M11-D03
Sadakatsizlik ne kadar yaygın
Sadakatsizlik yaygınlığına dair rakamların neden bu kadar farklı çıktığını yöntem açısından değerlendirir.
İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M11, Güven ve ihanet · 3.103 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Temel Psikoloji Akademisi’nde: M02-D06
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Sadakatsizlik oranı tek bir sayı değil, dört seçimin sonucudur: neyin sayıldığı, hangi sürenin sorulduğu, cevabın hangi koşulda verildiği ve kimlere ulaşıldığı. Hayat boyu bir oran ile yıllık bir oran yan yana konamaz. Görüşmecinin önünde verilen cevap ile ekranda işaretlenen cevap arasında altı kata varan fark çıkabiliyor. Büyük bir cevap sayısı, kimlerin cevap verdiğini düzeltmez. Bir danışanın ağzındaki rakam çoğu zaman bir bilgiden çok bir duygunun taşıyıcısıdır.
Açılış sahnesi
Perşembe akşamı, Kadıköy vapurunun alt salonu. Aslı telefonunda bir haber sitesini kaydırırken duruyor ve ekranı Tuğrul'a çeviriyor. Başlık iri bir oranla açılıyor: Evli insanların hatırı sayılır bir kısmının hayatlarının bir döneminde partnerlerini aldattığı yazıyor. Haberin altında bir anket şirketinin adı var, başka hiçbir şey yok.
Tuğrul başını sallıyor. "Ben geçen ay tam tersini okudum," diyor. "Bir yıl içinde aldatanların oranı yüzde birkaç çıkmış. Bilimsel bir çalışmaydı galiba."
Aslı gülüyor ama gülüşü çabuk sönüyor. "İkisi birden doğru olamaz ki." Bir süre denize bakıyorlar. Sonra Aslı daha alçak bir sesle soruyor: "Peki büyük olanı doğruysa? O zaman bu, herkesin bir gün yaptığı bir şey mi oluyor?" Tuğrul'un aklından başka bir şey geçiyor: Küçük olanı doğruysa aldatanlar ender, neredeyse tuhaf insanlar demek. İki rakam, ikisinin kafasında iki ayrı dünya kuruyor. Vapur Karaköy'e yanaşırken ikisi de rakamların nereden geldiğini sormamış oluyor.
Bu derste ne olacak
Bu ders sadakatsizliğin ne kadar sık görüldüğünü bir rakama indirmeyecek. Onun yerine, aynı konuda yayımlanmış rakamların arasındaki büyük açıklığı yöntem açısından çözeceğiz. Dört soru soracağız. Neyi sayıyoruz, yani hangi davranış sadakatsizlik kabul edildi? Hangi zaman aralığına bakıyoruz, son bir yıla mı, bütün bir evliliğe mi? Soru nasıl soruldu, karşıda bir görüşmeci varken mi, yoksa kimsenin cevabı görmediği bir ekranda mı? Ve kime soruldu, ülkeyi temsil eden bir örnekleme mi, yoksa bir dergi okuruna ya da terapi odasına gelenlere mi? Son bölümde bu dört sorunun terapi odasında, bir danışan "herkes yapıyor" ya da "kimse yapmaz" dediğinde nasıl işe yaradığını göreceğiz.
Sıfır noktası
Bir oran iki parçadan oluşur: üstte sayılanlar, altta kendilerine sorulanlar. Sadakatsizlik oranında üst parça, bir davranışı bildiren kişilerdir; alt parça ise soruyu cevaplayan herkes. İkisinin de nasıl tanımlandığı rakamı değiştirir. Üstteki parçayı büyüten ya da küçülten şey, sorunun neyi kapsadığı, hangi süreyi sorduğu ve insanların ne kadar dürüst cevap verebildiğidir. Alttaki parçayı belirleyen ise kime ulaşıldığıdır.
