M03-D05
Perspektif ve aksonometri
Aynı mekânı bir noktalı perspektif ve aksonometriyle çizip iki gösterimin anlattığını karşılaştırır.
Mimarlık Akademisi — M03, Mimari çizim dili · 2.277 kelime · 9 mimari durum · 1 yapı örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Perspektif bir gözün gördüğünü çizer. Ufuk çizgisi gözün yüksekliğinde, kaçış noktası paralel çizgilerin birleştiği yerdedir; ufuk çizgisinin yeri, çizimin kimin gözünden yapıldığını söyler.
Perspektif ikna eder ama ölçmez. Uzaktaki şeyler küçülür, tek bir noktadan görünmeyen her şey gizlenir; çok geniş bir açıyla çizilmiş bir perspektif yanıltıcı olabilir.
Aksonometri ölçüleri koruyan, ama hiçbir gözün göremeyeceği bir bakış sunar. Mekânların birbirine nasıl bağlandığını tek bir çizimde gösterir ve ortografik çizimlerin ayrı ayrı gizlediği çatışmaları ortaya çıkarabilir.
İki gösterim iki ayrı soruya cevap verir. Perspektif bedeni içeri alır ve orada ne görüleceğini anlatır; aksonometri bedeni dışarıda bırakır ve bütünü anlatır. İyi bir proje ikisini birlikte kullanır.
Açılış sahnesi
Nesrin, Ilgın'dan bir şey istiyor: "Planları anlıyorum artık, kesitleri de. Ama salonun içinde durduğumda ne göreceğimi hâlâ hayal edemiyorum." Ilgın o akşam salonu iki ayrı biçimde çiziyor ve ertesi sabah iki kâğıdı masaya koyuyor.
Birinci kâğıt, holün ağzından ve oturan yaşlı bir kadının göz yüksekliğinden bakan bir çizim. Tavan önünde yükseliyor, duvarların çizgileri uzakta bir noktaya, ovanın içine doğru akıyor, terasın parmaklığının arasından bahçe görünüyor. Nesrin uzun süre bakıyor. "Burası," diyor sonunda. "Annemin göreceği yer burası."
İkinci kâğıt bambaşka. Bütün katı, sanki çatısı kaldırılmış ve yukarıdan, bir köşeden bakılıyormuş gibi gösteren bir çizim: salon, teras, Hayriye Hanım'ın odası, hol, merdiven, hepsi aynı anda. Nesrin bu çizime bakınca bir şeyi hemen görüyor. Emre'nin bilgisayar modelinde teras bütün güney cephesi boyunca uzanıyor; Hayriye Hanım'ın penceresinin önünden de geçiyor. Ilgın kâğıda eğiliyor ve kalemini o noktaya koyuyor.
Bu derste ne olacak
Önceki derslerde mimari çizimin ortografik dilini kurduk: plan, kesit, görünüş, ölçek ve semboller. O çizimlerin bakışı hep duvarlara diktir; içeride duran birinin önünde ne açılacağını söylemezler. Bu ders üç boyutu tek bir çizimde göstermenin iki yolunu ele alıyor: perspektif ve aksonometri.
Önce perspektifi kuracağız: bir gözün gördüğünü çizmenin kurallarını, ufuk çizgisini ve kaçış noktasını. Sonra aksonometriyi: ölçüleri koruyan, ama tek bir gözün görmediği bir bakışı. Ardından iki gösterimin neyi anlatıp neyi sakladığını karşılaştıracak ve hangisinin hangi soruya cevap verdiğini göreceğiz. Dersin sonunda tek bir odayı hem bir gözün hem bir kuşun bakışından çizecek ve iki çizimin hangi soruyu cevapladığını söyleyebileceksiniz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Floransa'daki fresk ise gerçek bir eserdir.
Sıfır noktası
Ortografik çizimler ölçülür ama yaşanmaz. Bir plana bakan biri bir odanın büyüklüğünü bilir, ama o odaya girdiğinde ne göreceğini bilmez. İnsan gözü dünyayı perspektifle görür: uzaktaki şeyler küçülür, paralel çizgiler uzakta birleşiyormuş gibi görünür. Mimarlık bu görme biçimini çizmenin kurallarını Rönesans'ta buldu. Ama aynı dönemde ve sonrasında başka bir şey de öğrendi: bazen bir yapıyı anlamak için, onu hiçbir gözün göremeyeceği bir yerden, ölçülerini bozmadan göstermek gerekir.
