İçeriğe geç

MUS-101 · Modül 1 · L1 Başlangıç

Ses ve müziğin temel öğeleri

2.450 kelime · 18 örnek · yaklaşık 11 dakika okuma · seslendirme 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Ses, titreşen bir cismin havayı dalgalar hâlinde itmesidir ve her sesin birbirinden bağımsız değişebilen dört ölçüsü vardır.

Perde titreşimin saniyedeki tekrar sayısıdır; frekansı ikiye katlamak kulakta aynı notanın tizi olarak duyulur ve buna sekizli denir.

Süre sesin zaman içindeki payıdır ve kulak zamanı perdeden daha sıkı tutar; bir melodiyi tanınmaz kılmanın en hızlı yolu sürelerini bozmaktır.

Tını, bir sesin içindeki doğuşkanların dengesi ile o sesin başlangıç ve sönüş şeklinden oluşur; çalgıyı tanımamızı sağlayan bilginin çoğu sesin ilk anındadır.

Perdeler arka arkaya dizildiğinde melodi, süreler örüntüye oturduğunda ritim, perdeler üst üste bindiğinde armoni olur; müziğin tamamı bu dört malzemenin düzenlenmesidir.

Açılış sahnesi

Elinde bir diyapazon var. Metalden, iki çatallı, avuç içi kadar.

Onu masanın kenarına hafifçe vuruyorsun. Çatallar gözle zor seçilen bir hızla ileri geri gitmeye başlıyor. Sesi duyabilmek için kulağına yaklaştırman gerekiyor. Sonra sapını masanın üstüne bastırıyorsun ve oda birden doluyor. Aynı titreşim, aynı hız, ama şimdi bütün masa onunla birlikte çalışıyor.

Duyduğun şey tek bir ses. Ne tiz ne pes, ne uzun ne kısa. Sadece duru.

Şimdi aynı sesi bir kemancıya çaldır. Sonra bir neyzen üflesin. Sonra biri onu ağzı kapalı mırıldansın.

Dördü de aynı sestir. Dördü de birbirinden apayrı duyulur.

Bu dersin bütün meselesi işte bu iki cümlenin arasında duruyor. "Aynı ses" dediğimiz şeyin içinde birden fazla ayrı özellik var. Bir kısmı dördünde de aynı kaldı, bir kısmı tamamen değişti. Müzik yapmak, o özellikleri birbirinden ayırabilmekle başlıyor.

Ayıramayan kişi bir şarkıyı beğenir ama neyi beğendiğini söyleyemez. Ayırabilen kişi onu yeniden kurabilir.

Bu derste ne olacak

Önce sesin fiziksel olarak ne olduğuna bakacağız; havada gerçekte ne olup bittiğine. Sonra her sesin taşıdığı dört ayrı özelliği tek tek ayıracağız: perde, süre, gürlük ve tını. Ardından bu dördünün nasıl birleşip melodiye, ritme ve armoniye dönüştüğünü göreceğiz. Sonra profesyonelin bildiği yere gireceğiz; perdenin neden tek bir sayı olmadığına, gürlüğü değiştirmenin neden aynı zamanda tınıyı değiştirdiğine. Ders bittiğinde önüne konan herhangi bir sesi dört özelliğiyle ayrı ayrı tarif edebiliyor olacaksın. Bu, bütün akademinin üstüne kurulacağı zemindir.

Sıfır noktası

Bir havuzun kenarında duruyorsun ve suya bir taş atıyorsun.

Taşın düştüğü yerden dışarı doğru halkalar yayılıyor. Suyun kendisi kıyıya doğru gitmiyor; her su zerresi olduğu yerde yukarı aşağı oynuyor ve komşusunu itiyor. Yayılan şey su değil, itmenin kendisi.

Ses de tam olarak bunu yapıyor, sadece suda değil havada. Titreşen bir cisim havayı itiyor. İtilen hava sıkışıyor, sıkışan hava komşusunu itiyor ve bu itme dalga dalga kulağına kadar geliyor. Kulak zarın da havanın son zerresi gibi ileri geri oynuyor. Beynin duyduğu şey bu oynamadır.

Şimdi dikkat et, çünkü asıl ayrım burada başlıyor. Bu itmenin dört ayrı ölçüsü var ve dördü birbirinden bağımsız değişebilir.

Birincisi: itme saniyede kaç kez tekrarlanıyor. Buna perde diyoruz. Hızlı tekrarlanan itmeyi tiz, yavaş tekrarlananı pes duyarsın.

İkincisi: itme ne kadar sürdü. Buna süre diyoruz. Bir davul vuruşu ile bir org akoru arasındaki fark burada.

