İçeriğe geç

M01-D02

Çeviriler ve Türkçe karşılıklar

Jung'un temel terimlerinin Almanca, İngilizce ve Türkçe karşılıklarını bir tabloda karşılaştırır ve bir çeviri seçiminin anlamı nasıl kaydırdığını bir örnekle gösterir.

Jung ve Analitik Psikoloji Akademisi — M01, Bu akademi nasıl okunur · 3.112 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung'un Seele sözcüğü İngilizcede bağlama göre psyche ya da soul olarak karşılandı; İngilizce okurun gördüğü iki sözcüğün arkasında Almancada çoğunlukla aynı Seele durur.

Jung 1921'de psişeyi bütün, Seele'yi o bütünün içindeki kişilik benzeri bir işlev kümesi olarak ayırdı, ama sözcüğü geniş anlamıyla da kullanmayı sürdürdü.

Türkçede ruh hem Seele'yi hem Geist'ı karşılayabildiği için iki Almanca kavram tek bir Türkçe sözcükte birleşebiliyor; benlik ile kendilik ise iki ayrı psikoloji geleneğinden geliyor.

Bu akademi bilinçdışı, kendilik, ego, psişe ve ruh sözcüklerini gerekçeleriyle kullanıyor, Geist'ı Almancasıyla veriyor, anima, animus ve persona'yı çevirmeden bırakıyor.

Açılış sahnesi

Talas'ta, yokuşun başındaki iki katlı evin mutfağında masaya bir zarf bırakılmış. Pulları Alman, adres Saniye'nin el yazısıyla değil, yabancı bir elle yazılmış. Saniye'nin ablası kırk yılı Duisburg'da geçirmiş, geçen kış orada ölmüştü. Mektup ablanın alt kat komşusundan geliyor, Almanca ve iki sayfa.

Saniye okuyamıyor. Gelini Ebru ise yeminli tercüman; bütün gün tapu, diploma ve vekâletname çeviriyor. Ebru mektubu alıp sessizce okuyor, sonra yüksek sesle Türkçeye aktarmaya başlıyor. Komşu ablanın merdiveni nasıl temiz tuttuğunu, apartmandaki çocuklara bayramlarda nasıl şeker dağıttığını yazmış. İkinci sayfanın ortasında Ebru takılıyor.

«Burada die gute Seele des Hauses yazıyor,» diyor. «Kelimesi kelimesine evin iyi ruhu.»

Saniye kaşlarını çatıyor. «Ruh mu? Ablam ölmüş, ruhu evde mi dolaşıyor diyor kadın?»

Ebru gülümsüyor. Almancada bu deyimin, bir yerin her işine koşan, herkesi gözeten, onsuz düzenin dağılacağı kişi için söylendiğini anlatıyor. Saniye bir süre düşünüyor, sonra kendi sözcüğünü buluyor: «Evin direğiydi o.» Ebru mektubun Türkçesine «apartmanın direği» yazıyor. Kalemi bıraktığında bir şey eksilmiş gibi geliyor ona: direk taşır ama içten bakmaz, Almanca deyimdeki yumuşaklık Türkçede bir tahta parçasına dönüşmüş.

Talas'taki mutfak da, mektubu yazan komşu da bu ders için kuruldu; «die gute Seele» deyimi ise Almancada gerçekten bu anlamda yaşıyor ve Jung'un en sık kullandığı sözcüklerden birini taşıyor.

Bu derste ne olacak

Önceki ders Jung'un rafını metin türlerine ayırdı. Bu ders aynı rafa dil açısından bakıyor: Jung Almanca yazdı, dünyaya ağırlıkla İngilizce üzerinden ulaştı, Türk okuruna da çoğu zaman bu ikinci dilden geldi. Her geçişte bir sözcük seçildi ve her seçim kavramın bir yanını öne çıkarıp bir yanını gölgede bıraktı.

Önce Seele sözcüğünün İngilizcede nasıl ikiye ayrıldığını, Jung'un kendisinin bu sözcüğe hangi teknik anlamı verdiğini ve İngilizce Toplu Eserler'in editörlerinin bu güçlüğü nasıl kayda geçirdiğini göreceğiz. Sonra Türkçeye dönüp ruh, tin, benlik ve kendilik sözcüklerinin nerede çakıştığına bakacağız. Son bölümde bu akademinin hangi karşılıkları hangi gerekçeyle kullandığını tek tek söyleyeceğiz. Freud çevirilerinin tarihini Psikanaliz M01-D04 anlatmıştı; Jung tarafının hikâyesi ondan ayrılıyor, çünkü Jung çevirilerinde tartışma tek bir çevirmenin adına bağlanmadı.

