M16-D05
İlişki öyküsü
Çiftin tanışmasından bugüne ilişki öyküsünü almanın yollarını ve öyküden çıkarılan ipuçlarını açıklar.
İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M16, Değerlendirme ve formülasyon · 3.051 kelime · 17 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Terapi Akademisi’nde: S06-P01-D02
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
İlişki öyküsü sıkıntının başladığı yerden değil, ilişkinin başladığı yerden açıldığında, bugünkü sorunun dışında kalmış yıllar da masaya gelir.
Terapistin asıl verisi olayların sırası değil, iki kişinin o olaylara bugün hangi tonla dokunduğudur.
İnsanlar geçmişlerini bugünkü hâllerinin süzgecinden hatırlar; bu hatırlama bilgi kaybı değil, şimdiki ilişkiye dair ayrı bir bilgidir.
Uzun bir ilişkinin tarihi birden fazla görüşmeye yayılır ve iki eşin dışında, ailelerin ve çevrenin yazdığı satırları da taşır.
Açılış sahnesi
Üçüncü görüşme. Terapist bu kez şikâyetle başlamıyor: "Nasıl tanıştığınızı anlatır mısınız? En baştan."
Polat gülümsüyor, Özge'ye bakıyor, sonra anlatmaya girişiyor. Bir arkadaşın nişanı, bahçede kurulmuş uzun masa, elektrikler kesilince herkesin telefon ışığıyla oturduğu yarım saat. "Biz o karanlıkta konuşmaya başladık. Ertesi gün aradım, o açmadı. Üç gün sonra o aradı." Her cümlede bir ayrıntı var: masadaki limonata, Özge'nin hırkasının rengi.
Özge kollarını kavuşturmuş dinliyor. Sıra ona gelince omuz silkiyor. "Bir nişandaydık sanırım. Hatırlamıyorum açıkçası. O zaman da geç gelmişti zaten, yarım saat bekletmişti herkesi."
Polat'ın yüzündeki gülümseme yerinde duruyor ama donuyor. "Ben geç gelmedim ki. Elektrik kesilmişti, kimse kimseyi beklemiyordu."
Terapist iki anlatıyı da not ediyor. Hangisinin doğru olduğunu bilmiyor ve bilmesi de gerekmiyor. Defterine düştüğü şey olayın kendisi değil: Biri o geceyi on bir yıl sonra hâlâ renkleriyle anlatıyor, öteki onu bir kusurla özetliyor.
Bu derste ne olacak
M16-D01 ilk ortak görüşmenin kısa bir öykü bölümü içerdiğini söylemişti. Bu ders o bölümü açıyor. Çiftin tanışmasından bugüne uzanan öykü nasıl sorulur, hangi dönemler özellikle merak edilir, terapist anlatılan olaylardan çok anlatma biçiminden ne öğrenir?
Dört soruyu sırayla ele alacağız. Öykü almanın soruları neler? Anlatının biçimi neden bir ipucu? İnsanlar geçmişlerini neden bugünkü hâllerine göre hatırlıyor ve bu terapistin okumasını nasıl değiştiriyor? Bir oturuma sığmayan öykü nasıl taşınır? Sonunda bu alandaki araştırmanın ne kadar sağlam olduğunu tartacağız.
Buradaki klinik vakaların hepsi kurmacadır, birkaç durumun birleştirilmesiyle yazıldı.
Sıfır noktası
Terapi S06-P01-D02 bireysel öykü alımının bir omurga üzerine dizildiğini ve bugünkü güçlüğe doğru akan bir anlatının oraya varmayan yılları kendiliğinden dışarıda bıraktığını göstermişti. Çift odasında bu sorun ikiye katlanıyor: İki kişi aynı yılları iki ayrı omurgayla anlatır ve ikisinin varış noktası da bugünkü sıkıntıdır. Terapist bu yüzden öyküyü bilerek sıkıntının başladığı yerden değil, ilişkinin başladığı yerden açar.
İkinci ilke şu: İlişki öyküsü bir tarih sınavı değil. Terapist kimin daha iyi hatırladığını ölçmez. Olayların sırası işe yarar, ama asıl veri iki kişinin o olaylara bugün hangi duyguyla dokunduğudur.
Mekanizma
Öyküyü sormanın yolları
İlişki öyküsü birkaç durak etrafında kurulur. İlki tanışmadır: Nerede, nasıl, kimin aracılığıyla, ilk izlenim neydi? İkincisi karar anıdır: Birlikte olmaya, birlikte yaşamaya ya da evlenmeye nasıl varıldı? M02-D10 bu anın bazı çiftlerde bilinçli bir seçim, bazılarında fark edilmeden geçilen bir eşik olduğunu tartışmıştı; terapist bu farkı soruyla açar: "Evlenmeye ne zaman, kim karar verdi?" Üçüncüsü zor dönemlerdir: İlişkinin en sarsıldığı zaman ve çiftin onu nasıl atlattığı. Dördüncüsü geçişlerdir: taşınma, iş kaybı, bir çocuğun doğumu, bir ebeveynin ölümü. Terapist her durakta yalnız ne olduğunu değil, iki kişinin o sırada birbirine ne yaptığını da sorar.
