İçeriğe geç

M02-D04

Histeri Üzerine Çalışmalar

Breuer ve Freud'un ortak kitabının vaka yöntemini ve katarsis fikrini açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M02, Hipnozdan konuşma kürüne · 3.255 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Studien über Hysterie 1895'te yayımlandı; bir tezden, beş hasta öyküsünden ve iki ayrı kuram bölümünden oluşur. Tezi, 1893'te Neurologisches Centralblatt'ta çıkan Ön Bildiri'dir.

"Histerik kişi büyük ölçüde anılardan muzdariptir" cümlesi Breuer ile Freud'un ortak makalesine aittir ve "büyük ölçüde" sınırlamasını taşır. Yöntemin varsayımı, anının duygusuyla birlikte dile gelmesiydi.

İki yazar kopan anının kaynağında ayrıldı: Breuer bilincin dalgın, hipnozu andıran anlarına, Freud kişinin kabul edemediği bir şeyi uzaklaştırma çabasına baktı.

Katarsis sözcüğü Aristoteles'ten, tıbbi yorumu on dokuzuncu yüzyıl filolojisinden geldi. Bugünkü araştırma konuşmanın iyi geldiği hissini doğruluyor; duygunun yükünü boşaltarak azalttığı varsayımını ise desteklemiyor.

Açılış sahnesi

Eskişehir'de, bir apartmanın üçüncü katı. Cenazenin üzerinden kırk gün geçmiş; mutfak masasında hâlâ taziyeye gelenlerin bıraktığı lokum kutuları duruyor. Gönül kırk yıl adliyede zabıt kâtipliği yapmış, ablasını kaybetmiş. Rıfat terzi; dükkânı kapattıktan sonra eve erken gelmeye başlamış.

"Ağla," diyor Rıfat, çayı önüne koyarken. "İçinde tutma. Dökülsün, hafiflersin."

Gönül gözlüğünü çıkarıyor. "Bir aydır ağlıyorum, Rıfat. Her akşam. Hafiflesem söylerdim."

Rıfat bir şey diyecek oluyor, vazgeçiyor. Gönül devam ediyor: "Bizim kalemde bir hâkim vardı, tutanağa 'ağladı' yazdırmazdı. 'Ağladıysa ağladı,' derdi, 'ne söylediğini yaz.'"

Bu mutfak da içindeki iki kişi de uydurma; ama Rıfat'ın "içinde tutma, dökülsün" cümlesinin bir doğum tarihi var, ve o tarih 1893'te Viyana'da yayımlanan bir makaleye uzanıyor.

Bu derste ne olacak

M02-D03, Breuer'in 1880'lerin başında bir hastanın yatağı başında kurduğu düzeni ve o tedavinin yıllar sonra belgelerle sınanan sonunu izledi. Bu ders o tedavinin bir kitaba dönüştüğü yere bakıyor: Josef Breuer ile Sigmund Freud'un 1895'te birlikte imzaladığı Studien über Hysterie (Histeri Üzerine Çalışmalar).

Kitabın tezini iki yazarın 1893'teki ortak makalesinden okuyacak, sonra kitabın nasıl dizildiğine ve aynı kapağın altında iki yazarın nerede ayrıldığına bakacağız. Dersin sonunda "katarsis" fikrinin sonraki yüzyılda nereye gittiğini ve bugün duyguyu dışa vurmak üzerine ne bilindiğini soracağız.

Sıfır noktası

"Katarsis" Yunanca bir sözcük; arınma, temizlenme anlamına gelir. Aristoteles onu Poetika'da tragedyanın seyirci üzerindeki etkisini anlatmak için kullanmıştı: acıma ve korku uyandıran bir oyunun, bu duygulardan bir tür arınma sağladığını söylüyordu. Breuer ve Freud sözcüğü sahneden alıp hekimin odasına taşıdılar ve bir tedavi yönteminin adı yaptılar.

Tanım bir yöntemi anlatıyor, işe yarayıp yaramadığını söylemiyor. Kitabın önsözü de yöntemi "nörologun elinde geliştiği biçimiyle" sunar: bir hekim pratiğinin raporu olarak.

Yaygın yanlış"Katarsis Freud'un buluşudur."
Doğrusu

Sözcük Aristoteles'e uzanır ve on dokuzuncu yüzyılda tıbbi bir anlam kazanmıştı. Duyguyu yeniden yaşatarak tedavi etme fikrini Breuer ve Freud da tek başlarına sahiplenmedi: 1893 makalesinin bir dipnotu benzer bir olasılığı daha önce sezen yazarları, Delboeuf'u, Binet'yi ve Janet'yi adıyla anar. Kitabın kendi katkısı, fikri bir dizi hasta öyküsüyle bir tez olarak sistemleştirmesidir.

