M01-D02
Vitruvius üçlüsü: sağlamlık, işlev, güzellik
Bir yapıyı sağlamlık, işlev ve güzellik ölçütlerine göre ayrı ayrı değerlendirip ölçütler arasındaki gerilimi gösterir.
Mimarlık Akademisi — M01, Mimarlık nedir · 2.674 kelime · 9 mimari durum · 3 yapı örneği · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Vitruvius'a göre iyi bir yapı üç şeyi birlikte gözetir: sağlamlık, işlev ve güzellik. Bu üçlü iki bin yılı aşkın süredir mimarlığın en sık başvurulan tanımı olarak duruyor.
Sağlamlık neye karşı ve ne kadar süre sorusunu içerir; Türkiye'de bu soruya mimarın plan kararları da cevap verir. İşlev, mekânı kimin kullandığına göre değişir ve en iyi bir insanın adımlarında, bekleyişinde, sorularında ölçülür.
Güzellik bir formüle bağlanamaz ama tarif edilebilir ve gerekçelendirilebilir. Wotton'ın çevirisinden bu yana güzellik, yapıyla içindeki insan arasındaki bir deneyim olarak da düşünülür.
Üç ölçüt nadiren aynı yönü gösterir. İyi bir mimari karar, hangi ölçütten ne kadar vazgeçtiğini açıkça söyleyen bir ödünleşimdir.
Açılış sahnesi
Arsada bir pazar sabahı. Taner şeridin bir ucunu sokak kenarındaki bordüre bastırıyor, Ilgın öbür ucunu yamaçtan aşağı çekiyor. Nesrin elinde bir kâğıt, çocuklar aşağıda, arsanın en dibindeki yaşlı cevizin altında koşuyor. Ovaya doğru açılan manzara bu cevizin üstünden başlıyor.
Hayriye Hanım da gelmiş. Yürütecini sokağın düz kaldırımında bırakıp Taner'in getirdiği katlanır sandalyeye oturuyor. Ilgın aşağıdan yukarı bakınca bir şey görüyor: sandalye sokak kotunda, çocuklar dört buçuk metre aşağıda. Hayriye Hanım oturduğu yerden torunlarını göremiyor; arsanın sokak tarafındaki eski taş duvar, tam gözünün hizasında, aşağısını kesiyor. Arda bağırıyor: "Anneanne, bak!" Hayriye Hanım sesi duyuyor ama çocuğu görmüyor. Sandalyesinden kalkmaya çalışıyor, yürütecine uzanıyor.
Ilgın defterini açıp ilk krokinin köşesine düştüğü notu buluyor; manzaranın hangi katta kalacağını sormuştu. Notun altına bir satır ekliyor: "Manzara uzaktaki ova değil. Manzara Arda."
Bu derste ne olacak
Bu derste mimarlığın en eski tanımlarından birini, Romalı mimar Vitruvius'un üçlüsünü ele alıyoruz: sağlamlık, işlev ve güzellik. Önce üçünü tek tek kuracağız: bir yapı ne zaman sağlam sayılır, işlev neyi ölçer, güzellik mimarlıkta nasıl konuşulabilir. Ardından asıl konuya geleceğiz. Bu üç ölçüt nadiren aynı yönü gösterir. Bir pencere güzelliğe hizmet ederken ısıyı kaçırır; bir kubbe göz alıcı olmak için yassılaşırken ayakta durmakta zorlanır. Dersin sonunda bir yapıyı bu üç ölçüte göre ayrı ayrı değerlendirmeyi ve aralarındaki gerilimi göstermeyi öğrenmiş olacaksınız.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Gerçek yapılar ve kitaplar ayrı kutularda, künyeleriyle anılır.
Sıfır noktası
Vitruvius, Roma'da İmparator Augustus döneminde yaşamış bir mimar ve mühendisti. Augustus'a ithaf ettiği Mimarlık Üzerine On Kitap, Antik Çağ'dan bütünüyle günümüze ulaşmış tek mimarlık kitabıdır. Kitap su kemerlerinden tiyatroların akustiğine, yapı malzemelerinden kent planına kadar geniş bir alanı kapsar. Birinci kitabın üçüncü bölümünde Vitruvius bütün yapıların üç şeyi gözeterek yapılması gerektiğini söyler: Latincesiyle firmitas, utilitas ve venustas.
Bu üç kavramın hiçbiri tek başına bir binayı mimarlık yapmaz. Yalnızca sağlam bir yapı bir sığınaktır. Yalnızca işlevsel bir yapı bir makinedir. Yalnızca güzel bir yapı bir heykeldir. Vitruvius'un iddiası, mimarlığın bu üçünü aynı anda istemesidir.
