İçeriğe geç

M02-D04

Eşikler: içeri ve dışarı arasında

Bir yapının girişini sokaktan iç mekâna kadar eşik eşik tarif eder.

Mimarlık Akademisi — M02, Mekânı okumak · 2.368 kelime · 8 mimari durum · 2 yapı örneği · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir yapıya girmek tek bir anda olmaz. Sokaktan iç mekâna kadar bir eşikler dizisi aşılır ve her eşikte zemin, ışık, ses, sıcaklık ya da mahremiyet değişir.

Eşik bir çizgi değil bir kalınlıktır. Kapının altındaki birkaç santimetreden bir giriş avlusuna kadar uzanabilir; ne kadar kalınsa insan içeriye o kadar hazırlanarak girer.

Türkiye'de kapıda ayakkabı çıkarmak mekânsal bir karardır ve bir yer ister. Antresiz bir daire, ayakkabıları merdiven sahanlığına taşır.

Eşik kalınlaştığında kendi başına bir mekân olur. Saçak altları, sekiler ve avlular, insanların içeride de dışarıda da olmadan durabildikleri ara mekânlardır; en canlı eşikler durmaya izin veren eşiklerdir.

Açılış sahnesi

Yağmurlu bir kasım akşamı Nesrin, Hayriye Hanım'ı göz doktorundan eve getiriyor. Kiraladıkları apartmanın kapısı doğrudan kaldırıma açılıyor; ne bir saçak var ne bir basamak boşluğu. Nesrin bir elinde şemsiye, öbüründe annesinin çantası, anahtarı arıyor. Hayriye Hanım yürütecine tutunmuş, yağmurun altında bekliyor.

Kapı açılınca karanlık bir merdiven boşluğu. Işık düğmesi kapının arkasında kalmış, Nesrin el yordamıyla buluyor. Asansör yok; daire birinci katta. Kapının önündeki sahanlık dar; Hayriye Hanım ayakkabılarını çıkarmak için duvara yaslanıyor, Nesrin eğilip bağcıklarını çözüyor. Islak ayakkabılar sahanlıkta, komşunun ayakkabılarının yanında kalıyor.

O akşam Nesrin, Ilgın'a kısa bir mesaj yazıyor: "Yeni evde kapıya yağmurda girmek istiyorum. Ve annem ayakkabısını oturarak çıkarsın."

Bu derste ne olacak

Önceki derste ışığın içerisi ile dışarısının birleştiği yerde nasıl keskinleştiğini gördük. Bu ders o sınırın kendisine bakıyor. Bir yapıya girmek tek bir anda, kapı açıldığında olmaz. Sokaktan iç mekâna kadar bir dizi sınır aşılır: bir bahçe duvarı, bir saçak, bir basamak, bir kapı, bir antre. Her biri bir eşiktir ve her biri bir şeyi değiştirir: zeminin malzemesini, ışığın miktarını, sesin düzeyini, kimin girebileceğini.

Önce eşiğin ne olduğunu ve neden bir çizgi değil bir yer olduğunu kuracağız. Sonra eşikleri sırayla ele alacağız: sokaktan kapıya, kapının kendisi, kapıdan içeri. Ardından eşiğin bir geçit olmaktan çıkıp kendi başına bir mekâna, bir buluşma yerine dönüştüğü durumlara bakacağız. Dersin sonunda bir yapının girişini kaldırımdan ilk odaya kadar, aştığınız her sınırı adlandırarak tarif edebileceksiniz.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Finlandiya'daki belediye binası ile Venedik'teki saray girişi ise gerçektir.

Sıfır noktası

Eşik denince çoğu insanın aklına kapının altındaki taş ya da ahşap çıta gelir. Mimarlıkta ise eşik, bir mekândan ötekine geçerken aşılan sınırın bütün kalınlığıdır. Bu kalınlık birkaç santimetre de olabilir, bir avlu kadar geniş de. Önemli olan, insanın o sınırda bir şeyin değiştiğini hissetmesidir: ayağının altındaki zemin, başının üstündeki örtü, gözünün önündeki ışık, kulağındaki ses ya da kendisinin misafir mi, ev sahibi mi olduğu.

Mekanizma

Sokaktan kapıya

Bir yapıya ilk eşik çoğu zaman kapıdan çok önce aşılır. Bir bahçe duvarı, bir ön bahçe, bir giriş yolu, birkaç basamak, bir saçak; her biri insanı kamusal sokaktan yavaş yavaş yapının alanına alır. Bu dış eşikler ne kadar kalınsa, insan kapıya o kadar hazırlanarak gelir.

