İçeriğe geç

M02-D05

Hipnozdan serbest çağrışıma

Freud'un hipnozu neden bıraktığını ve serbest çağrışım kuralının nasıl doğduğunu anlatır.

Psikanaliz Akademisi — M02, Hipnozdan konuşma kürüne · 3.111 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Terapi Akademisi’nde: S05-P01-D01

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud'un 1895'te hipnozu bırakma gerekçesi dar ve somuttu: her hasta hipnoza girmiyordu ve nedenini kimse bilmiyordu.

Alına konan el, hipnoz ile temel kural arasındaki köprüydü; eleştirisiz söyleme isteği el kalkmadan önce hastaya söyleniyordu.

Emmy von N.'nin Mayıs 1889'daki itirazı bir belge olarak sınırlıdır: Freud o gün sorusunu geri çekti, hipnozu bırakmadı.

Direnç kavramı, hekimin zorlarken harcadığı emekten doğdu; bu yüzden zorlamayla birlikte büyüyebilen bir kavramdır.

Divanın 1913 gerekçesi Freud'un kendi sözüyle hem tarihsel hem kişiseldi; uzanmanın etkisini sınayan veri bugün de az.

Açılış sahnesi

Doğu Ekspresi Erzincan'ı geride bırakmış. Yusuf otuz yıl tır şoförlüğü yapmış, geçen hafta katarakt ameliyatı olmuş; sağ gözünde bant var, doktor ona pencereden gelen sert ışığa bakmamasını söylemiş. Koridor tarafında oturuyor. Karşısında Sevim, bir ilçe postanesinde otuz yıl telgraf memurluğu yapmış, gelen sözü harfi harfine yazmaya alışmış biri.

"Anlat bakalım," diyor Yusuf. "Ne görüyorsun?"

Sevim anlatıyor: karlı bir yamaç, bir çoban, uzakta bir köy, minaresi ince. Sonra birkaç saniye susuyor ve "Güzel bir yer," diye toparlıyor.

"Bir şeyi atladın," diyor Yusuf. "Sesin değişti."

Sevim gülüyor. "Yol kenarında çöp yığını vardı. Anlatmaya değmez."

"Ben o yolu yirmi yıl gidip geldim," diyor Yusuf. "O çöplüğün yanında bir lokanta vardı, kapandı mı onu merak ettim."

Bu kompartıman da bu iki yolcu da yazarın elinden çıktı; pencere başındaki yolcu benzetmesi ise Freud'un 1913 tarihli teknik yazısında duruyor ve bu ders, Sevim'in atladığı o çöp yığınının psikanalizin yöntemine nasıl yerleştiğini izliyor.

Bu derste ne olacak

Freud 1880'lerin sonundan 1890'ların ortasına kadar hastalarını hipnozla tedavi etmeye çalıştı. 1912 ve 1913'te yayımladığı teknik yazılarda ise hasta artık uyutulmuyor, bir divana uzanıp aklından geçeni söylemesi isteniyordu. Arada geçen yirmi yılın ortasında, uzun süre bir el duruyor: hekimin hastanın alnına koyduğu el.

Önce Freud'un hipnozla yaşadığı güçlüğü kendi 1895 metninden okuyacağız. Sonra alına konan eli, bir hastanın "bırakın anlatayım" itirazını ve hekimi zorlayan bir gücün nasıl bir kavrama dönüştüğünü göreceğiz. En sonda 1912'de adı konan kuralı, 1913'te gerekçesi yazılan oturma düzenini ve bugün terapi kayıtlarındaki konuşmayı ölçen araştırmayı ele alacağız.

Sıfır noktası

Serbest çağrışımın ne olduğu, yani kişiden aklına geleni ayıklamadan söylemesinin istenmesi, Temel Psikoloji'nin psikanaliz tarihi dersinde (M01-D05) tanımlandı; o tanım burada tekrarlanmıyor. Bu ders yöntemin doğum sırasını izliyor.

Başlangıç noktası M02-D03'ün anlattığı vakadır. Breuer'in hastası kendiliğinden hipnoza girer ve o hâlde konuşurdu. Freud bu yolu kendi hastalarında denemek istediğinde, hastalarının kendiliğinden böyle durumlara girmediğini ve hekimin onları bu duruma sokması gerektiğini gördü. Charcot'nun Paris'teki hipnozunu yakından görmüş, Nancy okulunun telkin anlayışını da tanımıştı (M02-D02). Asıl soru, bu aracın her hastada çalışıp çalışmayacağıydı.

