M02-D01 açmıştı; Freud o yıllarda yeni yerleşen bu görüşü bir zihin kuramının temeline koyuyordu.
Modelin ilk kuralı, Freud'un nöronlara verdiği bir eğilimdir.
Bu eklemenin gerekçesi bir ifadeyle verilir: yaşamın zorunluluğu (Not des Lebens). Dışarıdan gelen bir uyarıdan çekilerek kurtulabilirsin; açlıktan, soluk ihtiyacından, cinsellikten kurtulamazsın. Bunlar ancak dış dünyada bir şey gerçekleşince diner; sistem bu yüzden bir miktar nicelik biriktirmek zorundadır.
Üç sistem ve geçitler
Freud nöronları, nicelik geçirdikten sonra değişip değişmediklerine göre ayırdı. Bazı nöronlar niceliği hiç direnç göstermeden geçirir ve her uyarıdan sonra eski hâline döner; bunlar algıya hizmet eder ve Freud onlara φ (fi) adını verdi. Ötekiler niceliği zorlukla, kısmen geçirir; her geçişten sonra başka bir durumda kalırlar. Freud bunlara ψ (psi) dedi ve belleğin, büyük olasılıkla bütün ruhsal süreçlerin taşıyıcısı saydı. Aradaki farkı, nöronların birbirleriyle karşılaştıkları noktalara yerleştirdi.
Sinapsın bugünkü tarifi Terapi S01-P01-D02'de. Tıp tarihçisi E. M. Tansey'nin 1997'deki kısa yazısına göre sözcük ilk kez 1897'de, Michael Foster'ın fizyoloji ders kitabının yedinci baskısında göründü; kavramı fizyolojik olarak geliştiren, sinir sistemi cildinde Foster'a yardım eden Charles Sherrington'dı, kelimeyi ise Cambridge'li bir klasik filolog önerdi. Freud'un bariyeri bu yüzden bir buluşun öncülü gibi okunur, ama aynı yıllarda nöronlar arasındaki temas başka nörologların da sorusuydu.
Bütün geçitler eşit açık olsaydı, diye düşündü Freud, hiçbir yol ötekinden ayrılmaz ve bellek olmazdı. Bir yolu kolaylaştıran, izlenimin niceliği ve tekrar sayısıdır.
Bilinç için Freud üçüncü bir sistem ekledi: ω (omega), algı nöronları. Bilincin nitelikleri, renk, ses, haz ve acı, bu sistemdeki süreçlerin öznel yanıydı.
Freud'un bu çekingenliği, bir asır sonra "zor problem" (Temel Psikoloji, M06-D01) adıyla tartışılan soruya yakın bir yerde durur. Yine de Freud bir felsefe sorusu sormuyordu; elindeki araçların sınırını not ediyordu.
İstek, halüsinasyon ve bir nöron öbeği
İstek de burada ilk kez bir mekanizma olarak kurulur. Freud'un deyişiyle çaresiz bir varlık, en açık örneğiyle aç bir bebek, kendi başına doyamaz; bir yabancının yardımı gerekir ve bir doyum yaşantısı olur. Bu yaşantı, doyurucu nesnenin anı-imgesi ile ihtiyaç anında uyarılan nöronlar arasında bir kolaylaştırma bırakır. İhtiyaç geri gelince nicelik o anı-imgesine akar ve onu canlandırır.
Freud bu canlanmanın ilk sonucunu açıkça yazar: algıyla aynı şeyi üretir, yani bir halüsinasyonu. Bebek bu imgeye göre davranırsa hayal kırıklığı kaçınılmazdır, çünkü gerçek bir nesne yoktur. Anıyı algıdan ayırmak için Freud iki araç önerdi: ω sisteminden gelen bir gerçeklik işareti ve sürekli belli bir nicelikle dolu tutulan, bu akışı frenleyebilen bir nöron öbeği. Bu öbeğe "ben" (Almanca das Ich) adını verdi.
Frenlenmemiş akışa birincil süreç, frenlenip gerçeklik işaretine göre denetlenen düşünmeye ikincil süreç dedi. Ayrımın sonraki ve daha tanınmış biçimi M03-D08'in konusudur; burada dikkat çekici olan, ayrımın ilk kez nöronlar ve nicelikler diliyle yazılmasıdır. Freud aynı bölümün sonunda rüyaya geçer: uykuda benin taşıdığı nicelik çekildiği için birincil süreci frenleyen deneyimler de devreden çıkar.
