İçeriğe geç

M02-D06

Ses, koku ve dokunma

Bir mekânın görme dışındaki duyularla nasıl algılandığını gözlem notlarıyla belgeler.

Mimarlık Akademisi — M02, Mekânı okumak · 2.326 kelime · 8 mimari durum · 2 yapı örneği · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

İnsan bir mekânı bütün bedeniyle algılar. Görme çoğu zaman baskındır, ama karanlıkta, kalabalıkta ya da görme yetisi zayıfladığında ses, koku ve dokunma öne çıkar.

Her mekânın bir sesi vardır. Sert yüzeyler sesi yansıtır, yumuşak yüzeyler yutar; kulak mekânın büyüklüğünü ve karakterini sesten okur. Bazı sesler ortadan kaldırılacak bir sorun değil, korunacak bir karakterdir.

Koku hafızaya en doğrudan bağlanan duyudur. Mimar mutfağın yerini, havalandırmayı ve malzemeyi seçerken bir mekânın nasıl kokacağını da seçer.

Dokunma, mekânda yol göstermenin en yakın aracıdır. Kesintisiz bir tırabzan, değişen bir zemin dokusu, ılık bir tutamak, karanlıkta ve görme olmadan da bir mekânı okunur kılar.

Açılış sahnesi

Ilgın bir gece Hayriye Hanım'a bir soru soruyor: "Gece kalktığınızda, ışık yakmadan yolunuzu nasıl buluyorsunuz?"

Hayriye Hanım bir süre düşünüyor, sonra anlatıyor. Eski evinde kalkınca önce eliyle yatağın başındaki ahşap komodini bulurmuş. Komodinden duvara, duvardan kapı kasasına. Koridorun halısı bitince ayağının altında soğuk karo başlarmış; o soğukluk banyoya geldiğini söylermiş. Banyonun kapısını açınca damlayan musluğun sesi, sesin yankısı küçük bir odaya girdiğini anlatırmış. Sabahları ise mutfaktan gelen çay kokusu kızının kalktığını haber verirmiş.

Ilgın defterine yazıyor ve yazdıklarına bakınca şaşırıyor. Hayriye Hanım'ın tarifinde tek bir görsel bilgi yok. Ahşabın dokusu, karonun soğukluğu, suyun sesi, çayın kokusu. Yedi derstir çizdiği evin planında bunların hiçbiri yok.

Bu derste ne olacak

Önceki derslerde mekânı ölçüyle, ölçekle, ışıkla, eşiklerle ve dolaşımla okuduk. Bunların çoğu gözle okunur. Ama insan bir mekânı bütün bedeniyle algılar: kulağıyla, burnuyla, eliyle, ayağıyla, teniyle. Görme çoğu zaman en baskın duyudur, ama tek duyu değildir; karanlıkta, kalabalıkta ya da görme yetisi zayıfladığında öteki duyular öne çıkar.

Önce mekânın neden çok duyulu algılandığını kuracağız. Sonra üç duyuya ayrı ayrı bakacağız: sesin bir mekânın büyüklüğünü ve karakterini nasıl anlattığına, kokunun bir mekâna nasıl kimlik ve hafıza verdiğine, dokunmanın bir mekânda nasıl yol gösterdiğine. Dersin sonunda bir mekânın görme dışındaki duyularla nasıl algılandığını gözlem notlarıyla belgeleyebileceksiniz.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. İsviçre'deki kaplıca ile İstanbul'daki hamam ise gerçektir.

Sıfır noktası

Mimarlık çizimle düşünülür ve çizim görseldir. Plan, kesit, perspektif ve maket bir mekânın neye benzediğini gösterir, ama nasıl ses verdiğini, nasıl koktuğunu, elin değdiği yerde nasıl hissettirdiğini göstermez. Bu yüzden mimarlar kolayca yalnızca göz için tasarlayabilir. Oysa bir mekânda en uzun süre kalan anılar çoğu zaman görsel değildir: bir evin merdiveninin gıcırtısı, bir okul koridorunun kokusu, bir taş duvarın yazın serinliği.

