M02-D03
Işık mekânı nasıl kurar
Bir odada gün boyunca ışığın yerini ve niteliğini üç saatte gözlemleyip notlarını bir plan üzerine işler.
Mimarlık Akademisi — M02, Mekânı okumak · 2.321 kelime · 8 mimari durum · 2 yapı örneği · ≈ 11 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Işık bir mekânın en hızlı değişen malzemesidir. Aynı oda saat ilerledikçe ve mevsim döndükçe başka bir odaya dönüşür.
Işık iki yoldan gelir: yönü belli, keskin gölgeli ve sıcak doğrudan güneş ışığı ile gökyüzünden her yönden gelen, yumuşak ve eşit dağınık ışık. Kuzey penceresi karanlık değil, başka türlü bir ışıktır.
Işık mekânı böler ve yönlendirir. Koridorun ucundaki pencere yol gösterir, karanlıktaki bir ışık havuzu duvarsız bir oda gibi davranır.
Fazla ışık da bir sorundur. Parlak bir pencerenin önündeki yüz siluete döner; yüz ne kadar koyuysa kayıp o kadar büyük olur. Işığı yüze yandan getirmek, insanların birbirini görmesini sağlar.
Açılış sahnesi
Ekim ortasında bir salı. Ilgın sabah dokuzda arsada; yanında bir metrelik tahta kazık, şerit metresi ve defteri. Kazığı salonun güney köşesinin geleceği yere, sokak kotunun tam kenarına çakıyor. Güneş güneydoğudan, alçaktan geliyor; kazığın gölgesi toprağa üç metreden uzun düşüyor. Işık sarı ve yatık; dut ağacının yaprakları arkadan aydınlanmış, her biri ayrı ayrı parlıyor.
Öğle saat birde geri geliyor. Güneş tam güneyde ve yüksekte; aynı kazığın gölgesi bir metreye kısalmış. Işık beyaz ve sert, ovanın üstündeki pus dağılmış, her taşın gölgesi bıçak gibi keskin. Akşamüstü beşte yine orada. Güneş batı-güneybatıda, ufka yakın; kazığın gölgesi dört metreyi buluyor. Cevizin gölgesi yamacı tırmanıp neredeyse evin geleceği yere kadar uzanmış. Işık turuncuya dönmüş, taş duvar sıcak görünüyor.
Ilgın üç gölgeyi defterdeki krokiye işliyor. Aynı arsa, aynı gün, aynı kazık; ama üç ayrı yer görmüş gibi. Kenarına yazıyor: "Henüz bir duvar yok. Ama ışık evi şimdiden üç kez çizdi."
Bu derste ne olacak
Önceki derste ölçeği duvarlarla, tavanla ve geçitlerle okuduk. Bu derste mekânı kuran en hızlı değişen malzemeye, ışığa bakıyoruz. Aynı oda ışık değiştikçe başka bir odaya dönüşür: sabah sıcak ve uzun, öğle sert ve kısa, akşam yatık ve kızıl, bulutlu bir günde düz ve gölgesiz.
Önce ışığın iki türünü, doğrudan güneş ışığını ve gökyüzünden gelen dağınık ışığı ayıracağız. Sonra ışığın gün ve mevsim boyunca nasıl değiştiğine, mekânı nasıl bölüp yönlendirdiğine bakacağız. Ardından ışığın en sık gözden kaçan sorununa, kamaşmaya ve pencere önünde siluete dönüşen yüze geleceğiz. Dersin sonunda bir odada ışığı üç ayrı saatte gözlemleyip bir plana işleyebileceksiniz.
Işığı hesaplamak, pencerenin oranını ve güneşin açısını kullanarak boyutlandırmak ileriki modüllerin işi. Burada önce bakmayı öğreniyoruz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Roma'daki kubbe ve Teksas'taki müze ise gerçektir.
Sıfır noktası
Işık bir mekâna iki yoldan girer. Biri güneşin kendisinden gelen, yönü belli, gölgesi keskin, sıcak doğrudan ışıktır. Öbürü güneşin gökyüzünde ve bulutlarda saçılıp her yönden gelen, gölgesi yumuşak, eşit dağınık ışıktır. Bir pencere ikisini birden alabilir; hangisinin ağır basacağını pencerenin yönü, gün içindeki saat ve mevsim belirler.
