İçeriğe geç

M02-D07

Fliess mektupları ve öz-analiz

Freud'un Fliess'e mektuplarının kuramın doğuşunu nasıl belgelediğini ve öz-analizin rolünü açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M02, Hipnozdan konuşma kürüne · 3.093 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Fliess mektupları, Freud'un yayımlanmış eserlerinin arkasındaki taslak düşünceyi gösterir; değerleri de sınırları da buradan gelir.

Fliess Berlinli bir kulak burun boğaz hekimiydi; burun ve dönemsellik kuramları bugün bilimsel geçerlik taşımıyor, ama Freud'un yalnız yıllarındaki muhatabıydı.

1895'teki ameliyatın yazışması, Freud'un yargısının bir dostluk içinde nasıl kaydığını belgeliyor; bu mektuplar 1950 seçmesine alınmadı.

1897 sonbaharında Freud kendi üzerine yaptığı incelemeden evrensel bir sonuca vardı, kasımda da bu incelemenin sınırını kendisi yazdı.

1912'de başkasından analiz alma şartı desteklendi; öz-analiz o şarttan sonra gelen bir devam olarak kaldı.

Açılış sahnesi

Kemeraltı'nda, bir hanın üst katında küçük bir sahaf dükkânı. Haluk sabah bir ev boşaltmasından dönmüş; tezgâhta iple bağlanmış bir deste mektup var. Hepsi aynı elden çıkmış, 1960'larda Ankara'dan İzmir'e, bir arkadaşa yazılmış. Necla kırk yıl mahalle eczanesi işletmiş, emekli olunca eski reçete defterleri toplamaya başlamış; her cumartesi uğruyor.

Necla birkaç mektubu okuyor. "Adam her şeyi yazmış," diyor. "Kızının hastalığını, işten atılmasını, babasıyla küslüğünü. Peki öteki taraf? Arkadaşı ne cevap vermiş?"

"O cevaplar yok," diyor Haluk. "Mirasçı kadın, babasının bir zamanlar gelen mektupları yaktığını anlattı. Bunlar arkadaşın evinden çıktı. Yazan yakmış, alan saklamış."

Necla son mektubu açıyor. Altında bir not: "Bunları okuduktan sonra yırt." Haluk omuz silkiyor. "Yırtılmamış işte. Şimdi kime satacağımı düşünüyorum."

Haluk da dükkânı da Necla da bu derse ait birer kurgu; tek taraflı kalmış, yakılması istenmiş ama saklanmış bir yazışma ise psikanaliz tarihinin en çok okunan belgelerinden birinin tam tarifi.

Bu derste ne olacak

1887 ile 1904 arasında Freud, Berlin'de yaşayan bir hekime yüzlerce mektup yazdı. Bu mektuplarda hastalarını, kuram taslaklarını, kendi rüyalarını ve babasının ölümünden sonra kendi üzerine yürüttüğü incelemeyi anlattı. Karşı tarafın cevapları bugün elimizde değil.

Önce muhatabı tanıyacağız: Wilhelm Fliess'in burun ve dönemsellik kuramlarını. Sonra 1895'te bir ameliyatın mektuplara nasıl yansıdığını, 1896 ile 1897 arasında Freud'un kendi üzerine yönelttiği incelemeyi ve bu incelemenin sınırını kendisinin nasıl yazdığını izleyeceğiz. Son bölümde mektupların nasıl kurtarıldığını, nasıl kısaltıldığını ve iki dostun nasıl bir öncelik kavgasıyla ayrıldığını göreceğiz.

Sıfır noktası

Freud'un 1890'lardaki kuramını yayımlanmış kitaplarından okumak, bir binayı yalnız bitmiş cephesinden görmeye benzer. Mektuplar iskeleyi gösterir: bırakılan fikirleri, yarım taslakları, bir hafta coşkuyla yazılıp ertesi ay geri alınan cümleleri. Bu yüzden tarihçiler için değerlidir; aynı nedenle dikkatle okunmaları gerekir. Bir mektup, yazıldığı günün ruh hâlini ve alıcısını taşır.

Yaygın yanlış"Freud'un özel mektupları, onun gerçekte ne düşündüğünü yayımladığı eserlerden daha doğru gösterir."
Doğrusu

Mektuplar düşüncenin taslak hâlini gösterir ve bu yüzden değerlidir. Ama taslak, son biçimden daha doğru sayılmaz; Freud birçok mektup fikrini sonradan kendisi geri aldı. Mektup ile eser birbirini tamamlar.

