M01-D01
Mimarlık: mekânı kararlaştırmak
Kendi yaşadığı bir odadaki kararları kimin verdiğini ve neyi değiştirdiğini yazılı olarak çözümler.
Mimarlık Akademisi — M01, Mimarlık nedir · 2.841 kelime · 9 mimari durum · 3 yapı örneği · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir mekân kendiliğinden oluşmaz. İçindeki her ölçü bir kararın sonucudur ve bir karar verilmediğinde bile ölçü bir yerden gelir: bir önceki projeden, bir fabrika ayarından, bir alışkanlıktan.
Mimari kararlar üç katmanda çalışır: işlev, taşıyıcılık ve anlam. Bir yapıda bu üçü birbirini sınırlar; açık bir mutfak isteği bir perde duvarla karşılaşır, bir girişin yeri hem bir kullanım hem bir mesajdır.
Kararı tek bir kişi vermez. Mimar, müteahhit, yönetmelik, bütçe ve kullanıcı birlikte bir mekânı biçimlendirir ve kullanıcının kararları yıllar içinde birikir. İyi bir tasarım bu birikimi engellemeye çalışmak yerine ona yer açabilir.
Mimarlığın ilk sorusu bedendir: bu mekânı kim, hangi bedenle, hangi yüküyle kullanacak? Yürüteçli bir yaşlı, beş yaşında bir çocuk ya da poşet taşıyan biri aynı kapıdan farklı geçer.
Açılış sahnesi
Ilgın, Nesrin'le Taner'in kiraladığı apartman dairesine ilk kez giriyor. Eğimli bir arsa almışlar ve orada üç kuşağın birlikte yaşayacağı bir ev istiyorlar. Ilgın bu ziyarete çizim getirmedi. Getirdiği tek şey bir şerit metre ve bir defter.
Salonda Nesrin'in annesi Hayriye Hanım oturuyor. Kalça ameliyatından beri yürüteçle yürüyor ve birkaç ay içinde kızının yanına taşınacak. Çay demlendiğinde Hayriye Hanım mutfağa gitmek için kalkıyor. Ilgın konuşmayı bırakıp onu izliyor. Yürüteç salon kapısından geçerken iki yanı kasaya sürtüyor; Hayriye Hanım yürütecini hafifçe yan çevirip öyle geçiyor. Mutfağın girişinde iki santimetrelik bir eşik var, yürütecin ön tekerleri orada takılıyor. Mutfakta tezgâhla buzdolabı arasındaki boşluk o kadar dar ki Hayriye Hanım yürüteci koridorda bırakıp tezgâha tutunarak ilerliyor.
Ilgın defterine şunu yazıyor: "Kapı genişliği, eşik, tezgâhla buzdolabı arası. Bu üçünü kimse Hayriye Hanım için kararlaştırmamış." Sonra şerit metreyi çıkarıp salon kapısını ölçüyor.
Bu derste ne olacak
Bu akademinin ilk dersinde mimarlığın neyle uğraştığını kuruyoruz. Mimarlık çoğu zaman ünlü binalar, çarpıcı cepheler ve büyük isimlerle anılır. Oysa mimarlığın asıl malzemesi, içinde yaşadığımız sıradan mekânlardaki kararlardır: bir kapının genişliği, bir pencerenin yüksekliği, bir merdivenin yeri.
Önce bir mekânın neden kendiliğinden oluşmadığını, içindeki her ölçünün birinin kararı olduğunu göreceğiz. Ardından bu kararları işlev, taşıyıcılık ve anlam diye üç katmana ayıracağız. Son olarak kararı kimin verdiğini soracağız: mimar, müteahhit, yönetmelik, kullanıcı. Ders boyunca bir evin ilk kararlarına da tanık olacaksınız. O ev bu akademinin sonuna kadar çizilmeye devam edecek.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Gerçek yapılar ayrı kutularda, künyeleriyle anılır.
Sıfır noktası
Bir odaya girdiğinizde onu hazır bulursunuz. Duvarlar oradadır, kapı oradadır, pencere oradadır. Bu hazır bulma hâli, odanın başka türlü olabileceğini düşünmeyi zorlaştırır. Oysa odanın her özelliği bir zamanlar bir soruydu. Kapı neden bu genişlikte? Pencere neden yerden doksan santimetre yukarıda başlıyor? Priz neden dizinizin hizasında? Bu soruların her birine birisi bir cevap verdi. Cevabı çoğu zaman bir yönetmelik, bir alışkanlık ya da maliyet belirledi; bazen de kimse düşünmedi ve ölçü bir önceki projeden kopyalandı.
Bir kapının açılış yönü masum bir çizgi gibi görünür; oysa o çizgi, en kötü gecesinde birinin bedenine dokunur. Mimarlık, bu dokunuşu önceden düşünme işidir.
Yaygın yanlış"Mimarlık binaların dışının güzel görünmesiyle ilgilenir."