Sadakatsizlik, araştırmacının doğrudan göremediği bir davranış. Gözlenemediği için neredeyse her zaman kişinin kendi beyanıyla ölçülüyor ve M01-D03'te öz bildirimin sınırlarını konuşurken söylediğimiz şey burada katmerleniyor: Konu utanç, gizlilik ve olası sonuçlar taşıyor.
Mekanizma
Neyi sayıyoruz
M11-D02, sadakatsizliğin tanımının araştırmacıdan araştırmacıya ve çiftten çifte kaydığını gösterdi; cinsel, duygusal ve çevrim içi biçimleri o ders ayırdı. Bu dersin işi o ayrımı yeniden yapmak değil, rakama etkisini görmek. Bir anket "eşiniz dışında biriyle cinsel ilişkiye girdiniz mi" diye sorduğunda yalnız bir türü sayar. Duygusal bir bağı ya da gizli bir yazışmayı da kapsayan bir soru, aynı insanlardan daha büyük bir oran çıkarır. İki rakam da doğru olabilir; yalnızca farklı şeyleri saymışlardır.
Ülke çapındaki büyük anketlerin çoğu, ölçmesi en kolay olan ve en az tartışma yaratan tanımı seçiyor: evlilik dışı cinsel ilişki (extramarital sex). Bu dersin kartlarındaki çalışmaların hepsi bu dar tanımla çalışıyor.
Yaygın yanlış"Rakamlar arasındaki fark, araştırmacılardan birinin yanıldığını gösterir."
Sadakatsizliğin tanımı üzerine uzlaşma olmadığını M11-D02'nin kartı aktarmıştı. Bir çalışma yalnız evlilik dışı cinsel ilişkiyi, öteki duygusal ve çevrim içi yakınlığı da sayıyorsa, iki rakam aynı anda doğru olabilir. Fark çoğu zaman bir hatanın değil, farklı bir sorunun izidir.
Hangi zaman aralığı
İkinci soru zamanla ilgili. "Hiç oldu mu?" diye sormak ile "Son on iki ayda oldu mu?" diye sormak, birbirinden çok farklı iki rakam üretir. İlki bir insanın bütün evlilik hayatını tarar; ikincisi yalnızca kısa bir pencereyi. Aynı insanlara sorulduğunda ilki ikincisinden hiçbir zaman küçük çıkamaz, çünkü bir kişinin otuz yılı, son yılını da içerir.
Bu ayrımın rakamı ne kadar oynattığını tek bir ülke anketinin içinde görmek mümkün.
Wiederman'ın verisi zaman penceresinin iki etkisini birden gösteriyor. Birincisi, rakamın büyüklüğü: Aynı insanlar için hayat boyu oran, son bir yılınkinin beş ile yedi katı arasında. İkincisi, rakamlar arasındaki ilişki: Hayat boyu bakıldığında erkekler ile kadınlar arasında belirgin görünen fark, son bir yıla bakıldığında ve düzeltme yapıldığında anlamlılığını yitiriyor. Gençlerde ise hayat boyu fark da kayboluyor. Yani "erkekler mi daha çok, kadınlar mı" sorusunun cevabı bile hangi pencereye bakıldığına göre değişiyor.
Bir ayrıntı daha: Bu örneklem "en az bir kez evlenmiş" insanlardan oluşuyor. Boşanmış ve dul olanlar da içinde. Hayat boyu oranın bir kısmı, artık var olmayan evliliklere ait.
Yaygın yanlış"Erkekler kadınlardan çok daha fazla aldatır; bu her ankette açıkça görülür."
Wiederman'ın verisinde hayat boyu oranlarda erkeklerin cevabı belirgin biçimde yüksekti; ama son bir yıl için fark, çoklu karşılaştırma düzeltmesinden sonra anlamlı kalmadı ve 40 yaşın altındakilerde hayat boyu oranda da fark görülmedi. Cinsiyet farkının büyüklüğü, hangi zaman penceresine ve hangi yaş grubuna bakıldığına göre değişiyor.
