İçeriğe geç

M06-D08

Mesajlaşma ve dijital iletişim

Mesajlaşmanın yanlış anlaşılma, yanıt bekleme ve telefonla dikkat dağıtma üzerinden ilişkiye etkisini tartar.

İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M06, İletişim · 2.778 kelime · 15 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Temel Psikoloji Akademisi’nde: M15-D06

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Yazıda ne bir ses duyuluyor ne bir bakış görülüyor; insanlar bir mesajın tonunu iletme yeteneklerini sistematik olarak olduğundan fazla tahmin ediyor, çünkü kendi kafalarındaki tonu okuyanın da duyacağını varsayıyorlar.

Mesajlaşmanın ilişkiye etkisi neyin yazıldığına bağlı: Sevgi ifade eden mesajlar bağlanmayla, eşi incitmek için atılan mesajlar ise daha düşük memnuniyetle ilişkiliydi.

Teknolojinin ortak zamana ve konuşmalara araya girmesi, Türkiye'dekiler de dahil farklı örneklemlerde daha düşük ilişki memnuniyetiyle ilişkili; ama bu çalışmalar kesitsel ve telefonun bir neden mi yoksa bir sığınak mı olduğunu ayırt edemiyor.

"Telefonlar ilişkileri mahvediyor" iddiası, teknoloji paniği döngüsünün bir örneği olabilir; asıl soru telefonun ne kadar değil, neyin yerini alarak ve nasıl kullanıldığı.

Önemli ve duygusal konuları yazıyla değil yüz yüze konuşmak, cevap beklerken belirsizliği kısa bir notla kapatmak, dijital iletişimin yanlış anlaşılma risklerini azaltabilir.

Açılış sahnesi

Öğle saatinde bir kadın, işyerinden eşine kısa bir mesaj atıyor: "Akşam konuşalım." Kastettiği şey hafta sonu için bir tatil planı; heyecanlı ve bir sürpriz hazırlıyor. Eşi mesajı toplantı arasında görüyor ve midesi kasılıyor. "Konuşalım" sözcüğü, ona bir sorunun habercisi gibi geliyor. Mesaja "Ne oldu?" diye cevap yazıyor. Kadın toplantıda olduğu için iki saat cevap veremiyor.

O iki saatte adamın kafasında onlarca senaryo dönüyor: Bir şey mi yaptı, eşi kızgın mı, bir sağlık sorunu mu var? Akşam eve geldiğinde gergin ve savunmada. Kadın ise neşeyle tatil broşürlerini masaya yayıyor. Adam bir an ne diyeceğini bilemiyor; sonra gülmeye başlıyor. "Bütün gün ne düşündüğümü bilsen" diyor.

Dört sözcüklük bir mesaj, yüz yüze söylense bir gülümsemeyle ve heyecanlı bir sesle anlamını hemen bulacaktı. Yazıda ise ne gülümseme vardı ne ses; ve iki saatlik bir sessizlik boşluğu dolduracak bütün olasılıkları açık bırakmıştı. Bu ders, mesajlaşmanın yanlış anlaşılmaya, cevap beklemeye ve telefonla dikkat dağılmasına açılan kapılarını ve bunların ilişki üzerindeki etkisini ele alıyor.

Bu derste ne olacak

Önce yazılı iletişimin bir sınırına bakacağız: İnsanların bir mesajın tonunu iletme yeteneklerini olduğundan fazla tahmin ettiğini gösteren bir deney dizisi. Ardından çiftlerin mesajlaşmayı nasıl kullandığına ve mesajlaşma biçiminin ilişki memnuniyetiyle bağına dair bir çalışmaya geçeceğiz. Sonra telefonun ve öteki cihazların birlikte geçirilen zamanı nasıl böldüğünü inceleyen çalışmalara, ikisi Türkiye'den olmak üzere, bakacağız. Son olarak dijital iletişimin ilişkiye zarar verdiği iddiasını, Temel Psikoloji'de gördüğümüz teknoloji paniği uyarısıyla birlikte değerlendireceğiz.

M06-D07'de bir bakışın ya da bir iç çekişin, söylenen sözü nasıl tersine çevirebildiğini gördük. Bu ders, o işaretlerin hiç olmadığı bir iletişim kanalına bakıyor.

Sıfır noktası

TP M15-D06'da sosyal medya ve psikoloji ilişkisini konuşurken birkaç önemli kavram görmüştük: kayıtlı kullanım ölçümü, yani insanların kendi tahminleri yerine telefonun kendisinin kaydettiği kullanım süresi; yer değiştirme hipotezi, yani ekran başında geçirilen zamanın, yerine geçtiği etkinlikler üzerinden zarar verebileceği fikri; ve teknoloji paniği döngüsü, yani her yeni iletişim teknolojisinin abartılı korkularla karşılanma eğilimi. Bu ders o kavramları bir çiftin ilişkisine uyguluyor.

Mekanizma

Yazıda ton

Bir mesajı yazan kişi, onu kafasında belirli bir tonla okuyor: şakacı, sevecen, alaycı. Ama okuyan kişi aynı tonu duyuyor mu?

