İçeriğe geç

Ders EN4.4 · B2 · Modül 4.1

Should have, could have: pişmanlık ve eleştiri

1.126 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Should have + geçmiş ortaç: yapılması doğru olan ama yapılmayan iş; I should have packed my charger.
  2. Shouldn't have + geçmiş ortaç: yapılan ama yapılmaması gereken iş; I shouldn't have eaten that burger.
  3. Could have + geçmiş ortaç: mümkün olan ama gerçekleşmeyen iş; I could have fitted everything in.
  4. Başkasına söylenince eleştiri ya da sitem: You should have asked me, You could have told me!
  5. Ölçüt: gerekli miydi, should have; yalnızca mümkün müydü, could have.
  6. Türkçedeki "-meliydi" = should have, "-memeliydi" = shouldn't have, "-ebilirdi" = could have.

Merak sorusu

Cumartesi sabahı İzmir'de kahvaltı masası kurulu. Bavul ancak bugünkü uçakla gelecek ve Zeynep annesinin ödünç verdiği hırkayla oturuyor. Babası son aylarda İngilizce çalışıyor ve her fırsatta pratik yapmak istiyor. Çayını karıştırırken gülümsüyor: "You should have listened to your mother. She told you to put your things in your handbag." Zeynep başını sallıyor: "I know. I should have packed my charger at least. I could have fitted everything in, there was plenty of room."

Babasının cümlesi bir eleştiriydi, Zeynep'in cümleleri ise bir pişmanlık. İkisi de geçmişe bakıyordu, ama olmuş bir şeye değil, olması gerekip olmayan ve olabilecekken olmayan şeylere. İngilizce bu iki anlamı iki yardımcı fiille ayırır; ikisinin de arkasında "have" ve bir geçmiş ortaç durur. Türkçede ise karşılıkları tanıdık: "annenin sözünü dinlemeliydin", "şarj aletimi koymalıydım", "hepsini sığdırabilirdim". Şimdi geçmişe pişmanlıkla ve eleştiriyle bakmanın yollarını öğrenelim.

Anlatım

Should have: yapılması gerekirdi

"Should have" ve geçmiş ortaç, geçmişte doğru olan ama yapılmayan bir şeyi anlatır: "I should have packed my charger." Anlam şudur: şarj aletini koymak doğru olurdu, ama koymadım. Aynı yapı başkasına söylendiğinde bir eleştiriye dönüşür: "You should have listened to your mother." Olumsuzu "shouldn't have" ve ters bir durumu anlatır: yapılan ama yapılmaması gereken bir şey. "I shouldn't have put everything in one suitcase." Burada iş yapıldı, ama yanlıştı. Konuşmada "should have" çoğu zaman "shouldn't've" ya da "should've" diye kısalır ve "şudəv" gibi söylenir.

Could have: mümkündü, ama olmadı

"Could have" ve geçmiş ortaç, geçmişte mümkün olan ama gerçekleşmeyen bir şeyi anlatır: "I could have fitted everything in." Yer vardı, sığdırmak mümkündü, ama yapılmadı. Bu yapı bir fırsatın kaçtığını, bir seçeneğin kullanılmadığını gösterir. Başkasına söylendiğinde "could have" kibar ama net bir eleştiri olur: "You could have told me the flight was full!" Anlam şudur: bana söylemen mümkündü, neden söylemedin? Tonuna göre hafif bir sitem ya da gerçek bir kırgınlık taşıyabilir.

Çıkarımdaki could have ile farkı

Bir önceki konuda "could have" bir olasılığı anlatıyordu: "The bag could have gone to Istanbul", yani bavul İstanbul'a gitmiş olabilir. Bu derste ise gerçekleşmeyen bir imkânı anlatıyor: "I could have fitted everything in", yani sığdırabilirdim, ama sığdırmadım. Hangi anlamın kastedildiğini bağlam söyler: olup olmadığını bilmediğin bir olay mı, yoksa olmadığını bildiğin bir imkân mı?

Ölçüt: doğru muydu, mümkün müydü?

İki yapı arasındaki farkı tek bir soruyla ayırabilirsin. İş doğru ve gerekli miydi? O zaman "should have". İş yalnızca mümkün müydü? O zaman "could have". "I should have called her" bir görevin yerine getirilmediğini, "I could have called her" ise bir seçeneğin kullanılmadığını anlatır.

Türkçe köprüsü

Türkçede "should have" yapısının karşılığı "-meliydi" ekidir: "Annenin sözünü dinlemeliydin" → "You should have listened to your mother." Olumsuzu da doğrudan eşleşir: "Her şeyi tek bavula koymamalıydım" → "I shouldn't have put everything in one suitcase." "-meli" gerekliliği, "-ydi" ise geçmişi taşır; İngilizcede "should" gerekliliği, "have + geçmiş ortaç" geçmişi taşır.

"Could have" yapısının karşılığı "-ebilirdi" ekidir: "Hepsini sığdırabilirdim" → "I could have fitted everything in." Burada da yapı birebir örtüşür. "Bana söyleyebilirdin" → "You could have told me." Türkçede bu ek aynı zamanda bir alışkanlığı ya da bir koşulu da anlatabilir: "Çocukken saatlerce yüzebilirdim." İngilizcede geçmişteki genel bir yetenek için "could", gerçekleşmeyen bir imkân için ise "could have" kullanılır.