Mekanizma

1893: Anılardan muzdarip olmak

Kitabın çekirdeği, iki yazarın 1893'te Neurologisches Centralblatt dergisinin ilk iki sayısında yayımladığı "Über den psychischen Mechanismus hysterischer Phänomene" (Histerik fenomenlerin ruhsal mekanizması üzerine) adlı makale. Alt başlığı "Vorläufige Mittheilung", yani Ön Bildiri. İki yıl sonra kitabın ilk bölümü olarak aynen yeniden basıldı; önsöz onu kitabın "örneklenecek ve kanıtlanacak tezi" diye tanıtır.

Makale önce bir gözlemi aktarır: histerik belirtiler çoğu zaman yıllar önceki tek bir olayla, bir korku, bir utanç ya da bir ruhsal acı anıyla bağlantılıdır ve hasta bu bağlantıyı genellikle kendisi bilmez. Sonra cümlesi en çok aktarılan yere gelir. Yazarlar belirtinin nedeninin geride kalıp etkisini yitirmediğini, yıllar sonra da doğrudan etki ettiğini söyler ve cümleyi şöyle bağlar: "der Hysterische leide grösstentheils an Reminiscenzen", yani histerik kişi büyük ölçüde anılardan muzdariptir.

Makalenin ikinci kısmı bir soru sorar: Eski anılar neden solmadı? Yazarların cevabı, insanın bir yaşantıya verdiği tepkiyle ilgilidir. Ağlamak, öfkeyi söylemek, hatta bir hakareti sözle karşılamak duygunun büyük kısmını boşaltır; Almancanın "sich austoben, ausweinen" (öfkesini dökmek, ağlayıp boşalmak) deyimlerini kanıt olarak anarlar. Tepki bastırılırsa duygu anıya yapışık kalır.

Makale tedavinin etkisini de bu terimle açıklar: anlatım, takılıp kalan duyguya bir çıkış yolu açar. Kurulan yapı bir enerji benzetmesidir; duygu bir miktar gibi düşünülür, birikir, tıkanır, boşalır.

Bir tez, beş öykü, iki kuram

Kitap 1895'te Leipzig ve Viyana'da Franz Deuticke yayınevinden çıktı. İçindekiler sayfası yapıyı açıkça gösterir. Birinci bölüm Ön Bildiri'nin yeniden basımı. İkinci bölüm beş "Krankengeschichte" (hasta öyküsü): Breuer'in Fräulein Anna O.'su ve Freud'un dört hastası, Frau Emmy von N., Miss Lucy R., Katharina ve Fräulein Elisabeth von R. Üçüncü bölüm Breuer'in "Theoretisches" (Kuramsal) başlıklı uzun yazısı, dördüncü bölüm Freud'un "Zur Psychotherapie der Hysterie" (Histerinin psikoterapisi üzerine) başlıklı kapanışı.

Anna O. kitabın ilk vakasıdır ve tedavinin ayrıntısı M02-D03'ün konusudur. Freud'un dört öyküsü ise yöntemin onun elinde nasıl değiştiğini gösterir. Emmy von N.'nin tedavisinde Freud hâlâ derin hipnoz kullanır ve hastaya belirtilerinin geçeceğini telkin eder. Lucy R. bir İngiliz mürebbiye (Gouvernante); Freud'u ona götüren şey, hastanın sürekli duyduğu yanık bir hamur tatlısı kokusudur. Koku azaldığında yerine puro dumanı kokusunun geldiğini kaydeder. Katharina'yla Freud bir tatil sırasında, Alplerdeki bir dağ evinde karşılaşır; burada hipnoz bile denemez, yalnız konuşur. Elisabeth von R. ise bacak ağrılarıyla gelen genç bir kadındır ve Freud'un hipnozun dışında çalışmaya en kararlı biçimde yöneldiği vakadır; bu geçişin tekniğini sonraki derse bırakıyoruz.

Freud'un vaka öykülerinin bir öykü gibi okunduğunu kendisinin de yadırgadığı cümle Elisabeth von R. vakasının sonunda yer alır; bu cümleyi ve vaka yazımının kanıt değerini M01-D07 ele aldı. Dört öykü sırayla okunduğunda ortaya çıkan şey bir yöntem arayışının kaydıdır: her vakada Freud bir öncekinde işe yaramayan bir şeyi bırakır.