Bu bulgu, açılış sahnesindeki "Akşam konuşalım" mesajının neden yanlış anlaşıldığını açıklıyor. Kadın mesajı yazarken heyecanlı bir tonla duyuyordu; aklında tatil planı vardı. Ama adamın elinde yalnızca dört sözcük vardı ve bu sözcükler, ses tonu olmadan, bir sorunun habercisi gibi de okunabiliyordu. Kadın kendi tonunun mesajla birlikte gittiğini varsaymış; gitmemişti.

Yaygın yanlış"Mesajımı yanlış anlaması onun sorunudur; ben açıkça yazdım."
Doğrusu

Kruger ve arkadaşlarının deneyleri, yazanların mesajlarının tonunu iletme yeteneklerini sistematik olarak olduğundan fazla tahmin ettiğini gösterdi. Yazan kişi kendi kafasındaki tonu duyuyor; okuyan ise yalnızca sözcükleri görüyor. Bir mesajın yanlış anlaşılması, çoğu zaman okuyanın kötü niyetinden değil, yazıda tonun kaybolmasından kaynaklanıyor. Önemli ya da duygusal bir konuyu yazıyla açmadan önce, tonun ulaşıp ulaşmayacağını düşünmek gerekebilir.

Çiftler mesajlaşmayı nasıl kullanıyor

Mesajlaşmanın ilişkilere etkisi, neyin yazıldığına bağlı olabilir. Genç yetişkinlerle yapılan bir çalışma bunu inceledi.

Bu bulgunun en açık dersi, mesajlaşmanın kendisinin değil, neyin mesajlaştığının önemli olması. Sevgi ifade eden bir mesaj bağı güçlendirirken, eşi incitmek için atılan bir mesaj onu zayıflatıyor. Erkekler ve kadınlar arasındaki bazı farklar ise karmaşık ve kolayca açıklanamıyor; bunlar keşifsel bir çözümlemenin sonuçları ve başka örneklemlerde sınanmaları gerekiyor.

Yaygın yanlış"Zor bir konuyu mesajla açmak daha kolay ve daha güvenli."
Doğrusu

Mesajla konuşmak, karşıdakinin yüzünü görmeden, düşünerek yazma olanağı veriyor; bu yüzden bazı insanlar için daha kolay gelebiliyor. Ama Kruger ve arkadaşlarının bulgusu, tonun yazıda kaybolduğunu ve yazanın bunu fark etmekte zorlandığını gösteriyor. Zor bir konu yazıyla açıldığında, okuyan en kötü tonu duyabilir ve cevap beklenirken kaygı büyüyebilir. Yazı, bir konuyu açmak için değil, bir yüz yüze konuşmanın zamanını belirlemek için daha güvenli bir araç olabilir.

Cihazların araya girmesi

Telefonların birlikte geçirilen zamanı nasıl böldüğü, bir başka araştırma hattının konusu.

Bu çalışmanın yazarları, teknolojinin bir konuşmayı ya da ortak bir zamanı kısa süreliğine bile kesmesinin, ötekine neye değer verildiği hakkında örtük bir mesaj gönderebileceğini öne sürüyor. Bir konuşmanın ortasında bir bildirime bakmak, söylenmeden "Şu an bu daha önemli" demek gibi algılanabiliyor.

Bu bulgular Türkiye'de de benzer bir tabloyla karşılaştı.

Bu iki çalışma, Türkiye'deki çiftlerde de telefonun ve öteki cihazların ilişki memnuniyetiyle olumsuz bir bağı olduğunu gösteriyor. Ama bu çalışmaların hepsi kesitsel: Telefonun mu ilişkiyi zayıflattığı, yoksa zaten zayıflamış bir ilişkide mi insanların telefona daha çok sığındığı bu verilerden ayrılamıyor.

Yaygın yanlış"Telefonlar ilişkileri mahvediyor."
Doğrusu

Buradaki araştırmalar, teknolojinin ortak zamana araya girmesinin ilişki memnuniyetiyle olumsuz yönde ilişkili olduğunu gösteriyor; ama bu çalışmaların hepsi kesitsel ve neden-sonuç yönünü göstermiyor. TP M15-D06'da teknoloji paniği döngüsünü, yani her yeni iletişim teknolojisinin abartılı korkularla karşılanma eğilimini görmüştük. Telefon bir aracı; sevgi mesajı da göndermek için, bir kavgayı sürdürmek için de kullanılabiliyor. Asıl soru, telefonun ne kadar kullanıldığı değil, neyin yerini aldığı ve nasıl kullanıldığı.

Bekleme ve cevap

Mesajlaşmanın bir başka özelliği, cevabın ne zaman geleceğinin belirsiz olması. Yüz yüze bir konuşmada bir sessizlik birkaç saniye sürer; mesajlaşmada bir cevap saatler alabilir ve bu boşluk, açılış sahnesindeki gibi, kaygıyla doldurulabilir. Cevap gecikmesinin çiftlere etkisi buradaki çalışmaların ölçtüğü bir şey değil; ama M04'te konuştuğumuz bağlanma kaygısı, cevap beklemenin bazı insanlar için neden bu kadar zor olduğunu anlamaya yardımcı olabilir.