Sıfır noktası

Her dil dünyayı kendi sözcükleriyle böler. Bir dilde tek sözcüğün taşıdığı anlam, öteki dilde iki ya da üç sözcüğe dağılabilir; ya da tersine, iki ayrı sözcüğün işini öteki dilde tek bir sözcük görür. Çevirmen bu durumda her geçişte yeniden seçmek zorundadır ve okur çoğu zaman seçimin yapıldığını hiç görmez.

Yaygın yanlış"Her yabancı terimin tek ve doğru bir Türkçe karşılığı vardır; iyi çevirmen onu bulur."
Doğrusu

Kaynak sözcüğün anlam alanı hedef dildeki hiçbir sözcükle örtüşmeyebilir. Bu durumda çevirmen bir karşılığı seçer ve bir kaybı göze alır. İyi çeviri kaybı yok etmez, okura kaybın nerede olduğunu gösterir.

Mekanizma

Seele: bir Almanca sözcük, iki İngilizce yol

Almancada Seele hem gündelik hem dinsel hem de bilimsel bir sözcüktür. Seelenleben ruh hayatıdır, Seelsorge din görevlisinin manevi bakımı. Teknik dilde de yaşar: bir kablonun iç damarına da Seele denir. Jung bu geniş sözcüğü hem gündelik anlamıyla hem de kendi kuramının bir terimi olarak kullandı.

Kuramsal kullanım 1921'de belirginleşti. Jung Psikolojik Tipler kitabının sonuna bir tanımlar bölümü ekledi ve orada psişe ile ruh arasına bir çizgi çekti.

Bu tanım çevirmenin işini zorlaştırdı. Jung bir yerde Seele'yi dar ve teknik anlamda, başka bir yerde bütün iç dünya anlamında yazıyordu. İngilizcede ise iki ayrı sözcük vardı: Yunanca kökenli, bilimsel tınılı psyche ve dinsel çağrışımı güçlü soul. Toplu Eserler'in İngilizce çevirisi bu ikisini bağlama göre dağıttı ve bu kararı açıkça yazdı.

Sonuç şu: İngilizce okuyan biri bir sayfada psyche, öteki sayfada soul gördüğünde iki ayrı kavramla karşılaştığını düşünebilir. Almanca metinde ise çoğu zaman aynı Seele durur. Jung'un 1933'te İngilizcede Modern Man in Search of a Soul adıyla çıkan derlemesi, başlığıyla bu sözcüğü soul yönüne çekti; aynı kavram bilimsel bir metinde psyche olarak geçiyordu.

Türkçede ruh, tin ve benlik

Türkçe bu işi daha da karmaşıklaştırır, çünkü ruh sözcüğü Almancada iki ayrı sözcüğün işini görebilir. Seele de Türkçede çoğu zaman ruhtur, Geist de. Oysa Jung'da Geist başka bir şeydir: dinsel ve felsefi gelenekte tin, akıl ya da ilke anlamına yakın, kimi yerde masaldaki ruhani varlık. Türkçe felsefe çevirileri Hegel'in Geist'ı için tin sözcüğünü yerleştirdi; Jung çevirilerinde ise bu ayrım çoğu zaman kurulmadı.

Bir örnek. Metis Yayınları'nın katalog kaydına göre Jung'un Dört Arketip adlı derlemesi Zehra Aksu Yılmazer'in çevirisiyle bu yayınevinde basıldı. İçindekiler listesindeki denemelerden biri Masallarda Ruhun Fenomenolojisi Üzerine başlığını taşıyor. Denemenin Almanca başlığı Zur Phänomenologie des Geistes im Märchen'dir: başlıktaki sözcük Seele olmayıp Geist'tır. Türkçe okur başlığı okuduğunda, Jung'un 1921'de tanımladığı ruhla aynı kavramın konuşulduğunu düşünebilir. Denemede ise Jung masallarda yol gösteren yaşlı bilge, düşünce ve anlam taşıyan figürlerle ilgilenir: tin tarafı. Çeviri yanlış sayılmaz, çünkü ruh Türkçede bunu da karşılar; ama okurun kafasında iki Almanca sözcük tek bir Türkçe sözcükte birleşmiş olur. Bu, Bölünen terim'in tersidir.