Yaygın yanlış"Bir evin girişi ne kadar kapalı ve yüksek duvarlıysa o kadar güvenlidir."
Doğrusu

Yüksek ve dolu bir duvar evi sokaktan gizler, ama sokağı da evden gizler. Duvarın arkasında olan biteni kimse görmez; içeri giren birinin fark edilmesi zorlaşır, kapının önü ıssızlaşır. Alçak bir duvar, bir ön bahçe ve sokağa bakan pencereler, evin önünü komşuların ve geçenlerin gözü altında tutar. Güvenlik çoğu zaman engellerden çok görünürlükten gelir.

Kapının kendisi

Kapı eşiklerin en yoğun olduğu yerdir. Burada zemin değişir, ışık değişir, ısı değişir, ses değişir; çoğu zaman da kişinin statüsü değişir: kapıdan dışarıda bir yabancıdır, içeride bir misafir. Kapının genişliği, yüksekliği, saçağı, kapının önündeki düz alan ve ardındaki ilk birkaç metre bu değişimi ya yumuşatır ya da sertleştirir.

Kapıdan içeri

Eşikler kapıyla bitmez. İçeri girildikten sonra da birkaç adım boyunca insan hâlâ geçiştedir: paltosunu çıkarır, ayakkabısını değiştirir, çantasını bırakır, kendini içeriye hazırlar. Türkiye'de bu iç eşiğin özel bir anlamı vardır: birçok evde ayakkabılar kapıda çıkarılır. Bu bir alışkanlık değil, mekânsal bir karardır ve kendine bir yer ister.

Yaygın yanlış"Eşik bir kapının altındaki çıtadır ve erişilebilirlik için kaldırılması yeterlidir."
Doğrusu

Kapının altındaki çıta, eşiğin yalnızca en küçük parçasıdır. Bir yapıya girmek; bahçe duvarını, saçağı, basamakları, kapıyı ve antreyi kapsayan bir dizi eşiği aşmaktır. Erişilebilir bir giriş, kapının altındaki birkaç santimetreyi değil, bu dizinin tamamını, yürüteçli, tekerlekli sandalyeli ve kucağı dolu birinin gözüyle düşünmeyi gerektirir.

Eşik bir yer olduğunda

Eşik geçilip gidilecek bir çizgi olabilir, ama kalınlaştığında kendi başına bir mekâna dönüşür. Bir saçağın altı, bir giriş sekisinin üstü, bir avlunun kenarı, insanların içeride de dışarıda da olmadıkları, iki dünya arasında durabildikleri yerlerdir. En canlı eşikler, durmaya izin veren eşiklerdir.

Çizim masasında

Mesajı okuyan Ilgın, evin girişini sınır sınır yeniden çiziyor. Bu dizinin parçaları önceki derslerde tek tek ortaya çıkmıştı; şimdi onları bir sıra olarak okuyor.

Birinci eşik sokak duvarı. Kaldırım ile arsa arasındaki eski taş duvar, girişin olduğu yerde açılıyor. Girişi dut ağacının tacından kurtarmak için batıya kaydırmıştı; ağacın yanında da sokağın çocukları için bir metrelik ayrı bir açıklık bırakmıştı. İkinci eşik eğim: açıklıktan sonra zemin iki metre boyunca yaklaşık yüzde altı eğimle on iki santimetre yükseliyor; kaldırımın betonu burada yerini düz kesilmiş taşa bırakıyor. Üçüncü eşik sahanlık: Ahu'nun ziyaretinden sonra kapının önüne eklenen düz alan. Ilgın bu sahanlığın tamamını, Nesrin'in isteğiyle, sahanlık kadar derin bir saçakla örtüyor. Hayriye Hanım yağmurda kapının önünde kuru bir yerde duracak; Nesrin şemsiyesini kapatıp anahtarını sahanlığın yan duvarındaki küçük rafa bırakabilecek.