Yaygın yanlış"Histeri Üzerine Çalışmalar psikanalizin kurucu kitabıdır ve Freud'un tek başına yazdığı bir eserdir."
Doğrusu

Kitabın kapağında iki yazarın adı vardır; ilk vaka ve en uzun kuram bölümü Breuer'indir. Freud 1908'deki ikinci baskının önsözünde kitaptaki görüşleri yanlışlar olarak değil, değerli ilk yaklaşımlar olarak gördüğünü yazar ve katarsisin psikanalize dönüşümünü izlemek isteyene bu kitaptan başlamayı önerir. Kitabın 1895 metninde "psikanaliz" sözcüğü bir kez bile geçmez; yöntemin adı orada hâlâ katartik yöntemdir.

Aynı kapağın altında iki açıklama

Önsöz bir uyarıyla biter: kitapta yer yer farklı, hatta çelişen görüşler bulunacaktır ve bunun nedeni, olgularda anlaşıp yorumda ayrılan iki gözlemcinin doğal farkıdır. Ayrılığın merkezinde bir soru vardı: Bir anı neden normal bilinçten kopar?

Breuer'in cevabı Ön Bildiri'de de yer alır ve kuram bölümünde genişler. Bazı insanlar, hayal kurarken, yorgunken ya da uzun bir hasta bakımı sırasında, uykuyla uyanıklık arasında bir durumda yaşar. Bu durumda gelen bir yaşantı, sıradan bilincin bağlantılarına hiç girmeden ayrı bir grup olarak kalır.

Breuer kuram bölümünde bu durumların kökeni hakkında az şey söyleyebildiğini, çünkü elinde Anna O. dışında bunu aydınlatacak bir gözlem olmadığını yazar. Freud'un kapanış bölümü ise başka bir yöne bakar. Tedavi sırasında hastaların hatırlamaya karşı koyduğunu gördüğünü anlatır ve bundan bir sonuç çıkarır: hastanın benliğiyle bağdaşmayan bir tasarım, bir savunma güdüsüyle bilinçten uzaklaştırılmış olabilir. Ayrılan duygunun bedensel bir belirtiye dönüştüğünü de "Konversion" (dönüşüm) adıyla anar.

Savunma kavramının bugünkü klinik kullanımını Terapi akademisi (S05-P01-D01) tanımladı; burada izlediğimiz, kavramın bir tarihsel adımda ilk kez Breuer'in açıklamasıyla yarışa girmesi.

Kitabın sonrası

Kitap yayımlandığında görüşleri böldü. Psikiyatr Eugen Bleuler'in onu olumlu karşıladığı, ama sonuçların telkinden doğmuş olabileceğini not ettiği aktarılır: Ön Bildiri'nin kendine sorduğu soru dışarıdan geri dönüyordu.

On üç yıl sonra kitap tükenmişti ve yayıncı yeni bir baskı istedi. 1908 baskısına iki yazar ayrı ayrı önsöz yazdı. Breuer, konuyla o zamandan beri fiilen uğraşmadığını, sonraki gelişmelere bir katkısı olmadığını ve 1895'te yazılanlara yeni bir şey ekleyemeyeceğini söyledi. Freud ise metni değiştirmemeyi seçti, çünkü on üç yılın getirdiği değişiklikleri eski anlatıya eklemek kitabın özünü bozacaktı.

Usta katmanı

Sözcüğün ödünç alındığı yer

Katarsis sözcüğü Breuer ve Freud'a boş gelmedi. On dokuzuncu yüzyılın ortasında bir klasik filolog, Aristoteles'in sözcüğünü ahlaki bir arınma olarak değil, tıbbi bir boşaltma olarak okumayı önermişti.

Boşalma fikri bugün ne durumda

1893 makalesinin enerji benzetmesi sonraki yüzyılda gündelik dile yerleşti. Öfkeyi bir nesneye vurarak boşaltmanın saldırganlığı artırdığını gösteren deney ve "katarsis varsayımı" adı Temel Psikoloji'de (M14-D10) işlendi; duygusal bir yaşantıyı yazmanın küçük ama olumlu etkileri de aynı akademinin başa çıkma dersinde (M16-D02). Geriye bir soru kalıyor: Bir yaşantıyı konuşmak onun duygusal yükünü gerçekten azaltır mı?

Bu bulgu, katarsis fikrinin iki parçasını birbirinden ayırıyor. Konuşmanın iyi geldiği hissi gerçek ve ölçülebilir. Duygunun yükünü azalttığı ise bu deneylerde görülmedi. Gönül'ün "her akşam ağlıyorum ama hafiflemiyorum" cümlesi bu ayrımın gündelik bir yüzü: Rıfat'ın öğüdü bir teselli olarak işe yarayabilir, beklediği boşalma mekanizması ise sınandığında tutmadı.

