İçeriğe geç

M01-D02

İşlevsel bağlamsalcılık

Bir davranışın doğruluğu yerine bağlamındaki işlevine bakan felsefi duruşu bir gündelik örnekle açıklar.

Kabul ve Kararlılık Terapisi Akademisi — M01, ACT’ye giriş · 3.293 kelime · 16 örnek durum · 2 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Davranış analizi davranışı biçimiyle değil gördüğü işle tanır.

Mekanikçilik doğruluğu örtüşmeyle, bağlamsalcılık başarıyla işlemekle ölçer.

İşlevsel bağlamsalcılık bu bakışı psikolojik olayları öngörme ve etkileme amacıyla sınırlar; ACT bu zeminin üzerine kurulu.

İşe yararlık her zaman bir amaca göre işe yararlıktır ve amaç önceden, açıkça konur. Oturumda bu amaç danışanın seçtiği yöndür, terapistin değil.

Oturumdaki soru "bu düşünce doğru mu" değil, "bu düşünceye inandığında ne yapıyorsun ve bu seni nereye götürüyor" olur; doğruluk sorusu kapatılmaz, askıya alınır.

Açılış sahnesi

Mardin'in eski çarşısının arkasında, yokuşun ortasında bir taş atölyesi. Kapının önünde sarı kesme taşlar üst üste dizili; her biri aşağı yukarı aynı boyda, aynı renkte. Şükrü Usta bir tanesini iki eliyle kaldırıp çırağı Deniz'in önüne koyuyor.

Deniz taşı çeviriyor, kenarına parmağıyla dokunuyor. "Usta, bu taş iyi mi?"

Şükrü Usta cevap vermiyor, Deniz'i koluna takıp yokuştan yukarı çıkarıyor. Bir konağın duvarının önünde duruyorlar. "Şuna bak. Aynı ocaktan çıkmış taş, yüz yıldır üstündeki kemeri taşıyor. Burada iyi."

Biraz ileride bir avlunun basamaklarını gösteriyor. Ortası çukurlaşmış, yağmurda kaygan. "Bu da aynı taş. Yük taşıması umurumda değil burada; ayak tutsun istiyorum. Bu basamak ayak tutmuyor, değişecek."

Mahallenin çeşmesinin önüne geliyorlar. Oyulmuş bir taş yalak, içinde su. "Bunu bir duvara koysan çatlağından ufalanırdı. Ama su tutuyor, hayvan içiyor, kadınlar çamaşır çalkalıyor. Burada iyi."

Deniz bir süre susuyor. "O zaman taşın kendisi hakkında bir şey söyleyemez miyiz?"

"Söyleriz," diyor Şükrü Usta. "Ağırlığını, sertliğini, nerede çatladığını söyleriz. Ama iyi mi diye soruyorsan, önce bana nereye koyacağını ve ondan ne beklediğini söyle."

Mardin'deki atölye, Şükrü Usta ve Deniz kurgu. Ama bir şeyin iyi olup olmadığını onu nereye koyduğuna ve ondan ne beklediğine bakarak söylemek bu dersin konusu.

Bu derste ne olacak

ACT'nin metaforları ve oturumdaki soruları altta duran bir felsefi duruşa bağlı; bu ders o duruşu açıyor. Önce davranış analizinin davranışı biçimiyle değil gördüğü işle tanıma alışkanlığına, sonra filozof Stephen Pepper'ın dünyayı anlamanın büyük metaforlarına, oradan da ACT'yi geliştiren araştırmacıların bu metaforlardan birini nasıl bir bilim felsefesine çevirdiğine bakacağız. Felsefenin oturuma indiği yer, bir düşünceye "doğru mu" diye değil "bu bağlamda seni nereye götürüyor" diye bakmak; kesitte Mardin'de bir oto galerisinde çalışan bir danışanla tam bu soruyu soran bir terapiste kulak vereceğiz.