Dördüncü eşik kapının kendisi. Kapı net bir metre genişliğinde; yönetmeliğin bağımsız bölüm girişleri için istediği ölçü. Kapı altında çıta yok; dış taş zemin ile iç ahşap zemin aynı kotta birleşiyor, arada yalnızca yağmur suyunu toplayan dar bir ızgara var. Beşinci eşik antre. Kapının iç tarafında yüz seksen santimetre derinliğinde, yüz altmış santimetre genişliğinde bir bölüm. Zemini dışarıdaki taşın devamı; ayakkabıyla basılan son yer burası. Antrenin bir yanında yerden kırk beş santimetre yüksekliğinde bir oturma bankı ve bankın yanında, yetmiş santimetrede bir tutunma barı var. Hayriye Hanım burada oturarak ayakkabısını çıkaracak, bardan tutunarak kalkacak. Bankın altı ayakkabı dolabı. Antrenin ışığı, kapının üstündeki yüksek bir şerit pencereden geliyor; sokaktan giren göz burada yavaş yavaş içeriye uyum sağlıyor.

Altıncı eşik antreden giriş holüne geçiş. Taş zemin burada ahşaba dönüyor ve ayakkabılar burada kalıyor; geleneksel evdeki seki altı ile seki üstü arasındaki ayrımın bugünkü karşılığı. Holün tavanı alçak ve onun ardında salon, çatının yükseldiği tarafa doğru ovaya açılıyor. Ilgın bu altı eşiği plan üzerinde numaralandırıyor ve kenarına bir satır yazıyor: "Kaldırımdan salona dokuz metre. Altı eşik, sıfır basamak."

Usta katmanı

Türk mimarlığında eşik üzerine düşünmenin en zengin kaynağı geleneksel Türk evidir. Mimar Sedad Hakkı Eldem, Anadolu ve Balkanlar'daki yüzlerce evi belgeleyerek bu evlerin plan tiplerini sofanın biçimine göre sınıflandırdı. Eldem'in çizimlerinde ev, sokaktan odaya kadar uzanan bir eşikler dizisidir: sokak kapısı, avlu ya da taşlık, merdiven, sofa ve oda. Odanın içinde bile bir eşik vardır: kapıdan girince alçak bir bölüm, seki altı; ayakkabıların çıkarıldığı yer burasıdır. Oradan bir basamak yukarı çıkılan seki üstü, oturulan, yenilen ve yatılan asıl odadır.

Hollandalı mimar Herman Hertzberger, akademinin ilk dersinde andığımız kitabında ara mekâna ayrı bir yer ayırır. Hertzberger'e göre kapının önündeki bir basamak, bir sekinin kenarı ya da bir saçağın altı, yalnızca geçilecek yerler değil, insanların içerinin ve dışarının dünyalarını birbirine bağladığı yerlerdir. Bir çocuğun evin önündeki basamağa oturup sokağı izlemesi, ona hem evin güvenliğini hem sokağın merakını aynı anda verir.

Hertzberger'in bu yaklaşımı, eşiği bir geçit olmaktan çıkarıp bir buluşma yerine dönüştürmenin yolunu gösterir. Örnekleri çoğunlukla Hollanda'nın kentsel konutlarından ve okullarından gelir; ama Nesibe Hanım'ın sekisi aynı fikrin Anadolu'daki karşılığıdır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bir yapıya girmek tek bir anda olmaz. Sokaktan iç mekâna kadar bir eşikler dizisi aşılır ve her eşikte zemin, ışık, ses, sıcaklık ya da mahremiyet değişir.

Eşik bir çizgi değil bir kalınlıktır. Kapının altındaki birkaç santimetreden bir giriş avlusuna kadar uzanabilir; ne kadar kalınsa insan içeriye o kadar hazırlanarak girer.

Türkiye'de kapıda ayakkabı çıkarmak mekânsal bir karardır ve bir yer ister. Antresiz bir daire, ayakkabıları merdiven sahanlığına taşır.

Eşik kalınlaştığında kendi başına bir mekân olur. Saçak altları, sekiler ve avlular, insanların içeride de dışarıda da olmadan durabildikleri ara mekânlardır; en canlı eşikler durmaya izin veren eşiklerdir.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir yapıya girişi, sokaktan salona kadar aşılan eşiklerin sırası olarak okuduk. Ama içeri girdikten sonra da yürümeye devam ederiz: odadan odaya, kattan kata, mutfaktan bahçeye. O yürüyüşün bir yolu, genişleyip daralan yerleri, dönüş noktaları vardır. Sonraki ders dolaşımı konu alıyor: bir yapının içindeki yolu plan üzerine çizip yolun dar, geniş ve döndüğü noktalarını adlandıracağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.