Mekanizma
Perspektif: bir gözün gördüğü
Bir perspektif çizimin başlangıcı bir karardır: kimin gözünden ve nereden bakılacak? Göz yüksekliği ufuk çizgisini belirler. Ayakta duran bir yetişkinin gözü yerden yaklaşık bir metre altmış santimetre, oturan bir yetişkininki yaklaşık bir metre yirmi, beş yaşında bir çocuğunki yaklaşık bir metre yüksekliktedir. Aynı odanın perspektifi bu üç yükseklikten çizildiğinde üç ayrı oda görünür.
Aksonometri: ölçüyü koruyan bakış
Aksonometri, perspektifin tersine, uzaklıkla küçülmeyen bir üç boyutlu gösterimdir. Yapının paralel çizgileri çizimde de paralel kalır; böylece çizimden ölçü alınabilir. Aksonometri hiçbir insan gözünün göremeyeceği bir bakış sunar: bir yapıyı aynı anda üstten, yandan ve önden. Bu bakış bir mekânın yaşanışını göstermez, ama mekânların birbirine nasıl bağlandığını, kütlenin nasıl kurulduğunu, katmanların nasıl üst üste bindiğini tek bir çizimde gösterir.
Yaygın yanlış"Perspektif bir yapıyı olduğu gibi gösterir; en doğru çizim perspektiftir."
Perspektif bir gözün gördüğünü gösterir ve bu yüzden bir mekânın nasıl algılanacağını en iyi anlatan çizimdir. Ama ölçü taşımaz: uzaktaki şeyler küçülür, aynı uzunlukta iki duvar farklı uzunlukta çizilir. Ayrıca tek bir noktadan bakar ve o noktadan görünmeyen her şeyi gizler. Perspektif doğru değil, belirli bir bakıştan doğrudur.
Hangisi ne zaman
Perspektif ile aksonometri birbirinin rakibi değil, iki ayrı soruya verilen iki ayrı cevaptır. Perspektif "orada durduğumda ne göreceğim?" sorusunu cevaplar. Aksonometri "bu yapı nasıl bir araya geliyor?" sorusunu cevaplar. Birincisi bedeni içeri alır, ikincisi bedeni dışarıda bırakıp bütünü gösterir.
Yaygın yanlış"Aksonometri yalnızca teknik bir çizimdir; tasarımla değil, sunumla ilgilidir."
Aksonometri bir tasarım aracıdır: mekânların birbirine nasıl bağlandığını, kütlelerin nasıl üst üste bindiğini, bir planın kesitteki karşılığını aynı anda gösterdiği için, ortografik çizimlerin ayrı ayrı gizlediği çatışmaları ortaya çıkarır. Birçok mimar bir projenin ilişkilerini önce aksonometriyle düşünür.
Çizim masasında
Ilgın'ın iki çizimi aynı katı iki ayrı soruyla ele alıyor.
Birinci çizim tek noktalı bir perspektif. Ilgın bakış noktasını holün salona açıldığı yere koyuyor ve ufuk çizgisini Hayriye Hanım'ın oturduğundaki göz hizasına, yerden yüz on santimetreye yerleştiriyor. Kaçış noktası ufuk çizgisinin üstünde, ovanın içinde. Salonun tavanı perspektifte iki metre yetmişten başlayıp bahçe cephesine doğru yükseliyor; tavan çizgileri kaçış noktasına doğru giderken açılıyor. Terasın kenarında, yerden kırk santimetrelik dolu parapetin üstündeki ince dikmelerin arasından bahçenin bir kısmı görünüyor. Bu çizim bir soruya cevap veriyor: Hayriye Hanım salona girip koltuğuna oturduğunda ne görecek? Cevap: önünde yükselen bir tavan, ileride ova, dikmelerin arasında bahçe.
İkinci çizim bir plan aksonometrisi. Ilgın sokak katının planını kırk beş derece döndürüyor, duvarları ve kolonları düşey olarak yukarı kaldırıyor, çatıyı çıkarıyor. 1:100 ölçekte çizdiği için planın her ölçüsü korunuyor. Çizimde salon, teras, Hayriye Hanım'ın odası, hol ve merdiven aynı anda görünüyor. Ve Nesrin'in gördüğü sorun burada açıkça okunuyor: Emre'nin modelinde teras, salonun önünden devam edip Hayriye Hanım'ın odasının önünden de geçiyor.
