M07-D09
Uzlaşma ve etkiyi kabul etmek
Eşin etkisine açık olmanın uzlaşmadaki rolünü ve uzlaşmanın bir tarafın sürekli vazgeçmesine dönüştüğü durumları ayırt eder.
İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M07, Çatışma · 3.169 kelime · 18 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Uzlaşma iki tarafın da birbirine yer açmasıyla mümkün; yer açan hep aynı kişiyse ortaya çıkan şey uzlaşmanın görüntüsü olabilir.
Kimin hangi kararı verdiği kadar, her eşin kendi sözünün bir şey değiştirdiğine inanması da önem taşıyor; ölçülen ilişki niteliği en çok bu yaşantıyla birlikte gitti.
Sakin geçen yıllar karşılıklı etkinin kanıtı sayılmaz; sessizliğin bir yüzü de vazgeçmiş bir itiraz olabilir.
Görünüşte razı olup içeride öfke biriktirmek yalnız kadınlara özgü bir örüntü değil; çatışmalı evliliklerde iki cinsiyette de çökkün ruh hâline giden yolda yer aldı.
Bir vazgeçişin bedelini dile getirmek, onu saklamaktan daha az iz bırakabilir; flört çiftlerinde bastırılan duygular sonraki aylarda memnuniyetin düşmesiyle birlikte gitti.
Korkudan doğan bir sessizlik uzlaşma sorunu değildir; orada önce güvenlik konuşulur.
Açılış sahnesi
Tülin ile Sinan on iki yıldır evli ve neredeyse hiç kavga etmiyorlar. Arkadaşları onları uyumlu bir çift olarak anıyor. Bayramda kimin ailesine gidileceği, yaz tatilinin nerede geçirileceği, cumartesi akşamı kimlerle buluşulacağı konuşulduğunda konuşma kısa sürüyor: Sinan bir öneri getiriyor, Tülin "Olur, sen bilirsin" diyor.
Bir akşam eski bir arkadaşları yemekte Tülin'e dönüp soruyor: "Sen olsan bu yaz nereye giderdin?" Tülin bir an duraksıyor ve bir cevap bulamıyor. Eve dönerken arabada uzun bir sessizlik oluyor. Sonunda Tülin, sesini yükseltmeden, "Ben en son ne zaman bir şey istedim, hatırlıyor musun?" diye soruyor. Sinan şaşırıyor; ona sorulsa, her kararı birlikte verdiklerini söylerdi. Tülin hiç itiraz etmemişti.
Ertesi hafta Sinan bayram planını açtığında bu kez ilk cümlesi bir öneri değil, bir soru oluyor: "Sen bu yıl ne yapmak istersin?" Tülin önce alışkanlıkla "Fark etmez" diyor. Sinan beklemeye devam ediyor. Biraz sonra Tülin, yıllardır bayramı kendi kız kardeşiyle geçirmek istediğini söylüyor. Sinan'ın planı bozuluyor; bu kez itiraz eden o oluyor. Bu evde ilk kez iki kişi gerçekten pazarlık ediyor.
On iki yıl boyunca bu çift uzlaşıyor muydu, yoksa yalnızca biri hep yerini mi bırakıyordu? Bu ders o soruya bakıyor.
Bu derste ne olacak
Önce bir kavramı tanıyacağız: eşin görüşüne ve isteğine bir karar üzerinde gerçek bir yer açmak. Bunun duygusal kabulden ve fedakârlıktan nasıl ayrıldığına bakacağız. Ardından ilişkide gücün kimde olduğunu soran bir çalışmaya geçeceğiz; orada iki eş arasındaki dengeden çok, kişinin kendi söz hakkını nasıl yaşadığının önemli çıktığını göreceğiz. Sonra yakınlığı korumak için kendi düşüncesini ve öfkesini saklayan kişileri inceleyen iki çalışmaya ve vazgeçerken duygusunu gizlemenin bedelini izleyen bir başkasına bakacağız. Son bölümde, şikâyetsiz görünen bir evde hep aynı kişinin geri adım attığını bir terapistin nasıl sezebileceğini konuşacağız.