Sıfır noktası

Terapi Akademisi'nin bağlamsal yaklaşımlar dersi (S05-P01-D04) bu ailenin temel kaymasını adıyla koymuştu: düşüncenin içeriği yerine kişinin düşünceyle kurduğu ilişkiye bakmak. Bu dersin ihtiyaç duyduğu esneklik ve ayrışma kavramlarının tanımı da o derstedir. Deneyimsel kaçınma (Terapi S01-P02-D09), bir davranışın hangi koşullarda ortaya çıkıp hangi sonuçlarla sürdüğünü çıkaran işlevsel analiz (Terapi S06-P01-D07) ve davranışın ardından gelen sonuçla şekillenmesi demek olan edimsel öğrenme (Terapi S01-P02-D04) de tanımlı kavramlar. BDT Akademisi M16-D08 üçüncü dalganın BDT'den neyi alıp neyi bıraktığını tarttı. Bu ders altlarındaki soruyu soruyor: bir terapist bir düşüncenin doğruluğunu neden bir kenara bırakıp onun işine bakar?

İşlevsel analizin oturumda nasıl yürütüleceği M02-D02'nin işi; burada yalnız o aracın arkasındaki mantık var.

Yaygın yanlış"ACT doğruyu umursamaz; ona göre her şey görecelidir."
Doğrusu

İşlevsel bağlamsalcılık dünyanın nasıl olduğuna dair bir hüküm vermiyor, yalnız kendi analizlerini neye göre değerlendireceğini söylüyor: konmuş bir amaca ulaşmaya yarayıp yaramadıklarına göre. Bu bir "her şey olur" tutumu değil, tersine çok katı bir ölçüt: amacı söylemeyen bir analiz değerlendirilemiyor bile. Oturumda da terapist danışanın sözlerinin gerçekle örtüşmediğini iddia etmiyor; o soruyu askıya alıp başka bir soru soruyor.

Mekanizma

Davranış gördüğü işle tanınır

ACT'nin kökü davranış analizine uzanıyor. B. F. Skinner'ın kurduğu bu gelenekte bir davranış, kasların nasıl hareket ettiğiyle değil, çevrede ne değiştirdiğiyle ve ardından gelen sonuçla tanımlanır. Kapıyı elle açmak ile omuzla itmek biçimce iki ayrı hareket, ama ikisi de aynı sonucu doğuruyorsa davranış analizcisi için aynı davranış sınıfına giriyor. Tersi de geçerli: aynı biçimdeki iki hareket bambaşka sonuçlara bağlıysa iki ayrı davranış. Skinner bu görüşü sonradan sonuçlarla seçilme fikriyle genişletti.

Dünyayı anlamanın büyük metaforları

Amerikalı filozof Stephen Pepper 1942'de yayımladığı bir kitapta, insanların dünyayı kapsamlı biçimde açıklama girişimlerinin birkaç temel benzetmeye dayandığını savundu. Bu benzetmelere kök metafor adını verdi ve her birinin kendine göre bir doğruluk ölçütü taşıdığını gösterdi. Pepper'ın ayırdığı dünya görüşlerinden ikisi ACT için önemli.

Mekanikçi bir psikoloji içerideki parçayı arar: bozuk bir inanç, eksik bir beceri. Bağlamsalcı bir psikoloji sorunun yaşandığı bütüne bakar: bu kişi bu davranışı nerede, kimin karşısında, neden kaçmak için yapıyor? Ayrıldıkları yer, neyi bilgi sayacakları.

İşe yararlık: bağlamsalcılığın doğruluk ölçütü

Pepper'a göre bağlamsalcılığın doğruluk ölçütü başarıyla işlemektir. Bir açıklama, bir analiz ya da bir söz, konmuş bir amaca götürdüğü ölçüde doğrudur. Pepper bağlamsalcılığı pragmatizmin dünya görüşü sayıyordu.

Bağlamsalcı bilimin bu ölçütü açık bir felsefi tercih olarak üstlendiği, mekanikçi araştırmayla karşılaştırılarak da yazıldı.

Amaç önceden konur

İşe yararlık ölçütünün bir şartı var: amaç analizden önce ve açıkça söylenmeli. "İşe yarıyor" demek her zaman "şunun için işe yarıyor" demektir. Amaç söylenmezse sonradan çıkan her sonuç amaç ilan edilebilir ve ölçüt boşalır. Bağlamsalcılığın amaçları kendisi kanıtlayamaz da; amaç bir seçimdir, analizin ürünü değil, girdisidir.

Oturumda bunun karşılığı açık: işe yararlık danışanın kendi seçtiği yöne göre ölçülür, terapistin onun için uygun gördüğü bir hayata göre değil. Bu yüzden ACT'de değerlerle çalışma tekniklerin sonuna eklenmiş bir bölüm olmaktan çok, işe yararlık sorusunun sorulabilmesinin ön koşulu. Değerlerin nasıl değerlendirileceği M02-D05'e, değer ile hedef ayrımı M08-D01'e kalıyor.

