Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Motivasyon, öğrenciyi müziğe yönelten, orada tutan ve çaba gösterten şeylerin bütünü; içten gelen ve dışarıdan gelen kaynaklardan besleniyor ve ikisinin dengesi önemli.
Zaten keyifle yapılan bir etkinliğe koşula bağlı bir ödül eklemek, bazı durumlarda isteğin kaynağını ödüle kaydırabiliyor; beklenmedik ve bilgi veren bir takdir ise isteği güçlendirebiliyor. Dış destek, zamanla öğrencinin kendi isteğine devredilmeli.
İçten gelen isteği besleyen üç ihtiyaç var: seçim, yani öğrencinin kendi öğrenmesinde söz hakkı; yeterlik, yani ulaşılabilir hedeflerle yapabildiğini görmek; bağ, yani öğretmenle ve bir toplulukla birlikte müzik yapmak.
Öğrencinin çaldığı müzikle kurduğu anlam bağları isteği güçlendiriyor; yeni müzikler bu bağlardan yola çıkılarak tanıtılabiliyor.
Geri bildirim yeteneğe değil çabaya ve çalışma biçimine yöneldiğinde, öğrenci zorlukta devam etmeye daha istekli oluyor.
Motivasyon dalgalanıyor; platolar ve düşüşler yolun doğal parçası. Azalan bir isteğin kaynağı öğrenciyle yargılamadan konuşarak bulunuyor.
Çocuklarda evdeki destek, yetişkinlerde gerçekçi hedefler ve görünür ilerleme belirleyici; korku ve baskı motivasyon aracı olarak kullanılmıyor.
Açılış sahnesi
Barış otuz dört yaşında, aynı müzik okulunda keman öğretmeni. Öğrencilerinden biri dokuz yaşındaki İpek. İpek ilk aylarda kemana âşık: her derse koşarak geliyor, evde annesine öğrendiği her şeyi çalıyor.
Birkaç ay sonra Barış, İpek'in evde daha düzenli çalışmasını istiyor ve bir çizelge hazırlıyor. Her gün yarım saat çalışırsa bir yıldız, haftada beş yıldız toplarsa derste bir çikolata. İlk haftalarda çizelge harika işliyor; İpek yıldızlarını sayıyor, çikolatasını alıyor. Ama iki ay sonra Barış bir şey fark ediyor: İpek tam yarım saat çalışıyor, bir dakika fazla değil. Saati kuruyor, alarm çalınca kemanı bırakıyor. Çalıştığı şeyler hep aynı ve en kolay olanlar.
Yaz tatilinde çizelge unutuluyor ve İpek hiç çalışmıyor. Sonbaharda ilk derse isteksiz geliyor ve bir ara kemanı indirip sessizce "Ben aslında kemanı sevmiyorum galiba" diyor.
Barış, çizelgeyi alıp Nermin Hanım'ın kapısını çalıyor. Nermin Hanım çizelgeye bakıp bir süre düşünüyor.
"Sen İpek'in isteğini çikolataya bağlamışsın," diyor. "Çikolata gelince istek geldi, çikolata gidince istek de gitti. Başta onu derse koşturan şey çikolata değildi; kemanın kendisiydi. Bir isteği beslemek istiyorsan, onu önce nereden geldiğini bularak beslersin."
Bu derste ne olacak
Önceki iki derste Selim öğrenme hedefleri yazmayı, Derya da bir öğrencinin seviyesini tespit etmeyi öğrenmişti. Emre'nin derslere yeniden istekle gelmesi, Derya'yı bu isteğin nereden geldiğini merak ettirmişti. Bu ders o soruyu ele alıyor.
Önce motivasyonun ne olduğunu ve iki ana kaynağını, içten gelen ve dışarıdan gelen isteği konuşacağız. Ardından ödüllerin müzik öğretimindeki yerine ve bir ödülün ne zaman yardım edip ne zaman zarar verebileceğine bakacağız. Sonra öğrencinin isteğini besleyen üç temel ihtiyacı göreceğiz: seçim, yeterlik ve bağ. Dersin son kısmı motivasyonun doğal dalgalanmalarına, azalan bir isteği okumaya, ailelerle iş birliğine ve yetişkin öğrencilere ayrılıyor.