Klinik odada terapist onu bir protokol gibi izlemez, ama durakları ve "o zaman nasıldı" sorusunu ondan ödünç alabilir.
Anlatılış biçimi bir ipucu
İki çift aynı olayları anlatabilir ve yine de bambaşka iki ilişki tarif edebilir. Terapist bu yüzden içerik kadar biçime de kulak verir. Anlatıda "biz" mi, yoksa "ben" ve "o" mu ağır basıyor? İyi anılar ayrıntılı mı, yoksa geçiştirilip hemen kötü olana mı varılıyor? Eşler birbirinin anlattığını tamamlıyor mu, düzeltiyor mu, yoksa hiç dinlemiyor mu? Hayal kırıklığı belirli bir ana mı bağlanıyor, yoksa bütün geçmişe mi yayılmış?
M06-D04 zamir kullanımının ilişki hakkında ne söyleyebildiğini okur için tartışmıştı. Klinik odada aynı gözlem bir tanı aracı değil, bir merak başlığıdır.
Seider ve arkadaşlarının verisi çatışma anından geliyor, öykü anlatısından değil. Yine de terapiste somut bir dinleme ipucu veriyor: Bir eşin ortak geçmişi anlatırken "biz" demekten vazgeçip "ben yaptım, o yapmadı" diline geçtiği an çoğu zaman öykünün en yüklü yeridir.
Bugünün gözüyle hatırlamak
M07-D04 dağılan evliliklerde geçmişin geriye doğru karartılabildiğini, M12-D01 ise ayrılık sonrası anlatıların bugünkü ihtiyaca göre şekillendiğini göstermişti. Klinik değerlendirme açısından bunun anlamı açık: Terapistin dinlediği öykü, geçmişin bir kaydı değil, bugünkü ilişkinin geçmişe düşürdüğü gölgedir. Bu gölge değersiz değil; yalnızca başka bir şeyi gösteriyor.
Bu bulgu öykü alımının sezgisel okumasını tersine çeviriyor. "Eskiden daha kötüydük, şimdi daha iyiyiz" diyen bir eş, ölçülen düşüşe rağmen bunu söylüyor olabilir; bu cümle yalan değil, ilişkiyi ayakta tutan bir hatırlama biçimi olabilir.
İki çalışma birlikte okunduğunda terapistin önünde iki ayrı soru duruyor. Birincisi, o yıllarda gerçekte ne oldu? İkincisi, bu kişi bugün o yılları neden böyle hatırlıyor? İlkine öykü ancak kısmen cevap verir. İkincisine ise neredeyse doğrudan cevap verir. Açılıştaki Özge'nin "o zaman da geç gelmişti" cümlesi, on bir yıl önceki bir akşam hakkında güvenilir bir bilgi değildir; ama bugün Polat'ı nasıl gördüğü hakkında son derece bilgilendiricidir.
Tek oturuma sığmayan öykü
On yıllık bir ilişki elli dakikaya sığmaz. Terapist bu yüzden öyküyü birkaç görüşmeye yayabilir, ilk turda iskeleti çıkarır ve ayrıntıyı sonraki oturumlarda o ana dönen sorularla tamamlar.
Öykünün bir parçası da iki eşin dışında yazılmıştır. Kimin ailesinin bu ilişkiye nasıl baktığı, evliliğin kimin onayıyla kurulduğu, düğünün kimin isteğine göre yapıldığı ve iki ailenin bugün ilişkiye ne kadar girdiği çoğu zaman öykünün en hassas satırlarıdır. Bu katmanların kültürle nasıl iç içe geçtiğini sistemli biçimde ele almak M16-D10'un işi; burada önemli olan, öykü sorularının yalnız iki kişiyle sınırlı kalmaması. Öykü bir yerde korkuya, zorlamaya ya da birinin evden çıkmaktan çekindiği dönemlere değiyorsa, terapist anlatının akışını izlemekle yetinmez; M16-D04'teki taramayı sıraya koyar, çünkü böyle bir geçmiş ortak bir hikâye anlatma ortamının kendisini güvensiz kılabilir.
Usta katmanı
Deneyimli bir terapist öykü alırken üç defter tutar. Birincisinde olaylar ve tarihler var: kronolojik iskelet. İkincisinde her eşin bu olaylara bugün nasıl dokunduğu: sıcaklık, hayal kırıklığı, ayrıntı, "biz" ile "ben" arasındaki gidip gelmeler. Üçüncüsünde ise iki anlatının birbirine nasıl değdiği: birbirini tamamlamaları, düzeltmeleri ya da susturmaları. Formülasyon çoğunlukla üçüncü defterden doğar.