Soru nasıl soruluyor
Üçüncü soru, cevabın hangi koşulda verildiği. Sadakatsizlik, insanların kolay itiraf etmediği bir konu. Treas ve Giesen'in ülkeyi temsil eden anket verisi üzerine yazdığı çalışma, evli olsun birlikte yaşasın, neredeyse bütün Amerikalı çiftlerin birbirinden cinsel olarak tek eşlilik beklediğini hatırlatarak başlıyordu. Bir beklenti bu kadar yaygınsa, onu çiğnediğini söylemek o kadar zorlaşır.
Tourangeau ve Yan'ın gözden geçirmesi, bir rakamın ne kadar eksik bildirildiğinin sabit olmadığını söylüyor: Anketin nasıl kurulduğuna göre değişiyor. Bu, sadakatsizlik rakamları için doğrudan bir sınama imkânı veriyor. Aynı soruyu iki ayrı yolla sorup cevabı karşılaştırmak.
Bu bulgu dersin en çarpıcı gösterimi: Aynı araştırmanın evli kadın örneklemi hakkında, aynı yıl için, aynı dar tanımla iki rakam var ve aralarındaki fark altı katı buluyor. Değişen tek şey, cevabın kimin önünde verildiği. Yazarlar sonuçtan, sadakatsizliği sosyal istenirliğin ve izlenim yönetiminin etkisini azaltan yöntemlerle ölçmenin önemini çıkarıyordu.
Yaygın yanlış"Anonim bir ankette insanlar her şeyi olduğu gibi anlatır, bu yüzden en yüksek rakam gerçeğin kendisidir."
Whisman ve Snyder'ın çalışmasında ekranda verilen cevaplar yüz yüze görüşmeden belirgin biçimde yüksekti ve yazarlar ekran yöntemini daha az baskı altında bir ölçüm olarak önerdi. Ama hiçbir yöntem gerçek davranışı doğrudan görmüyor; ekran cevabının ne kadar eksik ya da fazla kaldığı da ölçülemiyor.
Kime soruluyor
Dördüncü soru alttaki parçayla, yani rakamın kimlerden toplandığıyla ilgili. M01-D04'ün seçilim etkisi burada da iş görüyor: Bir gruba kimin girdiği, o grupta çıkan rakamı biçimlendiriyor. Ülke çapında, rastgele seçilmiş evlerden yapılan bir anket ile bir dergi sitesinde "aldattınız mı?" diye soran bir anket aynı dünyayı ölçmez. İkincisine, konu kendilerini ilgilendirenler daha çok katılır.
Rastgele seçilmiş, ülkeyi ya da bir nüfusu temsil eden örneklemlerde yıllık oranların birkaç yüzde düzeyinde kaldığı görülüyor. Ama bunlar dahi birbirinden bağımsız doğrulamalar sayılmayabilir. Atkins, Baucom ve Jacobson'un 2001 tarihli çalışması da 1991 ile 1996 arasındaki Genel Sosyal Araştırma verisini kullandı; Wiederman'ın 1994 verisi bu aralığın içinde. Literatürde sık anılan rakamların bir kısmı, aynı anket ailesinin farklı yıllarından ya da aynı yılından geliyor. Birbirini tutan iki rakam, bazen aynı kaynaktan iki kez su içmek demek.
Öte yandan sadakatsizlik üzerine pek çok çalışma, M11-D02'de anılan yöntem değerlendirmesinin de belirttiği gibi, rastgele seçilmemiş ve çeşitliliği dar örneklemlere dayanıyor: üniversite öğrencileri, internet anketlerine gönüllü katılanlar, terapiye başvuranlar.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok kişiye sorulursa rakam o kadar doğru olur."
Örneklemin büyüklüğü tahminin kesinliğini artırır, ama kime ulaşıldığını düzeltmez. Whisman, Gordon ve Chatav'ın 2.291 kişilik nüfusa dayalı örneklemi, kendiliğinden katılanlardan toplanmış on binlerce cevaptan daha güvenilir bir yaygınlık tahmini verir; çünkü sorun sayıda değil, seçilimde.