Felsefe bir bilim programına dönüşüyor

ACT'yi geliştiren Steven Hayes ve çalışma arkadaşları 1980'lerin sonundan itibaren Pepper'ın bağlamsalcılığını davranış analizinin felsefi zemini olarak okudular ve onu belirli bir amaçla sınırladılar. Bağlamsalcılığın bir kolu bir olayı bütün zenginliğiyle anlamayı amaçlar; Hayes'in savunduğu kol daha dar bir amaç koyar.

Hayes bir yorum yazısında bu ölçütü açıkça kullandı: bağlamsalcı bir bakışla bir bilimin başarısı tutarlılığıyla değil, olguları öngörme ve etkileme aracı olarak analizinin kesinliği, kapsamı ve derinliğiyle ölçülür. "Etkilemek" vurgusunun bir sonucu var: bağlamsalcı analiz değiştirilebilecek değişkenleri arar. Bir düşünce doğrudan değiştirilemeyebilir; içinde göründüğü bağlam ve ona verilen tepki değiştirilebilir. ACT'nin müdahaleleri bu bağlama yönelir.

Aynı davranış, farklı işlev

İşlevsel bakışın en çok işe yaradığı yer, biçimce aynı görünen davranışların birbirinden ayrıldığı yer. Uzun uyumak birinde yorgunluğu gidermek, ötekinde güne başlamaktan kaçmak olabilir. Biçime göre kurulan bir sınıflama bu iki kişiyi aynı kutuya koyar; işleve göre kurulan bir sınıflama onları ayırır ve her birine başka bir şey önerir.

ACT'nin kurucuları bu mantığı tanı sorusuna da taşıdı.

Oturumdaki soru: bu düşünce seni nereye götürüyor

Felsefenin terapi odasına indiği yer küçük bir sorudur. Danışan bir düşünce getirir: "Kimse beni sevmez", "Ben bu işi beceremem", "Bir şey olacak". BDT Akademisi'nde bu düşüncelerin içeriği kanıtla tartılır; ACT'de terapist o tartışmaya girmeyi bilerek erteler ve başka bir şey sorar: bu düşünceye inandığında ne yapıyorsun, o yaptığın seni önemsediğin şeye yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu? Düşüncenin doğruluğu yanıtsız kalır; işe yararlığı danışanın kendi hayatından okunur.

Danışan "ama gerçekten öyle" dediğinde terapistin karşı kanıt getirmesi gerekmez; doğru olsa bile o düşünceye göre yaşamanın bedeli konuşulabilir. Düşünceyle kurulan ilişkinin nasıl değiştirildiği ayrışma derslerine (M05-D01, M05-D03) kalıyor.

Oturumdan bir kesit

Aşağıdaki oturum bir kurgu; kişiler de. Burak yirmi dokuz yaşında, Mardin'de bir oto galerisinde satış danışmanı. İki aydır işe isteksiz gidiyor; müdürü satış sayısının düştüğünü söylemiş. İlk görüşmelerde terapisti Selin onun gününü, umutsuzluğunu ve kendine dair düşüncelerinin ağırlığını ayrıntılı biçimde sordu ve bir değerlendirme yaptı. Dördüncü oturum.

Danışan: «Size dürüst olayım. Ben zaten değersiz biriyim. Bu bir duygu değil, bir gerçek. Okulu bitiremedim, babam hep söylerdi, şimdi işte de görülüyor.»

Terapist: «Bunu ne kadar zamandır düşünüyorsun?»

Danışan: «Hep. Ama son zamanlarda galeride daha çok.»

Terapist: «Galeride bu düşünce geldiğinde ne yapıyorsun? Bir an düşün, mesela biri kapıdan girdiğinde.»

Danışan: «Müşteri girer, bakar. Konuşmaya başlarım, sonra bir an gelir, "bu adam benden araba almaz, ben kimim ki" derim içimden. Gözümü kaçırırım. Genelde de yandaki masada oturan kıdemli arkadaşa işaret ederim, o devralır.»

Terapist: «Sonra ne oluyor?»

Danışan: «Satışı o yapıyor. Ben arkada kahve içiyorum. Akşam eve gidince de "gördün mü, işte" diyorum.»

