Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Take elli dokuzuncu, give yetmiş yedinci, put yüz otuz dokuzuncu sırada; üçü de bir yönü anlatır.
- Take: almak, seçmek, götürmek; I'll take this one, take a taxi.
- Süre take ile: It takes ten minutes.
- Give: kime ve ne; Give me a box ya da Give a box to me; give a discount.
- Put her zaman bir yer ister: Put it here, Put it in the box, Put the lid on.
- Türkçe fiilden kalıp tahmin etme: indirim yapmak İngilizcede give a discount.
Merak sorusu
Pazar sabahı dükkâna Avustralyalı bir aile giriyor: anne, baba ve on yaşlarında bir kız. Baba camekâna bakıp "I'll take this one" diyor ve fıstıklı tepsiyi gösteriyor. Anne gülümseyerek ekliyor: "Can you give us a discount for two boxes?" Kız ise Ali Usta'nın elindeki kutuyu görünce soruyor: "Can I put the lid on?"
Üç cümlede üç farklı fiil var ve Ali Usta üçünü de bir anlığına karıştırıyor. "Take" almak mı, götürmek mi? "Give" ile verirken "us" neden ortada duruyor? "Put" neden hep bir yer istiyor? Bu üç sık fiil arasındaki farkı nasıl hızlıca ayırt edebilir?
Anlatım
Üç fiil, üç yön
Sıklık listesinde "take" "teyk" elli dokuzuncu, "give" "giv" yetmiş yedinci, "put" "put" ise yüz otuz dokuzuncu sıradadır. Üçü de bir şeyin bir yerden bir yere hareketini anlatır, ama hareketin yönü farklıdır. Bu yönü düşünmek, üç fiili ayırmanın en kısa yoludur.
"Take", bir şeyi bir yerden alıp kendine ya da yanına çekmektir: "I'll take this one", bunu alacağım. "Give", bir şeyi kendinden çıkarıp başka birine yöneltmektir: "Give me a box", bana bir kutu ver. "Put" ise bir şeyi bir yere bırakmaktır: "Put it on the table", masanın üstüne koy.
Take: almak, seçmek, götürmek
Dükkânda "I'll take this one" cümlesi bir seçimi ve satın almayı anlatır; "Bunu alıyorum" demektir. "Take" fiili bir şeyi yanında götürmeyi de anlatır: "Take a box for your hotel", oteliniz için bir kutu alın. Ulaşımda da sık kullanılır: "take a taxi", taksiye binmek; "take the bus", otobüse binmek.
Gündelik konuşmada "take" bir işin süresini de bildirir. "It takes ten minutes" "it teyks ten minits", on dakika sürer. Bu kalıpta özne çoğu zaman "it"tir ve süre, fiilden sonra gelir.
Give: birine bir şey
"Give" fiilinin arkasından iki şey gelir: kime ve ne. İngilizcede bu ikisi iki sırayla dizilebilir. Birinci sırada kişi önce gelir: "Give me a box", "Can you give us a discount?" İkinci sırada nesne önce gelir ve kişinin önüne "to" eklenir: "Give a box to my daughter." İki cümle de doğrudur; kısa bir zamir, "me", "us", "her" gibi, kişi olduğunda birinci sıra daha doğal duyulur.
Türkçede "indirim yapmak" denir; İngilizcede ise indirim "verilir": "give a discount". Böyle bir kalıp Türkçeden çevrilerek bulunamaz; bütün hâlinde öğrenilir.
Put: her zaman bir yer
"Put" fiilinin özelliği, neredeyse her zaman bir yer istemesidir. "Put the lid on", kapağı tak; "Put it in the box", onu kutuya koy; "Put it here", buraya koy. Türkçede "Koy şunu" diyebilirsin ve yer bağlamdan anlaşılır; İngilizcede "Put it" tek başına eksik kalır, bir yer sözcüğü gerekir: "here", "there", "down", "on the table".