Mekanizma

Berlin'deki muhatap

Wilhelm Fliess 1858'de doğdu, 1928'de Berlin'de öldü. Berlin'de çalışan bir kulak burun boğaz hekimiydi. 1887'de Viyana'da bulunduğu sırada, Josef Breuer'in önerisiyle Freud'un derslerine katıldı ve yazışma o yıl başladı. İkisi de o yıllarda nevrozların kökünde cinsel yaşamın bir payı olduğunu düşünüyordu; Freud'un mektuplarında Fliess hem dost, hem ilk okur, hem de yalnız kaldığı bir alanda tek muhatap olarak görünür.

Fliess'in kendi kuramları iki yöne gidiyordu. 1890'larda yayımladığı kitaplarda burun ile cinsel organlar arasında bir bağ öne sürdü ve burnun iç yapısında cinsel bölgelerle ilişkili noktalar tarif etti. İkinci uğraşı yaşamın dönemselliğiydi: kadınlarda 28 günlük, erkeklerde 23 günlük cinsel döngüler olduğunu savundu ve hastalık belirtilerinin bu döngüleri izlediğini düşündü.

Freud'un bu kuramları ciddiye alması, o dönem tıbbında yaygın olan refleks nevrozu düşüncesiyle birlikte okunmalıdır. Mektuplarda Freud, Fliess'in sayılarını zaman zaman kendi gözlemlerine uygulamaya çalışır. Aynı mektuplar, Freud'un elinde başka hiçbir yerde bulunmayan taslakları da Berlin'e taşır: 1890'ların ortasında yazdığı harflerle sıralanmış "müsveddeler" ve 1895 sonbaharında kaleme aldığı nörolojik zihin modeli bunlardan bazılarıdır.

Mart 1895: bir ameliyatın yazışması

Emma Eckstein 1865'te Viyana'da doğdu, Freud ailesinin tanıdığı bir ailenin kızıydı ve 1890'ların ortasında Freud'un hastasıydı. 1895'in başında Freud, Fliess'in onun burnundan bir kemik çıkarmasını önerdi; Fliess Viyana'ya gelip ameliyatı yaptı ve Berlin'e döndü. Sonraki günlerde hasta ağır kanamalar geçirdi. 8 Mart 1895 tarihli mektupta Freud, çağrılan başka bir cerrahın burun boşluğundan iki hafta boyunca orada kalmış uzun bir gazlı bez parçası çıkardığını ve hastanın neredeyse öldüğünü anlatır.

Mektubun dikkat çeken yanı, Freud'un hemen Fliess'i rahatlatmaya çalışmasıdır. Bir yıl sonra, 4 Mayıs 1896'da, hastanın kanamalarına dair kendi açıklamasını not eder: kadının özlemden kanadığını yazar. Kanama, cerrahi bir hatanın sonucu olarak değil, hastanın ruhsal durumunun bir ifadesi olarak okunmaya başlanmıştır.

Bu mektuplar 1950'deki ilk baskıda yer almadı; 1966'da Freud'un hekimi Max Schur'un bir yazısıyla gün ışığına çıktı, tam metinleri ise 1985'te yayımlandı. Eckstein'ın kendisi ise tarihe yalnız hasta olarak geçmedi. 1897 civarında kendisi de hastalarla analitik bir çalışma yürüttü; bu yüzden bazı tarihçiler onu ilk kadın analistlerden biri sayar. 1924'te öldü. Bir hastalık adı koymak bu dersin işi değil; mektupların gösterdiği, bir kadının yaşadığının iki erkeğin dostluğu içinde nasıl yorumlandığıdır.

Babanın ölümü ve kendi üzerine dönüş

Jakob Freud 23 Ekim 1896 gecesi öldü. Freud üç gün sonra Fliess'e cenazeyi yazdı. 2 Kasım 1896'da ise, resmî bilincin arkasındaki karanlık yollardan biriyle, babasının ölümünün onu derinden etkilediğini anlattı. Sonraki aylarda Freud, hastalarında aradığı şeyleri kendi rüyalarında ve anılarında aramaya başlar.

1897 sonbaharı bu incelemenin en yoğun dönemidir. 21 Eylül tarihli mektupta Freud, kendi deyişiyle artık nevrotik kuramına inanmadığını yazar; bu mektubun içeriği ve gerekçeleri M02-D06'nın konusudur. 3 Ekim'de öz-analizinin dört gündür rüyalarda sürdüğünü bildirir. 15 Ekim'de onu şu an elindeki en önemli şey diye anar. Mektubun Oidipus'a uzanan içeriğini M02-D06 aktardı; burada dikkat çeken, Freud'un kendi çocukluğuna dair bir bulguyu birkaç satır içinde herkese genişletmesi. Bu fikrin sonraki biçimi M05-D04'te ayrıca ele alınacak; asıl soru iddianın yoludur: tek kişilik bir incelemeden, birkaç hafta içinde, bütün insanlara dair bir sonuca.