Terapist: «Yani düşünce geliyor, sen ona inanıyorsun, gözünü kaçırıp müşteriyi devrediyorsun, satış başkasına gidiyor ve akşam düşünce daha da haklı çıkmış görünüyor.»

Danışan: «Evet. Ama doğru olduğu için öyle oluyor. Bekleyin, siz bana bunun doğru olup olmadığını söylemeyecek misiniz?»

Burada durup Selin'in önündeki seçeneklere bakalım. İlki en tanıdık olanı: «Hayır Burak, değersiz değilsin, bak geçen ay iki araba satmışsın.» Bu, düşüncenin içeriğiyle tartışmaya girmek demek. ACT'nin modelinden bakınca bu yanıt Burak'ı tam da kendisini yoran oyuna davet ediyor: düşünceyi bir dava gibi kazanmaya. Burak'ın elinde babasından kalma yıllarca biriktirilmiş "kanıt" var ve bu davayı Selin'in tek bir örneği kazanamaz.

İkincisi, felsefeyi anlatmak: «Biz ACT'de düşüncelerin doğruluğuyla ilgilenmeyiz, işe yararlığına bakarız.» Söylediği doğru, ama Burak'a bir ders veriyor, onun deneyimine bir şey eklemiyor.

Selin ne kanıta ne derse gidiyor; Burak'ın kendi işinin diliyle cevap veriyor.

Terapist: «Dürüst cevap vereyim: senin değerli biri olup olmadığına karar verecek bir ölçü elimde yok, bu kararı verecek kişi ben değilim. Ama başka bir şeyi birlikte görebiliriz. Bir müşteri bir arabaya bakıyor ve "bu araba iyi mi" diye soruyor. Sen ne dersin?»

Danışan: «Ne için soruyor, ona bakarım. Şehir içi mi, köy yolu mu, ailesi kalabalık mı.»

Terapist: «Bu düşünceye de öyle bakalım. "Değersizim" düşüncesi, galeride senin için ne iş görüyor? Seni olmak istediğin satıcıya mı götürüyor?»

Danışan: «Götürmüyor. Beni arkaya, kahve makinesinin yanına götürüyor.» Bir süre susuyor. «Ama yine de doğru olabilir.»

Terapist: «Olabilir. Şimdilik o soruyu bir kenarda bekletelim. Galeride bir müşteriyle konuşurken bu düşünce gelse ve sen gözünü kaçırmasan, ne olurdu?»

Selin düşüncenin içeriğiyle tartışmadı ve doğruluk sorusunu da kapatmadı; Burak "doğru olabilir" dediğinde onu düzeltmedi. Düşüncenin işlevini Burak'ın kendi sözlerinden çıkardı: göz temasını kesmek, satışı devretmek, akşam kendi hükmünü onaylamak. İşe yararlık ölçütünü dışarıdan getirmedi, Burak'ın her gün müşteriye sorduğu "ne için" sorusuna bağladı. Amaç henüz örtük: "olmak istediğin satıcı" ileride değerlerle açılacak bir yönü işaret ediyor, onu Burak'ın yerine tanımlamıyor.

Usta katmanı

İşe yararlık sorusu güçlü olduğu kadar yanlış kullanılmaya da açık. İlk tuzak terapistin kendi amacını danışanın amacı gibi sunması. "Bu düşünce sana yaramıyor" cümlesi, danışanın neye yaramadığı söylenmeden kurulursa terapistin kafasındaki iyi hayatın ölçüsü olur. Burak galeriden ayrılıp başka bir iş kurmak istiyorsa aynı düşünce başka bir yöne göre tartılır.

İkinci tuzak, gerçeğin önemli olduğu yerde doğruluk sorusunu askıya almak. Bir danışan "eşim beni tehdit ediyor" ya da "göğsümdeki ağrı geçmiyor" dediğinde terapist bunun nereye götürdüğünü sormaz; durumu öğrenir, güvenliği ve tıbbi değerlendirmeyi öne alır. "Değersizim" gibi bir cümlenin umutsuzlukla birlikte geldiği yerde de işe yararlık sorusu risk değerlendirmesinin yerini tutmaz; ACT'de riskin nasıl tarandığı M02-D07'nin konusu.

