İçeriğe geç

M07-D10

Kazanmak yerine anlamak

Tartışmayı kazanma hedefinden anlaşılma hedefine geçişi somut bir konuşma örneği üzerinde gösterir.

İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M07, Çatışma · 3.018 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Her tartışmada konunun yanında bir de hedef vardır; ve hedef, hangi cümlenin kurulacağını çoğu zaman cümleden önce seçer.

Kendini aklamaya yönelen bir konuşma karşı dosyalar, savunmalar ve son söz yarışları üretir; ötekine dönen bir konuşma sorular ve adlandırmalar üretir.

Eşin yerinden bakmak, kırgınlığı silmez ama onu suçlamadan ayırabilir; bu etki, eşi ne kadar sevdiğinden bağımsız olarak ortaya çıkabiliyor.

Bir konuşma çözümsüz kapansa bile, iki taraf da duyulduğunu hissederek çıkarsa ilişkiyi aşındırmayabilir.

Anlamak teslim olmak değildir; kendi tarafını anlatmanın sırası, karşıdakinin derdi masaya konduktan sonra gelir.

Açılış sahnesi

Harun ile Tarık on bir yıldır birlikte. Bir pazar öğleden sonra Harun, Tarık'ın kız kardeşinden bir mesaj alıyor: "Abim anlattı, geçen hafta çok kötü tartışmışsınız, iyi misin?" Harun telefonu masaya bırakıyor. O tartışmayı yalnızca ikisi biliyordu; ya da öyle sanıyordu.

Akşam konuyu açıyor. Tarık önce şaşırıyor, sonra kendini anlatmaya başlıyor: Kardeşine yalnızca "biraz gerginiz" demiş, ayrıntı vermemiş, zaten kardeşi her şeyi abartır. Harun, "Ayrıntı vermediysen nasıl 'çok kötü' diyor?" diye soruyor. Tarık, "Sen de geçen ay annene benim işsiz kaldığım dönemi anlatmıştın" diye karşılık veriyor. Bir saat sonra ikisi de kimin daha çok söz taşıdığını sayıyor. Tarık son sözü söylüyor, Harun susuyor; Tarık tartışmayı kazanmış gibi hissediyor. O gece ayrı odalarda uyuyorlar.

Üç hafta sonra aynı konu yeniden açılıyor, çünkü Harun içinde bir şeyin hâlâ kapanmadığını fark ediyor. Bu kez Tarık başka bir yerden başlıyor: "Kızgınlığın kardeşimin ne bildiğiyle mi ilgili, yoksa senin bilmediğin bir anda konuşulmuş olmakla mı?" Harun bir an durup düşünüyor. Sonra, ilk kez, asıl derdini söylüyor.

Konu aynıydı, kişiler aynıydı. Değişen, Tarık'ın o konuşmadan ne istediğiydi.

Bu derste ne olacak

Önce bir tartışmaya girerken insanın aklında hangi hedeflerin bulunduğuna ve bu hedeflerin hangi cümleleri doğurduğuna bakacağız. Sonra Harun ile Tarık'ın konuşmasını iki kez, satır satır okuyacağız: bir kez kazanmak için, bir kez anlamak için yürütülen hâliyle. Ardından eşin yerinden bakmanın tepkileri nasıl değiştirdiğini sınayan dört çalışmaya ve çatışmanın ilişkiye zarar verip vermemesinde anlaşılmış hissetmenin rolünü inceleyen yedi çalışmalık bir diziye geçeceğiz. En sonda anlamayı hedeflemenin teslim olmak anlamına gelmediğini konuşacağız.

Sıfır noktası

Bir tartışmanın konusu çoğu zaman masada duran şeydir: bir söz, bir karar, bir alışkanlık. Ama her eş o masaya bir de hedefle oturur; ve bu hedef çoğu zaman söylenmez, kişinin kendisi de onu fark etmeyebilir. M07-D02, dönüp dolaşıp aynı yere gelen kavgaların bir kısmının hiç çözülmeyebileceğini ve çözülebilirlik inancının ne kadar belirleyici olduğunu görmüştük. Bu ders, bir sorunun çözülüp çözülmemesinden önce gelen bir soruya bakıyor: O konuşmadan ne istiyorum?

Mekanizma

Hedef cümleyi seçer

Bir hedef, ağızdan çıkacak cümlenin türünü önceden belirliyor gibi görünüyor. Bunu bir konuşmanın içinden, söz sırası söz sırası izleyen bir çalışma var.

