M01-D06
Psikanaliz bir bilim mi? İlk itirazlar
Sınanabilirlik eleştirisinin ilk biçimlerini anlatır ve bu tartışmanın akademinin sonunda nasıl yeniden açılacağını gösterir.
Psikanaliz Akademisi — M01, Psikanalize giriş · 3.012 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Temel Psikoloji Akademisi’nde: M12-D02
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Psikanalizin bilimselliği Freud'un sağlığında tartışılmaya başlandı. Psikiyatrlar hareketin toplumsal biçimine, Kraus kuramın kendini kapatan yapısına, Jaspers anlam ile nedeni karıştırmasına, Wittgenstein doğru yorumun ölçütü olmamasına itiraz etti. Bu itirazlar farklı hedeflere yönelir ve birinin cevabı ötekini cevaplamaz.
Freud telkin itirazını 1916–17'de kendi derslerinde karşıladı ve iyileşmeyi yorumun doğruluğuna bağladı. Deneyi kendi kuramı için gereksiz saydı, ama yasaklamadı. 1930'larda Rosenzweig gibi psikologlar kavramları laboratuvara taşıdı, Sears 1943'te bu çalışmaları derledi.
Bu tartışma kapanmadı. Popper'ın ölçütü, Grünbaum'un çözümlemesi ve yorumbilgisel savunma akademinin sonunda M20'de bu erken itirazların üzerine kurulacak.
Açılış sahnesi
Kasım başı, Ankara'da öğrenci evlerinin olduğu bir sokakta küçük bir mutfak. Sevgi felsefe yüksek lisansı yapıyor ve salı günkü seminer için bir sayfalık bir dağıtım metni hazırlıyor. Yazıcıdan çıkan ilk kâğıdın en üstünde Almanca bir cümle ve altında onun Türkçesi duruyor: "Psychoanalyse ist jene Geisteskrankheit, für deren Therapie sie sich hält." Psikanaliz, kendini tedavisi sandığı akıl hastalığıdır. Karl Kraus, Die Fackel, 1913.
Ev arkadaşı Arda tıp fakültesinin son sınıfında. Kâğıdı çaydanlığın yanından alıp okuyor ve gülüyor: "Demek 1913'te bile anlamışlar. Mesele kapanmış." Sevgi kâğıdı geri alıyor, cümlenin altına bir soru işareti koyuyor. "Çok iyi bir espri. Peki bu espri neyi sınadı? Hangi gözlemi, hangi hastayı, hangi sonucu?" Arda bir şey söyleyecek gibi oluyor, sonra çayını dolduruyor. Kâğıtta yalnız bir cümle var ve o cümle, ne kadar keskin olursa olsun, hiçbir veriye dokunmuyor.
Sevgi ile Arda'nın mutfağı uydurma; Kraus'un cümlesi ise gerçekten o yıl, kendi çıkardığı derginin bir sayısında basıldı.
Bu derste ne olacak
M01-D05'te sözlerin kaynağını arşivde aradık ve sözün sahibini bulmanın, söylenenin doğruluğunu göstermediğini gördük. Bu ders o boşluktan başlıyor: Freud'un iddiaları nasıl sınanabilir, ve onun sağlığında bu soruyu kimler, hangi araçlarla sordu?
Önce Alman psikiyatrisinden gelen ilk tepkilere bakacağız. Sonra Viyana'nın en sert hicivcisinin aforizmalarına, ardından bir psikiyatr filozofun ve bir mantıkçı filozofun daha sakin ama daha derin itirazlarına geçeceğiz. Freud'un kendi yanıtını da onun yazdığı yerden okuyacağız. Son durak laboratuvar: 1930'larda psikanalitik kavramları deneye taşımaya çalışan psikologlar ve Freud'un onlara verdiği kısa cevap.
Amaç, itirazları tek bir yığın yapmadan okumak. Bir hiciv, bir felsefi ayrım ve bir deney aynı soruya cevap vermiyor; hangisinin neyi hedef aldığını görmek, akademinin sonunda M20'de açılacak büyük tartışmaya hazırlıklı gelmeni sağlayacak.