Bir ay sonra, 14 Kasım 1897'de, Freud bu yolun sınırını kendisi not eder. Kendini ancak nesnel olarak edinilmiş bilgilerle, sanki bir yabancıymış gibi çözümleyebileceğini; gerçek bir öz-analizin imkânsız olduğunu, öyle olmasaydı hastalık diye bir şey olmayacağını yazar. Cümle incelemenin değerini inkâr etmiyor, aracın kör noktasını kayda geçiriyor.

Rüyaların Yorumu'nun 1908 tarihli ikinci baskı önsözünde, kitabın kendisi için ancak bitirdikten sonra anladığı öznel bir anlamı olduğunu yazar: kitap, öz-analizinin bir parçası, babasının ölümüne verdiği tepkiydi. Kitaptaki rüya örneklerinin önemli bir kısmı yazarın kendi rüyalarıdır.

Öz-analizden eğitim analizine

1912'de, hekimlere yönelik teknik tavsiyelerinde Freud, yıllar önce nasıl analist olunur sorusuna "kendi rüyalarını çözümleyerek" diye cevap verdiğini hatırlatır. Ardından bunun herkese yetmediğini ekler. Başkalarını analiz etmek isteyen herkesin önce bir uzmandan analiz alması şartını koyduğu için Zürih okuluna övgüyle teşekkür eder. Analistin çözülmemiş her bastırmasını, Wilhelm Stekel'den aldığı bir benzetmeyle, analitik algısında bir "kör nokta" diye anar.

Aynı sayfada bir uyarı daha vardır. Bu önlemi küçümseyen analistin, kendi kişiliğinin özelliklerini belirsiz bir öz-algıyla genel geçer bir kuram olarak bilime yansıtma tehlikesine düşeceğini yazar. 1897'deki mektupla yan yana okunduğunda cümle ilginç bir yankı taşıyor: kendinde bulduğunu evrensel sayma adımı, 1912'de bir tehlike olarak tarif ediliyor. Öz-analiz ise ortadan kalkmaz; Freud ona yeni bir yer verir: başkasıyla yapılan analizden sonra bir devam olarak sürdürülen inceleme.

Bu geçişin kurumsal sonucu M01-D08'de anlatıldı: 1920'lerden itibaren adayın deneyimli bir analistle kendi analizini yapması eğitimin zorunlu parçası oldu. Freud'un kendisi ise kimseden analiz almadı.

Yaygın yanlış"Freud öz-analizini tek başına, kimseye bir şey anlatmadan yaptı."
Doğrusu

İnceleme bir analist olmadan yapıldı; ama Freud onu bir muhataba yazarak yürüttü. Bazı tarihçiler Fliess'in bu süreçte bir dinleyici işlevi gördüğünü düşünür; bu bir yorumdur ve Fliess'in cevapları olmadan sınanamaz.

Usta katmanı

Fliess'in Freud'a yazdıkları bugün neredeyse tamamen kayıp; bu kayıp genellikle Freud'un onları yok etmesine bağlanır. Freud'un yazdıklarını ise Fliess'in ölümünden sonra dul eşi Berlinli bir sahafa sattı; Aralık 1936'da sahaf Reinhold Stahl, 270 mektubu, eklerini ve 1895 taslağını içeren defterleri Marie Bonaparte'a sattı. Freud, haberi alınca hiçbirinin sonraki kuşakların bilgisine geçmesini istemediğini yazdı ve yok edilmelerini istedi. Bonaparte reddetti; belgeleri önce Viyana'da bir bankaya koydu, savaş yıllarında Paris ve Londra üzerinden korudu.

1950'de Londra'da Aus den Anfängen der Psychoanalyse (Psikanalizin başlangıçlarından) adıyla bir seçme yayımlandı. Editörleri Marie Bonaparte, Anna Freud ve Ernst Kris'ti. Seçmede 270 mektubun 168'i yer alıyordu ve bu 168 mektubun 120'den fazlasında kesinti vardı. Tam metin 1985'te Jeffrey Moussaieff Masson'ın çevirisi ve editörlüğüyle Harvard University Press'ten çıktı.

Dostluğun sonu da bir mektupla geldi. Rycroft'un aktardığına göre Freud 7 Ağustos 1901 tarihli mektupta, Fliess'in erkekler arası dostluğa duyduğu küçümsemeyi paylaşmadığını yazdı. Yazışma 1904'te bir öncelik tartışmasıyla bitti. Otto Weininger'in 1903'te çıkan Geschlecht und Charakter (Cinsiyet ve karakter) kitabında Fliess, her insanın iki cinsiyetin özelliklerini taşıdığına dair kendi fikrini buldu. Fikrin Freud'dan, Freud'un analiz ettiği Hermann Swoboda'ya, Swoboda'dan da Weininger'e geçtiğini düşündü. Freud, Swoboda'nın öğrencisi değil hastası olduğunu, analiz sırasında ona bu fikirden söz ettiğini kabul etti. Fliess 1906'da tartışmayı In eigener Sache (Kendi davam üzerine) adlı bir broşürle kamuya taşıdı ve Freud'un özel mektuplarından parçalar yayımladı.

