M01-D02
Bilinçdışı fikri Freud'dan önce
Bilinçdışı zihin fikrinin Freud'dan önceki felsefe ve hekimlik geleneklerindeki biçimlerini sayar ve Freud'un neyi yeni getirdiğini belirler.
Psikanaliz Akademisi — M01, Psikanalize giriş · 3.110 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Farkında olunmadan işleyen bir zihin bölgesi, Leibniz'den Hartmann'a filozofların uzun süredir konuştuğu bir konuydu. Helmholtz onu algının hızlı ve içeriksiz hesabı olarak tarif etti ve algı bilimi bu fikri bugün de sürdürüyor.
Manyetizmanın akışkanı 1784'te çürütüldü, ama gözlenen olaylar hipnoz adıyla yaşamaya devam etti. Janet bu çizgiden bilincin bölünebildiği fikrini çıkardı ve bilinçaltı kelimesini kullandı.
Freud'un katkısı, karanlık bölgeye katlanılmaz içerikler yerleştirmek, onları dışarıda tutan bir güç varsaymak, onlara konuşmayla ulaşan bir yöntem önermek ve açıklamayı belirtiden rüyaya kadar genişletmekti. Bu katkıda yeniyle devralınanın sınırı bugün de tarihçiler arasında tartışılıyor.
Açılış sahnesi
Şile'de, ağustos gecesi, deniz fenerinin altındaki kayalık. Harun ile Melike sahilde oturmuş, karanlıkta yalnız sesini duydukları dalgaları dinliyor. Harun felsefe yüksek lisansında tezini yazıyor; Melike göz hastalıkları asistanı ve nöbetten yeni çıkmış.
"Bu uğultuyu duyuyorsun, ama tek bir dalganın sesini ayırabiliyor musun?" diyor Harun. "Leibniz tam bu örneği verir. Her dalganın sesini duyuyoruz, ama farkında değiliz. Bilinçdışı dediğimiz şey bu."
Melike gülüyor. "Bizim klinikte bilinçdışı başka bir şey. Hastanın gözü iki ayrı görüntü alıyor, beyin onlardan tek bir derinlik çıkarıyor ve hasta bu hesabın hiçbir adımını görmüyor. Kimse bastırma falan demiyor, sadece hesap diyoruz."
İkisi bir süre susuyor. Sonra Harun, "İkimiz de Freud'u anmadık," diyor, "ama kelimeyi kullanmadan da konuşamadık."
Harun ile Melike'yi bu ders için biz yarattık; Leibniz'in dalga örneği ise gerçekten yazıldı ve iki yüz yılı aşkın bir süredir aynı kelimenin farklı içeriklerle dolaşmasının iyi bir başlangıç noktası.
Bu derste ne olacak
M01-D01'in sonunda bir borç bırakmıştık: Freud'un psikanalize verdiği tanım, bilinçli düşünceyle kolayca ulaşılamayan süreçlerden söz ediyordu, ama bu süreçleri ilk düşünen o değildi. Bu derste o borcu ödüyoruz.
Önce filozoflara gideceğiz, sonra algının içindeki görünmez hesabı adlandıran bir fizyoloğa, ardından manyetizmacıların salonlarından hipnoza ve Pierre Janet'nin bölünen bilincine. Son durak Freud: Devraldığı malzemeye kattığı şey ve borcunu ne ölçüde kabul ettiği.
Sıfır noktası
Temel Psikoloji M01-D05 iki bilinçdışını ayırmıştı: bastırılmış isteklerin oturduğu dinamik bilinçdışı ile algı ve belleğin otomatik işleyişi olan bilişsel bilinçdışı. Freud'dan önceki düşünürlerin çoğu ikinci türe yakın bir şeyden söz etti; birkaçı birinci türün kıyısına geldi. Bilincin kendisinin ne olduğu sorusunu ise Temel Psikoloji M06-D01'e bırakıyoruz.
Yaygın yanlış"Bilinçdışını Freud keşfetti."
Zihnin farkında olmadan işleyen bir katmanı olduğu düşüncesi, Freud doğmadan önce felsefede, tıpta ve popüler kültürde yaygındı; Carus'un ve Hartmann'ın kitapları bu kelimeyi başlıklarına taşımıştı. Freud'a ait olan, bu bölgeye yüklediği belirli içerik ve ona ulaşmak için önerdiği yöntem. Aşağıda bu ikisini adım adım ayırıyoruz.