Sıfır noktası
Motivasyon, bir kişiyi bir etkinliğe yönelten, o etkinlikte tutan ve ona çaba gösterten şeylerin bütünü. Müzik öğreniminde motivasyon, öğrencinin derse gelmesini, evde çalışmasını, zorluklar karşısında devam etmesini ve müziğe dair kendi hedeflerini kurmasını belirliyor.
Motivasyonun kaynakları genellikle iki gruba ayrılarak düşünülüyor. İçten gelen motivasyon, etkinliğin kendisinden alınan keyif, merak ya da anlamdan doğuyor: öğrenci çalıyor, çünkü çalmak hoşuna gidiyor, çünkü yeni bir şey keşfetmek istiyor, çünkü sevdiği bir müziği kendi elleriyle yapmak istiyor. Dışarıdan gelen motivasyon ise etkinliğin dışındaki bir sonuçtan doğuyor: bir ödül, bir not, bir övgü, bir cezadan kaçınmak ya da birinin beklentisini karşılamak.
Bu iki kaynak birbirinin karşıtı değil; çoğu zaman birlikte çalışıyor. Bir öğrenci hem müziği seviyor hem de öğretmeninin onu övmesinden hoşlanıyor. Ama ikisinin dengesi önemli. Yalnızca dışarıdan beslenen bir istek, dışarıdaki kaynak kesildiğinde sönmeye yatkın. İpek'in isteği başlangıçta içten geliyordu; çizelge bu isteğin yerine bir dış kaynak koydu ve dış kaynak kesildiğinde geride az şey kaldı.
Bir şeyi önce kendi isteğinle yaparken, sonra bir ödül ya da zorunluluk yüzünden yapmaya başladığın bir dönemi hatırlıyor musun? O etkinliğe bakışın nasıl değişti?
Mekanizma
Ödülün iki yüzü
Ödüller müzik öğretiminde sık kullanılıyor: çıkartmalar, yıldız çizelgeleri, küçük hediyeler, sertifikalar. Ödülün kendisi kötü değil; ama nasıl ve ne için verildiği, isteği nasıl etkileyeceğini belirliyor.
Motivasyon üzerine çalışan araştırmacıların sık dikkat çektiği bir gözlem var: kişinin zaten keyifle yaptığı bir etkinliğe, o etkinliği yapma koşuluna bağlı bir ödül eklendiğinde, bazı durumlarda ödül kaldırılınca etkinliğe olan isteğin azalabildiği görülüyor. Kişi, etkinliği artık kendisi için değil ödül için yaptığını düşünmeye başlayabiliyor. İpek'in yarım saati tam saatle çalışıp bırakması, kemanın kendisinin değil yıldızın hedef hâline geldiğini gösteriyordu.
Ödülün nasıl sunulduğu bu etkiyi değiştiriyor. Önceden vaat edilen ve bir davranışa bağlanan bir ödül, "şunu yaparsan bunu alırsın", kontrol edici olarak algılanabiliyor. Beklenmedik bir anda verilen ve bir başarıyı tanıyan bir takdir ise, "bu cümleyi bugün çok güzel çaldın", bilgi veren bir geri bildirim gibi çalışıyor ve öğrencinin yeterlik duygusunu besliyor. İkinci tür, içten gelen isteği zayıflatmadan güçlendirebiliyor.
Bu, ödülün hiçbir zaman kullanılmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Bir öğrencinin henüz hiç ilgi duymadığı, sıkıcı bulduğu bir beceriyi başlatmak için kısa süreli bir dış destek işe yarayabiliyor. Önemli olan, bu desteğin zamanla öğrencinin kendi isteğine devredilmesi.
