İçeriğe geç

M01-D09

Türkiye'de psikanaliz

Psikanalizin Türkiye'ye girişini, çevirilerini ve kurumlaşmasını belgelenmiş kaynaklardan aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M01, Psikanalize giriş · 2.975 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Türkiye'de psikanalizin tarihi iki ayrı hızda yürüdü. Freud'a Türkçe ilk değinmeler 1917 ve 1919 tarihli hekim yazılarında görünüyor; psikanalitik eğitim veren dernekler ise 1994 ile 2003 arasında kurulan gruplardan doğdu.

İzzettin Şadan, Bakırköy'de Freud'un ve Jung'un yaklaşımlarını savunan, Freud'la yazışan ve çeviriler yapan bir psikiyatrist olarak anılıyor. Yanında izleyen bir kuşak yetişmedi. Soyubol'un okumasına göre çevirileri kuramı erken Cumhuriyet'in koşullarına göre yeniden biçimlendirdi.

İlk on yıllarda psikanaliz hekimlerden çok yazarların ve eğitimcilerin ilgisini çekti. Bugün iki dernek IPA'nın bileşen derneği; bu dersteki kurum bilgileri onların kendi resmî tarihçelerinden ve federasyon kaydından geliyor.

Açılış sahnesi

Beyazıt'ta bir kütüphanenin okuma salonu, öğleden sonra. Hülya psikoloji son sınıfta ve bölümün poster gününe bir zaman çizelgesi hazırlıyor. Çizelgenin ilk kutusuna "1994: İstanbul'da ilk psikanaliz grubu" yazmış, solunu boş bırakmış. Yan masada tıp tarihi üzerine tez yazan Kaan, ona iki ciltlik bir derlemenin içindekiler sayfasını uzatıyor.

"Solunu boş bırakma," diyor. "Bak, ilk metin 1917 tarihli. Başlıkta Freud'un adı geçiyor ama psikoloji kelimesi 'psiholociya' diye yazılmış. İki yıl sonrakinin başlığında psikanaliz kelimesi bile yok, yerine 'tahlîl-i rûhî' var."

Hülya sayfaya bakıyor. "Peki bunlar psikanaliz mi, psikanaliz hakkında yazı mı?"

"Asıl soru o," diyor Kaan. "Bir fikrin bir ülkeye gelişi ile bir mesleğin orada kurulması aynı tarihi taşımıyor."

Hülya ile Kaan bu sayfa için yazıldı; Kaan'ın okuduğu iki başlık ve yılları ise gerçek bir derlemenin içindekiler sayfasında duruyor. Hülya'nın sorusu bu dersin ekseni: Türkiye'de psikanalizin birden çok başlangıcı var ve hangisini seçtiğin, neyi saydığına bağlı.

Bu derste ne olacak

M01-D04 Freud'un metinlerinin Almancadan İngilizceye, oradan Türkçeye nasıl taşındığını izlemişti. Bu ders aynı yolculuğu Türkiye tarafından okuyor. Önce Osmanlı'nın son yıllarında hekimlerin Freud'a ilk değinmelerine bakacağız. Sonra psikanalizin Türkiye'deki ilk savunucusu sayılan bir psikiyatristi ve çevirilerinin kuramı nasıl dönüştürdüğünü tartan bir tarih çalışmasını okuyacağız. Ardından psikanalizin hekimlerden çok yazarların ve eğitimcilerin ilgisini çektiği yılları, en son da 1990'lardan sonraki dernekleri kendi resmî kayıtlarından tanıyacağız. Usta katmanında "geç kurumlaşma" için öne sürülen açıklamaları ve bugünkü klinisyenler arasında psikodinamik yönelimin yerini soran bir anketi tartacağız.