Mekanizma
Doğrudan ve dağınık
Doğrudan güneş ışığı bir mekâna hayat, sıcaklık ve zaman duygusu verir; ama aynı zamanda ısıtır, kamaştırır ve eşyaları soldurur. Dağınık ışık eşit ve dinlendiricidir; ama bir mekânı düz, gölgesiz ve zamansız da gösterebilir. İyi bir mekân çoğu zaman ikisini birlikte kullanır: doğrudan ışığı bir yere, dağınık ışığı bir başka yere düşürür.
Işık zamanla değişir
Işık bir mekânın en hızlı değişen öğesidir. Doğuya bakan bir oda sabahları dolup akşam sakinleşir, batıya bakan bir oda sabah serin, akşam sıcak ve parlaktır. Mevsimler de oyunu değiştirir: güneye bakan bir pencereden kış güneşi alçaktan odanın derinine kadar girer, yaz güneşi ise yüksekten gelir ve pencerenin hemen önünde kalır.
Işık mekânı böler ve yönlendirir
Işık yalnızca bir mekânı aydınlatmaz, onu böler ve yön verir. Bir koridorun ucundaki pencere insanı kendine çeker. Bir merdivenin üstündeki tepe penceresi yukarı çıkmaya davet eder. Karanlık bir mekânın ortasına düşen bir ışık havuzu, duvarı olmayan bir oda gibi davranır.
Kamaşma ve yüz
Işığın en sık gözden kaçan sorunu fazlasıdır. Görme alanında çok parlak bir yüzey bulunduğunda göz ona uyum sağlamaya çalışır ve geri kalan her şey karanlıkta kalır. Pencerenin önünde oturan birinin yüzü bu yüzden karşısındakine karanlık bir siluet gibi görünür.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok gün ışığı, o kadar iyi; büyük camlar her zaman daha iyi aydınlatır."
Daha çok cam, daha çok ışık demektir ama daha iyi ışık demek değildir. Büyük ve korunmasız camlar kamaşmaya, aşırı ısınmaya ve kışın ısı kaybına yol açar; odanın derinliğinde ise yine karanlık kalabilir. İyi aydınlatma ışığın miktarı kadar dağılımı, yönü ve kontrol edilebilmesiyle ilgilidir.
Yaygın yanlış"Kuzeye bakan bir oda karanlık ve işe yaramaz bir odadır."
Kuzeye bakan bir oda doğrudan güneş almaz, ama gün boyunca eşit, dinlendirici ve kamaşmasız dağınık ışık alır. Ressam atölyeleri, çalışma odaları ve yazın serin kalması istenen mekânlar için çoğu zaman en uygun yöndür. Karanlık olan oda değil, kuzeyin ışığını bilmeden yapılmış bir plandır.
Çizim masasında
Ilgın arsadaki üç gözlemi ofiste Yamaç Evi'nin sokak kotu planının üzerine işliyor. Kazığın gölgesi, güneşin yönü ve ışığın niteliği planda üç renkle duruyor. Ölçüler şöyle: sabah dokuzda güneş güneydoğuda, yerden on sekiz derece kadar yüksekte; bir metrelik kazığın gölgesi üç metre on santimetre. Öğle saat birde güneş neredeyse tam güneyde, kırk bir derece kadar yüksekte; gölge bir metre yirmi santimetre. Akşamüstü beşte güneş batı-güneybatıda, on dört derece yüksekte; gölge dört metre.
Bu üç gözlem planda iki şeyi açığa çıkarıyor. Birincisi Hayriye Hanım'ın odası. Odanın penceresi güneydoğuya bakıyor; sabah güneşi alçaktan geldiği için, iki metre otuz santimetre yüksekliğindeki bir pencereden odaya yedi metreye yakın uzanacak, yani dört metre derinliğindeki odanın arka duvarına kadar ulaşacak. Hayriye Hanım'ın erken kalktığını bilen Ilgın bunu bir kazanç olarak not ediyor: sabah çayı güneşte içilecek. Ama pencerenin önündeki koltuk, karşısına oturan torunlar için Hayriye Hanım'ı bir siluete çevirebilir. Ilgın koltuğu pencerenin önüne değil, pencereye dik duvara, ışığın Hayriye Hanım'ın yüzüne yandan düşeceği yere yerleştiriyor. Hayriye Hanım bahçeyi yine görüyor, karşısındaki de onun yüzünü.