Yaygın yanlış"Freud hipnozu bıraktı, çünkü hipnozun hiçbir işe yaramadığını anladı."
Doğrusu

Freud'un 1895 metnindeki gerekçe daha dar: belirtileri histeri tablosuna uyan hastaların hepsi hipnoza girmiyordu ve kimin gireceğini önceden bilmenin yolunu bulamamıştı. Hipnozun işe yaradığı hastalarda bile yöntemi tek başına yeterli görmemesinin nedenleri sonraki yıllarda birikti.

Mekanizma

Uyumayan hastalar

Ortak kitabın Freud'un kaleminden çıkan son bölümü, tedavi tekniğine ayrılmış olan, bu güçlüğü açıkça yazar. Freud Breuer'in yöntemini daha geniş bir hasta grubuna uygulamaya kalktığında iki engelle karşılaştığını söyler; birincisi, histerik belirtileri kuşku götürmeyen herkesin hipnotize edilemediğidir. Neden birinin girip ötekinin girmediğini kendisinin de başkalarının da bilmediğini ekler.

Freud burada bir tahmin yürütür. Bazı hastalar hipnoz denemesini daha baştan reddediyordu. Hipnoza girmeyenle girmeyi reddedenin aynı şeyi yaşıyor olabileceğini, ikisinin de bir istememe olabileceğini düşünür. Hemen ardından bu görüşü koruyup korumayacağından emin olmadığını yazar. Cümle bir sonuç bildirmiyor, bir şüpheyi kayda geçiriyor; ama sonraki yılların kavramı bu şüpheden büyüyecek.

Çıkış yolunu Freud Bernheim'dan aldığını söyler. Nancy'de, hipnozdan uyanan kişinin uyurken olanları hatırlamadığını iddia ettiği durumlarda, Bernheim ona hatırladığını söyleyip ısrar ediyordu ve anı geri geliyordu. Freud da hipnotize edemediği hastalara aynı ısrarla yaklaştı: uzanmalarını, gözlerini kapamalarını ve "yoğunlaşmalarını" istedi. Bunun hipnoza en azından bir benzerlik taşıdığını kendisi not eder. Hipnoz olmadan da yeni ve daha geriye uzanan anıların geldiğini gördü.

Alındaki el

Israr tek başına yetmeyince Freud, kendi deyişiyle küçük bir teknik hileye başvurdu. Hastaya, alnına bir baskı uygulayacağını ve bu baskı sürerken bir anının ya da bir düşüncenin aklına geleceğini söylüyordu. Gelen ne olursa olsun, aradığı şey olmadığını düşünse de, söylemesi hoş olmasa da, saklamamasını istiyordu. Metinde bu istek, keskin bir ünlemle geçer: eleştiri yok, geri tutma yok.

Freud bu yöntemin kendisine çok şey öğrettiğini, her seferinde amaca ulaştırdığını ve artık onsuz edemediğini yazar. Elin yerine başka bir işaretin de kullanılabileceğini ama hasta önünde yatarken alına baskının ya da başı iki elle tutmanın en telkin edici ve en rahat yol olduğunu ekler. Burada iki öğe yan yana duruyor. Hastaya verilen söz, eleştiri olmadan söyleme, sonraki kuralın neredeyse aynısıdır. El ise hipnozdan kalan telkindir.

Bu geçişte bir hastanın sesi de duyulur. Freud 1 Mayıs 1889'da tedavisine başladığı Frau Emmy von N.'yi derin hipnozla tedavi ediyordu; kitabın vakalar bölümündeki yeri M02-D04'te anlatıldı. Mayıs 1889'daki akşam notlarından birinde Freud, mide ağrılarının nereden geldiğini sorduğunda hastanın oldukça huysuz bir sesle ona, şunun bunun nereden geldiğini hep sormamasını, söyleyeceklerini anlatmasına izin vermesini söylediğini kaydeder. Freud kabul eder ve hasta hiçbir giriş yapmadan, ölen kocasından söz etmeye başlar.

Bu an, psikanaliz tarihi yazılarında sık sık yöntemin doğum sahnesi gibi aktarılır. Belgenin kendisi daha az şey söylüyor. Freud o tedavide hipnozu bırakmadı; masaj, banyo ve telkin sürdü. Not, hekimin bir kez sorusunu geri çektiğini ve hastanın konuşmasının başka bir yöne aktığını gösteriyor. Bunu bir kuralın başlangıcına dönüştüren şey, sonraki yılların okuması.

Zorlamanın direnci

Freud'un 1895 metninde, alın baskısının ve ısrarın neden emek istediği sorusu yöntemi kuramla birleştirir. Freud, hastayı hatırlamaya zorlamak kendisine çaba harcattığı için, aşması gereken bir gücün hastanın içinde olduğunu düşündüğünü yazar: hastalık yapan tasarımın bilince gelmesine karşı koyan bir güç. Ardından aynı gücün, belirtinin oluşumunda da çalışmış olabileceğini ekler. Hatırlamayı engelleyen ile unutturmuş olan aynı kuvvetse, hekimin elinde hissettiği zorluk hastalığın kendisi hakkında bir bilgidir.