Sıfır noktası

Bir düşüncenin bir ülkedeki tarihi en az iki ayrı hızda ilerler. Biri yazının hızıdır: Bir kavram dergilere, kitaplara, sınıflara girer, tartışılır, eleştirilir, yanlış anlaşılır. Öteki uygulamanın hızıdır: O kavramla çalışan insanlar yetişir, eğitim verilir, kurumlar kurulur. Psikanalizde ikinci hız özellikle yavaştır, çünkü bir psikanalistin yetişmesi kitap okumakla bitmeyen, uzun bir kişisel analiz ve gözetim gerektiren bir süreçtir. Türkiye'de bu iki hız arasında yetmiş yılı aşan bir mesafe var.

Yaygın yanlış"Psikanaliz Türkiye'ye 1990'larda geldi."
Doğrusu

Freud'un adını taşıyan Türkçe metinler 1917'ye kadar geri gidiyor ve 1930'lardan itibaren yazarlar, eğitimciler ve bazı hekimler psikanaliz üzerine yazdı. 1990'lar, psikanalitik eğitim veren derneklerin kurulmaya başladığı dönem. Yazıya giriş ile kurumsal uygulama arasındaki farkı silen cümle, tarihin yarısını kaybediyor.

Mekanizma

Hekim yazılarında ilk değinmeler

Türkiye'de psikanaliz hakkında yazılmış erken metinlerin bugün en kolay okunabilir hâli, Coşkun Taştan'ın 2011'de Bağlam Yayınları'ndan çıkan iki ciltlik derlemesi: Türkiye'de Psikanaliz Hakkında En Eski Metinler. Birinci cilt 1917–1928, ikinci cilt 1929–1960 yıllarını kapsıyor ve Osmanlı harfleriyle basılmış metinleri bugünkü alfabeye aktarıyor.

Derlemenin ilk metni, nörolojinin Türkiye'deki öncülerinden sayılan hekim Mustafa Hayrullah Diker'in 1917 tarihli yazısı: Freud'un Psiholociyası Üzerine Tecrübe-i Tetebbuiye, kabaca "Freud'un psikolojisi üzerine bir inceleme denemesi". İki yıl sonra, 1919'da, psikiyatrist Mazhar Osman'ın Freudizm: Tahlîl-i Rûhî başlıklı yazısı geldi. İkinci ciltteki adlar ilginin yayıldığı alanı gösteriyor: hekimlerin yanında felsefeci ve psikolog Mustafa Şekip Tunç, psikiyatrist Rasim Adasal ve sosyal bilimci Şerif Mardin de oradalar.

İzzettin Şadan ve çevirinin dönüştürdüğü kuram

Türkiye'de psikanalizin öncüsü olarak en sık anılan ad, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde çalışmış psikiyatrist İzzettin Şadan. Tevfika Tunaboylu-İkiz'in 1999'da İstanbul Üniversitesi'nin psikoloji dergisinde yayımlanan makalesi onu şöyle konumlar: Hastalara Kraepelin'in tanımlayıcı sınıflama yöntemiyle yaklaşılmasına karşı çıkan, Freud'un ve Jung'un yaklaşımlarının uygulanmasını isteyen, Freud'la mektuplaşan ve çeviriler yapan bir hekim. Aynı makaleye göre çevresi onu olumlu karşılamadı, yalnız kaldı ve ardından onu izleyen bir kuşak yetişmediği için çalışmaları geniş bir yankı bulmadı. Şadan'ın kendi anılarını anlattığı metin, makalenin dipnotunda hastanenin ellinci yılı için yayımlanmış bir kitaba gönderilerek veriliyor.

Kutluğhan Soyubol'un 2018 tarihli makalesi Şadan'a başka bir yerden bakıyor: çevirinin kendisinden. Soyubol'a göre Şadan Freud'un, Ernest Jones'un ve başka Batılı psikanalistlerin metinlerini çevirerek Türkçede bir psikanaliz külliyatı kurmaya çalıştı, ama bu külliyat erken Cumhuriyet'in kültürel ve siyasal yapısından süzülerek biçim aldı. Çeviri, kuramı aktarırken onu yeniden kurdu.

