İçeriğe geç

M03-D09

Aşk ve kültür

Romantik aşkın kültürler arasındaki ortaklıklarını ve farklarını, evlilikte aşkın yerine dair değişen görüşleri karşılaştırır.

İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M03, Aşkın psikolojisi · 2.634 kelime · 15 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Terapi Akademisi’nde: S03-P03-D01

Temel Psikoloji Akademisi’nde: M15-D02

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Romantik aşkın Avrupa'ya özgü olduğu görüşü uzun süre yaygındı; ama aşka kültürel bir bakışla yaklaşan derlemeler, aşkın evrensel bir duygu olduğunu, kültürün ise onun nasıl anlaşıldığını ve ifade edildiğini biçimlendirdiğini öne sürüyor.

On bir ülkede aşkın evlilik kararındaki önemi bireyci ve ekonomik olarak daha gelişmiş ülkelerde daha yüksek bulundu; fark, evliliği kurma kararında sürdürme kararından daha belirgindi.

Bireycilik aşka dayalı evliliği beslerken, bazı yanlarıyla derin bir yakınlığın gerektirdiği karşılıklı bağımlılığı zorlaştırabilir.

Kültür karşılaştırmaları her zaman beklenen yönde sonuç vermiyor; bir ülkede bulunan bir fark, başka ülkelerde tekrarlanmayabiliyor.

Kültür bir mercektir, bir hüküm değil; bir kişinin aşk anlayışını onun kültüründen çıkarmak yerine, ona sormak gerekir.

Açılış sahnesi

Yirmi iki yaşındaki Neslişah, değişim öğrencisi olarak bir yıl geçirdiği bir Avrupa üniversitesinde, ilişkiler üzerine bir seminerde oturuyor. Hoca sınıfa bir soru soruyor: "Aradığınız bütün özelliklere sahip biriyle, ona âşık olmadan evlenir miydiniz?" Sınıftaki öğrencilerin neredeyse hepsi hızla "Asla" diyor.

Neslişah cevap vermekte duraksıyor. Annesi Ümmühan Hanım ile babası Hayrettin Bey, aileleri aracılığıyla tanışıp birkaç ay içinde evlenmişti. Otuz yıldır birlikteler ve Neslişah onları birbirine en çok bağlı çift olarak tanıyor. Kendisi ise âşık olmadan evlenmek istemiyor. Ama "asla" demek, annesinin ve babasının evliliğini bir yanlış gibi göstermek olacak.

Seminerin sonunda hoca bir şey ekliyor: "Bu sorunun kendisi de kültürel. Bazı toplumlarda bu soru anlamsız gelir; bazılarında ise cevabı o kadar açıktır ki sorulmaz bile." Neslişah o akşam, aşkın evrensel bir duygu mu, yoksa belli bir kültürün evlilik anlayışı mı olduğunu düşünüyor. Bu ders, bu soruyu kültürler arası araştırmalarla ele alıyor.

Bu derste ne olacak

Önce romantik aşkın yalnızca Batı'ya özgü olduğu görüşünü ve bu görüşü sorgulayan çalışmaları göreceğiz. Ardından aşkın evlilik kararındaki yerinin kültürler arasında nasıl farklılaştığını gösteren bir araştırmaya, sonra bireycilik ve toplulukçuluğun aşk ve yakınlık anlayışını nasıl etkileyebileceğine dair bir kuramsal değerlendirmeye bakacağız. Ardından üç ülkeyi karşılaştıran ve beklentileri her zaman doğrulamayan bir araştırmayı ele alacağız. Son olarak kültürü bir açıklama olarak kullanırken düşülen tuzakları ve Türkiye'deki çiftler için bu bulguların ne anlama gelebileceğini tartışacağız.

Bu ders hangi kültürün aşkı "daha doğru" yaşadığını söylemiyor. Aşka dayalı evlilik de, aile aracılığıyla kurulan evlilik de farklı değerlerin ifadesi. Ölçülebilen, bu değerlerin kültürler arasında nasıl dağıldığı ve aynı kültür içinde ne kadar değiştiği.

Sıfır noktası

Uzun süre hem antropolojide hem tarih yazımında yaygın olan bir görüş vardı: Romantik aşk, Avrupa'ya ve onun modern bireyciliğine özgüdür; başka toplumlarda ya hiç yoktur ya da yalnızca vakti bol seçkinlerin bir ayrıcalığıdır.