Üçüncüsü: itme ne kadar sert. Buna gürlük diyoruz. Bir kapıyı yumrukla vurmakla parmak ucuyla tıklatmak arasındaki fark.

Dördüncüsü ve en incesi: itmenin şekli. Aynı hızda, aynı süre, aynı sertlikte itilen hava bile farklı bir şekille itilirse başka duyulur. Buna tını diyoruz.

Bu dördü müziğin ham maddesidir. Dünyadaki bütün müzikler, bütün gelenekler, bütün türler bu dört malzemeyi farklı oranlarda karıştırarak yapılmıştır.

Mekanizma

Perde: saniyedeki tekrar sayısı

Titreşimin saniyede kaç kez tekrarlandığını sayarsan bir sayı elde edersin. Bu sayıya frekans denir ve birimi hertz'dir.

Bir orkestra akort ederken duyduğun o uzun la sesi, saniyede dört yüz kırk kez tekrarlanan bir titreşimdir. Bunu bir standart olarak kabul etmişiz; bir orkestranın bütün üyeleri kendi aletlerini bu sese göre ayarlar.

Şimdi işin en güzel yanı. O sayıyı ikiyle çarparsan, yani saniyede sekiz yüz seksen kez titreşen bir ses üretirsen, kulağın bunu "başka bir nota" olarak değil, "aynı notanın daha tizi" olarak duyar. Bu ilişkiye sekizli diyoruz.

Sekizli, müziğin evrenine yakın en yakın şeydir. Kadın ve erkek sesi aynı şarkıyı birlikte söylediğinde çoğu zaman tam bir sekizli aralıkla söyler ve kimse "iki farklı melodi söylüyorlar" demez. İnsan kulağı frekansı ikiye katlamayı bir tekrar olarak duyacak biçimde çalışıyor.

İnsan kulağının duyabildiği alan kabaca saniyede yirmi titreşimden yirmi bin titreşime kadar uzanır. Müzikte kullandığımız perdeler bu alanın ortasına sıkışmış küçük bir şerittir.

Süre: sesin zaman içindeki payı

Bir ses başlar ve biter. Arada geçen zaman onun süresidir.

Süre tek başına duyulduğunda önemsiz görünür, ama müziğin en güçlü öğesi çoğu zaman odur. Bir melodiyi tanınmaz hale getirmek istersen perdelerine dokunma, sadece sürelerini karıştır. Melodi kaybolur.

Tersi doğru değildir. Süreleri koru, bütün perdeleri tek bir notaya indir; şaşırtıcı biçimde melodi hâlâ tanınabilir. Kulak, zamanı perdeden daha sıkı tutar.

Gürlük: itmenin sertliği

Havayı ne kadar uzağa ittiğin gürlüktür. Fiziksel karşılığı basınç değişiminin büyüklüğüdür; günlük dilde buna "sesin açıklığı" deriz.

Burada Türkçenin kurduğu bir tuzak var ve dersin ilerisinde ona ayrıca döneceğiz: "sesi yükselt" dediğimizde gürlüğü kastediyoruz, "yüksek nota" dediğimizde perdeyi. İkisi bambaşka şeylerdir ve aynı kelimeyi paylaşmaları yeni başlayanların en çok karıştırdığı yerdir.

Tını: itmenin şekli

Şimdi en incesine geldik ve burada biraz yavaşlayacağız.

Bir keman ile bir flüt aynı la sesini çaldığında ikisi de saniyede dört yüz kırk kez titreşir. Perde aynı. Süreyi ve gürlüğü de eşitleyebilirsin. Buna rağmen gözlerin kapalıyken hangisinin keman olduğunu bir saniyede söylersin.

Sebep şu. Gerçek bir çalgı hiçbir zaman tek bir frekansta titreşmez. Bir keman teli ana hızında titreşirken aynı anda kendi yarısı, üçte biri, dörtte biri boyunca da titreşir. Yani dört yüz kırk sesin üstüne sekiz yüz seksen, bin üç yüz yirmi, bin yedi yüz altmış sesleri de biner. Bunlara doğuşkan diyoruz.

Kulağın bunları ayrı sesler olarak duymaz; hepsini toplayıp tek bir renk olarak algılar. Hangi doğuşkanın ne kadar güçlü olduğu çalgının parmak izidir. Kemanın tel ve gövdesi bazı doğuşkanları öne çıkarır, flütün hava sütunu bambaşkalarını.