Sıfır noktası
"Psikanaliz bilim mi?" sorusu kulağa tek bir soru gibi geliyor. İçinde birkaç merak birden saklı: Psikanalizin iddiaları gözlemle karşılaştırılabilir mi, psikanalitik tedavi işe yarıyor mu, ve psikanalizin bilgi üretme yolu bilimlerin yoluna benziyor mu? M01-D01'de psikanalizin bir yöntem, bir tedavi ve bir kuram olarak üç yüzü olduğunu görmüştük. İtirazların her biri bu yüzlerden birine yöneliyor ve öbürlerini çoğu zaman olduğu yerde bırakıyor.
Mekanizma
Kürsüden gelen tepki
Psikanalizin ilk yüksek sesli eleştirmenleri, Freud'un kendi mesleğinden geldi. Alman psikiyatrisinin önde gelen adlarından Gustav Aschaffenburg, 1906'da Freud'un histeri kuramına ve yöntemine karşı çıktı. Aynı yıl, o sırada Zürih'te çalışan genç Carl Gustav Jung, Münchener Medizinische Wochenschrift'te "Die Hysterielehre Freuds. Eine Erwiderung auf die Aschaffenburgsche Kritik" başlıklı bir yanıt yayımladı. Tartışma daha ilk yılında bir cephe görüntüsü almıştı.
Freiburg'lu psikiyatr Alfred Hoche 1910'da bir adım ileri gitti ve psikanalizi hekimler arasında yayılan bir ruhsal salgın olarak nitelendirdi. Freud 1914'te yazdığı psikanalitik hareketin tarihinde bu nitelemeyi anar ve Hoche'un analistleri önderine körü körüne bağlı fanatik bir tarikat gibi tarif ettiğini aktarır. Bu itirazın hedefi dikkat çekici: Hoche'un en sert cümlesi verilere değil, hareketin toplumsal biçimine yöneliyor. Bir topluluğun tarikata benzemesi, onun iddialarının yanlış olduğunu göstermez; ama iddiaların topluluk dışından nasıl denetleneceği sorusunu haklı olarak ortaya koyar.
Bir aforizma neyi sınar
Karl Kraus, Viyana'da kendi yazdığı ve yayımladığı Die Fackel dergisinin hicivcisiydi. Açılıştaki cümle derginin 1913 tarihli 376–377. sayısında çıktı ve Kraus onu 1924'te "Nachts" başlıklı aforizma kitabına da aldı. Cümle bir çevirme hamlesi yapıyor: Psikanaliz başkalarına teşhis koyan bir öğreti olarak sunulurken Kraus ona kendi silahıyla teşhis koyuyor.
Aforizmanın gücü buradan geliyor, sınırı da buradan. Kraus bir gözlem raporu yazmadı; psikanalizin kendini dışarıdan denetlenemez kılan bir yanı olduğu sezgisini tek cümleye sıkıştırdı. Bu sezgi ileride ciddi felsefi biçimler alacak. Ama bir espri, karşısındakini yanıltacak bir gözlem tarif etmez; okuru güldürür ve ikna eder, o kadar.
Anlamak, açıklamak ve hastanın evet'i
Kraus'un sezgisine kavramsal bir biçimi bir psikiyatr verdi. Karl Jaspers 1913'te yayımlanan Allgemeine Psychopathologie'de, ruhsal yaşamda iki tür bağlantıyı ayırdı: Bir duygunun bir yaşantıdan anlaşılır biçimde doğduğunu görmemiz ile bir olayın neden kanunlarla açıklanması aynı iş sayılmazdı.
Jaspers'e göre psikanaliz anlamlı bağlantılar kuruyor, ama bunları doğa bilimindeki nedensel yasalarmış gibi sunuyordu. Kitabın sonraki baskılarından birinde geriye bakarken, Freud'un psikanalizini kendisini yanlış anlayan bir anlama psikolojisi olarak tarif etti. İtiraz Kraus'unkinden çok farklı bir yerden geliyor: Psikanalizin bir anlam yakaladığını kabul ediyor, ama o anlamın bir nedensel kanıt gibi okunmasına karşı çıkıyor.