Yaygın yanlış"Freud'un 'ben' kavramı ilk kez 1923'teki yapısal modelde ortaya çıktı."
1923 kitabı yapısal modeli kurdu, ama "ben" sözcüğü 1895 el yazmasında, akışı frenleyen ve sürekli dolu tutulan bir nöron öbeğinin adı olarak geçiyor. 1950 baskısının editörleri bu erken benin, otuz yıl sonra Freud'un düşüncesinde yeniden etkili olduğunu yazdı.
El yazmasının ikinci bölümü bu düzeneği histeriye uygular. Freud, bir hastanın bugünkü korkusunun ancak ergenlik sonrasında anlam kazanan daha eski bir anıya bağlandığı bir örnek üzerinden, bir anının yaşandığı andan çok sonra etkili olabileceğini tartışır. Bu fikrin klinik bağlamı M02-D06'da izlendi.
Defterin kapanışı
Coşkulu yazım haftalarını kısa sürede kuşku izledi. 29 Kasım 1895 tarihli mektupta Freud, psikolojiyi hangi ruh hâli içinde kuluçkaya yatırdığını artık anlamadığını yazar; metni dostuna nasıl yükleyebildiğini kavrayamadığını ekler ve onu bir tür delilik diye anar. Freud dosyayı yine de hemen kapatmadı. 1 Ocak 1896 tarihli mektupta üç nöron türünün ilişkisini, özellikle algı nöronlarının yerini, yeniden düzenlemeyi denedi.
Editörlerin notuna göre 6 Aralık 1896 tarihli mektuptaki taslak artık Rüyaların Yorumu'nun yedinci bölümündeki modele çok yakındı; bundan sonra ruhsal aygıtı beyin fizyolojisiyle anlatma ilgisi söndü.
Freud bırakma gerekçesini tek bir yerde toplamadı. 1950 baskısının editörleri, beyin fizyolojisindeki varsayımların çöküşünün başka düşünceleri de bir süre beraberinde götürdüğünü yazdı. El yazmasının kendisi bir sınırı açıkça gösterir: Bastırmayı açıklayacak bölüm yazılamadı ve Freud'un kliniğindeki asıl soru oydu. Richard Brockman, 2018'de bir nörobilim dergisinde yayımlanan görüş yazısında, kararı bir yön seçimi olarak okur: Beyinde bulunamayan birleştirici ilke zihnin kendisinde aranmaya başlandı.
Usta katmanı
1950'den sonra psikanalistler el yazmasını önce sonraki kavramların kaynağı olarak okudu; nörobilimcilerin nöron diline ilgisi yetmişli yıllarda geldi.
En etkili ürün, nöropsikolog Karl Pribram ile psikanalist Merton Gill'in 1976'da New York'ta yayımladığı Freud's "Project" Re-assessed (Freud'un "Proje"si yeniden değerlendirildi) kitabıdır. Altbaşlığı iddiayı gösterir: çağdaş bilişsel kuram ve nöropsikolojiye bir önsöz. Pribram sonraki bir yazısında kendisini metne çekenin bellek temelli bir güdülenme kuramı ve nöral işlemeye dair bir tür Ohm yasası olduğunu anlatır.
Bir başka yeniden okuma, Freud'un nicelik dilini bugünkü hesaplamalı sinirbilime bağladı.
Psikiyatrist ve analist Myron Glucksman 2016'da daha temkinli yazar: Freud'un elinde sonraki yüzyılın bilgisi ve teknolojisi yoktu, bilinçli ve bilinçdışı süreçlerin sinirbilimi de bugün hâlâ tam anlaşılmış sayılmaz.
Mark Solms'un öncülük ettiği nöropsikanaliz de el yazmasını psikanaliz ile sinirbilim arasındaki ilk köprü denemesi sayar; bu akımın iddiaları ve eleştirileri M19-D07'de.
Yaygın yanlış"Freud sinapsı keşfetti."