Aynı belge bugün çok farklı okunuyor; Sobolewska 2023'te mektupları bir sevgi söyleminin örneği olarak okur ve Freud'un yazışmanın yayımlanmasından çekinmesini, dönemin erkekler arası yakınlığa bakışıyla birlikte düşünür.

Öz-analizi doğrudan ölçen bir araştırma yok; kendine dönük dikkatin hangi biçiminin anlayışa vardığı ise sınanıyor. Günlük tutmak, Freud'un mektuplarına benzeyen gündelik bir pratik.

Yaygın yanlış"Fliess mektuplarını bugün okuduğumuz biçimiyle Freud yayımladı."
Doğrusu

Freud mektupların yok edilmesini istedi. 1950'deki seçmeyi Bonaparte, Anna Freud ve Kris hazırladı ve metni ciddi biçimde kısalttı; mektupların tamamı 1985'e kadar okurdan uzak kaldı.

Yaygın yanlış"Öz-analiz, bugün de bir analist olmanın kabul gören yoludur."
Doğrusu

Freud 1912'de bu hazırlığın herkese yetmediğini yazdı ve başka birinden analiz alma şartını destekledi. Psikanalitik kurumlarda eğitim analizi zorunlu oldu; öz-analiz, bu analizden sonra sürdürülen bir inceleme olarak yer aldı.

Kanıtın sınırı

Bu dersin dayandığı kayıt tek taraflıdır. Fliess'in cevapları olmadan, Freud'un mektuplarda anlattığı her şeyi yalnız Freud'un sesinden duyuyoruz; Eckstein'ın kanamasını Fliess'in nasıl açıkladığını, 1897'deki fikirlere nasıl karşılık verdiğini bilmiyoruz. Mektuplar o günün ruh hâliyle yazılmış taslaklardır; hangi cümlenin kalıcı bir görüş, hangisinin bir haftalık coşku olduğunu ayırmak tartışmaya açık bir yorum işidir.

Öz-analizin kendisi de sınanabilir bir yöntem olarak değil, bir kişinin kendi bildirimi olarak elimizde. Freud'un kendinde bulduğu bir olguyu evrensel sayması, Viyanalı, Yahudi, orta sınıf bir aile babasının deneyiminden genellemeydi; bu genellemenin başka kültürlerde, başka aile düzenlerinde tutup tutmadığı ayrı bir araştırma alanıdır ve mektuplar bu soruya cevap veremez. Bugünkü kendini düşünme araştırması ise öğrenci ve gönüllü örneklemlerinde, kesitsel ölçeklerle yürütüldü; sonuçlarını Freud'un öz-analizine ya da analitik eğitime doğrudan genellemek mümkün değil.

Kendin dene

Aklında kalsın

Fliess mektupları, Freud'un yayımlanmış eserlerinin arkasındaki taslak düşünceyi gösterir; değerleri de sınırları da buradan gelir.

Fliess Berlinli bir kulak burun boğaz hekimiydi; burun ve dönemsellik kuramları bugün bilimsel geçerlik taşımıyor, ama Freud'un yalnız yıllarındaki muhatabıydı.

1895'teki ameliyatın yazışması, Freud'un yargısının bir dostluk içinde nasıl kaydığını belgeliyor; bu mektuplar 1950 seçmesine alınmadı.

1897 sonbaharında Freud kendi üzerine yaptığı incelemeden evrensel bir sonuca vardı, kasımda da bu incelemenin sınırını kendisi yazdı.

1912'de başkasından analiz alma şartı desteklendi; öz-analiz o şarttan sonra gelen bir devam olarak kaldı.

Sonraki derse köprü

Stahl'ın 1936'da sattığı belgelerin arasında mektuplardan başka iki defter de vardı. Freud onları 1895 sonbaharında doldurmuş ve Berlin'e göndermişti: zihni sinir hücreleri, aralarındaki geçitler ve akan bir nicelik üzerinden açıklamaya çalışan bir taslak. Freud o taslağı bitirmedi ve hiç yayımlamadı. Bilimsel Psikoloji Projesi adıyla bilinen bu nörolojik model, M02-D08'in konusu: neyi açıklamaya çalıştığı ve Freud'un onu neden bir kenara koyduğu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.