Seçim: öğrencinin söz hakkı
İçten gelen isteği besleyen ilk ihtiyaç, öğrencinin kendi öğrenmesi üzerinde bir söz hakkı olması. Öğrenci her şeyin öğretmen tarafından belirlendiğini hissettiğinde, çalışma bir görev hâline geliyor. Küçük seçimler bile bu duyguyu değiştiriyor.
Seçimler pek çok yerde sunulabiliyor. Repertuvarda: öğretmenin önerdiği iki üç parçadan birini öğrencinin seçmesi. Çalışmanın sırasında: önce gamı mı, önce parçayı mı çalacağına öğrencinin karar vermesi. Hedeflerde: haftanın iki hedefinden birini öğrencinin önermesi. Hatta küçük şeylerde: hangi kalemle not alınacağı, bir parçanın hangi bölümünden başlanacağı.
Barış, İpek'le yeniden konuşmaya başladığında ona hangi müzikleri sevdiğini sordu. İpek'in sevdiği bir çocuk şarkısının ezgisini birlikte kemana uyarladılar ve İpek o haftanın ödev listesinde neyi önce çalışacağına kendisi karar verdi. Bu küçük seçimler, çalışmanın yeniden İpek'in kendi işi olmasını sağladı.
Seçim sunmak, öğretmenin rehberliğinden vazgeçmesi demek değil. Öğretmen seçeneklerin çerçevesini çiziyor; öğrenci bu çerçevenin içinde karar veriyor. Seçeneklerin hepsi öğrenciyi hedefine yaklaştıracak biçimde hazırlanıyor.
Yeterlik: yapabildiğini görmek
İkinci ihtiyaç, öğrencinin bir şeyi yapabildiğini hissetmesi. Sürekli zorlanan, hiçbir şeyi tamamlayamadığını düşünen bir öğrencinin isteği zamanla azalıyor. Sürekli kolay şeyler yapan bir öğrenci ise sıkılıyor ve yeterlik duygusu da gelişmiyor; çünkü gerçek bir başarı yaşamıyor.
Yeterlik duygusunu besleyen şey, ulaşılabilir ama bir çaba gerektiren hedefler ve o hedeflere ulaşıldığının görülmesi. Önceki iki derste konuşulan hedef yazma ve seviye tespiti, burada doğrudan motivasyonun hizmetine giriyor: öğrencinin hedef bölgesinde, ulaşabileceği hedeflerle çalışması, onun düzenli olarak küçük başarılar yaşamasını sağlıyor.
İlerlemenin görünür kılınması da yeterliği besliyor. Bir parçanın ilk haftasıyla dördüncü haftasının kaydını dinletmek, bir dönem başında zorlanılan bir gamın şimdi rahatça çalındığını göstermek, öğrencinin kendi gelişimini fark etmesini sağlıyor. Barış, İpek'e geçen yılın başında çaldığı ilk ezginin kaydını dinletti. İpek önce gülümsedi, sonra "Ne kadar yavaş çalıyormuşum" dedi; bu cümle, onun ne kadar yol aldığının kendi ağzından bir kabulüydü.
Geri bildirimin dili de yeterliği etkiliyor. "Çok yeteneklisin" gibi bir övgü, başarıyı değişmez bir özelliğe bağlıyor ve öğrenci zorlandığında bu yeteneğin olmadığını düşünmesine yol açabiliyor. "Bu hafta o geçişi çok çalışmışsın, şimdi akıyor" gibi bir tanıma ise başarıyı çabaya ve çalışma biçimine bağlıyor; öğrenci bir sonraki zorlukta da çabanın işe yarayacağını biliyor.
Bağ: birlikte müzik yapmak
Üçüncü ihtiyaç, öğrencinin kendini bir ilişkinin ve bir topluluğun parçası hissetmesi. Müzik öğrenimi çoğu zaman yalnız bir çalışma gibi görünüyor; ama öğrencinin isteği büyük ölçüde başkalarıyla kurduğu bağlardan besleniyor.