Mekanizma
Filozofların karanlık bölgesi
Leibniz, Locke'un insan anlığı üzerine kitabına yanıt olarak Fransızca bir eser yazdı: Nouveaux essais sur l'entendement humain (İnsan Anlığı Üzerine Yeni Denemeler). Kitap on sekizinci yüzyılın ilk yıllarında tamamlandı, ama yazarının ölümünden yarım yüzyıl sonra, 1765'te yayımlanabildi. Önsözündeki bir fikir, bilinçdışı tarihinin hemen her anlatısında ilk durak olarak geçer.
Leibniz'in karanlık bölgesinde hiçbir şey saklanmıyor; algılar yalnızca fark edilemeyecek kadar küçük.
Leibniz'den bir asır sonra Johann Friedrich Herbart, zihni birbirini iten ve bastıran tasarımların (Vorstellungen) alanı olarak düşündü. 1816'da Lehrbuch zur Psychologie, 1824 ile 1825 arasında iki cilt hâlinde Psychologie als Wissenschaft adlı eserlerini yayımladı. Herbart'a göre karşıt tasarımlar birbirini ketler; yeterince ketlenen bir tasarım bilincin eşiğinin (Schwelle) altına iner ve orada yok olmaz, yeniden yükselmeye çabalar. Herbart bu eşiği matematiksel bir hesapla tanımlamaya çalıştı. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki Herbart maddesi, onun eşik ve bilinçaltı fikirlerinin Freud'un kuramı için temel olduğunu yazıyor.
Arthur Schopenhauer ise başka yerden geldi. 1819 tarihli Die Welt als Wille und Vorstellung (İsteme ve Tasarım Olarak Dünya) adlı eserinde aklın, kendisinden önce gelen ve kendini tanımayan kör bir istemenin (Wille) hizmetkârı olduğunu yazdı. Burada karanlık bölge artık nötr değildi: insanı iten, aklın sonradan gerekçe bulduğu bir güç vardı.
Bu yüzyılın ortasında hekim ve ressam Carl Gustav Carus, 1846'da yayımlanan Psyche adlı kitabına şu cümleyle başladı: "Der Schlüssel zur Erkenntniß vom Wesen des bewußten Seelenlebens liegt in der Region des Unbewußtseins." Bilinçli ruh hayatının özünü anlamanın anahtarı, bilinçdışı bölgededir. Eduard von Hartmann 1869'da Philosophie des Unbewussten (Bilinçdışının Felsefesi) adlı kalın bir kitap yayımladı ve kelimeyi geniş bir okur kitlesine taşıdı.
Hekimin laboratuvarı: görünmez hesap
Felsefe karanlık bölgeyi düşünürken fizyoloji onu ölçmeye başladı. Hermann von Helmholtz fizyolojik optik üzerine üç ciltlik el kitabını 1856 ile 1867 arasında yayımladı; son cilt algının nasıl kurulduğunu tartışıyordu.
Helmholtz'un çıkarımı ne istek taşır ne de bir şeyden korunur; yalnızca hızlı ve görünmezdir. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin Helmholtz maddesindeki örneklerden biri, bir kalemi birkaç parmakla tutan kişinin, her parmaktan ayrı ayrı gelen dokunma duyusunu birleştirip kalemi tek bir yerde algılaması.
Manyetizmadan hipnoza, bölünen bilince
Bilinçdışı fikrinin üçüncü kolu salonlardan ve hasta odalarından geldi. Alman hekim Franz Anton Mesmer 1778'de Paris'e yerleşti ve hastalıkların görünmez bir akışkanın dengesizliğinden doğduğunu, kendisinin bu akışkanı yönlendirerek iyileştirebileceğini ileri sürdü.
Komisyonun raporu Mesmer'in akışkanını gömdü, ama manyetizmacıların gözlediği olayları gömmedi. Aynı yıllarda Mesmer'in izleyicisi olan Puységur markisi, ailesinin yanında çalışan yirmi üç yaşındaki Victor Race adlı bir köylü delikanlıyı manyetize ederken onun sarsıntılı bir krize girmek yerine uykuya benzer bir hâle geçtiğini gördü.