Açılıştaki ilk akşamı bu gözle okuyalım. Harun bir söz taşınmasından yaralanmış olarak konuşmaya giriyor. Tarık'ın ilk cümlesi bir savunma: "Yalnızca biraz gerginiz dedim." İkinci cümlesi kardeşini küçültüyor: "Zaten her şeyi abartır." Üçüncü hamlesi bir karşı dosya: "Sen de annene anlatmıştın." Bu üç cümlenin hiçbiri yalan değil. Ama üçü de tek bir soruya cevap veriyor: Bu işte suçlu ben miyim? Tarık'ın hedefi kendini aklamak; cümleleri de dağıtıcı taktiklere doğru kayıyor. M07-D04'te tanımladığımız savunmacılık burada bir kişilik özelliği gibi değil, bir hedefin doğal ürünü gibi görünüyor.

İkinci akşam, satır satır

Şimdi aynı konuşmanın ikinci hâline bakalım. Tarık bu kez söze bir soruyla giriyor: "Kızgınlığın kardeşimin ne bildiğiyle mi ilgili, yoksa senin bilmediğin bir anda konuşulmuş olmakla mı?" Bu soru Harun'u bir seçim yapmaya zorlamıyor; ona kendi duygusuna bakması için bir ayna tutuyor.

Harun cevap veriyor: "Ne bildiği umurumda değil aslında. O mesajı okuduğumda kendimi bir odada konuşulurken kapının dışında kalmış gibi hissettim. Biz o gece kötü bir şey yaşadık, ama o bizimdi."

Tarık burada iki yol arasında duruyor. Birinci yol hâlâ açık: "Ama sen de annene anlatmıştın." Bu cümle doğru ve haklı; ama Harun'un az önce söylediği şeyi silip konuyu yeniden kimin daha suçlu olduğuna çeviriyor. Tarık ikinci yolu seçiyor: "Yani mesele bilgi değil, o gecenin ikimize ait olması. Ben onu dışarı taşıyınca, o gecenin sahibi olmaktan çıktın." M06-D02'de geri yansıtmayı tanımlamıştık; Tarık'ın yaptığı tam olarak bu, ama burada önemli olan teknik değil, tekniğin hizmet ettiği hedef.

Harun'un omuzları düşüyor. "Evet. Tam olarak bu." Ancak bundan sonra Tarık kendi tarafını anlatıyor: O hafta çok kötü olduğunu, birine bir şey söylemezse boğulacağını hissettiğini, kardeşinin de onu en iyi tanıyan kişi olduğunu. Harun bu kez onu dinleyebiliyor, çünkü artık sırasını savunmak zorunda değil. Annesine anlattığı dönem de sonunda konuşuluyor; ama bir silah olarak değil, iki tarafın da aynı şeyi yaptığını fark ettikleri bir an olarak.

Bu ikinci konuşmada kimse haklı ilan edilmedi. Konuşmanın sonunda bir anlaşmaya da varmadılar; Tarık hâlâ zor zamanlarında kardeşiyle konuşmaya ihtiyaç duyuyor, Harun hâlâ bunun sınırını merak ediyor. Ama ikisi de konuşmadan karşısındakinin derdini bilerek çıktı.

Yaygın yanlış"Haklıysam, bunu göstermem tartışmayı çözer."
Doğrusu

Haklı olmak ile anlaşılmış hissettirmek farklı şeyler. Keck ve Samp'ın konuşma analizinde kendini ve istediğini öne alan hedefler dağıtıcı taktiklerle, ötekinin kimliğini koruma hedefi ise eşe yönelik taktiklerle birlikte gidiyordu; birinin dağıtıcı hamleleri de ötekinin hedefleriyle bağlantılıydı. Haklı olduğunu kanıtlayan bir hamle, karşıdakinin de kendini savunma hedefini güçlendirebilir ve aynı konu, bir sonraki akşama taşınır.

Eşin yerinden bakmak

Tarık'ın ikinci akşam yaptığı şeyin bir adı var: Kendi tepkisinden bir adım çekilip olayı Harun'un yerinden görmeye çalışmak.