Tuzak, Türkçedeki "-meliydi" ekini "should" ile geçmiş zamanı birleştirerek kurmaya çalışmaktır: "I should packed" ya da "I should had packed." İngilizcede "should" arkasından her zaman "have" ve geçmiş ortaç gelir: "I should have packed." Türkçedeki tek ek, İngilizcede üç parçaya ayrılır.

Gerçek hayattan örnekler

Öğleden sonra Zeynep, Sophie'ye durumu anlatıyor. Sophie'nin cevabı hem sıcak hem biraz sitemli.

Sophie'nin iki cümlesi iki farklı sitem taşıyordu: "could have borrowed" kullanılmayan bir fırsatı, "should have asked" ise yapılması gereken bir işi. Son cümle ise hepsini yumuşattı.

Aynı akşam Ryan'dan bir mesaj geliyor. Kendi pişmanlığını anlatıyor.

Sık yapılan hata

Yaygın yanlış✗ "I should packed my charger." ✓ "I should have packed my charger." Geçmişe dair pişmanlıkta "should" arkasından "have" ve geçmiş ortaç gelir.
Doğrusu

Hata, Türkçedeki "-meliydim" ekini tek bir sözcükle karşılamaya çalışıp "have" parçasını atlamaktan gelir.

Anlam karışıklığı da sık görülür. Yapılan bir şeyden pişmanlık duyan biri "I should have eaten that burger" derse, hamburgeri yemediği için üzüldüğünü söylemiş olur. Yediği için pişmansa doğru yapı olumsuzdur: "I shouldn't have eaten that burger." Bir de "must have" ile karıştırmamaya dikkat: "must have" bir tahmin, "should have" bir pişmanlık ya da eleştiridir.

Mini alıştırma

  1. "Daha erken yola çıkmalıydık" cümlesini İngilizceye çevir.
  2. "O kadar çok kahve içmemeliydim" cümlesini İngilizceye çevir.
  3. "Bana yardım edebilirdin!" cümlesini sitem anlamında kur.
  4. "I should called you" cümlesini düzelt.
  5. "I should have called her" ile "I could have called her" arasındaki fark nedir?

Cevaplar

  1. We should have left earlier.
  2. I shouldn't have drunk so much coffee.
  3. You could have helped me!
  4. I should have called you.
  5. İlkinde aramak gerekliydi ve yapılmadı, bir görev kaçtı; ikincisinde aramak yalnızca mümkündü, bir seçenek kullanılmadı.

Sesli tekrar görevi

Ardından kullanılmayan bir fırsatı "could have" ile söyle: "I could have asked my teacher for help." Son olarak bir arkadaşına, onu kırmadan, hafif bir sitemle bir cümle kur: "You could have told me about the party!" Kaydını dinlerken "should" ve "could" sonrasında "have" sözcüğünü atlamadığından emin ol.

Özet kartı

  1. Should have + geçmiş ortaç: yapılması doğru olan ama yapılmayan iş; I should have packed my charger.
  2. Shouldn't have + geçmiş ortaç: yapılan ama yapılmaması gereken iş; I shouldn't have eaten that burger.
  3. Could have + geçmiş ortaç: mümkün olan ama gerçekleşmeyen iş; I could have fitted everything in.
  4. Başkasına söylenince eleştiri ya da sitem: You should have asked me, You could have told me!
  5. Ölçüt: gerekli miydi, should have; yalnızca mümkün müydü, could have.
  6. Türkçedeki "-meliydi" = should have, "-memeliydi" = shouldn't have, "-ebilirdi" = could have.

Sonraki derse köprü

O gün için Zeynep'in planı hazırdı: öğleden sonra annesiyle birlikte Efes'e gidecek, eski sokaklarda yürüyecek, akşam da deniz kenarında balık yiyecekti. Ama öğle vakti havayolu arıyor: bavul geldi ve teslim almak için havalimanına bizzat gitmesi gerekiyor. Efes planı bir başka güne kalıyor. Yapmayı planladığın ama gerçekleşmeyen şeyleri anlatmak için İngilizcenin kısa ve çok kullanılan bir kalıbı var. Sıradaki derste "was going to" ile gerçekleşmeyen planları anlatmayı öğreneceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

  • Açılış: İzmir'de bir kahvaltı masası; zeytin, peynir, simit ve ince belli bardaklarda çay. Zeynep annesinin hırkasıyla oturuyor, babası elinde bir İngilizce çalışma kitabıyla gülümsüyor.
  • İki yol: geçmişte bir çatal; bir yolda Zeynep şarj aletini el çantasına koyuyor ve yeşil bir onay işareti, öbür yolda koymuyor ve kırmızı bir çarpı. "Should have" etiketi yeşil yola işaret ediyor.
  • Kapalı kapı: "could have" için yarı açık bir kapı; arkasında kullanılmayan bir fırsat, kapı yavaşça kapanıyor.
  • Türkçe ekler: "-meliydi" ve "-ebilirdi" ekleri, İngilizce karşılıklarının yazılı olduğu iki kartın üstüne oturuyor.
  • Türkçe metinler Matilda'nın sesiyle. Babası şakacı ve öğretici, Zeynep mahcup, Sophie sıcak ama sitemli, Ryan pişman ve komik.
  • Kişiler kurgu; kahvaltı sofrası ve telefon markasızdır.

Modül 4.1 — İleri Zaman Kullanımı

Hedef: Geleceği ve geçmişi ince ayrıntılarla anlatır.