Bu görüş 1990'ların başında antropologlar tarafından doğrudan sorgulandı. Bir antropolog çifti, romantik aşkın neden antropolojide neredeyse hiç incelenmediğini sordu ve bunun nedenini tam da bu görüşte, yani romantik aşkın Avrupa'ya özgü sayılmasında buldu. Sonraki yıllarda aşkı kültürel bir bakışla ele alan derlemeler, tabloyu şöyle özetledi.

Bu ayrım, dersin geri kalanının çerçevesini çiziyor: Aşkın kendisi büyük ölçüde evrensel görünüyor; ama aşkın evlilikteki yeri, nasıl ifade edildiği ve ondan ne beklendiği kültürden kültüre değişiyor.

Yaygın yanlış"Romantik aşk Batı'nın modern bir icadıdır; başka kültürlerde gerçek anlamda yoktu."
Doğrusu

Bu görüş uzun süre yaygındı; ama antropologlar onun bir varsayım olarak kaldığını, aşkın başka kültürlerde neredeyse hiç araştırılmadığını gösterdi. Aşkı kültürel bir bakışla ele alan derlemeler, aşkın bütün kültürlerde yaşandığını, ama farklı biçimlerde anlaşıldığını ve ifade edildiğini öne sürüyor. Değişen, aşkın varlığı değil, evlilikle ilişkisi.

Mekanizma

Evlilikte aşkın yeri

Aşk evrensel olsa bile, bir evliliğin kurulmasında ve sürdürülmesinde ne kadar önemli sayıldığı kültürden kültüre değişebilir. Bir araştırma ekibi bunu on bir ülkede sınadı.

Bu bulgunun önemli bir ayrıntısı, farkın evliliği kurma kararında evliliği sürdürme kararından daha belirgin olması. Aşkın evliliğe giriş koşulu olup olmadığı konusunda kültürler daha çok ayrışıyor; aşkın kaybolmasının evliliği bitirmek için bir neden olup olmadığı konusunda ise daha az.

Bireycilik, toplulukçuluk ve yakınlık

Temel Psikoloji M15-D02, bireycilik ve toplulukçuluk ayrımını ve bu ayrımın ülkeler ile tek tek kişiler arasında nasıl karıştırılabildiğini ele almıştı. Bir araştırmacı çifti, bu ayrımın aşk ve evlilikteki yakınlık anlayışını nasıl etkileyebileceğine dair üç öneri geliştirdi.

Bu önerilerin üçüncüsü dikkat çekici bir paradoks içeriyor. Bireycilik insanları aşka dayalı bir evlilik aramaya yöneltiyor; ama aynı bireycilik, kişinin kendi özerkliğine ve kendi ihtiyaçlarına öncelik vermesini de teşvik ettiği için, derin bir yakınlığın gerektirdiği karşılıklı bağımlılığı zorlaştırabiliyor. M03-D08'deki boğulma modeli de benzer bir gerilimi anlatıyordu.

Türkiye bu tartışmada ilginç bir yerde duruyor. Temel Psikoloji M15-D03, Kağıtçıbaşı'nın duygusal karşılıklı bağımlılık aile modelini, yani maddi bağımlılık azalırken duygusal bağların sürdüğü aile modelini, Türkiye'deki değişimi anlamak için tanıtmıştı. Bu model, aşk ile aile bağlılığının bir arada var olabildiği bir tabloya işaret ediyor.

Beklentiyi doğrulamayan bir karşılaştırma

Kültür karşılaştırmalarında kolayca beklentiler kuruluyor: "Toplulukçu bir toplumda aşk daha az romantik olmalı." Sprecher ve arkadaşları bu beklentileri üç ülkede sınadı.

Bu bulgunun öğrettiği şey, kültürler hakkındaki genellemelerin, sınanmadan önce bir hipotez olarak kalması gerektiği. Amerika'da bulunan bir cinsiyet farkının "insanlara özgü" sayılması, başka kültürlerde tekrarlanmadığında sorgulanmak zorunda kalıyor. M03-D07'de kıskançlıktaki cinsiyet farkı tartışmasında da benzer bir ders vardı.

Aşkı göstermek

Aşkın nasıl ifade edildiği de kültürden kültüre değişiyor. Terapi Akademisi S01-P02-D08, duyguların hangi durumda, kime ve ne kadar açıkça gösterileceğini belirleyen kültürel kuralları gösterim kuralları adıyla tanımlamıştı. Aşk da bu kuralların en belirgin işlediği duygulardan biri.