El yazmasındaki kontak bariyeri bir varsayımdır; Freud onu mikroskop altında görmedi ve bir deneyle göstermedi. Nöronlar arasındaki bağlantının fizyolojik kavramı Sherrington'ın çalışmalarıyla gelişti, "sinaps" sözcüğü de 1897'de dolaşıma girdi.
Kanıtın sınırı
El yazmasının bugünkü değeri üzerine söylenenlerin önemli bir kısmı geriye bakarak kurulan benzerliklere dayanıyor. Bir 1895 terimini bugünkü bir bulguya eşlemek kolay; eşlemenin bir öngörü olduğunu göstermek zor. Freud'un nicelik kavramının birimi yoktu, kontak bariyerleri ölçülmedi, φ, ψ ve ω sistemleri bir beyin bölgesine bağlanmadı. "Önceden sezdi" diyen okumalar metindeki tutmayan varsayımları genellikle saymıyor; bu yüzden tutan birkaç benzerlikten bir başarı oranı çıkarmak mümkün değil.
İkinci sınır metnin kendisiyle ilgili. Elimizdeki yazı aceleyle yazılmış, yarım kalmış bir taslaktır; hangi fikrin Freud'un kalıcı görüşü, hangisinin geçici bir deneme olduğu, okuyanın yorumuna kalıyor ve tartışılıyor. Bırakılışın nedeni de tek bir belgeden okunmuyor; mektuplar ve sonraki kitaplar arasında kurulan bağlantılar tarihçilerin yorumudur. Modelin dayandığı gözlemler Viyanalı bir hekimin histeri ve zorlantı hastalarından geliyordu. Freud'un bu sınırlı klinik gözlemi bütün insan sinir sistemine genellemesi, metnin ilk sayfasından itibaren sınanmamış bir adımdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud 1895 sonbaharında, ruhsal süreçleri nöronlarda dolaşan bir nicelikle açıklamayı amaçlayan bir el yazması yazdı ve Fliess'e gönderdi; metni hiç yayımlamadı, başlığını da 1950'deki editörleri koydu.
Modelde bellek, nöronların temas noktalarındaki dirençlerin tekrarla azalmasıyla açıklandı; bilinç, nedenini açıklamaya girişmeden ayrı bir algı sistemine bağlandı. İstek, halüsinasyon ve onu frenleyen bir ben, ilk kez bu sayfalarda bir arada göründü.
Birkaç hafta içinde metne yabancılaşan Freud, beş yıl sonra Rüyaların Yorumu'nun yedinci bölümünde ruhsal aygıtı anatomiden bilerek ayırdı; nöronlar modelden çıktı, kurduğu ilişkilerin bir kısmı psikolojik terimlerle kaldı.
Bugünkü yeniden okumaların bulduğu benzerlikler sonradan kuruldu; Freud'un modelini sınamış olmuyorlar.
M02 bir nörologla açıldı ve bu el yazmasıyla kapanıyor. Arada Paris'teki gösteriler, Breuer'in hastasının adını koyduğu konuşma, katartik yöntemin sınırları, alına konan elin yerini alan çağrışım, bırakılan baştan çıkarma kuramı ve Berlin'e giden mektuplar vardı. Modülün sonunda Freud, hasta odasında öğrendiklerini kendi kurduğu bir dilde yazmaya hazırlanıyor.
Sonraki derse köprü
El yazmasında aç bebeğin anı-imgesini canlandıran istek, gerçeklik işaretinden habersiz kaldığında bir halüsinasyon üretiyordu; Freud aynı sayfalarda uykuyu, benin frenini gevşettiği ve bu akışın serbestleştiği saatler olarak anmıştı. Beş yıl sonra nöronlar sahneden çekildi; istek ile rüya arasındaki bağ ise kalanların arasındaydı. Modül 3 (Düşlerin Yorumu) bu bağı bir teze dönüştüren kitapla açılıyor. «Rüya bir istek doyumudur» başlıklı M03-D01, Freud'un rüyayı bir isteğin gerçekleşmesi olarak tanımlarken neye dayandığını soracak; sıkıntı veren ya da korkutan rüyalar gibi tezi zorlayan örnekleri okurlardan önce Freud'un kendisinin nasıl masaya koyduğunu da gösterecek.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.