Mekanizma
Sağlamlık: neyin ayakta durması gerekir
Sağlamlık ilk bakışta en nesnel ölçüt gibi görünür. Bir yapı ya ayakta durur ya da yıkılır. Ama mimar için soru daha incedir: neye karşı, ne kadar süre, hangi bedelle ayakta duracak? Türkiye'de bu sorunun ilk cevabı depremdir ve depreme karşı sağlamlığı yalnızca mühendisin hesabı değil, mimarın biçim kararları da belirler.
İşlev: işe yaramanın ölçüsü
İşlev, üç ölçüt içinde ölçülmeye en açık olanıdır. Bir koridorun genişliği, bir mutfaktaki yürüme mesafesi, bir sınıfa düşen gün ışığı sayıyla söylenebilir. Ama işlevin bir tuzağı vardır: neyin işlev olduğu, kimin kullandığına göre değişir. Bir hastanenin işlevi doktor için hızlı ulaşım, hasta için yön bulma, ziyaretçi için oturacak bir yer bulmaktır.
Yaygın yanlış"İşlevsel bir bina süssüz ve sade olmak zorundadır."
İşlev bir mekânın kullanıldığı işe hizmet etmesidir, bir görünüş üslubu değildir. Süslemesiz bir bina işlevsel olmayabilir, çok süslü bir bina da işini kusursuz yapabilir. Yirminci yüzyılın bazı mimarları sadeliği işlevin işareti saydılar; ama bu bir tercihti, Vitruvius'un üçlüsünden çıkan bir kural değil.
Güzellik: ölçülebilir mi?
Güzellik mimarlık eğitiminde en çok tartışılan ölçüttür, çünkü kurala bağlanamaz. Bu akademi de güzelliği kural olarak anlatmayacak: bir cephenin hangi oranlarla güzel olacağını söyleyen bir formül yok. Ama güzellik hakkında konuşmak yine de mümkündür. Bir yapının kimde, hangi koşulda, neyi uyandırdığı gözlenebilir; insanların bir mekânda kalmayı mı yoksa oradan geçip gitmeyi mi seçtiği izlenebilir.
Yaygın yanlış"Güzellik zevk meselesidir, mimarlıkta tartışılamaz."
Güzellik bir formüle bağlanamaz, ama hakkında hiçbir şey söylenemez de değildir. Bir mekânın ışığı, oranı, malzemesi ve insanın orada nasıl durduğu tarif edilebilir, karşılaştırılabilir ve gerekçelendirilebilir. Mimarlıkta güzellik tartışmasının işi kimin haklı olduğunu ilan etmek değil, kararın hangi deneyimi hedeflediğini açık etmektir.
Üçü çatıştığında
Vitruvius üçlüyü bir denge olarak yazdı, ama gerçek yapılarda üç ölçüt sürekli birbirini çeker. Mimarın işi çoğu zaman bir ölçütten ne kadar vazgeçileceğine karar vermektir.
Çizim masasında
Arsadaki sabahtan sonra Ilgın, Hayriye Hanım'ın odasının penceresini yeniden düşünüyor. Önceki derste odayı sokak kotuna koymuştu, böylece Hayriye Hanım hiç basamak çıkmadan sokağa ve mutfağa ulaşabilecekti. Şimdi ikinci yarıyı görüyor: o kotta, sıradan bir pencereden bakan biri bahçeyi göremeyecek.
Önce ölçüyor. Hayriye Hanım'ı kendi koltuğunda otururken ölçtüğünde göz hizası yerden yüz on santimetre çıkıyor; koltuk pencereden bir buçuk metre içeride duracak. Türkiye'deki konutlarda pencere denizliği çoğunlukla yerden doksan santimetre yüksekte başlar ve doğramanın alt kasası buna birkaç santimetre daha ekler; görüşü kesen kenar böylece doksan beş santimetreye çıkar. Ilgın kesitte basit bir çizgi çekiyor: yüz on santimetredeki gözden, doksan beş santimetredeki kenarın üstünden aşağı bakış. Oda sokak kotunda, bahçe üç metre aşağıda. Çizgi her bir buçuk metrede yalnızca on beş santimetre alçalıyor ve bahçe kotuna pencereden yaklaşık kırk metre ötede iniyor. Parsel ise yirmi sekiz metre. Doksan santimetrelik denizlikle Hayriye Hanım uzaktaki ovayı görecek, ama bahçenin hiçbir yerini, yani çocukların oynadığı yeri, görmeyecek.