Öğretmenle ilişki bu bağın ilk halkası. Öğrencinin öğretmeni tarafından görüldüğünü, dinlendiğini ve önemsendiğini hissetmesi, derslere gelme isteğini doğrudan etkiliyor. Barış'ın İpek'e hangi müzikleri sevdiğini sorması, aslında bir kemanın ötesinde, İpek'in kendisine ilgi göstermesiydi.
Birlikte çalmak, bağın en güçlü biçimlerinden. Öğretmenle bir düet, bir başka öğrenciyle birlikte çalınan bir parça, okulun küçük bir topluluğunda yer almak ya da aileye bir şey dinletmek, müziği yalnız bir çalışmadan paylaşılan bir deneyime dönüştürüyor. Barış, İpek'i okulun küçük yaylılar grubuna davet etti. İpek, aynı yaştaki başka çocuklarla birlikte çalmanın keyfini ilk kez yaşadı ve haftanın en sevdiği günü grup provası günü oldu.
Bağ, karşılaştırmanın da kaynağı olabiliyor. Bir toplulukta öğrenci kendini başkalarıyla karşılaştırıp geride hissedebiliyor. Öğretmenin bu karşılaştırmayı fark edip her öğrencinin kendi yolunu ve kendi ilerlemesini görünür kılması, topluluğun bağ kuran yanını korurken yıldırıcı yanını azaltıyor.
Anlam: öğrencinin kendi müziği
Seçim, yeterlik ve bağın yanında bir boyut daha var: öğrencinin çaldığı müzikle kurduğu anlam ilişkisi. Bir öğrenci, çaldığı müziğin kendi hayatında bir yeri olduğunda, onu sevdiği bir şarkıyla, bir aile hatırasıyla, bir arkadaş grubuyla ya da bir hayalle bağlayabildiğinde, çalışmaya çok daha kolay devam ediyor.
Emre'nin hikâyesinde, nota okuma onun grup kurma hayaline bağlandığında anlam kazanmıştı. İpek için anlam, sevdiği şarkılarda ve yaylılar grubunda saklıydı. Öğretmenin işi, öğrencinin müzikle kurduğu bu anlam bağlarını bulmak ve derslerin içine yerleştirmek.
Bu, öğretmenin yalnızca öğrencinin zaten bildiği ve sevdiği müzikle sınırlı kalması gerektiği anlamına gelmiyor. Yeni müziklerle tanıştırmak da öğretmenin işi; ama yeni bir müzik, öğrencinin bildiği bir şeyle bir bağ kurularak, bir merak uyandırılarak ya da birlikte keşfedilerek tanıtıldığında daha kolay benimseniyor.
Dalgalar: plato, düşüşler ve dönüşler
Motivasyon düz bir çizgi değil; dalgalanıyor. Yeni bir çalgıya başlamanın ilk heyecanı, birkaç ay sonra yerini bir plato dönemine bırakabiliyor: öğrenci çalışıyor, ama ilerlemeyi eskisi kadar hissetmiyor. Okul dönemleri, sınavlar, tatiller, ailedeki değişiklikler de bu dalgaları etkiliyor. İpek'in yaz tatilindeki kopuşu, çok sık görülen bir düşüş.
Bu dalgaları normal kabul etmek, onlara verilecek tepkiyi değiştiriyor. Bir düşüşü öğrencinin "tembelliği" ya da "yeteneksizliği" olarak görmek, öğrenciyi suçlu hissettiriyor ve düşüşü derinleştirebiliyor. Bir düşüşü, yolun doğal bir parçası olarak ele almak ise öğretmenle öğrencinin birlikte bir sonraki adımı düşünmesine yer açıyor.
Plato dönemlerinde yeni bir şey denemek yardım edebiliyor: farklı türde bir parça, bir topluluk deneyimi, kısa bir kayıt projesi, bir başka çalgıcıyla tanışma. Bu yenilikler, öğrencinin müzikle ilişkisine yeni bir kapı açıyor ve ilerleme duygusunu yeniden canlandırıyor.