Yaygın yanlış"Türkiye'nin ilk psikanalisti Viyana'da Freud'un öğrencisiydi."
Doğrusu

Bu derste okunan kaynaklar İzzettin Şadan'ı Freud'la mektuplaşan ve onun metinlerini çeviren bir psikiyatrist olarak anıyor. Bu kaynaklarda Şadan'ın Freud'dan analiz ya da eğitim aldığını gösteren bir kayıt yok. "Freud'un Türk öğrencisi" gibi popüler ifadeler mektuplaşmayı öğrenciliğe dönüştürebiliyor; M01-D05'in ilk tanıklık sorusu burada da işe yarar.

Hekimlerden çok okurlar

Tunaboylu-İkiz'in makalesi psikanalizin Türkiye'deki ilk on yıllarına dair dikkat çekici bir gözlem içeriyor: 1930'larda başlayan ilgi, hekimler ve tıp çevresi tarafından büyük ölçüde eleştirildi, ama en büyük merakı tıp dışındaki alanlardan gördü. Yazar edebiyatçıların, eğitimcilerin ve sanatla uğraşanların bu konuda yazdığı çok sayıda makaleye ve kitaba işaret ediyor. Makale ayrıca 1950'ler ve 1960'lardan sonra Amerikan psikodinamik akımlarının tıp dünyasını etkilediğini, ama psikanalizin bir klinik gelenek olarak yerleşmediğini yazıyor. Üniversitelerde psikopatoloji alanında Freud ve temel metinler okutuluyordu; yazara göre bir gelenekten söz etmek ise mümkün değildi.

Dernekler ve eğitim

Kurumsal tarih 1990'larda başlıyor ve burada en güvenilir kaynak, kurumların kendi resmî tarihçeleri. İstanbul Psikanaliz Derneği'nin resmî sitesindeki tarihçeye göre İstanbul Psikanaliz Grubu 27 Eylül 1994'te kuruldu, dernek 30 Ekim 2001'de kuruldu ve kendini ülkenin ilk psikanaliz derneği olarak tanımlıyor. Aynı tarihçe, Uluslararası Psikanaliz Derneği'nin (International Psychoanalytical Association, IPA) Ocak 2007'de bir Türk Psikanaliz Çalışma Grubu'nu tanıdığını, derneğin Temmuz 2012'de aday dernek, 27 Temmuz 2017'de ise bileşen dernek statüsüne kabul edildiğini yazıyor.

İkinci kurum Psike İstanbul. Derneğin kendi sitesi, İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği adıyla 2003'te kurulduğunu belirtiyor. Avrupa Psikanaliz Federasyonu'nun sayfası da Psike İstanbul'u 2009'dan beri IPA çalışma grubu, 2015'ten beri aday dernek, 2019'dan beri bileşen dernek olarak listeliyor. Türkiye'de psikanaliz ve psikanalitik psikoterapi alanında bunların dışında da dernekler var; bu ders yalnız resmî tarihçesini okuyabildiği iki kurumu anıyor ve aralarında bir sıralama yapmıyor.

Usta katmanı

Psikanalizin Türkiye'de neden geç kurumlaştığı sorusuna verilen cevaplar birbirinden epey ayrılıyor. Tunaboylu-İkiz bu tartışmada iki yaygın açıklamayı aktarıyor: analizin pahalı ve uzun olması ile dil sorunu. Kendi açıklaması ise başka bir yere bakıyor: Psikanaliz ancak bir analizden geçmiş biri tarafından aktarılabilir, bu yüzden kitaplarla gelemez. Bu üç açıklamanın hiçbiri sistemli bir karşılaştırmayla sınanmadı; hepsi akla yatkın, hiçbiri ötekini dışarıda bırakmıyor.

Başlangıç tarihinin kendisi de tartışmalı. Vamık Volkan'ın 2019'da yayımlanan bir kitap bölümünün özeti, Atatürk Türkiyesi'nde psikanalize ilginin İstanbul'da değil Ankara'da başladığını yazıyor. Taştan'ın derlemesindeki 1917 ve 1919 metinleri ise İstanbul'da yayımlanmış hekim yazıları. İki anlatı çelişmek zorunda değil: biri Cumhuriyet döneminin ilgisini, öteki Osmanlı'nın son yıllarındaki tıp yazınını sayıyor olabilir. Hangisinin "başlangıç" olduğu, Hülya'nın kütüphanede sorduğu soruya dönüyor.