Ludwig Wittgenstein'ın Freud üzerine düşünceleri, öğrencisi Rush Rhees'in 1942 ile 1946 arasındaki konuşmalardan sonra tuttuğu notlardan biliniyor; notlar 1966'da "Lectures and Conversations" adlı derlemede yayımlandı. Wittgenstein'ın sorusu yalın: Bir rüyanın doğru çözümlemesinin hangisi olduğunu neye bakarak söyleyeceğiz? Freud bazen doğru çözümlemenin hastayı tatmin eden çözümleme olduğunu, bazen de hasta yanılsa bile hekimin doğruyu bilebileceğini söylüyordu. Wittgenstein bu ikisinin arasında bir kanıt ölçütü göremedi ve Freud'un sunduğu şeyi bir hipotezden bile önce gelen bir spekülasyon olarak niteledi. Analizde ortaya çıkan anılarda analistin payının ölçülemediğini de ekledi. Freud'un açıklamalarının çekiciliğini ise her şeyin çok önce olmuş bir şeyin tekrarı olduğunu söyleyen mitolojik açıklamaların çekiciliğine benzetti.
Freud bu itirazı, Wittgenstein'dan çok önce kendisi de duymuştu. 1916–17'de yayımlanan psikanalize giriş derslerinin "Die analytische Therapie" başlıklı yirmi sekizinci dersinde, analizin sonuçlarının telkinden ibaret olduğu itirazını açıkça ele aldı. Yanıtı belirli bir iddiaya dayanıyordu ve sonradan uzun bir tartışmanın konusu olacaktı.
Laboratuvara taşımak
1930'larda itiraz başka bir dil kazandı. Amerika'daki bazı genç psikologlar psikanalizi reddetmek yerine onu deneye çevirmeyi denedi. Saul Rosenzweig bunlardan biriydi: G. J. Mason ile birlikte 1934'te British Journal of Psychology'de bellek ile bastırma kuramı arasındaki ilişkiyi deneysel olarak inceleyen bir makale yayımladı. Bu yaklaşımın derlenmiş ilk büyük dökümünü Robert R. Sears hazırladı: Social Science Research Council'in 1943'te 51. bülten olarak yayımladığı "Survey of Objective Studies of Psychoanalytic Concepts", dönemin psikanalitik kavramlara dair nesnel çalışmalarını bir araya getirdi.
Usta katmanı
Bu dersteki itirazlar, akademinin sonunda M20'de daha keskin biçimler alacak. Karl Popper'ın psikanalize yönelik ünlü eleştirisi, onun 1919'daki Viyana gençliğine tarihlediği bir anıya dayanır ve bu eleştiri yanlışlanabilirlik ölçütüyle birlikte M20-D01'de ele alınacak; ölçütün kendisi Temel Psikoloji M01-D05'te zaten tanımlandı. Freud'un telkin itirazına verdiği yanıtın çözümlemesi Grünbaum'la birlikte M20-D02'de, psikanalizi bir anlam bilimi olarak savunan yorumbilgisel görüş M20-D03'te işlenecek. Jaspers'in anlama ile açıklamayı ayırması, o savunmanın erken bir habercisi gibi okunabilir: Psikanaliz anlam kuruyorsa, ondan nedensel yasa beklemek yanlış bir talep olabilir. Ama aynı ayrım psikanalizin nedensel iddialarını da askıya alır.
1930'ların deney girişimleri de bir tür ön tarih. Temel Psikoloji M12-D02'deki Westen 1998 kartı, psikodinamik önermelerin bir kısmının sonradan başka adlarla da olsa destek bulduğunu anlatıyor. Rosenzweig ve Sears'ın açtığı yol, bu bulguların zeminidir.
Yaygın yanlış"Psikanalizin bilimselliğine ilk itiraz Popper'dan geldi."
Popper'ın eleştirisi en çok anılan itiraz olsa da onun yayımlanmış biçimi 1950'li ve 1960'lı yıllara aittir. Aschaffenburg 1906'da, Hoche 1910'da itiraz etmişti; Kraus'un aforizması ve Jaspers'in psikopatoloji kitabı 1913'te çıktı. Popper eski bir itiraz zincirine en keskin halkayı ekledi.
Yaygın yanlış"Freud deneysel sınamaya tümüyle karşıydı."
Rosenzweig'a yazdığı mektupta deneyin zarar vermeyeceğini, ama gerekli olmadığını söyledi. Bu tutum deneyi yasaklamıyor, klinik gözleme kanıt olarak öncelik veriyor. Tartışmaya açık olan, gözlemin kendi başına yeterli sayılmasıdır.