Türkçe köprüsü
Türkçede "almak" fiili hem satın almayı, hem bir şeyi eline almayı, hem de bir yerden götürmeyi anlatabilir. İngilizcede "take" bunların birçoğunu karşılar, ama "buy" "bay" fiili ayrıca satın almayı anlatır. Dükkânda "I'll take this one" cümlesi bir müşterinin kararını anlatan kibar ve doğal bir kalıptır; "I'll buy this one" da doğrudur, ama daha az sık duyulur.
"Vermek" ile "give" ise çoğu zaman örtüşür, ama Türkçede "vermek" ile söylenmeyen bazı şeyler İngilizcede "give" ile söylenir: "give a discount", indirim yapmak; "give someone a call", birini aramak. "Koymak" ile "put" da birbirine yakındır; fark, İngilizcenin yeri her zaman açıkça söylemek istemesidir.
Gerçek hayattan örnekler
Ali Usta önce babaya döner: "Of course. I'll put it in a box for you." Sonra anneye: "I can give you ten percent off if you take two boxes." Anne ikinci kutuyu da seçer. Kız kapağı takmak istediğinde Ali Usta kutuyu ona uzatır: "Here you are. Put the lid on gently."
Aile çıkarken baba yolu soruyor: otelleri ne kadar uzakta? Ali Usta gülümser: "It takes ten minutes on foot, or you can take a taxi." Kız kapıdan dönüp el sallar: "Thank you for giving me the box!" Ali Usta o gün defterine üç fiili üç okla çizer: biri kendine doğru, biri dışarıya, biri aşağıya, bir yere.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "Can you make us a discount?" ve "Put it." İndirimi Türkçedeki gibi "yapmak" sanmak ve "put" fiilinin arkasından yer söylememek.
✓ "Can you give us a discount?" ve "Put it here." ya da "Put it in the box." Hata, Türkçe fiillerden yola çıkarak İngilizce kalıbı tahmin etmekten ve "put" fiilinin yer istediğini unutmaktan gelir.
"It takes ten minutes" yerine "It needs ten minutes" demek de sık görülür; bir işin süresi çoğu zaman "take" ile söylenir.
Mini alıştırma
- NGSL'de take, give ve put kaçıncı sıradadır?
- Dükkânda "I'll take this one" ne anlama gelir?
- "Bu yol on dakika sürer" İngilizcede nasıl söylenir?
- "Give me a box" cümlesini nesne önce gelecek biçimde yaz.
- "Put it." cümlesi neden eksik kalır?
Cevaplar
- Take elli dokuzuncu, give yetmiş yedinci, put yüz otuz dokuzuncu sırada.
- Bunu alıyorum; bir seçimi ve satın almayı anlatır.
- It takes ten minutes.
- Give a box to me.
- Put fiili bir yer ister: Put it here, Put it in the box.
Sesli tekrar görevi
Sonra evindeki ya da işindeki bir işin süresini "take" ile söyle: "It takes… minutes to…". En sonda bir arkadaşına bir şey verdiğini düşün ve "give" fiilini iki sırayla da dene: "Give him the book." ve "Give the book to him."
Özet kartı
- Take elli dokuzuncu, give yetmiş yedinci, put yüz otuz dokuzuncu sırada; üçü de bir yönü anlatır.
- Take: almak, seçmek, götürmek; I'll take this one, take a taxi.
- Süre take ile: It takes ten minutes.
- Give: kime ve ne; Give me a box ya da Give a box to me; give a discount.
- Put her zaman bir yer ister: Put it here, Put it in the box, Put the lid on.
- Türkçe fiilden kalıp tahmin etme: indirim yapmak İngilizcede give a discount.
Sonraki derse köprü
Aile çıkarken kız soruyor: "Can we come back tomorrow?" Babası da "Let's go now, and we'll bring Grandma tomorrow" diyor. "Go", "come" ve "bring" fiilleri de bir yönü anlatır, ama bu kez yön konuşan kişiye göre belirleniyor. Gitme, gelme ve getirme fiilleri sıradaki dersin konusu.