Ekoller arası bir not: BDT'de de "bu düşünce sana yarıyor mu" diye soran yararlılık soruları var. Fark sorunun varlığında değil, yerinde. BDT'de bu soru içerik değerlendirmesinin bir aracıyken, ACT'de bütün çalışmanın ölçütü; düşüncenin doğruluğu ACT'de hiçbir aşamada çalışmanın hedefi olmuyor. ACT ile BDT'nin bu noktadaki ayrımı M01-D05'te bir kesit üzerinden ayrıca tartılıyor.

Yaygın yanlış"İşe yararlık, danışanın kısa vadede rahatladığı her şeyin onaylanması demektir."
Doğrusu

Ölçüt danışanın önceden söylediği amaçtır; kısa vadeli rahatlama bu amaca hizmet ediyorsa sayılır, etmiyorsa sayılmaz. Burak'ın müşteriyi devretmesi o anda gerilimi düşürüyor; ama satış yapmak, işinde tutunmak ya da kendine saygı duymak gibi amaçlar açısından işe yaramıyor. Kısa ve uzun vadeli işlevin ayrımı, ACT'nin işlevsel analizinde (M02-D02) ayrıntılanıyor.

Yaygın yanlış"Bağlamsalcılık danışanın düşüncelerini önemsiz sayar."
Doğrusu

Düşünceler önemli, ama içerikleri yüzünden değil, kişinin hayatında yaptıkları iş yüzünden. İşlevi görmek için düşünceyi danışanın kendi sözleriyle, dikkatle dinlemek gerekiyor.

Kanıtın sınırı

İşlevsel bağlamsalcılık bir bilim felsefesi ve bir felsefenin kendisi deneyle sınanamaz; amacını seçer ve bu seçimi ancak ondan doğan bilimin verimliliğiyle savunabilir. Bu dersteki iki kanıt kartı da kuramsal yazı: biri bağlamsalcı çerçeveyi önleme araştırması için savunuyor, öteki işlevsel bir tanı boyutu öneriyor; ikisi de önerdiği yaklaşımın daha iyi sonuç verdiğini kendisi göstermiyor, bu yüzden genellemeleri sınırlı. Zemin tartışmasız da değil: Behavior Therapy dergisi 2023'te ACT'yi, ilişkisel çerçeve kuramını ve işlevsel bağlamsalcılığı eleştiren yazılara bir bölüm ayırdı; Hayes, Hofmann ve Ciarrochi aynı yıl verdikleri yanıtta eleştirilerin bir kısmını değerli, bir kısmını yanlış anlama olarak niteledi ve felsefenin etiğe bağını açmaya çalıştı. Oturumda «bu seni nereye götürüyor» diye sormanın, içeriği tartışmaya kıyasla danışana ne kazandırdığı ise bilinmiyor: bu soru şimdiye dek bütün modelin sınandığı denemelerin içinde, öteki öğelerden ayrılmadan taşındı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Davranış analizi davranışı biçimiyle değil gördüğü işle tanır.

Mekanikçilik doğruluğu örtüşmeyle, bağlamsalcılık başarıyla işlemekle ölçer.

İşlevsel bağlamsalcılık bu bakışı psikolojik olayları öngörme ve etkileme amacıyla sınırlar; ACT bu zeminin üzerine kurulu.

İşe yararlık her zaman bir amaca göre işe yararlıktır ve amaç önceden, açıkça konur. Oturumda bu amaç danışanın seçtiği yöndür, terapistin değil.

Oturumdaki soru "bu düşünce doğru mu" değil, "bu düşünceye inandığında ne yapıyorsun ve bu seni nereye götürüyor" olur; doğruluk sorusu kapatılmaz, askıya alınır.

Sonraki derse köprü

Burak "ama yine de doğru olabilir" dediğinde, cümlenin onun üzerindeki çekimi hâlâ yerindeydi. Babasının yıllar önceki birkaç sözü bugün bir müşterinin bakışında yeniden yaşanıyordu. Bu ders düşüncenin ne iş gördüğüne baktı; kelimelerin bu gücü nereden aldığını açıklamadı. M01-D03, İlişkisel çerçeve kuramı, bu soruyu dilin kendisine yöneltiyor: insanı plan yapan, sorun çözen bir varlık yapan yetenekle onu geçmişin ve geleceğin acısını her an yanında taşıyan bir varlık yapan yeteneğin aynı yetenek olup olmadığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?