Bu tanım, M06-D09'da gördüğümüz empati doğruluğundan ayrılıyor. Orada ölçülen, bir eşin ötekinin iç dünyasını ne kadar isabetli okuduğuydu. Burada ise söz konusu olan isabet değil, kişinin dikkatini nereye çevirdiği.

Burada öne çıkan nokta, eşin yerinden bakmanın bağlılıktan ayrı bir etki göstermesi. Yani bu yalnızca eşini çok seven birinin zaten yaptığı bir şey değil; aynı kişi, aynı akşam, bakış açısını değiştirdiğinde farklı duygular ve farklı yorumlar üretebiliyor. M05-D01'deki güdü dönüşümü, anlık çıkarın daha geniş bir kaygıya bırakılmasını anlatıyordu; eşin yerinden bakmak bu dönüşümün gündelik ve elle tutulur bir yolu gibi okunabilir.

Yaygın yanlış"Eşimin bakış açısını alırsam, kendi duygumu inkâr etmiş olurum."
Doğrusu

Arriaga ve Rusbult'un çalışmalarında eşin bakış açısını almak olumsuz duyguları azalttı, ama ortadan kaldırmadı; değişen, duygunun hangi yoruma bağlandığıydı. Bakış açısı almak, kendi duygusunu bir kenara koymak değil, ona bir de öteki yerden bakmak. Kırgınlık yerinde kalabilir; yalnızca eşi suçlayan yorum bu kırgınlığın tek açıklaması olmaktan çıkar.

Anlaşılmış hissetmek neden bu kadar çok şey taşıyor

İkinci akşamın sonunda Harun ile Tarık bir anlaşmaya varmadı. Peki o konuşma ne kazandırdı? Buna yanıt arayan bir çalışma dizisi, çatışmanın her zaman ilişkiye zarar verip vermediğini sordu.

Bu bulgu açılış sahnesinin ikinci yarısını açıklıyor. Anlaşılmış hissetmek çatışmanın çözülmesiyle birlikte gidiyordu, ama faydası çözümden gelmiyordu. Harun konuşmadan bir karar olmadan çıktı; buna karşın o gecenin onda bıraktığı iz, ilk akşamınkinden çok farklıydı. Yazarların ek bulgusu da buna bir yorum öneriyor: Anlaşılmış hissetmek, eşin ilişkiye emek verdiğinin bir işareti olarak yaşanıyor olabilir. Tarık'ın sorusu Harun'a yalnızca bir bilgi değil, "Bu bizim için önemli" diyen bir mesaj taşıdı.

Bu, M07-D02'deki süreğen sorunlar için de bir kapı aralıyor. Bazı konular hiç çözülmeyecekse, o konular üzerine yapılan her konuşmanın ilişkiyi biraz daha aşındırması kaçınılmaz mı? Bu çalışma dizisi, aşınmanın kaçınılmaz olmadığını, ve belirleyici olanın çözüm kadar anlaşılma olabileceğini düşündürüyor.

Yaygın yanlış"Bir tartışma ancak çözülürse ilişkiye zarar vermez."
Doğrusu

Gordon ve Chen'in çalışmalarında çatışma, kendini eşi tarafından anlaşılmış hisseden kişilerde ilişki memnuniyetiyle olumsuz bir bağ göstermedi; ve anlaşılmanın faydası, çatışmanın çözülmesiyle açıklanamadı. Çözüm değerli, ama tek koruyucu o değil. Çözülmeden kapanan bir konuşma da, iki taraf birbirini anladığını hissederek çıkarsa ilişkiyi aşındırmayabilir.

Yaygın yanlış"Onu anlamaya çalışırsam, kendi isteğimden vazgeçmiş olurum."
Doğrusu

Anlamak ile katılmak aynı şey değil. Açılıştaki ikinci akşamda Tarık, Harun'un derdini onaylatacak kadar açık söyledi, ama kardeşiyle konuşma ihtiyacından vazgeçmedi; kendi tarafını da anlattı, yalnızca sırası değişti. Gordon ve Chen'in dizisinde anlaşılmış hissetmenin faydası bir tarafın geri adım atmasından değil, eşin ilişkiye emek verdiğine dair işaretten geçiyor gibiydi. Anlamak, bir sonraki adımın ne olacağını belirlemiyor; yalnızca o adımın iki kişinin de duyulduğu bir yerden atılmasını sağlıyor.