Yaygın yanlış"Kraus psikanalizin bilim olmadığını gösterdi."
Kraus bir hicivciydi ve aforizması bir gözlem ya da deney içermez. Cümle, psikanalizin eleştirilerini kendi kavramlarıyla açıklayıp etkisizleştirebileceği kaygısını keskin biçimde dile getirir; bu kaygıyı sınamak ise başka araçlar ister.
Yaygın yanlış"Wittgenstein Freud'u değersiz buluyordu."
Wittgenstein Freud'un iddialarının kanıta dayanmadığını ve bilimsel olma iddiasının yerinde olmadığını düşündü. Ama ona zekâsı ve yaptığı düşündürücü ayrımlar için ilgi duydu; bugünkü yorumcular bu ilgiyi eleştirinin kendisi kadar ciddiye alıyor.
Kanıtın sınırı
Bu dersteki itirazların bir kısmı yalnız aktarımlarıyla biliniyor. Hoche'un nitelemesi Freud'un 1914'teki anlatımıyla, Rosenzweig'a yazılan mektup bir tarihçinin aktarımıyla, Jaspers'in geriye dönük yargısı kitabın sonraki bir baskısından alınmış bir pasajla biliniyor. Bu, itirazların biçimini güvenilir kılıyor, sözcük düzeyinde ise sınırlı bırakıyor. Aschaffenburg'un 1906 itirazı da yalnız genel hatlarıyla anılıyor; ayrıntılı içeriği dayanılan aktarımlarda yer almıyor.
Sears'ın 1943 raporu döneminin derlemesiydi ve vardığı sonuçlar bugünün yöntem ölçütleriyle yeniden değerlendirilmeyi bekler; o raporun ayrıntısını bu derste kurmadık. Hornstein'ın çalışması Amerikan psikolojisine ait; aynı tarih Avrupa'da, Latin Amerika'da ya da Türkiye'de başka biçimde işlemiş olabilir ve bu sonucu oralara genellemek için ayrı arşiv çalışması gerekir. Erken itirazların neredeyse hepsi Alman dili konuşulan tıp çevrelerinden ve Anglo-Amerikan psikolojiden geliyor. Başka kültürlerde psikanalizin nasıl karşılandığı, kimlerin hangi gerekçeyle itiraz ettiği, bu dersin tartışabildiği alanın dışında kalıyor. En büyük bilinmeyen de şu: İlk itirazların haklı olup olmadığına bu ders karar vermiyor; yalnız neyi hedeflediklerini ayırıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Psikanalizin bilimselliği Freud'un sağlığında tartışılmaya başlandı. Psikiyatrlar hareketin toplumsal biçimine, Kraus kuramın kendini kapatan yapısına, Jaspers anlam ile nedeni karıştırmasına, Wittgenstein doğru yorumun ölçütü olmamasına itiraz etti. Bu itirazlar farklı hedeflere yönelir ve birinin cevabı ötekini cevaplamaz.
Freud telkin itirazını 1916–17'de kendi derslerinde karşıladı ve iyileşmeyi yorumun doğruluğuna bağladı. Deneyi kendi kuramı için gereksiz saydı, ama yasaklamadı. 1930'larda Rosenzweig gibi psikologlar kavramları laboratuvara taşıdı, Sears 1943'te bu çalışmaları derledi.
Bu tartışma kapanmadı. Popper'ın ölçütü, Grünbaum'un çözümlemesi ve yorumbilgisel savunma akademinin sonunda M20'de bu erken itirazların üzerine kurulacak.
Sonraki derse köprü
İlk itirazlar bize bir şey öğretiyor: Bir iddiayı desteklemenin tek bir yolu yok ve her yolun kendi zaafı var. Freud'un kanıtı kliniğinden gelen anlatılardı, Jaspers'in itirazı kuramın mantığına yöneliyordu, Rosenzweig ise deneyi istiyordu. M01-D07 bu kaynakları birbirine karşı tartacak ve kanıtı okumanın yolunu soracak: Bir vaka anlatısı, bir kuramsal metin ve kontrollü bir çalışma aynı iddia hakkında bize neyi söyleyebilir, neyi asla söyleyemez?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.