Ilgın denizliği kırk beş santimetreye, yani bir oturma yüksekliğine indirince aynı çizgi çok daha dik iniyor ve bahçe kotuna pencereden yaklaşık sekiz metre ötede değiyor. Evin önündeki terastan sonrası, cevizin altı da dahil, artık görüşün içinde. Güzellik katmanında kazanılan şey bu: Hayriye Hanım'ın oturduğu yerden Arda'yı görmesi. Ama iki ödünleşim hemen ortaya çıkıyor. Birincisi sağlamlık ve güvenlikle ilgili: yere bu kadar yakın bir camın önünde, üç metre yükseklikten düşme riski var. Ilgın camın alt bölümünü açılmayan, darbeye dayanıklı lamine cam yapıyor ve içeriye, camın gerisine, yerden yüz santimetre yükseklikte bir tutunma korkuluğu koyuyor. Korkuluk aynı zamanda Hayriye Hanım'ın koltuktan kalkarken tutunacağı yer oluyor. İkincisi işlevle ilgili: büyük cam kışın daha çok ısı kaybettirir. Ilgın bütün pencereleri değil, yalnızca koltuğun önündeki pencereyi alçaltıyor; bir metre yirmi santimetre genişliğinde, güneydoğuya bakan tek bir pencere. Bu ilk şemayı 1:50 ölçekte kesitle çiziyor ve kesitin kenarına üç satır yazıyor: "Güzellik: Arda'yı görmek. Sağlamlık: sabit alt cam ve korkuluk. İşlev: yalnız bir pencere, ısı kaybı sınırlı."
Usta katmanı
Vitruvius'un üçlüsü yüzyıllar boyunca yeniden yorumlandı. Bunların en ünlüsü, İngiliz diplomat ve yazar Sir Henry Wotton'ın yaptığı İngilizce aktarmadır. Wotton üç kavramı commodity, firmness and delight diye çevirdi: kullanışlılık, sağlamlık ve keyif. Bu çeviride ince bir kayma vardır. Vitruvius'un venustas'ı oran ve uyumdan doğan bir güzelliği anlatırken, Wotton'ın delight sözcüğü yapının içindeki insanın duyduğu keyfi öne çıkarır. Güzellik yapının bir niteliği olmaktan, yapıyla insan arasındaki bir ilişkiye doğru kayar. Bugün birçok mimarın bu üçlüyü Wotton'ın sözcükleriyle hatırlaması bu yüzden şaşırtıcı değildir.
Üçlünün bugün nasıl kullanıldığına dair son bir not. Bir yapıyı değerlendirirken üç ölçütü ayrı ayrı sormak, hangisinin feda edildiğini görünür kılar. Ayasofya'nın ilk kubbesi güzelliği sağlamlığa tercih etti ve bedelini ödedi. Farnsworth Evi güzelliği işleve tercih etti; ev bir mimarlık nesnesi olarak yaşıyor, bir ev olarak tartışılıyor. Sidney Opera Binası güzelliği bütçeye tercih etti ve sağlamlık için yeni bir geometri buldu. Hiçbiri yanlış değil, ama her birinde neyin neye tercih edildiği okunabilir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Vitruvius'a göre iyi bir yapı üç şeyi birlikte gözetir: sağlamlık, işlev ve güzellik. Bu üçlü iki bin yılı aşkın süredir mimarlığın en sık başvurulan tanımı olarak duruyor.
Sağlamlık neye karşı ve ne kadar süre sorusunu içerir; Türkiye'de bu soruya mimarın plan kararları da cevap verir. İşlev, mekânı kimin kullandığına göre değişir ve en iyi bir insanın adımlarında, bekleyişinde, sorularında ölçülür.
Güzellik bir formüle bağlanamaz ama tarif edilebilir ve gerekçelendirilebilir. Wotton'ın çevirisinden bu yana güzellik, yapıyla içindeki insan arasındaki bir deneyim olarak da düşünülür.
Üç ölçüt nadiren aynı yönü gösterir. İyi bir mimari karar, hangi ölçütten ne kadar vazgeçtiğini açıkça söyleyen bir ödünleşimdir.
Sonraki derse köprü
Bu derste ödünleşimleri hep bir mimarın masasında çözülüyor gibi anlattık. Oysa Tuncay'ın perde duvarlarına mühendis Nazlı Hanım, Aylin Hanım'ın cumbalarına müteahhit, Berk Bey'in güneş kırıcılarına şirket yönetimi karıştı. Bir yapıda kararı kim veriyor, sorumluluğu kim taşıyor? Sonraki ders mimarın ne yaptığını, mühendislerle, yükleniciyle ve iş sahibiyle işi nasıl paylaştığını soruyor; Ilgın'ın Yamaç Evi için kurmaya başlayacağı ekipten yola çıkarak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.