Azalan bir isteği okumak
Bir öğrencinin isteği azaldığında, sebebini bilmeden çözüm aramak çoğu zaman sonuç vermiyor. Azalan istek birçok farklı kaynaktan gelebiliyor: hedefler çok zor ya da çok kolay olabilir; çalınan müzik öğrenciye anlamsız gelebilir; öğrencinin hayatında yorucu bir dönem olabilir; evde çalışma ortamı uygun olmayabilir; öğrenci bir karşılaştırma ya da bir eleştiri yüzünden kendini yetersiz hissedebilir.
Bu kaynağı bulmanın yolu, öğrenciyle yargılamadan konuşmak. "Neden çalışmadın?" sorusu bir hesap sorma gibi geliyor ve öğrenciyi savunmaya itiyor. "Bu hafta keman sana nasıl geldi? En çok neyi sevdin, en çok ne zorladı?" soruları ise öğrencinin kendi deneyimini anlatmasına yer açıyor. Barış, İpek'in "kemanı sevmiyorum galiba" cümlesinin ardından ona kızmadı; yaz boyunca neler yaptığını, kemanda en çok neyi özlediğini sordu. İpek'in yanıtı, onun kemanı değil, yarım saatlik zorunlu çalışmayı sevmediğini ortaya çıkardı.
Bazen azalan istek, öğrencinin müzikle ilişkisinin başka bir biçime dönüşmek istediğini gösteriyor: başka bir çalgı, başka bir tür ya da bir ara vermek. Öğretmenin bu olasılıkları da açıkça konuşabilmesi, öğrencinin müzikle bağının tamamen kopmasını önleyebiliyor.
Ailelerle ve yetişkinlerle çalışmak
Çocuk öğrencilerde motivasyonun önemli bir kısmı evde şekilleniyor. Ailenin tutumu, çalışma alanının olup olmaması, çalışmanın bir ceza mı yoksa bir keyif mi olarak sunulduğu, öğrencinin isteğini doğrudan etkiliyor. Öğretmenin aileyle konuşması, evdeki desteği güçlendirebiliyor: zorlamak yerine dinlemek, sayılan dakikalar yerine çalışmanın kendisine ilgi göstermek, küçük bir ev konseri düzenlemek.
Barış, İpek'in annesiyle konuştu ve yarım saatlik çizelgeyi birlikte kaldırdılar. Yerine her akşam yemekten sonra İpek'in o gün çalıştığı bir şeyi aileye çaldığı kısa bir "akşam konseri" koydular. Çalışma süresi bazı günler kısaldı, bazı günler uzadı; ama İpek kemanı kendi isteğiyle eline almaya başladı.
Yetişkin öğrencilerin motivasyonu farklı engellerle karşılaşabiliyor: zaman darlığı, iş ve aile yükü, "bu yaşta öğrenilir mi" kaygısı ya da çocukken yaşanan olumsuz bir deneyimin izi. Yetişkinlerle çalışırken gerçekçi hedefler, kısa ama düzenli çalışmalar ve öğrencinin kendi amacına sürekli bağlanan dersler bu engelleri azaltıyor. Yetişkinlerin ilerlemesini görünür kılmak, onların kendine yönelttiği eleştiriyi dengelemeye yardım ediyor.
Son bir ilke de korku ve baskının motivasyon aracı olarak kullanılmaması. Bir öğrenciyi azarlayarak, utandırarak ya da başkalarıyla olumsuz karşılaştırarak çalıştırmak, kısa vadede bir davranış değişikliği yaratabilse bile, uzun vadede öğrencinin müzikle ilişkisine zarar veriyor ve eğitmenlik etiğiyle bağdaşmıyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Deneyimli müzik eğitmenleri motivasyonu bir öğrenciye "verilen" bir şey olarak görmüyor. Onlar için motivasyon, öğrencinin içinde zaten var olan bir isteğin koşullarını hazırlamak. Usta bir eğitmen, bir öğrencinin isteğini artırmaya çalışmaktan çok, o isteği söndüren engelleri kaldırmaya odaklanıyor: çok zor bir hedef, anlamsız bir parça, kaygı yaratan bir ortam ya da evde destek eksikliği.