Ilgın bunun ne demek olduğunu bir kesit üzerinde gösteriyor. Hayriye Hanım'ın penceresinden bahçeye inen bakış, alçaltılmış denizliğin üstünden yaklaşık sekiz metre ötede bahçe zeminine değiyordu. Pencerenin önünde, aynı kotta üç metre derinliğinde bir teras olursa, o bakış bahçeye değil, terasın döşemesine iner; Hayriye Hanım torunlarını değil, terasın taşlarını görür. Perspektif bunu göstermemişti, çünkü salondan bakıyordu; plan göstermemişti, çünkü yükseklik yoktu. Aksonometri, iki çizimin arasında kalan bu çatışmayı tek bakışta ortaya çıkardı.
Ilgın terası salonun genişliğiyle, dört buçuk metreyle sınırlıyor. Hayriye Hanım'ın odasının önünde teras yok; alt katın çatısı orada yeşil bir çatı olarak, pencerenin denizliğinin altında, bakışı kesmeyecek bir kotta kalıyor. Aksonometriyi yeniden çiziyor ve iki çizimi birlikte duvara asıyor: biri bir gözün göreceğini, öbürü o gözün göremediği bütünü gösteriyor.
Usta katmanı
İtalyan mimar ve yazar Leon Battista Alberti, perspektifin kurallarını ilk kez yazılı ve sistemli biçimde açıklayan metni yazdı. Alberti'ye göre bir resim, izleyicinin içinden baktığı açık bir pencere gibidir; resmin yüzeyi, gözden çıkan görme ışınlarının kesildiği bir düzlemdir. Alberti bu düzlem üzerinde bir zemin karelajının nasıl uzakta küçülerek çizileceğini adım adım tarif etti. Bu tarif, mimarlara ve ressamlara bir mekânı insan gözünün gördüğü gibi kurmanın aracını verdi.
Alman sanat tarihçisi Erwin Panofsky ise perspektifin doğal bir görme biçimi olmadığını, belirli bir dönemin dünyaya bakışını yansıtan bir anlaşma olduğunu savundu. Panofsky'ye göre Rönesans perspektifi mekânı sonsuz, homojen ve tek bir gözün etrafında düzenlenmiş bir şey olarak kurar; başka kültürler ve dönemler mekânı başka türlü çizmiştir. Bu bakışla aksonometri, tek bir gözün etrafında düzenlenmeyen bir mekân anlayışının çizimidir.
Aksonometriyi mimarlıkta bir tasarım dili hâline getirenlerden biri Fransız mühendis Auguste Choisy oldu. Choisy, bin sekiz yüz doksan dokuzda yayımladığı mimarlık tarihinde yapıları alttan bakan aksonometrilerle çizdi: bir yapının planı, kesiti ve tavanı aynı çizimde, sanki yapı yerden yukarı doğru kesilip altından görülüyormuş gibi okunuyordu. Choisy'nin çizimleri, bir yapının nasıl bir araya geldiğini tek bir bakışta gösterme gücüyle yirminci yüzyıl mimarlarını derinden etkiledi.
Kendin dene
Aklında kalsın
Perspektif bir gözün gördüğünü çizer. Ufuk çizgisi gözün yüksekliğinde, kaçış noktası paralel çizgilerin birleştiği yerdedir; ufuk çizgisinin yeri, çizimin kimin gözünden yapıldığını söyler.
Perspektif ikna eder ama ölçmez. Uzaktaki şeyler küçülür, tek bir noktadan görünmeyen her şey gizlenir; çok geniş bir açıyla çizilmiş bir perspektif yanıltıcı olabilir.
Aksonometri ölçüleri koruyan, ama hiçbir gözün göremeyeceği bir bakış sunar. Mekânların birbirine nasıl bağlandığını tek bir çizimde gösterir ve ortografik çizimlerin ayrı ayrı gizlediği çatışmaları ortaya çıkarabilir.
İki gösterim iki ayrı soruya cevap verir. Perspektif bedeni içeri alır ve orada ne görüleceğini anlatır; aksonometri bedeni dışarıda bırakır ve bütünü anlatır. İyi bir proje ikisini birlikte kullanır.
Sonraki derse köprü
Bu modülde çizimi hep henüz var olmayan bir yapıyı tasarlamak için kullandık. Ama mimarların işlerinin büyük bir kısmı, var olan bir yapıyla başlar: yenilenecek bir daire, onarılacak eski bir ev, dönüştürülecek bir dükkân. Var olanı değiştirmeden önce onu ölçmek ve çizmek gerekir. Sonraki ders rölöveyi konu alıyor: var olan bir odayı şerit metreyle ölçüp ölçülü bir plana nasıl çevireceğimizi öğreneceğiz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.