Freud bu gücü Widerstand (direnç) diye adlandırdı. Terapi Akademisi'nde S05-P01-D01, kavramın bugünkü psikodinamik kullanımını, değişim isteyen birinin kendi değişimini yavaşlatan her şey olarak tanımlar ve onu bir engelden çok bir bilgi olarak okur. Burada görülen ise ilk adımdır: kavram, hastayı zorlayan bir hekimin yorgunluğundan doğdu.

Bu doğuşun bir bedeli var. Direnç, hekimin zorlamasına verilen karşılığın adıysa, zorlama ne kadar ısrarlı olursa o kadar çok direnç görünür. Hastanın "bilmiyorum" demesi bir karşı koyma, gerçekten bilmemesi ise aynı görünüşte bir durumdu ve 1895 metni bu ikisini ayırmanın bir yolunu vermiyor. Bu soru, sonraki dersin konusu olan yıllarda ağır bir soruya dönüşecek.

Kural ve divan

1912'de Freud "Zur Dynamik der Übertragung" (Aktarımın dinamiği üzerine) yazısında, hastanın direnç altına girdiğinde ihmal ettiği şeyi adıyla anar: eleştirisiz biçimde akla gelen her şeyin söylenmesi gerektiğini bildiren psikanalitik temel kural. Bir yıl sonra "Zur Einleitung der Behandlung" (Tedaviye başlarken) yazısında, kuralın hastaya nasıl söylendiğini örnekler. Hastanın bazı düşünceleri önemsiz, ilgisiz ya da anlamsız bulup geri tutmak isteyeceğini, bu eleştiriye asla uymamasını, hatta tam da bu yüzden söylemesini ister.

Aynı 1913 metninde trendeki yolcu benzetmesi geçer. Hasta, vagonun pencere tarafında oturup içeride oturana manzaranın gözünün önünde nasıl değiştiğini anlatan bir yolcu gibi davranmalıdır. Sevim'in çöp yığınını atlaması, metnin önceden tarif ettiği eleştiriydi.

Metnin son sayfaları oturma düzenine ayrılır. Freud hastayı bir dinlenme yatağına yatırmayı ve kendisi onun arkasında, görüş alanının dışında oturmayı önermeye devam ettiğini yazar. Bu düzenin tarihsel bir anlamı olduğunu, psikanalizin içinden çıktığı hipnotik tedaviden bir kalıntı olduğunu açıkça söyler. Ardından kişisel bir gerekçe verir: günde sekiz saat (ya da daha uzun) başkalarının bakışları altında olmaya dayanamadığını yazar. Dinlerken kendisi de bilinçdışı düşüncelerinin akışına bırakıldığı için yüz ifadesinin hastaya yorum malzemesi vermesini ya da onun anlattıklarını etkilemesini istemediğini ekler.

Usta katmanı

Sonraki kuşaklarda temel kuralın adındaki "serbest" sözcüğü sık tartışıldı. Kural, hastadan aklına geleni söylemesini isterken kendisi de bir talimattır ve onu veren biri vardır. Freud'un 1895'teki eli telkini açıkça taşıyordu; 1913'teki divan ise telkini görünmez kıldı, ama analistin varlığını kaldırmadı. Hasta neyi söyleyeceğine karar verirken arkasında oturan birinin dinlediğini bilir. Bu yüzden bazı yazarlar çağrışımın serbestliğini bir ideal, uygulamadaki konuşmayı ise kuralla ilişki arasında kurulan bir şey olarak okur.

Divan ise bugün de analitik pratiği bölen sorulardan biri. Celenza 2005'te, uzanmanın ve oturmanın analitik süreçte güvenliği korumak ya da algılanan tehlikelere karşı bir savunma kurmak için kullanılabileceğini tartışır. Analizlerin önemli bir kısmının bir dönem oturarak geçmesine karşın oturmanın tedavi etkisinin yeterince kuramlaştırılmadığını yazar. Bu, bir klinisyenin kavramsal tartışmasıdır.

Salgın yılları divanı başka bir sınavdan geçirdi. İtalyan Psikanaliz Derneği'nden 71 analistle yapılan bir ankette analistlerin hepsi tedaviyi görüntülü ya da sesli araçlarla sürdürmeyi seçmişti; geçişte zorlanan hastalarda güvensiz bağlanma daha sıktı (Reatto ve arkadaşları, 2023). Ölçümler analistlerin değerlendirmesine dayanıyor ve hastaların kendi bildirimi yok.