Cephe mimarlığın bir parçasıdır ama en çok görülen parçası, en çok yaşanan parçası değildir. Bir insan bir binanın cephesine günde birkaç saniye bakar, mutfağında saatlerce durur. Mimari kararların büyük kısmı içeride verilir: odaların sırası, kapıların yeri, ışığın nereden gireceği, bir merdivenin kaç basamak olacağı.
Mekanizma
Karar görünmez olduğunda
Bir mimari kararı en iyi, yanlış olduğunda görürüz. İyi verilmiş bir karar kendini belli etmez. Rahatça açılan bir kapı, tam yerinde duran bir ışık anahtarı, yorulmadan çıkılan bir merdiven fark edilmez; insan yoluna devam eder. Kötü verilmiş bir karar ise her gün aynı yerde tökezletir.
Bu iki durumda karar aslında verilmişti, ama karar verenin aklındaki beden ile o mekânı kullanan beden aynı değildi. Mimarlığın ilk sorusu da buradan doğar: bu mekânı kim, hangi bedenle, hangi yüküyle, hangi hızla kullanacak?
Kararın üç katmanı
Bir mimari kararı anlamanın kolay bir yolu, onu üç katmanda düşünmektir. İlk katman işlevdir: mekân kullanıldığı işe yarıyor mu? İkinci katman taşıyıcılıktır: yapı ayakta duruyor mu, depreme, rüzgâra, kara, zamana dayanıyor mu? Üçüncü katman anlamdır: mekân içindekilere ve dışından bakanlara ne söylüyor? Bu katmanlar ayrı ayrı düşünülebilir ama bir yapıda her zaman birlikte çalışır ve çoğu zaman birbirini sınırlar.
Yaygın yanlış"Bir dairenin içindeki duvarlar daire sahibinindir, istediği gibi değiştirebilir."
Betonarme bir binada bazı duvarlar yalnızca odaları ayırır, bazıları ise binanın yükünü ve deprem kuvvetini taşır. Hangi duvarın hangisi olduğu, duvara bakılarak ya da vurup sesi dinlenerek anlaşılmaz; binanın statik projesine ve gerekirse bir inşaat mühendisinin incelemesine bakılır. Taşıyıcı bir duvar bütün apartmanın ortak güvenliğidir.
Kararı kim verir
Bir mekânın kararlarını tek bir kişi vermez. Mimar çizer ama müteahhit malzemeyi seçer, yönetmelik en küçük ölçüleri koyar, bütçe vazgeçilecekleri belirler, kullanıcı da yıllar içinde mekânı kendine göre değiştirir. Bir yapıyı okumak, hangi kararın kime ait olduğunu ayırmayı da içerir.
Bu üç durumda kullanıcının kararı mimarın kararıyla çarpışıyor. Mimarlık bu çarpışmaya iki türlü cevap verebilir: kullanıcıyı durdurmaya çalışır ya da onun kararına baştan yer açar.
Çizim masasında
Ilgın, Hayriye Hanım'ın salon kapısını ölçtüğünde net geçişin yetmiş iki santimetre olduğunu görüyor. Yürüteç altmış santimetre genişliğinde; tutan ellerin parmak eklemleri her iki yandan birkaç santimetre daha taşıyor. Hayriye Hanım'ın kapıdan rahat geçebilmesi için gereken genişliği Ilgın şöyle hesaplıyor: yürütecin altmış santimetresine her iki yanda on beşer santimetre pay ekliyor, eller ve yürütecin sallanması için. Sonuç doksan santimetre. Ilgın yeni evde Hayriye Hanım'ın kullanacağı bütün kapıların net geçişini en az doksan santimetre olarak defterine yazıyor ve iç kapıların yanında eşik olmayacağını da ekliyor. Sonra hesabını yönetmelikle karşılaştırıyor ve bedenden çıkardığı sayının kurala denk düştüğünü görüyor. Kurala göre ise sokak kapısının bir metre olması gerekiyor; Ilgın bunu da deftere ekliyor.
Ardından ilk büyük karar geliyor. Arsa kuzeydeki sokaktan güneye doğru iniyor. Sokak tarafı yüksekte, bahçe tarafı aşağıda. Ilgın'ın tapu planından okuduğu ölçülere göre parsel on beş metre genişliğinde ve yirmi sekiz metre derinliğinde, sokakla parselin güney ucu arasındaki kot farkı ise dört buçuk metre. Bu, yaklaşık yüzde on altılık bir eğim demek. Bir konut katı yaklaşık üç metre tuttuğuna göre, evin iki ayrı katı farklı yerlerden zemine basabilir: üst kat sokaktan, alt kat bahçeden.
Nesrin ve Taner manzarayı istiyor; manzara güneyde, aşağı katta. Ama Ilgın şunu görüyor: Hayriye Hanım alt kata yerleşirse sokağa, kapıya, otomobile ulaşmak için her gün bir kat merdiven çıkmak zorunda kalacak. Üst kata yerleşirse sokak kapısı onun katında olacak. Ilgın bu yüzden mutfağı, Hayriye Hanım'ın odasını ve bir ıslak hacmi sokak kotundaki kata koyuyor; çocuk odalarını ve Nesrin'le Taner'in yatak odasını bahçeye açılan alt kata. Hayriye Hanım böylece sokaktan mutfağa ve kendi odasına tek bir basamak bile çıkmadan ulaşabilecek.