Öykü aynı zamanda bir müdahaledir. Çiftin iyi bir dönemini hatırlamak için harcadığı birkaç dakika, odadaki duygusal iklimi değiştirebilir. Terapist bunu bilerek kullanabilir, ama iyi anıları zorla çıkarmaya çalışmaz. Bir eş iyi bir anı bulamıyorsa, bu da kayda geçecek bir bilgidir.
Öykünün nereye kadar açılacağı da bir karardır. Bazı çiftlerde ilk ayların ayrıntısı sonuna kadar önemlidir, bazılarında tek bir yılın üzerinde durmak bütün tabloyu açar. Hangi durağın ne kadar derinleştirileceği bu metinden çıkarılamaz; o yargı, gerçek çiftlerin öykülerini bir süpervizörün yanında dinleyip sonra geriye dönüp hangi soruların neyi açtığını tartışarak gelişir.
Kanıtın sınırı
Elimizdeki araştırmalar öykünün değerlendirmedeki değerine dair yararlı ama sınırlı bir resim veriyor. Carrère'in ekibinin ve Veroff'un ekibinin çalışmaları yeni evli çiftlerle yapıldı; uzun evliliklere, aynı cinsiyetten çiftlere ya da terapiye başvurmuş çiftlere genellemek için ayrı veri gerekiyor. Karney ve Coombs yalnız kadınları izledi. Sprecher'in örneklemi romantik partnerlerdi, terapiye gelen çiftler değil. Seider'in çalışması çatışma konuşmasındaki zamirlere bakıyor, öykü anlatısına değil. Hiçbiri öykü alımının klinik sonuçları iyileştirip iyileştirmediğini doğrudan test etmiyor. Türkçe konuşan çiftlerin geçmişlerini nasıl anlattığı ve aile aracılığıyla kurulan evliliklerde tanışma öyküsünün ne anlam taşıdığı konusunda buradaki kaynakların hiçbiri veri sunmuyor; bu sorular bilinmiyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
İlişki öyküsü sıkıntının başladığı yerden değil, ilişkinin başladığı yerden açıldığında, bugünkü sorunun dışında kalmış yıllar da masaya gelir.
Terapistin asıl verisi olayların sırası değil, iki kişinin o olaylara bugün hangi tonla dokunduğudur.
İnsanlar geçmişlerini bugünkü hâllerinin süzgecinden hatırlar; bu hatırlama bilgi kaybı değil, şimdiki ilişkiye dair ayrı bir bilgidir.
Uzun bir ilişkinin tarihi birden fazla görüşmeye yayılır ve iki eşin dışında, ailelerin ve çevrenin yazdığı satırları da taşır.
Yaygın yanlış"Terapist öyküyü dinleyerek geçmişte ne olduğunu öğrenir."
Karney ve Coombs'un uzun izleminde kadınlar geçmişi o dönemde kendi verdikleri puanlardan farklı hatırladı. Öykü geçmişin kaydından çok bugünkü ilişkinin geçmişe bakışını gösterir.
Yaygın yanlış"Eşlerden biri geçmişi farklı anlatıyorsa yalan söylüyordur."
Sprecher'in partnerleri o anki ölçümleri artmadığı hâlde sevgilerinin arttığını düşündü ve bu algı yine de ilişkinin geleceğiyle bağlantılıydı. Farklı hatırlama çoğu zaman kasıtlı değildir ve bir şey anlatır.
Yaygın yanlış"Kimin anlatısı daha ayrıntılıysa o daha haklıdır."
Veroff ve arkadaşlarının çalışması anlatının duygularını, üslubunu ve eşlerin anlatırken birbirine nasıl davrandığını ayrı ayrı ele aldı. Ayrıntı bir anlatma tarzıdır, doğruluğun ölçüsü değildir.
Yaygın yanlış"Bir oturumda bütün öykü alınabilir."
On yılları kapsayan bir ilişkinin iskeleti bir görüşmede çıkarılabilir, ama zor dönemler, geçişler ve aile bağlamı çoğu zaman sonraki oturumlarda ve bugünkü olaylardan geriye dönülerek tamamlanır.
Sonraki derse köprü
Özge ile Polat'ın öyküsü terapiste çok şey anlattı, ama hepsi iki kişinin bugünkü bakışından süzülmüş geldi. Terapist bir noktada başka türden bir bilgiye de ihtiyaç duyar: iki eşin memnuniyetini ve birbirleriyle konuşma biçimlerini, anlatının akışından bağımsız, karşılaştırılabilir sayılarla görmek. Peki bu sayılar ne kadar ölçebilir, nerede yanıltır ve bir öykünün yerini tutabilir mi? Değerlendirmenin bir sonraki adımı bu soruları açıyor: Ölçme araçları.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.