M07-D08 tartışmaya ara vermenin yolunu gösterdi. Ama ara bittiğinde masada hâlâ bir karar bekliyor; bu ders, o kararın kimin sözüyle şekillendiğiyle ilgileniyor.
Sıfır noktası
M05-D03'te fedakârlığı, yani eş ya da ilişki için kendi tercihinden vazgeçmeyi, ve bu vazgeçişin arkasındaki güdüyü ele aldık: Yakınlık kurmak için vazgeçmek ile bir kavgadan kaçmak için vazgeçmek farklı sonuçlarla ilişkiliydi. M07-D02 ise duygusal kabulü tanıttı; eşin değişmeyecek bir yanına verilen tepkinin yumuşaması. Bu derste üçüncü bir şeye bakıyoruz: karar anında karşıdakinin sözünü tartıya gerçekten koymak.
Duygusal kabul, eşin bir özelliğiyle barışmak; etkiyi kabul etmek ise bir kararın sonucunu birlikte belirlemek. Biri zaman içinde gelişen bir tutum, öteki bir konuşmanın içindeki hamle. M06-D01'de "etki" sözcüğünü söylenenin karşıda bıraktığı iz anlamında kullanmıştık; burada sözcük başka bir yöne bakıyor: eşin sözünün kararda bıraktığı iz.
Mekanizma
Güç kimde
Bir kararda kimin sözünün geçtiği sorusu, ilişkideki güç sorusuna bağlanıyor. Gücü ölçmenin birkaç yolu var: Kimin daha çok kazandığı, kimin hangi konuda karar verdiği gibi dışarıdan görülen konumlar; ya da kişinin, ilişkide sözünün dinlendiğini ne ölçüde hissettiği.
M01-D02'de tanıdığımız aktör ve partner etkileri burada iş başında: Bir eşin kendini söz sahibi hissetmesi yalnız onun değil, karşısındakinin de ilişkiyi nasıl değerlendirdiğiyle bağlantılı. Bulgunun bu ders için önemli yanı şu: Kâğıt üstünde kimin neye karar verdiği, kişinin "sözüm burada bir şey değiştiriyor" duygusundan daha az belirleyici çıktı. Açılıştaki Tülin'in eksikliği tam bu duyguydu.
Yaygın yanlış"Kararları yarı yarıya bölüşürsek güç dengesi kendiliğinden kurulur."
Körner ve Schütz'ün çiftlerinde ilişki niteliğini öngören, terazinin iki kefesinin eşitliği ya da kimin hangi konumda olduğu değil, her eşin kendini ne kadar güçlü hissettiği ve paylaşımdan ne kadar hoşnut olduğuydu. Alanları eşit bölmek, her eşin ötekinin alanında da sözünün duyulduğunu hissetmesini garanti etmiyor.
Etkiye açıklık iki yönlü işler
Uzlaşma, iki kişinin her birinin kendi isteğinden bir parça bırakıp ortada bir yerde buluşması olarak düşünülür. Bunun gerçekleşebilmesi için iki tarafın da ötekinin sözünü kendi kararını değiştirebilecek bir şey olarak duyması gerekir. Etkiye açıklık tek tarafta olduğunda ortaya uzlaşmaya benzeyen ama içi boş bir sonuç çıkar: Açık olan taraf her seferinde yerini bırakır, kapalı olan taraf her seferinde kendi planını uygular.
Bu yüzden bir ilişkide "Biz hep anlaşırız" cümlesi iki farklı tabloyu anlatabilir. Birinde iki kişi sırayla, konudan konuya değişen biçimde birbirine yer açıyor. Ötekinde aynı kişi hep yer açıyor. İkisini ayırmanın basit bir yolu, son birkaç kararı geriye doğru saymak ve her birinde kimin ilk önerisinin değiştiğine bakmak.
Yaygın yanlış"Hiç kavga etmiyorsak her konuda uzlaşıyoruz demektir."
Kavganın yokluğu, iki tarafın birbirine yer açtığını göstermez; bir tarafın itiraz etmeyi bıraktığını da gösterebilir. Az ileride göreceğimiz Whiffen ve arkadaşlarının çiftlerinde, evliliğini çatışmalı bulan eşler öfkelerini saklayıp uyuyormuş gibi yapmaya eğilimliydi; yani çatışma her zaman yüksek sesle yaşanmıyor. Sessiz bir uyum, söz sahibi olma duygusunun yokluğunu da saklayabilir.