Yaygın yanlış"Duygunu dışa vurursan mutlaka hafiflersin; tutarsan hasta olursun."
Doğrusu

Bu cümle 1893'teki boşalma benzetmesinin gündelik bir yankısıdır. Öfkeyi nesneye vurarak boşaltmak deneylerde öfkeyi azaltmadı; bir yaşantıyı konuşmak da toparlanmayı hızlandırmadı, yalnız konuşanların kendini daha iyi hissetmesini sağladı. Yazmanın ve paylaşmanın yararları koşula göre değişiyor ve tek bir boşalma ilkesine sığmıyor.

Yaygın yanlış"Breuer ile Freud'un ayrılığı tamamen kişisel bir kırgınlıktı."
Doğrusu

İki yazarın ayrılığının kişisel bir yanı olabilir, ama bunun ayrıntısı bu kitaptan okunamaz. Kitabın kendisinden okunabilen şey kuramsal bir ayrılıktır: Breuer ayrılan anının nedenini bilincin hipnoid bir durumunda, Freud kişinin içindeki bir savunmada aradı ve Freud bu farkı kendi bölümünde açıkça yazdı.

Kanıtın sınırı

Bu dersin kurucu metne dayanan kartları bir iddianın ne zaman ve nasıl ileri sürüldüğünü gösteriyor; iddianın doğru olup olmadığını göstermiyor. Breuer ve Freud'un "belirti anlatımla kalıcı olarak kaybolur" cümlesi, sayılmış bir hasta dizisine, takip süresine ya da karşılaştırma grubuna dayanmıyordu. Kitaptaki hastalar Viyana'nın ve Avrupa'nın varlıklı, eğitimli sınıfından, çoğu genç kadınlardan oluşuyordu ve yazarlar en öğretici vakaları bilerek dışarıda bıraktı. Bu seçilmiş beş öykünün dönemin bütün histeri hastalarına, başka sınıflara, başka kültürlere ya da erkeklere genellenip genellenemeyeceği bilinmiyor.

Bugünkü araştırmanın kanıtı da kendi sınırını taşıyor. Zech ve Rimé'nin deneyleri laboratuvarda, katılımcıların kendi seçtiği anılarla ve birkaç ay içinde yapıldı; bir terapistle aylarca süren konuşmayı, travma sonrası tedaviyi ya da yas sürecini doğrudan sınamıyor. Kum torbası deneyi de üniversite öğrencileriyle ve laboratuvarda kısa süreli kışkırtılan bir öfkeyle yapıldı. Bir taziye evindeki toplu ağıt ile bir laboratuvar odasındaki anlatım arasındaki fark, bulguların başka kültürlerde ne kadar tekrarlanabileceğini açık bırakıyor. Konuşmaya dayanan bugünkü terapilerin etkisine dair kanıt ayrı bir araştırma alanından geliyor; onu Bölüm IV tartışacak.

Kendin dene

Aklında kalsın

Studien über Hysterie 1895'te yayımlandı; bir tezden, beş hasta öyküsünden ve iki ayrı kuram bölümünden oluşur. Tezi, 1893'te Neurologisches Centralblatt'ta çıkan Ön Bildiri'dir.

"Histerik kişi büyük ölçüde anılardan muzdariptir" cümlesi Breuer ile Freud'un ortak makalesine aittir ve "büyük ölçüde" sınırlamasını taşır. Yöntemin varsayımı, anının duygusuyla birlikte dile gelmesiydi.

İki yazar kopan anının kaynağında ayrıldı: Breuer bilincin dalgın, hipnozu andıran anlarına, Freud kişinin kabul edemediği bir şeyi uzaklaştırma çabasına baktı.

Katarsis sözcüğü Aristoteles'ten, tıbbi yorumu on dokuzuncu yüzyıl filolojisinden geldi. Bugünkü araştırma konuşmanın iyi geldiği hissini doğruluyor; duygunun yükünü boşaltarak azalttığı varsayımını ise desteklemiyor.

Sonraki derse köprü

Kitabın dört Freud vakası okunduğunda bir hekimin elindeki aracı adım adım gevşettiği görülür: Emmy von N.'de derin hipnoz ve telkin, Katharina'da hipnozsuz bir konuşma, Elisabeth von R.'de ise "uyumuyorum, beni hipnotize edemezsiniz" diyen bir hastayla başka bir yol arayışı. Lucy R.'nin öyküsünde Freud, birkaç denemede derin uykuya dalmayan hastayı oraya götürecek bir aracı olmadığını ve böyle hastaların oranının Bernheim'ın bildirdiğinden çok düşük kaldığını kendisi yazıyordu. Bu aracın neden bırakıldığı ve yerine konuşmanın hangi kurala bağlandığı, "Hipnozdan serbest çağrışıma" başlığını taşıyan M02-D05'in sorusu olacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.