Usta katmanı

Çift terapisinde bu geçiş çoğu zaman bir dinleme tekniği öğretmekle başlamıyor; önce hedefi görünür kılmakla başlıyor. Terapist, bir eşin konuşmasını yarıda kesip "Şu an ne istiyorsun: haklı olduğunun kabul edilmesini mi, yoksa onun seni anlamasını mı?" diye sorabilir. Bu soru, eşlerin farkında olmadan taşıdığı hedefi adlandırıyor. Çoğu zaman cevap ikisi birden; ama sorunun kendisi, ağırlığın hangi tarafa kaydığını gösteriyor.

Terapistin dikkat ettiği ikinci şey, anlamanın bir silaha dönüşme riski. "Seni anlıyorum, ama…" diye başlayan bir cümle, anlamayı bir sonraki saldırının giriş kapısı olarak kullanabilir. Anlamaya yönelik bir hamlenin gerçek olup olmadığını, karşıdakinin onu onaylayıp onaylamaması gösteriyor: Geri yansıtılan şey konuşanın tanıdığı bir şeyse, hamle anlamaya hizmet ediyor.

Bu son nokta önemli: Kazanmak yerine anlamayı hedeflemek, iki tarafın da konuşurken kendini güvende hissettiği, kimsenin ötekinden korkmadığı ilişkiler için bir öneri. Zarar görme korkusunun bulunduğu bir ilişkide anlama çağrısı, korkan tarafın sesini daha da kısabilir; böyle bir evde ilk iş, kimin ne kadar güvende olduğunu konuşmaktır.

Kanıtın sınırı

Bu derste üç çalışmaya dayandık ve üçünün de sınırları belirgin. Keck ve Samp'ın konuşma analizi sınırlı sayıda konuşmaya dayanıyor ve bu konuşmaların bir kısmı çiftler değil, yakın arkadaşlar arasında; evli ve uzun süreli çiftlere genellemek dikkat ister. Arriaga ve Rusbult'un çalışmaları gerçek davranışı değil, kişilerin nasıl karşılık vermeye eğilimli olduğunu ölçtü; eğilim ile o akşam söylenen cümle arasındaki mesafe bilinmiyor. Gordon ve Chen'in yedi çalışmalık dizisi güçlü bir tekrarlama örüntüsü sunuyor, ama anlaşılmış hissetmenin nasıl artırılabileceğini sınayan bir müdahale çalışması değil. Bir çiftin bilinçli olarak "kazanmak" hedefinden "anlamak" hedefine geçmesini öğreten bir uygulamanın ilişki memnuniyetini değiştirip değiştirmediği, bu üç çalışmanın cevapladığı bir soru değil. Bu çalışmalar farklı kültürlerden çiftleri ne ölçüde temsil ediyor, onu da özetlerden çıkaramıyoruz; anlaşılmanın ve haklı çıkmanın anlamı bir kültürden ötekine değişebilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Her tartışmada konunun yanında bir de hedef vardır; ve hedef, hangi cümlenin kurulacağını çoğu zaman cümleden önce seçer.

Kendini aklamaya yönelen bir konuşma karşı dosyalar, savunmalar ve son söz yarışları üretir; ötekine dönen bir konuşma sorular ve adlandırmalar üretir.

Eşin yerinden bakmak, kırgınlığı silmez ama onu suçlamadan ayırabilir; bu etki, eşi ne kadar sevdiğinden bağımsız olarak ortaya çıkabiliyor.

Bir konuşma çözümsüz kapansa bile, iki taraf da duyulduğunu hissederek çıkarsa ilişkiyi aşındırmayabilir.

Anlamak teslim olmak değildir; kendi tarafını anlatmanın sırası, karşıdakinin derdi masaya konduktan sonra gelir.

Sonraki derse köprü

Harun ile Tarık'ın konusu bir söz taşınmasıydı; anlamak, onu konuşulabilir kılmaya yetti. Ama bazı konular anlaşılmakla rahatlamıyor, çünkü her konuşmanın sonunda iki kişinin birlikte vermesi gereken somut bir karar duruyor ve o karar, her birinin güvenlik, özgürlük ya da aileden getirdiği alışkanlıklarla iç içe geçmiş. Para böyle bir konu: Bu tür çatışmalar neden daha uzun ve daha çözümsüz sürüyor, ve iki kişi ortak bir bütçe kararına hangi yollardan varabilir? Sıradaki dersin sorusu bu: Para üzerine çatışma.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.