İkincisi salon. Önceki derste bahçe cephesinde tavanı üç metre seksen santimetreye çıkarmıştı. Öğle saatinde kırk bir derecelik güneş bu yükseklikteki bir camdan dört metre kırk santimetre kadar içeri girer; dört buçuk metre derinliğindeki salonun neredeyse tamamı ekim öğlesinde güneşe gömülür. Kışın bu bir armağan, yazın ise sorun olabilir. Ilgın bunu bu modülde çözmeye çalışmıyor; güneş geometrisiyle saçak derinliğini hesaplamak ileriki bir modülün işi. Plana kırmızı kalemle bir soru yazıyor: "Salon, Ağustos öğlesi?" Yanına da akşam gözlemini ekliyor: cevizin gölgesi beşte yamacı tırmanıyor; akşamüstü salonun önündeki teras gölgede olacak, oturulacak yer orası.
Usta katmanı
Işık üzerine yazılmış en etkili metinlerden biri bir mimarın değil, geleneksel Japon evinin loşluğunu özleyen bir yazarın, Junichiro Tanizaki'nin kaleminden çıktı. Tanizaki'ye göre Batı'dan gelen elektrik ışığı ve parlak yüzeyler, Japon mekânının asıl güzelliğini, gölgedeki ince farkları, cilalı bir kâsenin karanlıkta parlayışını, kâğıt bir sürgü kapıdan süzülen yumuşak ışığı yok ediyordu. Tanizaki'nin denemesi ışığı bir aydınlatma sorunundan fazlası, gölgesiyle birlikte okunması gereken bir kültürel değer saymayı öğretir.
Akademinin ilk dersinde tanıdığımız Rasmussen, aynı kitabında gün ışığına ayrı bir bölüm ayırır ve aynı odanın ışığın geliş biçimine göre bambaşka algılandığını gösterir: yüksekte açılmış bir pencereden gelen ışık, yere yakın bir pencereden gelen ışık ve odanın her yanından eşit gelen ışık aynı mekânı üç ayrı yere çevirir. Rasmussen'in örnekleri ressam atölyelerinden kiliselere kadar uzanır ve hepsinde aynı soruyu sorar: ışık nereden geliyor ve neyi gösteriyor?
Kendin dene
Aklında kalsın
Işık bir mekânın en hızlı değişen malzemesidir. Aynı oda saat ilerledikçe ve mevsim döndükçe başka bir odaya dönüşür.
Işık iki yoldan gelir: yönü belli, keskin gölgeli ve sıcak doğrudan güneş ışığı ile gökyüzünden her yönden gelen, yumuşak ve eşit dağınık ışık. Kuzey penceresi karanlık değil, başka türlü bir ışıktır.
Işık mekânı böler ve yönlendirir. Koridorun ucundaki pencere yol gösterir, karanlıktaki bir ışık havuzu duvarsız bir oda gibi davranır.
Fazla ışık da bir sorundur. Parlak bir pencerenin önündeki yüz siluete döner; yüz ne kadar koyuysa kayıp o kadar büyük olur. Işığı yüze yandan getirmek, insanların birbirini görmesini sağlar.
Sonraki derse köprü
Bu derste mekânın içinde ışığın nereye düştüğüne baktık. Ama ışığın en keskin değiştiği yer, içerisi ile dışarısının birleştiği yerdir: bir kapının önü, bir girişin gölgeli saçağı, bir avludan karanlık bir hole geçiş. Gözümüz o sınırda yeniden uyum sağlamak zorunda kalır. Sonraki ders tam bu sınırlara, eşiklere bakıyor: bir yapıya sokaktan iç mekâna kadar eşik eşik nasıl girildiğini tarif edeceğiz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.