Bir başka incelik, motivasyonun her öğrencide farklı bir kaynaktan beslendiğini görmek. Bazı öğrenciler meydan okumalardan, bazıları birlikte çalmaktan, bazıları da yeni bir şey keşfetmekten keyif alıyor. Usta eğitmenler her öğrencinin ne zaman parladığını gözlemliyor ve dersleri o kaynağa doğru yönlendiriyor. Seviye tespitinde sorulan "en çok neyi seviyorsun?" sorusu, burada da bir pusula oluyor.
Usta eğitmenler, öğrencinin kendi motivasyonunu tanımasına da yardım ediyor. Bir öğrenciye "Hangi gün çalışmak sana daha kolay geldi? O gün ne farklıydı?" diye sormak, öğrencinin kendi çalışma koşullarını fark etmesini sağlıyor. Zamanla öğrenci, isteği azaldığında kendi kendine ne yapabileceğini öğreniyor; bu, öğretmenin yanında olmadığı yıllarda da müzikle bağını korumasını sağlayan bir beceri.
Deneyimli eğitmenler kendi motivasyonlarının da öğrenciye yansıdığını biliyor. Bir öğretmenin bir parçaya, bir öğrencinin ilerlemesine ya da müziğin kendisine duyduğu gerçek ilgi, öğrencinin isteğini bulaşıcı bir biçimde etkiliyor. Bir öğretmenin yorgunluğu ve isteksizliği de aynı biçimde yansıyabiliyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: "Ödül vermek öğrenciyi her zaman daha çok çalıştırır." Zaten keyifle yapılan bir etkinliğe koşula bağlı bir ödül eklemek, bazı durumlarda isteğin kaynağını etkinlikten ödüle kaydırabiliyor. Beklenmedik ve bilgi veren bir takdir, içten gelen isteği daha az zayıflatıyor.
Yaygın yanlış: "Öğrencinin seçim yapması, öğretmenin otoritesini zayıflatır." Öğretmen seçeneklerin çerçevesini çiziyor, öğrenci bu çerçevenin içinde karar veriyor. Küçük seçimler, öğrencinin çalışmayı sahiplenmesini sağlıyor.
Yaygın yanlış: "Yetenekli olduğunu söylemek öğrencinin güvenini artırır." Yetenek övgüsü başarıyı değişmez bir özelliğe bağlıyor ve öğrenci zorlandığında bu özelliğin olmadığını düşünebiliyor. Çabayı ve çalışma biçimini tanıyan bir geri bildirim, zorlukta devam etmeyi destekliyor.
Yaygın yanlış: "İsteği azalan öğrenci tembeldir." Azalan istek birçok kaynaktan gelebiliyor: uygun olmayan hedefler, anlamsız gelen bir müzik, yorucu bir hayat dönemi ya da kaygı. Kaynağı bulmak için öğrenciyle yargılamadan konuşmak gerekiyor.
Yaygın yanlış: "Biraz baskı ve korku öğrenciyi disipline eder." Azarlamak, utandırmak ya da olumsuz karşılaştırmak kısa vadede bir değişiklik yaratsa bile, öğrencinin müzikle ilişkisine uzun vadede zarar veriyor ve eğitmenlik etiğiyle bağdaşmıyor.
Uygulama
Aklına bir öğrenci getir; gerçek biri olabilir, kurgu biri de. Mümkünse isteği son dönemde azalmış bir öğrenciyi seç.
İsteğin kaynağını yaz. Öğrencinin müziğe ilk başladığında onu neyin heyecanlandırdığını düşün ve bir iki cümleyle yaz. Ardından şu an derse ve çalışmaya onu neyin getirdiğini yaz. İki yanıtı karşılaştır; içten gelen ve dışarıdan gelen kaynakları işaretle.
Ödülleri gözden geçir. Derslerinde kullandığın ödülleri, çizelgeleri ya da vaatleri listele. Her birinin önceden vaat edilen ve bir koşula bağlı bir ödül mü, yoksa beklenmedik ve bilgi veren bir takdir mi olduğunu yanına not et. Koşula bağlı ödüllerden birini, öğrencinin kendi isteğine devretmenin bir yolunu düşün.