İkinci kalabalık Selbst etrafında. Jung'un kendiliği, egodan ayrımıyla birlikte, Psikanaliz M11-D07'de tanımlandı. Türkçede ise aynı İngilizce self sözcüğü iki farklı geleneğin içinden geçer. Sosyal ve kişilik psikolojisi self'i benlik diye çevirir; benlik saygısı, benlik kavramı gibi terimler bu yoldan yerleşti ve kişinin kendine dair bilinçli resmini anlatır. Jung'un 1957'de Gegenwart und Zukunft adıyla yayımlanan, İngilizcede The Undiscovered Self adını alan kitabı Türkçeye Keşfedilmemiş Benlik adıyla geçti. Türkçe başlık İngilizce başlığı izliyor; Almanca özgün başlıkta ise ne self ne Selbst var, şimdi ve gelecek var. Bu başlıktan kitaba giren okur, Jung'un kendilik kavramıyla değil, gündelik psikolojinin benliğiyle karşılaştığını düşünebilir.

Yaygın yanlış"Türkçe bir kitabın başlığındaki terim, Jung'un o kitapta kullandığı terimdir."
Doğrusu

Başlıklar çoğu zaman yayıncının ve aracı dilin seçimidir. Keşfedilmemiş Benlik başlığı İngilizce baskının adını izler; Almanca özgün başlık başka bir şey söyler. Terimi metnin içinden ve mümkünse özgün sözcüğüyle okumak gerekir.

Çeviri zinciri ve kayma

Türkçedeki Jung kitaplarının bir kısmı, künyelerinde de görüldüğü gibi, İngilizce baskılardan çevrildi. Bu durumda Türkçe metin Almanca özgünden iki adım uzaktadır ve İngilizce çevirmenin karşılık kararları Türkçeye de taşınır. Freud için aynı durumu Psikanaliz M01-D04 Strachey'nin terimleri üzerinden göstermişti. Jung için sorun bir adım daha incedir, çünkü Seele İngilizcede zaten ikiye bölünmüştü. İngilizceden çeviren biri psyche gördüğünde psişe, soul gördüğünde ruh yazarsa, Almancada tek olan sözcük Türkçede de iki olur.

Bugün Jung çevirisi üzerine yazanların bir kısmı, Toplu Eserler'in İngilizcesini yer yer yeniden çevirmeyi öneriyor.

Kartın ikinci yarısı küçük ama öğretici: aynı özette Geist bir dilde zihin, bir dilde tin, birkaçında akıl olmuş ve okur hangi dilde okuduğuna göre kavramın başka bir yüzünü görüyor.

Bu akademinin karşılıkları

Şimdi kendi karar listemizi verelim. Jung'un das Unbewusste'sini bilinçdışı diye yazıyoruz: kavram bilincin altında bir kat anlatmaz, bilincin erişemediği bir alanı anlatır ve Türkçe akademik literatür bu karşılığı yerleştirdi. Selbst için kendilik diyoruz; benlik sözcüğünü psikolojinin öteki dallarına, kişinin kendine dair bilinçli resmine bırakıyoruz. Das Ich için ego ve ben sözcüklerini birlikte kullanıyoruz; ego tek başına Türkçede bencillik çağrıştırdığı için ilk geçişte kavramın bilincin merkezi olduğunu hatırlatacağız. Psyche bütünü anlattığında psişe, Seele Jung'un teknik anlamında ya da gündelik geniş anlamında geçtiğinde ruh diyoruz ve ikisini ayırmamız gereken her yerde Almancasını parantezde vereceğiz. Geist geçtiğinde Almanca sözcüğü her seferinde yanında olacak; Türkçede ruh, tin ve zihin arasında kalan bu sözcük için tek bir karşılık dayatmıyoruz.

Bazı terimler hiç çevrilmeden kalıyor. Anima, animus ve persona Latince olarak dolaşıyor; bunları Türkçeleştirmek kavramı bir gündelik sözcüğe bağlardı.

Yerleşik karşılıkların geri kalanını Psikanaliz Akademisi'nden devralıyoruz: gölge, bireyleşme, aşkın işlev, eşzamanlılık. Bireyleşme sözcüğünü bilerek seçiyoruz; bireyselleşme sözcüğü gündelik Türkçede bireyciliğe, topluluktan kopmaya kayabiliyor, oysa Jung'un Individuation'ı kişinin bütünleşmesini anlatır. Psikanalizin Türkçede ilk kez ruhi tahlil adıyla anıldığını (Psikanaliz, M01-D09) hatırlarsak, karşılıkların da tarihi olduğunu görürüz: bugünkü seçimlerimiz de bir gün eskiyebilir.

Yaygın yanlış"Anima ve persona gibi çevrilmeden kalan terimler Türkçede anlamlarını eksiksiz korur."
Doğrusu

Çevrilmeden kalan bir terim gündelik Türkçenin çağrışımlarından kurtulur, ama başka alanların kullanımına açık kalır. Persona bugün pazarlamada müşteri profili anlamında da yaygın. Okur sözcüğü hangi alandan tanıdığına göre farklı bir şey anlayabilir.