Usta katmanı

Kültür, bir ilişkiyi anlamak için güçlü bir mercek; ama yanlış kullanıldığında bir kör noktaya dönüşebiliyor. Terapi Akademisi S03-P03-D01, iki tuzağı tanımlamıştı: bir davranışı doğrudan kişinin kültürüne bağlayıp açıklamayı orada durduran kültüre yükleme hatası ve aynı gruptan iki kişinin birbirinden ne kadar farklı olabildiğini gösteren grup içi değişkenlik. Temel Psikoloji M15-D02 ise ülke ortalamalarını tek tek kişilere uygulamanın tuzağını ekolojik yanılgı olarak ele almıştı.

Yaygın yanlış"Aileler tanıştırdıysa o evlilikte gerçek sevgi olmaz."
Doğrusu

Aile aracılığıyla kurulan evliliklerde sevgi çoğu zaman evlilikten önce değil, evlilik sürecinde gelişebiliyor. Bir evliliğin nasıl kurulduğu, içindeki duyguların derinliği hakkında tek başına bilgi vermiyor. Bu varsayım, aynı zamanda bu evliliklerin içindeki insanların kendi deneyimlerini görmezden geliyor.

Yaygın yanlış"Bir insanın kültüründen onun aşk anlayışını çıkarabiliriz."
Doğrusu

Kültürler arasındaki farklar gerçek; ama bunlar ortalama farklar. Aynı kültürden iki insan, aşka ve evliliğe dair farklı kültürlerden iki insandan daha farklı şeyler bekleyebilir. Bir kişinin aşk anlayışını öğrenmenin yolu, onun kültürü hakkında bir varsayımda bulunmak değil, ona sormaktır.

Göç, bu tartışmaya bir katman daha ekliyor. Bir ülkeden başka bir ülkeye göç eden ailelerde, kuşaklar arasında aşk ve evlilik anlayışı hızla farklılaşabiliyor. Göçün çiftlere getirdiği değişimler M10-D08'in konusu.

Kanıtın sınırı

Buradaki karşılaştırmaların çoğunda katılımcılar öğrenciler ya da gençlerdi. Üniversite öğrencileri bir ülkenin genel nüfusunu temsil etmiyor; özellikle eğitimin ve kentleşmenin aşk ve evlilik anlayışını değiştirdiği toplumlarda, öğrencilerin cevapları daha geniş toplumdan farklı olabilir.

Kültürler arası karşılaştırmaların bir başka sorunu, aynı kelimenin farklı dillerde aynı şeyi anlatıp anlatmadığı. "Aşk" kelimesinin Türkçedeki anlam alanı, başka dillerdeki karşılıklarıyla birebir örtüşmeyebilir. M03-D02'de ele aldığımız 25 ülkelik ölçek araştırması, bir aşk ölçeğinin farklı dillerde aynı yapıyı ölçebildiğini gösteriyordu; ama bu, her ölçeğin her kültürde aynı şeyi ölçtüğü anlamına gelmiyor.

Son olarak, bu dersteki araştırmaların hiçbiri Türkiye'yi doğrudan içermiyor. Türkiye'de aşk ve evlilik anlayışının kuşaklar, bölgeler ve eğitim düzeyleri arasında nasıl değiştiğine dair bilgiler, M01-D06'da ele aldığımız resmî istatistiklerin ve M02-D07'deki araştırmanın sınırlarını aşmıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Romantik aşkın Avrupa'ya özgü olduğu görüşü uzun süre yaygındı; ama aşka kültürel bir bakışla yaklaşan derlemeler, aşkın evrensel bir duygu olduğunu, kültürün ise onun nasıl anlaşıldığını ve ifade edildiğini biçimlendirdiğini öne sürüyor.

On bir ülkede aşkın evlilik kararındaki önemi bireyci ve ekonomik olarak daha gelişmiş ülkelerde daha yüksek bulundu; fark, evliliği kurma kararında sürdürme kararından daha belirgindi.

Bireycilik aşka dayalı evliliği beslerken, bazı yanlarıyla derin bir yakınlığın gerektirdiği karşılıklı bağımlılığı zorlaştırabilir.

Kültür karşılaştırmaları her zaman beklenen yönde sonuç vermiyor; bir ülkede bulunan bir fark, başka ülkelerde tekrarlanmayabiliyor.

Kültür bir mercektir, bir hüküm değil; bir kişinin aşk anlayışını onun kültüründen çıkarmak yerine, ona sormak gerekir.

Sonraki derse köprü

Aşkın nasıl gösterildiği kültürden kültüre, aileden aileye değişiyor: Biri söyleyerek, biri çay demleyerek seviyor. Bu farkları beş temel "dile" ayıran ve her insanın birinci bir dili olduğunu öne süren bir model son yıllarda çok popüler oldu. Bu model araştırmalarla sınandığında ne buluyor? Sıradaki durak bu sorunun cevabı: Sevgi dilleri tartışması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.