Usta katmanı

Klinik açıdan dijital iletişim, pek çok çiftin şikâyetinin yeni bir sahnesi. Terapide sık duyulan sözler var: "Telefondan başını kaldırmıyor", "Mesajıma saatlerce cevap vermedi", "Bana yazdığı mesaj çok soğuktu." Terapist bu şikâyetleri hem kendi başlarına hem de daha derin bir ilişki sorununun belirtileri olarak ele alabilir.

Yararlı bir ayrım, telefonun bir neden mi yoksa bir sığınak mı olduğunu sormak. Bir eş telefona gömülüyorsa, bu bazen gerçekten bir alışkanlık ya da bir bağımlılık; bazen ise ilişkideki bir zorluktan kaçmanın bir yolu. İkinci durumda telefonu bırakmak tek başına yetmiyor; kaçılan şeyin konuşulması gerekiyor.

Dijital iletişimin kendine özgü bir riski de, önemli ve duygusal konuların yazıya taşınması. Kruger ve arkadaşlarının bulgusu, tonun yazıda kaybolduğunu ve yazanın bunu fark etmekte zorlandığını gösteriyor. Terapistin çiftlere önerebileceği basit bir kural, duygusal ya da çatışmalı konuları yazıyla değil yüz yüze ya da en azından sesli konuşmak; yazıyı ise lojistik ve sevgi ifadesi için ayırmak.

Kanıtın sınırı

Dijital iletişim ve ilişkiler üzerine çalışmaların neredeyse tamamı kesitsel ve öz bildirime dayanıyor. Telefon kullanımının ilişki memnuniyetini mi düşürdüğü, yoksa memnuniyetsiz ilişkilerde mi insanların telefona daha çok yöneldiği bu verilerden ayırt edilemiyor. TP M15-D06'da gördüğümüz gibi, kayıtlı kullanım ölçümleri yerine öz bildirime dayanmak, kullanım miktarını ve etkisini olduğundan farklı gösterebiliyor.

Yazılı iletişimde ton deneyleri e-posta ile ve romantik çiftler dışında yapıldı; kısa mesajlaşmada, emojilerin ve çıkartmaların tonu iletmeye yardım edebildiği bir ortamda, sonuçların nasıl olacağı ayrıca sınanmalı. Mesajlaşma biçimi çalışması genç yetişkinlerle ve keşifsel bir çözümlemeyle sınırlı; erkek ve kadın arasındaki bazı farklar başka örneklemlerde tekrarlanmadıkça dikkatle okunmalı.

Türkiye'deki çalışmalar önemli bir yerel veri sağlıyor; ama ikisi de kesitsel ve biri tek bir şehirden. Teknoloji çok hızlı değiştiği için, birkaç yıl önceki bir çalışmanın bugünkü kullanım biçimlerini ne kadar yansıttığı da açık bir soru.

Kendin dene

Aklında kalsın

Yazıda ne bir ses duyuluyor ne bir bakış görülüyor; insanlar bir mesajın tonunu iletme yeteneklerini sistematik olarak olduğundan fazla tahmin ediyor, çünkü kendi kafalarındaki tonu okuyanın da duyacağını varsayıyorlar.

Mesajlaşmanın ilişkiye etkisi neyin yazıldığına bağlı: Sevgi ifade eden mesajlar bağlanmayla, eşi incitmek için atılan mesajlar ise daha düşük memnuniyetle ilişkiliydi.

Teknolojinin ortak zamana ve konuşmalara araya girmesi, Türkiye'dekiler de dahil farklı örneklemlerde daha düşük ilişki memnuniyetiyle ilişkili; ama bu çalışmalar kesitsel ve telefonun bir neden mi yoksa bir sığınak mı olduğunu ayırt edemiyor.

"Telefonlar ilişkileri mahvediyor" iddiası, teknoloji paniği döngüsünün bir örneği olabilir; asıl soru telefonun ne kadar değil, neyin yerini alarak ve nasıl kullanıldığı.

Önemli ve duygusal konuları yazıyla değil yüz yüze konuşmak, cevap beklerken belirsizliği kısa bir notla kapatmak, dijital iletişimin yanlış anlaşılma risklerini azaltabilir.

Sonraki derse köprü

Bu derste yazılı bir mesajın tonunu okuyanın her zaman doğru anlayamadığını gördük. Ama yüz yüze bile olsa, bir eşin ne düşündüğünü ve hissettiğini doğru tahmin etmek ne kadar mümkün? Eşini ne kadar doğru okuduğunu sanmak ile gerçekten ne kadar doğru okuduğu arasındaki fark, ve doğru okumanın her zaman iyi olup olmadığı, bir sonraki dersin konusu: Empati doğruluğu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.