Tınının ikinci yarısı da zamanla ilgilidir. Bir ses aniden mi başlıyor, yavaşça mı kabarıyor; bittiğinde birden mi kesiliyor, uzun uzun mu sönüyor. Bu şekle ses zarfı diyoruz. Piyanoya basarsın, ses hemen doğar ve yavaşça söner. Bir yaylı çalgıda ses istediğin kadar sabit durabilir.

Dört malzemeden müziğe

Şimdi bu dördünü birleştirelim, çünkü müzik dediğimiz şey tek bir sesle başlamaz.

Perdeleri arka arkaya dizersen melodi olur. Melodi, kulağın bir çizgi gibi takip ettiği şeydir; yükselir, alçalır, geri döner.

Süreleri düzenli bir örüntüye oturtursan ritim olur. Ritim, ayağının kendiliğinden vurduğu şeydir.

Perdeleri aynı anda üst üste bindirirsen armoni olur. Armoni, melodinin altındaki zemindir; melodinin hangi duyguyla duyulacağını büyük ölçüde o belirler.

Ve bu üçünün nasıl katmanlandığına doku deriz. Tek bir insan sesi ile kırk kişilik bir orkestra aynı melodiyi çalabilir; ikisinin dokusu ayrıdır.

Örneklerden okuma

Şimdi bunları gerçek müzikte görelim. Her örnekte hangi özelliğin çalıştığına dikkat et.

Usta katmanı

Buraya kadar olan kısım sağlam bir zemindi. Şimdi işin biraz daha ince tarafına geçelim, çünkü az önce söylediğim dört özellik gerçekte birbirinden tam olarak ayrı değil.

Birincisi: perde tek bir sayı değildir. Bir çalgı çaldığında havada onlarca frekans vardır ve "perde" dediğimiz şey, kulağın o yığından çıkardığı tek bir yorumdur. Bunun en çarpıcı kanıtı şudur: küçük bir telefon hoparlörü fiziksel olarak çok pes sesleri üretemez, ama bir bas gitarın çaldığı notayı yine de doğru duyarsın. Kulak, doğuşkanlar arasındaki aralıktan yola çıkıp orada olmayan temel sesi kendisi tamamlar. Yani perde havada değil, algıda oluşur.

İkincisi: gürlüğü değiştirmek tınıyı da değiştirir. Bir kemancı yayına daha çok ağırlık verdiğinde ses sadece açılmaz, aynı zamanda parlaklaşır; yüksek doğuşkanlar orantısız biçimde güçlenir. Bu yüzden bir kaydın sesini kısarak "yumuşak çalınmış" bir icra elde edemezsin. Yeni başlayan öğrenci nüansı bir ses düğmesi gibi düşünür; profesyonel onu bir renk değişimi olarak düşünür. Aradaki fark, bir icranın inandırıcı olup olmamasını belirler.

Üçüncüsü: tını zaman içinde sabit değildir. Bir sesin ilk anı ile ortası bambaşka tayflar taşır. Tanıma bilgisinin çoğu başlangıçtadır; bu yüzden bir çalgıyı taklit etmeye çalışan sentezleyicide en zor iş, sürekli sesi değil o ilk anı doğru kurmaktır.

Dördüncüsü: sessizlik de bir malzemedir. Süreyi konuşurken sesin ne kadar sürdüğünü ölçtük, ama iki ses arasındaki boşluk da tam olarak aynı ölçüyle işler. Bir müzisyenin olgunluğu çoğu zaman çaldığı notalarda değil, çalmadıklarında görünür.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış: "Yüksek ses" ile "yüksek nota" aynı şeydir. Değildir ve bu, Türkçede en sık düşülen tuzaktır. Sesi yükseltmek gürlükle ilgilidir; yüksek nota perdeyle. Bir bas gitar çok gürültülü çalabilir ve buna rağmen çok pes bir nota basıyordur. Bu ikisini ayırmadan hiçbir teknik konuşma yapılamaz. Bu derste ve akademinin tamamında gürlük için "gür" ya da "açık", perde için "tiz" ve "pes" kelimelerini kullanacağız.

Yaygın yanlış: Müzik kulağı doğuştandır, ya vardır ya yoktur. Doğuştan gelen ve gerçekten nadir olan şey mutlak kulaktır; yani hiçbir referans olmadan bir sesi adlandırabilmek. Müzik yapmak için gereken ise göreli kulaktır: iki ses arasındaki ilişkiyi duymak. Ve göreli kulak öğrenilebilir bir beceridir, tıpkı okuma gibi. Kendini "kulağı olmayan" saymak, öğrenilmemiş bir beceriyi doğuştan gelen bir eksiklik sanmaktır.