Mekanizma

Ses: mekânın kulağa söyledikleri

Her mekân bir ses verir. Sert ve paralel yüzeyler sesi yansıtır, mekânı yankılı ve canlı yapar; yumuşak ve dağınık yüzeyler sesi yutar, mekânı sessiz ve sakin yapar. Kulak bu farkı hemen algılar ve mekânın büyüklüğünü, malzemesini, hatta kalabalığını sesten tahmin eder. Gözü kapalı biri bile büyük bir camiye girdiğini, küçük bir banyoya girdiğinden ayırabilir.

Koku: mekânın hafızası

Koku, duyuların içinde hafızaya en doğrudan bağlananıdır. Bir mekânın kokusu yıllar sonra bile o mekânı geri getirir: anneannenin evinin ahşap dolabı, okulun tebeşir kokusu, hamamın sabun ve buhar kokusu. Mimar koku tasarlamaz gibi görünür, ama malzemeyi, havalandırmayı ve mekânların sırasını seçerken bir mekânın nasıl kokacağını da seçer.

Dokunma: el, ayak ve ten

Dokunma, mekânla en yakın temas kurulan duyudur. El bir kapı koluna, bir tırabzana, bir duvara değer; ayak bir eşiğe, bir halıya, soğuk bir taşa basar; ten güneşin ısıttığı bir duvarın sıcağını ya da bir koridorun cereyanını hisseder. Dokunma yalnızca yüzeyin pürüzünü değil, sıcaklığını da algılar: aynı sıcaklıktaki taş, metale göre daha az, ahşaba göre daha çok soğuk gelir, çünkü elden ısıyı farklı hızlarda çeker.

Yaygın yanlış"Mimarlık görsel bir sanattır; bir yapının iyi olup olmadığı fotoğrafından anlaşılır."
Doğrusu

Bir fotoğraf bir mekânın görüntüsünü gösterir, ama sesini, kokusunu, sıcaklığını ve elin değdiği yüzeylerin nasıl hissettirdiğini göstermez. Fotoğrafta güzel görünen bir kafe içinde konuşulamayacak kadar yankılı, bir hol nefes alınamayacak kadar havasız olabilir. Bir yapıyı değerlendirmek için onun içinde bulunmak, dinlemek ve dokunmak gerekir.

Yaygın yanlış"Ses, koku ve dokunma teknik konulardır, akustik ve havalandırma mühendisinin işidir."
Doğrusu

Akustik ve havalandırma uzmanları ölçer ve hesaplar, ama bir mekânın nasıl ses vereceğini, nasıl kokacağını ve elin nereye değeceğini belirleyen kararlar plan ve malzeme aşamasında mimarın masasında verilir. Mutfağın salona ne kadar yakın olduğu, döşemenin ahşap mı taş mı olduğu, tırabzanın nereden başlayıp nerede bittiği birer mimari karardır.

Çizim masasında

Hayriye Hanım'ın gece tarifinden sonra Ilgın, onun yatağından banyoya uzanan üç buçuk metrelik yolu bu kez gözünü kapatarak, bir duyu planı olarak yeniden çiziyor. Önceki derste bu yola yerden kırk santimetre yükseklikte gece lambaları koymuştu. Şimdi ışık yanmasa da yolun bulunabilmesini istiyor.

Önce dokunma. Yatağın başından banyonun kapısına kadar duvara, yerden doksan santimetre yükseklikte, altı santimetre genişliğinde kesintisiz bir ahşap tutunma bandı koyuyor. Bant kapı açıklığında kesilmiyor, kapı kasasına dönerek devam ediyor; Hayriye Hanım'ın eli yol boyunca duvardan hiç ayrılmayacak. Zemin odada ahşap; banyonun kapısında, eşiksiz bir birleşimle, ince dokulu bir taşa dönüyor. Ayak, Hayriye Hanım'ın eski evindeki gibi, banyoya geldiğini zeminden anlayacak. Ilgın taşın altına yerden ısıtma koyuyor; soğukluk bir ipucu olarak kalabilir, ama kışın çıplak ayakla basılacak bir taş, yaşlı bir beden için bir tehlike olmamalı.