Susarak uzlaşmak
Tek yönlü geri adım çoğu zaman bir karar olarak değil, bir alışkanlık olarak yerleşir. Kişi yakınlığı korumanın yolunun kendi düşüncesini ve öfkesini geri tutmak olduğuna inanır. Psikolog Dana Crowley Jack, depresyon tanısı almış kadınlarla yaptığı çalışmalardan yola çıkarak bu inanç kümesine bir ad verdi.
Jack ve Dill'in çalışması, kendini susturmanın ölçülebilir bir eğilim olduğunu ve depresyon belirtileriyle birlikte görüldüğünü gösterdi; ama yalnızca kadınlarla ve oldukça özel örneklemlerle. On beş yıl sonra bir başka ekip aynı modeli evli çiftlerin iki üyesine birlikte uyguladı.
Bu iki çalışma, uzlaşmanın görünür yüzünün altında başka bir şeyin olabileceğini gösteriyor. Dışarıdan "uyumlu" görünen eş, içeride öfkesini saklıyor ve uyuyormuş gibi yapıyor olabilir. Toplumdan seçilen 115 çiftte erkeklerin de aynı yolu tutması, bu örüntünün yalnızca kadınlara ait olmadığını hatırlatıyor.
Yaygın yanlış"Susmak, ilişkiyi korumanın en güvenli yoludur."
Whiffen ve arkadaşlarının çalışmasında, öfkesini saklayıp eşinin görüşüne uyuyormuş gibi yapmak, evliliği çatışmalı bulmakla çökkün ruh hâli arasındaki yolda aracı çıktı. Susmak çatışmayı o an ortadan kaldırabilir; ama kişinin kendi iyi oluşu üzerinde bir bedeli olabileceğine dair işaretler var.
Vazgeçerken saklamak
Her vazgeçiş kendini susturma değil. Bir kişi eşi için bir şeyden gerçekten, gönüllü olarak vazgeçebilir. M05-D03'te gördüğümüz gibi vazgeçişin arkasındaki güdü önemli. Ama vazgeçişin nasıl yaşandığı da önemli olabilir: Kişi vazgeçerken hissettiği hayal kırıklığını gösteriyor mu, yoksa saklıyor mu?
Bu çalışma, uzlaşmanın görünür sonucundan çok, o sonuca giden yolda yaşananlara bakıyor. Aynı fedakârlık, kişi hayal kırıklığını gösterebildiğinde ve saklamak zorunda kaldığında farklı bir iz bırakabiliyor. Bulgunun dikkat çeken yanı, bastırmanın bedelinin yalnız bastıranda değil, eşinde de görülmesi.
Yaygın yanlış"Gerçekten seviyorsan vazgeçtiğin şey için üzülmezsin, üzülüyorsan saklamalısın."
Impett ve arkadaşlarının çalışmasında fedakârlık sırasında duyguları bastırmak, hem bastıran kişide hem eşinde daha düşük iyi oluş ve ilişki niteliğiyle ilişkiliydi ve üç ay sonra daha düşük memnuniyeti öngördü. Bir vazgeçiş için üzülmek sevginin eksik olduğunu göstermez; bu üzüntüyü saklamanın kendi bedeli olabilir.
Usta katmanı
Uyumlu görünen bir çiftte tek yönlü bir boyun eğişi fark etmek zor olabilir, çünkü iki eş de şikâyet etmiyor olabilir. Terapist burada kavga sıklığını değil, kararların geçmişini sorabilir: Son büyük kararlarınız neydi, ilk öneri kimden geldi, sonunda ne değişti? Aynı tarafın önerisi tekrar tekrar değişmeden uygulanıyorsa, terapist bunu bir suçlama olarak değil, bir örüntü olarak masaya koyabilir. Etkiye kapalı olan eşe "Sen kontrolcüsün" demek yerine, ötekinin sözünün karar üzerinde hangi koşulda bir şey değiştirebileceğini sormak daha verimli olabilir.