Yaygın yanlış: Tını çalgının markasıdır. Aynı keman iki farklı icracının elinde farklı duyulur; aynı icracı yayın hızını değiştirdiğinde bile farklı duyulur. Tını, çalgının kendisi kadar onu titreştiren kişinin kararlarıyla kurulur. Bu yüzden "iyi çalgı iyi ses verir" cümlesi eksiktir; iyi çalgı, iyi kararlara daha geniş bir alan açar.

Yaygın yanlış: Gürültü ile müziği ayıran şey sesin fiziğidir. Kısmen doğru, ama sınırı çizen o değil. Zil de kick davul da fiziksel olarak gürültülü tayflar taşır ve ikisi de müziğin tam merkezindedir. Ayrımı yapan şey sesin düzenlenişi ve içinde durduğu bağlamdır.

Uygulama

Telefonunu al ve bir kayıt uygulaması aç.

Aynı sesi üç kez kaydet. Önce ağzın kapalı mırıldan, sonra "a" diyerek söyle, sonra fısıltıyla söyle. Perdeyi üçünde de aynı tutmaya çalış.

Şimdi kayıtları dinle ve her biri için dört soruyu ayrı ayrı cevapla. Perde aynı mı kaldı? Süre neydi? Gürlük nasıl değişti? Ve en önemlisi, tını nasıl değişti?

Dördünü ayrı ayrı tarif edebiliyorsan bu dersin hedefine ulaştın demektir. Bir arkadaşına dinletip aynı soruları ona da sor; çoğu kişi ilk seferde gürlük ile tınıyı birbirine karıştırır ve bu karışıklığı fark etmek, ondan kurtulmanın ilk adımıdır.

Kilit özet

Ses, titreşen bir cismin havayı dalgalar hâlinde itmesidir ve her sesin birbirinden bağımsız değişebilen dört ölçüsü vardır.

Perde titreşimin saniyedeki tekrar sayısıdır; frekansı ikiye katlamak kulakta aynı notanın tizi olarak duyulur ve buna sekizli denir.

Süre sesin zaman içindeki payıdır ve kulak zamanı perdeden daha sıkı tutar; bir melodiyi tanınmaz kılmanın en hızlı yolu sürelerini bozmaktır.

Tını, bir sesin içindeki doğuşkanların dengesi ile o sesin başlangıç ve sönüş şeklinden oluşur; çalgıyı tanımamızı sağlayan bilginin çoğu sesin ilk anındadır.

Perdeler arka arkaya dizildiğinde melodi, süreler örüntüye oturduğunda ritim, perdeler üst üste bindiğinde armoni olur; müziğin tamamı bu dört malzemenin düzenlenmesidir.

Sonraki derse köprü

Artık bir sesin içinde ne olduğunu biliyorsun. Ama bunları birine anlatman gerekirse ne yapacaksın?

"Şu kadar hızlı titreşen, şu kadar süren bir ses" diye tarif edemezsin. Bir yazıya ihtiyacın var; perdeyi ve süreyi aynı anda gösterebilen, yüzyıllardır kullanılan bir yazı. Bir sonraki modülde porteyi, anahtarları ve nota sistemini kuracağız. Yani bu dersin dört malzemesini kâğıda geçirmeyi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesinde diyapazon yakın planda; çatalların titreşimi ağır çekimde görünür, masaya değdiği anda dalga halkaları odaya yayılır. Havuz benzetmesinde üstten görünüm ve yandan kesit birlikte kullanılmalı; su zerrelerinin yerinde kaldığı, yalnız hareketin ilerlediği yandan kesitte görünür.

Dört özellik anlatılırken ekranda kalıcı bir dörtlü şema tutulmalı ve o an konuşulan özellik vurgulanmalı; ders boyunca bu şemaya en az beş kez dönülecek.

Doğuşkan bölümünde tek bir tel önce bütün boyunca, sonra yarısı, sonra üçte biri boyunca titreşirken gösterilmeli; üst üste bindirildiğinde ortaya çıkan karmaşık dalga biçimi tek karede toplanmalı.

Ses zarfı için piyano ve yaylı çalgı zarfları yan yana çizilmeli. Örnek kutularının hiçbirinde telifli kayıt kullanılmaz; sesler stüdyoda yeniden üretilir.

Bu ders hangi kursun parçası

MUS-101 — Müziğin Temelleri kursunun 12 modülünden 1. modülü. Kurs bugün müfredatta ve kayda kapalıdır; bu metnin okunabilir olması kursun üretiminin tamamlandığı anlamına gelmez.