Usta katmanı

Çevirmenler ve editörler iki ilke arasında gidip gelir. Birincisi tutarlılıktır: bir terim her yerde aynı sözcükle karşılanmalı, böylece okur Jung'un aynı sözcüğü kullandığını görebilmelidir. İkincisi bağlama duyarlılıktır: Jung Seele'yi bir yerde teknik, başka bir yerde gündelik anlamda kullandıysa çeviri bunu göstermelidir. İngilizce Toplu Eserler ikincisine yakın durdu ve kararını bir dipnotla yazdı. Freud tarafında yeni İngilizce çevirilerin benzer bir yol tuttuğunu, bu tartışmanın yeniden çeviri kavramıyla nasıl adlandırıldığını Psikanaliz M01-D04 göstermişti.

Seele sözcüğünün soul yönünde okunması Jung sonrası düşüncede bir okulun ayırt edici işareti oldu. Hillman'ın arketipsel psikolojisi soul sözcüğünü bilinçli olarak öne çıkardı; bu okul M10-D04'te ayrıca okunacak. Bir çeviri kararı böylece bir okulun kendini adlandırışına kadar uzanıyor.

Türkçe için bir soru daha açık. Türk okuru Jung'u çoğu zaman İngilizce üzerinden okuduysa, Türkçedeki Jung sözlüğü Almancanın değil İngilizcenin izlerini taşır. Bu akademinin karar listesi bu izleri silmeye çalışmıyor, onları görünür kılmaya çalışıyor. Türkiye'deki Jung çevirilerinin ve Jungcu çalışmanın daha geniş tarihi M10-D08'de belgelerden aktarılacak.

Kanıtın sınırı

Bu dersteki çeviri kararlarının bir kısmı yayıncı kayıtlarından ve bir sözlüğün aktarımından, bir kısmı iki makale özetinden geliyor. İngilizce Toplu Eserler'in psyche ile soul arasındaki iş bölümünü ciltler boyunca ne kadar tutarlı uyguladığı bilinmiyor; bunu gösterecek sistemli bir sayım okunmuş değil. Türkçe Jung çevirilerinin hangi oranda İngilizceden yapıldığı da sayılmış değil; burada verilen örnekler tek tek kitaplardan. Daha derin bir sınır da var. Bir sözcüğün bir dilde iki sözcüğe bölünmesi, kavramın kendisi hakkında bir şey kanıtlamaz: Seele'nin Almancadaki genişliği Jung'un kavramını zenginleştirmiş de olabilir, belirsizleştirmiş de. Bir kavramın Alman dili ve Avrupa kültürü dışına taşındığında aynı işi yapıp yapmadığını çeviri karşılaştırması tek başına söyleyemez; genelleme sorusu M03-D04'te kültürlerarası karşılaştırmayla açılacak.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung'un Seele sözcüğü İngilizcede bağlama göre psyche ya da soul olarak karşılandı; İngilizce okurun gördüğü iki sözcüğün arkasında Almancada çoğunlukla aynı Seele durur.

Jung 1921'de psişeyi bütün, Seele'yi o bütünün içindeki kişilik benzeri bir işlev kümesi olarak ayırdı, ama sözcüğü geniş anlamıyla da kullanmayı sürdürdü.

Türkçede ruh hem Seele'yi hem Geist'ı karşılayabildiği için iki Almanca kavram tek bir Türkçe sözcükte birleşebiliyor; benlik ile kendilik ise iki ayrı psikoloji geleneğinden geliyor.

Bu akademi bilinçdışı, kendilik, ego, psişe ve ruh sözcüklerini gerekçeleriyle kullanıyor, Geist'ı Almancasıyla veriyor, anima, animus ve persona'yı çevirmeden bırakıyor.

Sonraki derse köprü

Çeviri bir sözcüğün nasıl yer değiştirdiğini gösterdi; bir sonraki soru, Jung'un cümlesinin ne tür bir iddia taşıdığıdır. 1921'deki Seele tanımı Jung'un kendi kavram önerisiydi; bir dipnot editörlerin kararıydı; bir makale bugünkü bir yorumdu. M01-D03, Kurucunun sözü ve kanıt başlığıyla, Jung'a ait bir iddiayı tarihsel kayıt, kuramsal görüş ve araştırma bulgusu diye ayırmayı ve her birine akademinin kanıt etiketlerinden hangisinin düştüğünü tartışacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.