Bugüne gelince elimizdeki veri az. Kongre bildirisi olarak yayımlanmış bir anket, Türkiye'deki ruh sağlığı çalışanlarına klinik uygulamalarını ve kuramsal yönelimlerini sordu.

Yaygın yanlış"Türkçe psikanaliz metinleri Freud'un söylediklerinin birebir aktarımıdır."
Doğrusu

Soyubol'un okuması, en erken çevirilerin bile kuramı Cumhuriyet'in ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirdiğini gösteriyor. Terim seçimi, örneklerin değiştirilmesi ve bazı görüşlerin yumuşatılması, aktarılan metni çevirmenin dünyasına bağlar. Türkçe bir psikanaliz metni okurken onun ne zaman, kim tarafından ve hangi bağlamda yazıldığını sormak, M01-D04'teki çeviri sorusunun Türkiye'deki devamı.

Kanıtın sınırı

Bu dersin dayandığı kaynakların çoğu ya kurumların kendi beyanı ya da tek bir yazarın genel değerlendirmesi. Türkiye'de psikanalizin tarihi üzerine sistemli arşiv çalışmaları sınırlı sayıda ve büyük kısmı tek tek kişilere, özellikle Şadan'a odaklanıyor. Taştan'ın derlemesi erken metinleri erişilebilir kıldı, ama bir seçki olarak ne bulunduğunu söyler; ne bulunmadığını söyleyemez. Tıp dışındaki yazının hacmi, yani edebiyat ve eğitim dergilerinde psikanalizin ne kadar yer tuttuğu, sayılarla ortaya konmuş değil. Bugüne dair tek nicel bulgu, gönüllü ve İstanbul ağırlıklı bir örneklemden gelen bir kongre özeti; bunu Türkiye'nin bütün klinisyenlerine genellemek doğru olmaz. Kurum tarihçeleri de, her kurumun kendi anlatısı gibi, kuruluş öncesindeki tartışmaları ve ayrılıkları çoğu zaman göstermiyor. Son olarak Türkiye'deki tarih büyük ölçüde İstanbul üzerinden yazıldı; Ankara'da ya da başka şehirlerde psikanalizle kurulan ilişki hakkında bilinenler daha da az.

Kendin dene

Aklında kalsın

Türkiye'de psikanalizin tarihi iki ayrı hızda yürüdü. Freud'a Türkçe ilk değinmeler 1917 ve 1919 tarihli hekim yazılarında görünüyor; psikanalitik eğitim veren dernekler ise 1994 ile 2003 arasında kurulan gruplardan doğdu.

İzzettin Şadan, Bakırköy'de Freud'un ve Jung'un yaklaşımlarını savunan, Freud'la yazışan ve çeviriler yapan bir psikiyatrist olarak anılıyor. Yanında izleyen bir kuşak yetişmedi. Soyubol'un okumasına göre çevirileri kuramı erken Cumhuriyet'in koşullarına göre yeniden biçimlendirdi.

İlk on yıllarda psikanaliz hekimlerden çok yazarların ve eğitimcilerin ilgisini çekti. Bugün iki dernek IPA'nın bileşen derneği; bu dersteki kurum bilgileri onların kendi resmî tarihçelerinden ve federasyon kaydından geliyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir 1917 metnine Tarihsel kayıt, bir tarihçinin yorumuna Uzman görüşü, bir kongre anketine Erken bulgu etiketi verdik ve her birinin neyi gösterip neyi göstermediğini ayrı ayrı yazdık. Bu etiketler modül boyunca derslerin altında durdu, ama nasıl okunacaklarını hiç tek başına konuşmadık. Akademinin iki katmanı, kartların dili ve "kurucu ne dedi" sorusunun "ne biliniyor" sorusundan nasıl ayrı tutulduğu, tek bir örnek ders üzerinde M01-D10'un (Bu akademi nasıl okunur) işi olacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.