Ilgın bu ilk şemayı 1:100 ölçekte, yani gerçekteki her bir metreyi kâğıtta bir santimetre olarak çiziyor. Evin uzun kenarı kâğıtta on dört santimetre tutuyor. Şema bir plan değil, kararların yerini gösteren bir kroki. Ama şimdiden bir şey söylüyor: bu evin merdiveni, evin en çok kullanılan yolu olmayacak. Ilgın krokinin köşesine bir soru not ediyor: "Manzara alt katta. Hayriye Hanım manzarayı nereden görecek?" Bu soru sonraki derslerde evi yeniden biçimlendirecek.
Usta katmanı
Danimarkalı mimar Steen Eiler Rasmussen, mimarlığı anlatmak için ünlü binaların tarihinden başlamaz. Bir çocuğun bir taşı eline alıp ağırlığını tartmasından, bir merdivenin basamaklarının adım ritmini nasıl belirlediğinden, bir odanın yankısından söz eder. Rasmussen'e göre mimarlık, içinde yaşayanlar tarafından deneyimlenen bir sanattır. Bir yapıyı anlamak için ona bakmak yetmez; içinde yürümek, onu kullanmak, sesini dinlemek gerekir.
Rasmussen'in görüşüne ikinci bir usta katmanı eklenebilir. Moravya'da doğup Viyana'da yetişmiş mimar Bernard Rudofsky, New York'taki Modern Sanat Müzesi'nde açtığı bir sergiyle mimarların hiç dahil olmadığı yapılara dikkat çekti: köy evlerine, kaya oyma yerleşimlere, ortak yapılmış ambarlara. Rudofsky'ye göre insanlığın yapılı çevresinin büyük kısmı, adı bilinmeyen ustaların ve toplulukların kuşaklar boyunca biriktirdiği bilgiyle kurulmuştur.
Üçüncü bir usta, Hollandalı mimar Herman Hertzberger, aynı fikri mimarın masasına geri getirir. Hertzberger, Apeldoorn'da bin dokuz yüz yetmiş ikide tamamlanan Centraal Beheer ofis binasında bin kişilik bir çalışma alanını üç ile on iki kişilik küçük çalışma adalarına böldü ve bu adaları, çalışanların sahiplenip kendine göre düzenleyebileceği, kendi deyişiyle tamamlanmaya açık mekânlar olarak tasarladı. Ona göre mimar her şeyi bitirmemelidir; kullanıcının dolduracağı yeri de tasarlamalıdır.
Üç ustanın birlikte söylediği şey bu dersin tezidir: mimarlık bir mekânı kararlaştırma işidir ve bu karar, onu kullanacak bedenler hesaba katıldığında anlam kazanır. Bir mimar bu kararları büyük ölçüde bilerek verir; bilmeden verilen kararlar da yine birinin gündelik hayatını biçimlendirir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bir mekân kendiliğinden oluşmaz. İçindeki her ölçü bir kararın sonucudur ve bir karar verilmediğinde bile ölçü bir yerden gelir: bir önceki projeden, bir fabrika ayarından, bir alışkanlıktan.
Mimari kararlar üç katmanda çalışır: işlev, taşıyıcılık ve anlam. Bir yapıda bu üçü birbirini sınırlar; açık bir mutfak isteği bir perde duvarla karşılaşır, bir girişin yeri hem bir kullanım hem bir mesajdır.
Kararı tek bir kişi vermez. Mimar, müteahhit, yönetmelik, bütçe ve kullanıcı birlikte bir mekânı biçimlendirir ve kullanıcının kararları yıllar içinde birikir. İyi bir tasarım bu birikimi engellemeye çalışmak yerine ona yer açabilir.
Mimarlığın ilk sorusu bedendir: bu mekânı kim, hangi bedenle, hangi yüküyle kullanacak? Yürüteçli bir yaşlı, beş yaşında bir çocuk ya da poşet taşıyan biri aynı kapıdan farklı geçer.
Sonraki derse köprü
Bu derste kararları işlev, taşıyıcılık ve anlam diye üçe ayırdık. Bu ayrım yeni değil: Romalı mimar Vitruvius, yaklaşık iki bin yıl önce yazdığı kitapta iyi bir yapının sağlamlık, işlev ve güzellik taşıması gerektiğini söyledi. Sonraki ders bu üçlüyü ele alıyor ve asıl zor soruyu soruyor: sağlamlık, işlev ve güzellik birbirine ters düştüğünde hangisinden ne kadar vazgeçilir? Ilgın'ın defterindeki soru da tam böyle bir çatışma: manzara bir katta, Hayriye Hanım'ın bedeni öbür katta.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.