Bugünkü araştırma, kuralın bir hastada işleyip işlemediğini doğrudan ölçmüyor; konuşmanın kendisine bakıyor. Wilma Bucci'nin çok kodlu kuramından çıkan referans süreci ölçümleri, oturum dökümlerindeki dilin ne kadar canlı, somut ve ayrıntılı olduğunu bilgisayarla puanlıyor.

Bu iki çalışma ilgi çekici bir yönü gösteriyor. Freud'un kuralı hastanın söylediğine bakıyordu; ölçümlerin ikincisi, canlı dilin terapist tarafında da önemli olabileceğine işaret ediyor. Bu, divanın arkasında görünmez oturan analist imgesiyle tam örtüşmüyor.

Yaygın yanlış"Serbest çağrışım, aklına geleni rastgele söylemektir; hiçbir yönü yoktur."
Doğrusu

Freud bu konuşmayı hiçbir zaman rastgele saymadı; varsayımı, düşüncelerin kendiliğinden bir bağlantı izlediğiydi. Kuralın kendisi de bir yön verir: hasta bir odada, belli bir saatte, bir dinleyiciye konuşur. Serbest olan, ayıklamanın askıya alınmasıdır; bağlam ise baştan bellidir.

Yaygın yanlış"Divan hastayı rahatlatmak için icat edildi."
Doğrusu

Freud 1913'te divanı hipnozdan kalan bir düzen olarak anar; saydığı gerekçeler arasında kendi bakılmaya dayanamaması ve yüz ifadesinin hastayı etkilememesi var. Hastanın bu düzeni çoğunlukla bir yoksunluk gibi yaşadığını da aynı metinde yazar.

Kanıtın sınırı

Freud'un hipnozdan serbest çağrışıma geçişini anlatan başlıca kaynak Freud'un kendisi. 1895 metni bir hekimin kendi tekniğini savunduğu bir bölüm; kaç hastanın hipnoza girmediğini, alın baskısının kaç kez sonuç verdiğini bildiren bir sayım içermiyor. "Her seferinde" sözü bir yazarın beyanıdır ve tekrarlanabilir bir gözleme dayanmıyor.

Elin hangi yıl tamamen bırakıldığı da tartışmalı. 1895 ile 1912 arasında Freud'un tekniği adım adım değişti, ama bu değişimin tarihlenmiş bir kaydı yok; yazılar daha çok sonuçları anlatıyor.

Bugünkü kanıt da sınırlı bir yere bakıyor. Referans süreci çalışmaları oturumdaki dilin niteliğini ölçüyor; temel kuralın tek başına bir iyileşme sağladığını göstermiyor ve psikanalizde yapılanı başka terapilere genellemek için yeterli değil. Divanın etkisini oturarak yürütülen tedaviyle karşılaştıran kontrollü bir çalışmaya bu derste rastlanmadı. Kültür boyutu da açık: uzanmanın, bakışın ve bir yabancıya her şeyi söylemenin anlamı topluluktan topluluğa değişir ve 1913'teki düzenin farklı toplumlarda nasıl yaşandığı büyük ölçüde bilinmiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud'un 1895'te hipnozu bırakma gerekçesi dar ve somuttu: her hasta hipnoza girmiyordu ve nedenini kimse bilmiyordu.

Alına konan el, hipnoz ile temel kural arasındaki köprüydü; eleştirisiz söyleme isteği el kalkmadan önce hastaya söyleniyordu.

Emmy von N.'nin Mayıs 1889'daki itirazı bir belge olarak sınırlıdır: Freud o gün sorusunu geri çekti, hipnozu bırakmadı.

Direnç kavramı, hekimin zorlarken harcadığı emekten doğdu; bu yüzden zorlamayla birlikte büyüyebilen bir kavramdır.

Divanın 1913 gerekçesi Freud'un kendi sözüyle hem tarihsel hem kişiseldi; uzanmanın etkisini sınayan veri bugün de az.

Sonraki derse köprü

Alın baskısı yıllarında Freud, hastalarının çağrışımlarını izleyerek belirtilerin kökünü giderek daha erken yaşlarda aradı. 1896'da bu arayış bir kurama dönüştü: nevrozların temelinde çocuklukta yaşanmış cinsel istismarın bulunduğu görüşü. Freud birkaç yıl içinde bu görüşten kendisi uzaklaştı ve bu uzaklaşmanın gerekçeleri bugün de tartışılıyor. Konu ağır olduğu için dikkatle ve sakin bir dille ele alınacak; Baştan çıkarma kuramını, Freud'un onu neden kurduğunu ve neden bıraktığını M02-D06 anlatıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.