İskoç cerrah James Braid 1840'ların başında bu olayı akışkan varsayımından ayırdı ve ona, uyku anlamındaki Yunanca kökten türettiği hipnotizma adını verdi. Hipnozun bugün neyi yapıp neyi yapamadığını Temel Psikoloji M06-D08 deneylerle anlattı; burada yalnızca şunu not ediyoruz: Kişi bir hâlde yaptığını başka bir hâlde hatırlamayabiliyorsa, zihnin bir bölümü ötekinden habersiz çalışabiliyor demekti.
Bu çizginin sonunda Fransız filozof ve hekim Pierre Janet duruyor. Janet, 1889'da yayımladığı L'automatisme psychologique (Psikolojik Otomatizm) adlı doktora teziyle, bazı hastalarda düşünce ve eylem kümelerinin ana kişilikten koparak ayrı işleyebildiğini savundu. Bu kopan kümeleri anlatmak için subconscient (bilinçaltı) kelimesini kullandı; ayrışma (dissociation) kavramını da yerleştiren isimlerden biri oldu. Janet'nin bu kavramları Fransa'da Charcot'nun Salpêtrière'deki çevresinde biçimlendi; Charcot'nun kendisini M02-D02'de ayrıca tanıyacağız.
Freud bu mirasla ne yaptı
Freud bu üç kolun üçüyle de temas etti. Felsefeyi gençliğinde okudu, nörolog olarak laboratuvar fizyolojisinin içinden geldi, 1880'lerin ortasında Paris'te Charcot'yu dinledi ve hipnozla tedavi denedi. Ama karanlık bölgeye verdiği içerik öncekilerin hiçbirine benzemiyordu.
Leibniz'in ve Helmholtz'un bilinçdışı bir eksiklikten doğuyordu: Bir şey ya fark edilemeyecek kadar küçük ya da fark edilemeyecek kadar hızlıydı. Freud'un bilinçdışında içerik dışarıda tutuluyordu, çünkü kişiye katlanılmaz geliyordu; bu dışarıda tutma etkin bir güç gerektiriyordu. Temel Psikoloji M01-D05'te dinamik sıfatının bu güce işaret ettiğini görmüştük. Janet'de bölünme çoğu zaman zihinsel bir zayıflığın, bir toparlayamamanın sonucu olarak düşünülürken, Freud'da bölünmenin kaynağı bir çatışmaydı. Tarihçiler bu iki konumu sık sık karşılaştırır, ama sınır her zaman bu kadar keskin değildi.
Freud karanlık bölgeye ulaşmak için de hipnozun zorlamasını bırakıp hastanın kendi sözlerinin akışına dayanan bir yöntem önerdi; adı Temel Psikoloji M01-D05'te geçti. Aynı açıklamayı felçten rüyaya, dil sürçmesinden espriye taşıyarak klinik bir gözlemi genel bir insan kuramına dönüştürdü.
Yaygın yanlış"Bilinçaltı Freud'un terimidir."
Türkçede çok kullanılan bilinçaltı kelimesi, Janet'nin subconscient teriminin karşılığına daha yakındır. Freud kendi kavramı için das Unbewusste (bilinçdışı) dedi ve 1926 tarihli Die Frage der Laienanalyse metninde bilinçaltı (Unterbewusstsein) kelimesinin ne anlatmak istediğinin belirsiz kaldığını yazarak onu kullanmaktan kaçındı. Bu akademi Freud'un kavramı için bilinçdışı kelimesini kullanıyor.
Usta katmanı
Borç meselesi
Freud kendi öncüllerini nasıl anlattı? Bu soru bir tarih sorusu, ama içinde bir öncelik kavgası da taşıyor.
Benzer bir çekişme Janet ile yaşandı. Freud başlangıçta Janet'ye borcunu andı; 1913'te Londra'daki uluslararası tıp kongresinde Janet psikanalizin kendi kavramlarını yeni adlarla sunduğunu ileri sürünce ilişki bozuldu. Psikanaliz tarihi uzun süre bu kavganın kazananının diliyle yazıldı; Janet yarım yüzyıl boyunca bir dipnota dönüştü.