Üç ihtiyacı sına. Öğrencinin derslerinde seçim, yeterlik ve bağ ihtiyaçlarının ne ölçüde karşılandığını düşün. Her biri için şu an neler yaptığını ve önümüzdeki iki derste ekleyebileceğin küçük bir şeyi yaz: bir seçim, görünür kılınacak bir ilerleme, birlikte çalınacak bir parça.
Geri bildirimini dinle. Bir sonraki dersini kaydet ya da sonrasında kendi cümlelerini hatırla. Övgülerinin yeteneğe mi, çabaya ve çalışma biçimine mi yöneldiğini not et. Yeteneğe yönelen bir cümleyi, çabayı tanıyan bir cümleyle nasıl değiştirebileceğini yaz.
Konuşma soruları. İsteği azalmış bir öğrenciyle yapacağın kısa bir konuşma için üç dört soru hazırla. Soruların hesap sormadan, öğrencinin kendi deneyimini anlatmasına yer açtığından emin ol. Konuşmadan sonra isteğin hangi kaynaktan azaldığını düşündüğünü bir cümleyle yaz.
Aileyle ya da öğrenciyle bir adım. Çocuk bir öğrenciyse aileyle paylaşacağın bir öneri yaz: zorlama yerine ilgiyi gösterecek küçük bir ev alışkanlığı. Yetişkin bir öğrenciyse, onun zaman ve kaygı engellerini hesaba katan gerçekçi bir haftalık çalışma önerisi hazırla.
Kilit özet
Motivasyon, öğrenciyi müziğe yönelten, orada tutan ve çaba gösterten şeylerin bütünü; içten gelen ve dışarıdan gelen kaynaklardan besleniyor ve ikisinin dengesi önemli.
Zaten keyifle yapılan bir etkinliğe koşula bağlı bir ödül eklemek, bazı durumlarda isteğin kaynağını ödüle kaydırabiliyor; beklenmedik ve bilgi veren bir takdir ise isteği güçlendirebiliyor. Dış destek, zamanla öğrencinin kendi isteğine devredilmeli.
İçten gelen isteği besleyen üç ihtiyaç var: seçim, yani öğrencinin kendi öğrenmesinde söz hakkı; yeterlik, yani ulaşılabilir hedeflerle yapabildiğini görmek; bağ, yani öğretmenle ve bir toplulukla birlikte müzik yapmak.
Öğrencinin çaldığı müzikle kurduğu anlam bağları isteği güçlendiriyor; yeni müzikler bu bağlardan yola çıkılarak tanıtılabiliyor.
Geri bildirim yeteneğe değil çabaya ve çalışma biçimine yöneldiğinde, öğrenci zorlukta devam etmeye daha istekli oluyor.
Motivasyon dalgalanıyor; platolar ve düşüşler yolun doğal parçası. Azalan bir isteğin kaynağı öğrenciyle yargılamadan konuşarak bulunuyor.
Çocuklarda evdeki destek, yetişkinlerde gerçekçi hedefler ve görünür ilerleme belirleyici; korku ve baskı motivasyon aracı olarak kullanılmıyor.
Sonraki derse köprü
Barış artık İpek'in isteğini çikolataya değil kemanın kendisine, yaylılar grubuna ve akşam konserlerine bağlıyor. Ama İpek yeni bir yay tekniğini öğrenirken Barış'ın uzun açıklamalarını dinlerken sıkılıyor, sonra denediğinde ne yapacağını bilemiyor.
Bir eğitmen yeni bir beceriyi öğretirken anlatmaya, göstermeye ve öğrencinin denemesine ne kadar yer vermeli ve bunları hangi sırayla dizmeli?
Ve bir gösterim, öğrencinin gözüyle değil kulağıyla ve bedeniyle de anlaşılabilecek biçimde nasıl yapılır?