Terapist, sessiz eşin sessizliğinin kaynağını da ayırt etmeye çalışır. Kimi zaman bu, eşin kararlarına gerçekten güvenen birinin rahatlığıdır; kimi zaman büyüdüğü evden taşıdığı bir alışkanlık; kimi zaman ise karşı çıkmanın sonucundan duyulan korku. Bu üçüncü durum çok farklı bir iş gerektirir. Bir eş, itiraz ettiğinde aşağılanacağından, cezalandırılacağından ya da zarar göreceğinden korktuğu için yerini bırakıyorsa, bunu bir uzlaşma sorunu olarak ele almak yanlış olur. O noktada terapistin önceliği o eşin güvenliğini ayrıca ve gizlilik içinde konuşmaktır; ortak oturumlarda "birbirinize daha çok yer açın" gibi bir çalışma, böyle bir ilişkide korkan tarafı daha savunmasız bırakabilir.
Kanıtın sınırı
Etkiyi kabul etmek kavramı, Gottman ve çalışma arkadaşlarının 1998'de yeni evli çiftlerle yaptığı bir çalışmayla anılır; M07-D04'te aktarılan eleştiri o çalışmanın vardığı sonuçları sorguluyordu, bu yüzden kavram burada bir ölçüm sonucu olarak değil, bir bakış açısı olarak kullanılıyor. Popüler kaynaklarda bu kavrama bağlanan boşanma yüzdeleri dolaşıyor; kaynağı doğrulanmadan aktarılmamalı. Bu yüzden etkiyi kabul etmeyi, sağlam bir ölçüm sonucu olarak değil, klinik bir çerçeve olarak okumak gerekir.
Kendini susturmayla ilgili çalışmaların sınırı da belirgin: Jack ve Dill'in örneklemleri yalnızca kadınlardan oluşuyor ve oldukça özel gruplar; Whiffen ve arkadaşlarının çalışması iki eşi de içeriyor ama aracılık modelleri neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Susmanın depresyona mı yol açtığı, depresyondaki kişinin mi daha çok sustuğu bu verilerle bilinmiyor. Impett ve arkadaşları flört eden çiftlerle çalıştı; bulguların uzun evliliklere ne ölçüde genellenebileceği belirsiz. Güç çalışması ise yalnızca karşı cinsten çiftleri inceledi ve tek bir zamanda ölçüm yaptı. Güç dağılımına ve karar verme biçimine dair beklentilerin kültürden kültüre değiştiği düşünülürse, bu bulguları Türkiye'deki evliliklere taşımadan önce buradaki çiftlerden toplanmış verilere ihtiyaç var.
Kendin dene
Aklında kalsın
Uzlaşma iki tarafın da birbirine yer açmasıyla mümkün; yer açan hep aynı kişiyse ortaya çıkan şey uzlaşmanın görüntüsü olabilir.
Kimin hangi kararı verdiği kadar, her eşin kendi sözünün bir şey değiştirdiğine inanması da önem taşıyor; ölçülen ilişki niteliği en çok bu yaşantıyla birlikte gitti.
Sakin geçen yıllar karşılıklı etkinin kanıtı sayılmaz; sessizliğin bir yüzü de vazgeçmiş bir itiraz olabilir.
Görünüşte razı olup içeride öfke biriktirmek yalnız kadınlara özgü bir örüntü değil; çatışmalı evliliklerde iki cinsiyette de çökkün ruh hâline giden yolda yer aldı.
Bir vazgeçişin bedelini dile getirmek, onu saklamaktan daha az iz bırakabilir; flört çiftlerinde bastırılan duygular sonraki aylarda memnuniyetin düşmesiyle birlikte gitti.
Korkudan doğan bir sessizlik uzlaşma sorunu değildir; orada önce güvenlik konuşulur.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir kararda iki kişinin sözünün de yer bulup bulmadığına baktık. Ama bir tartışmanın içinde, kararın çok öncesinde, insanların aklında çoğu zaman başka bir hedef vardır: haklı çıkmak. Bu hedef konuşmayı nasıl şekillendiriyor ve somut bir konuşmanın içinde, karşıdakini alt etmeye çalışmaktan onu gerçekten duymaya nasıl geçilebilir? Sıradaki ders, bu geçişi tek bir konuşmanın satırları üzerinden izliyor: Kazanmak yerine anlamak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.