Usta katmanı
Terapi odasında sadakatsizlik rakamları çoğu zaman bir argüman olarak gelir. Bir danışan "Zaten herkes yapıyor" der ve bununla yaşananı sıradanlaştırmaya çalışır. Bir başkası "Normal insan bunu yapmaz" der ve partnerini istisnai bir kötülüğün sahibi yapar. Terapist bu iki cümleye karşı rakamla tartışmaz. Bunun iki nedeni var. Birincisi, bu dersin gösterdiği gibi, tek bir doğru rakam yok; terapist hangi tanımı, hangi pencereyi, hangi yöntemi seçerse ona uygun bir sayı bulabilir. İkincisi, yaygınlık bir nüfusa dair bir bilgidir; o odadaki ilişkide neyin çiğnendiği sorusunu cevaplamaz.
Terapistin yapabileceği şey, rakamın odada ne iş gördüğünü fark etmektir. "Herkes yapıyor" cümlesi çoğu zaman suçluluğu hafifletmeye, "kimse yapmaz" cümlesi ise yaşanan acının tanınmasını istemeye hizmet eder. Bu iki işlev rakamdan daha önemlidir ve doğrudan konuşulabilir.
Kanıtın sınırı
Bu dersteki rakamların hepsi dar bir tanıma, yani evlilik dışı cinsel ilişkiye dayanıyor; duygusal ve çevrim içi yakınlık için ülkeyi temsil eden benzer tahminler bu kaynaklarda yok. Bütün oranlar kişinin kendi beyanından geliyor ve hiçbir yöntem gerçek davranışı doğrudan görmüyor; ekranda verilen daha yüksek cevabın gerçeğe daha yakın olduğu bir varsayım, kanıtlanmış bir gerçek değil. Whisman ve Snyder yalnız evli kadınları inceledi; aynı yöntem farkının erkeklerde ne büyüklükte olduğu bu çalışmadan bilinmiyor. Kartlardaki iki çalışma açıkça ABD verisine dayanıyor, ötekinin özeti ülkeyi belirtmiyor; tek eşlilik beklentisinin ve itiraf etmenin bedelinin farklı olduğu toplumlara bu rakamları genellemek mümkün değil. Rakamların bir kısmı aynı anket ailesinden geldiği için, birbirini tutmaları bağımsız tekrarlama sayılmamalı. Wiederman'ın verisi 1990'ların ortasına ait; mesajlaşma ve sosyal ağların gündelik hayata girmesinden sonra bu oranların nasıl değiştiği tartışmaya açık.
Kendin dene
Aklında kalsın
Sadakatsizlik oranı tek bir sayı değil, dört seçimin sonucudur: neyin sayıldığı, hangi sürenin sorulduğu, cevabın hangi koşulda verildiği ve kimlere ulaşıldığı. Hayat boyu bir oran ile yıllık bir oran yan yana konamaz. Görüşmecinin önünde verilen cevap ile ekranda işaretlenen cevap arasında altı kata varan fark çıkabiliyor. Büyük bir cevap sayısı, kimlerin cevap verdiğini düzeltmez. Bir danışanın ağzındaki rakam çoğu zaman bir bilgiden çok bir duygunun taşıyıcısıdır.
Sonraki derse köprü
Bu derste kaç kişinin aldattığı sorusunun cevabının, sorunun nasıl kurulduğuna bağlı olduğunu gördük. Ama kartlardaki çalışmaların çoğu oranla yetinmiyordu; aynı veride kimin daha çok bildirdiğine de bakıyordu ve Whisman ile Snyder, yöntem değişince bu bağlantıların bir kısmının da güç değiştirdiğini gösterdi. Sıradaki ders o soruya dönüyor: Kişinin kendisinden, ilişkiden ya da içinde bulunduğu koşullardan gelen hangi etkenler aldatmayla birlikte görülüyor, ve "tek bir sebebi var" diyen açıklamalar bu verinin karşısında ne kadar ayakta kalıyor? İnsanlar neden aldatır.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.