Tarihi kim yazdı
Bilinçdışının Freud'dan önceki tarihini bugünkü biçimiyle kuran eser, İsviçre doğumlu psikiyatr Henri Ellenberger'in 1970'te yayımlanan The Discovery of the Unconscious (Bilinçdışının Keşfi) adlı kalın kitabıdır. Ellenberger bilinçdışı fikrini eski şifa uygulamalarından manyetizmaya, oradan Janet'ye, Freud'a, Adler'e ve Jung'a uzanan uzun bir çizgide anlattı ve psikanalizi bu çizginin bir halkası olarak gösterdi. 1989'da van der Hart ve Horst, Janet'nin ayrışma kuramını onun dokuz kavramı üzerinden yeniden kurdular ve Janet'yi, ayrışmayı bunaltıcı travmatik deneyime karşı en doğrudan psikolojik savunma olarak açık ve sistemli biçimde gösteren ilk kişi olarak tanıttılar. Ayrışma ve travma tartışmasına M20'de döneceğiz.
Yaygın yanlış"Mesmer bir sahtekârdı, manyetizma salonlarında aslında hiçbir şey olmuyordu."
1784 komisyonu akışkanın varlığını reddetti, ama hastaların kriz geçirdiğini, bazılarının rahatladığını yadsımadı; bu etkileri hayal gücüne ve telkine bağladı. Olaylar gerçekti, açıklama yanlıştı.
Yaygın yanlış"Helmholtz'un bilinçdışı çıkarımı, Freud'un bilinçdışının ilk bilimsel kanıtıdır."
Helmholtz'un çıkarımları hızlı, otomatik ve içerik bakımından nötrdür; hiçbir şey onları bilinçten uzak tutmaz. Bilişsel bilinçdışı araştırmasının desteklediği de bu türdür. Bastırılmış isteklerin varlığı ayrı bir iddiadır ve kanıtı Temel Psikoloji M01-D05'te gördüğümüz gibi çok daha zayıftır.
Kanıtın sınırı
Bu derste kurduğumuz soy ağacı bir tarih yazımı seçimidir. Ellenberger'in anlatısı manyetizmadan Freud'a uzanan bir süreklilik görür; başka tarihçiler felsefi bilinçdışı ile klinik bilinçdışı arasında daha keskin bir kopuş görür. Hangi öncülün Freud'u gerçekten etkilediği çoğu zaman bilinmiyor: Freud'un okuma notları eksik, kendi beyanları ise kendi önceliğini koruma çabasından bağımsız okunamaz. Benzerlik etki demek değildir; iki düşünür aynı fikre ayrı yollardan varabilir.
Kanıt kartlarının üçü tarihsel kayıttır: kimin ne dediğini belgeler, söylenenin doğruluğunu sınamaz. Bugünkü araştırmadan gelen tek kart, Helmholtz'un fikrinin algı biliminde yaşadığını gösteriyor, ama bu destek Freud'un içerikli bilinçdışına genellenemez. Son olarak, bu tarih büyük ölçüde Fransız, Alman ve İngiliz kaynaklarından yazıldı; başka kültürlerin zihnin karanlık bölgesine verdiği adlar ve uygulamalar bu soy ağacında yer almıyor ve onları aynı çizgiye eklemek ayrı bir karşılaştırmalı çalışma gerektirir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Farkında olunmadan işleyen bir zihin bölgesi, Leibniz'den Hartmann'a filozofların uzun süredir konuştuğu bir konuydu. Helmholtz onu algının hızlı ve içeriksiz hesabı olarak tarif etti ve algı bilimi bu fikri bugün de sürdürüyor.
Manyetizmanın akışkanı 1784'te çürütüldü, ama gözlenen olaylar hipnoz adıyla yaşamaya devam etti. Janet bu çizgiden bilincin bölünebildiği fikrini çıkardı ve bilinçaltı kelimesini kullandı.
Freud'un katkısı, karanlık bölgeye katlanılmaz içerikler yerleştirmek, onları dışarıda tutan bir güç varsaymak, onlara konuşmayla ulaşan bir yöntem önermek ve açıklamayı belirtiden rüyaya kadar genişletmekti. Bu katkıda yeniyle devralınanın sınırı bugün de tarihçiler arasında tartışılıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bilinçdışı fikrinin hangi kitaplardan ve hangi salonlardan geçerek Freud'a ulaştığını izledik. Ama fikirler havada dolaşmaz; bir şehirde, belirli hastalarla, belirli bir tıp kurumunun içinde ve belirli bir toplumun kurallarıyla karşılaşarak biçim alır. Sonraki derste, M01-D03'te, 1900 dolaylarının Viyana'sına gideceğiz ve psikanalizin neden o şehirde, neden o biçimde ortaya çıktığını soracağız: Hangi koşullar kuramın neyi gördüğünü, neyi görmediğini belirledi?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.