Sonra ses. Holün doğu ucundaki merdiven, çocukların koşarak indiği yer. Ahşap basamakların takırtısı batı koluna, yaşlı kadının yatağına kadar yankılanırsa sabahları erken uyanacak. Ilgın holün tavanına, merdivenin üstündeki on iki metrekarelik bölüme, ahşap çıtalar arasına gizlenmiş ses yutan bir panel koyuyor. Ama Nesrin'den bir şey daha öğreniyor: annesi sabahları torunlarının okula gidişini duymak istiyormuş, yalnız uyandırılmak istemiyormuş. Ilgın Hayriye Hanım'ın kapısının üstüne, kapalıyken bile sesin bir kısmını geçirecek dar bir üst pencere ekliyor. Kapı kapalıyken uzaktan bir uğultu, açıkken bütün ev.

En son koku. Hayriye Hanım'ın odası holün batı kolunda, mutfak kapısından birkaç adım ötede. Sabah çayının kokusu, onun eski evdeki uyanma saatiydi. Ilgın mutfağın davlumbazını kızartma kokusunu ve dumanı çekecek güçte seçiyor, ama mutfakla hol arasındaki geçidi açık bırakıyor; çayın ve ekmeğin kokusu hole, oradan Hayriye Hanım'ın kapısına ulaşacak. Ilgın planın kenarına yeni bir lejant ekliyor: mavi ses, yeşil koku, kahverengi dokunma.

Usta katmanı

Finlandiyalı mimar Juhani Pallasmaa, mimarlığın modern dönemde gözün tek başına egemenliğine teslim olduğunu savunan kısa ve etkili bir kitap yazdı. Pallasmaa'ya göre Batı kültürü yüzyıllar boyunca görmeyi duyuların en üstüne koydu ve mimarlık da giderek fotoğrafta iyi görünen ama içinde yaşanınca bedeni dışarıda bırakan yapılar üretmeye başladı. Pallasmaa'nın önerisi, mimarlığı yeniden bütün bedenle, tenin, kulağın, burnun ve kasların deneyimiyle düşünmektir.

Amerikalı ses mühendisi Barry Blesser ile çevre psikoloğu Linda-Ruth Salter ise aynı konuya kulaktan yaklaştı. Blesser ve Salter, bir mekânın sesinin yalnızca bir akustik hesap olmadığını, insanların bir mekânı sesinden nasıl tanıdığını, orada nasıl davrandığını ve ne hissettiğini belirlediğini savundu. Onlara göre her mekânın bir işitsel kimliği vardır ve bu kimlik, mimarın seçtiği biçim ve malzemeyle kurulur, çoğu zaman da farkında olmadan.

Kendin dene

Aklında kalsın

İnsan bir mekânı bütün bedeniyle algılar. Görme çoğu zaman baskındır, ama karanlıkta, kalabalıkta ya da görme yetisi zayıfladığında ses, koku ve dokunma öne çıkar.

Her mekânın bir sesi vardır. Sert yüzeyler sesi yansıtır, yumuşak yüzeyler yutar; kulak mekânın büyüklüğünü ve karakterini sesten okur. Bazı sesler ortadan kaldırılacak bir sorun değil, korunacak bir karakterdir.

Koku hafızaya en doğrudan bağlanan duyudur. Mimar mutfağın yerini, havalandırmayı ve malzemeyi seçerken bir mekânın nasıl kokacağını da seçer.

Dokunma, mekânda yol göstermenin en yakın aracıdır. Kesintisiz bir tırabzan, değişen bir zemin dokusu, ılık bir tutamak, karanlıkta ve görme olmadan da bir mekânı okunur kılar.

Sonraki derse köprü

Bu modülde bir mekânı ölçüyle, ölçekle, ışıkla, eşikle, dolaşımla ve şimdi de ses, koku ve dokunmayla okumayı öğrendik. Ama bu gözlemlerin değeri, kaydedildikleri ölçüdedir. Ilgın her derste defterine bir şey yazdı: bir ölçü, bir kroki, bir cümle. Sonraki ders bu alışkanlığı bir yönteme dönüştürüyor: bir mekânı ölçü, kroki ve notu bir arada tutan tek sayfalık bir gözlem defterine nasıl dökeceğimizi öğreneceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.