M03-D06
Tutku zamanla söner mi
Uzun ilişkilerde tutkunun seyrine dair bulguları yorumlar ve yoğun romantik sevgiyi sürdüren çiftlerin özelliklerini aktarır.
İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M03, Aşkın psikolojisi · 2.868 kelime · 15 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Uzun ilişkilerde tutku ortalamada azalıyor; ama bir ortalama, tek bir çiftin geleceğini söylemez.
Erken dönem aşkın iki parçası var: yoğun romantik ilgi ve kaygılı saplantı. Saplantısız romantik aşk uzun evliliklerde de görülüyor ve memnuniyetle güçlü biçimde ilişkili; saplantı ise uzun ilişkilerde memnuniyetle olumsuz yönde ilişkili.
Rastgele seçilmiş örneklemlerde on yıldan uzun süredir evli olanların önemli bir kısmı çok yoğun biçimde âşık olduğunu bildirdi; bu bildirimler eşi olumlu düşünme, sevgi gösterme, cinsellik ve yeni ortak etkinliklerle birlikte görüldü.
Eşin cinsel ihtiyaçlarını gözetmeye istekli olmak, uzun ilişkilerde arzunun azalmasına karşı koruyucu olabilir; ama bu, istenmeyen bir cinselliğe razı olmak değil, rıza her durumda ön koşul.
Yoğun bir tutku her ilişkinin hedefi değildir; iki eşin bu konuda farklı şeyler istemesi bir bozukluk değil, konuşulacak bir konudur.
Açılış sahnesi
Gülseren Hanım ile Muammer Bey'in kırkıncı evlilik yıl dönümü. Bahçede uzun bir sofra kurulmuş, çocuklar ve torunlar toplanmış. Yirmi dört yaşındaki torun Dilşad, pastadan sonra babaannesine takılıyor: "Babaanne, dedeme hâlâ âşık mısın?"
Masadakiler gülüyor; soru bir şaka gibi geliyor. Ama Gülseren Hanım gülmüyor. "Hem de nasıl" diyor. "Akşam geç kalınca hâlâ pencereye bakarım. Elini tuttuğumda hâlâ içim bir tuhaf olur." Muammer Bey hafifçe kızarıyor, başını eğiyor.
Dilşad o gece arkadaşlarının sık sık tekrarladığı bir cümleyi düşünüyor: "Aşkın ömrü üç yılı geçmez, sonrası alışkanlık." Babaannesinin cevabı ya bir nezaket, ya bir yanılgı, ya da bu cümlenin herkes için doğru olmadığının bir işareti. Bu ders, bu üç olasılığı araştırmaların ışığında tartışıyor.
Bu derste ne olacak
Önce uzun ilişkilerde tutkunun ortalamada azaldığını gösteren bulguları hatırlayacağız ve ortalamanın herkes hakkında ne söyleyip ne söylemediğini konuşacağız. Ardından erken dönem aşkın iki parçasını, yoğun romantik ilgiyi ve kaygılı saplantıyı birbirinden ayıran bir yaklaşımı göreceğiz. Sonra uzun evliliklerde yoğun romantik aşkın ne kadar yaygın olduğunu ve onunla neyin birlikte görüldüğünü, uzun süre evli kişilerin beynine dair bir çalışmayı ve uzun ilişkilerde cinsel arzuyu sürdürmeye dair bir araştırmayı ele alacağız. Son olarak, her çiftin yoğun bir tutku istemek zorunda olmadığını ve iki eşin bu konuda farklı şeyler isteyebileceğini tartışacağız.
Bu ders yoğun bir tutkunun her ilişkinin hedefi olması gerektiğini söylemiyor. Sakin bir yoldaşlıkla mutlu olan çiftler de var. Ölçülebilen, uzun ilişkilerde yoğun romantik aşkın mümkün olup olmadığı ve onunla neyin birlikte görüldüğü.
Sıfır noktası
Ortalamada tablo bir düşüşü gösteriyor. M03-D01'de zamanın hem tutkulu hem arkadaşça sevgiyi aşındırdığını, M03-D02'de ise daha uzun süredir birlikte olanlarda yakınlığın ve tutkunun daha düşük bulunduğunu görmüştük. Bu bulgular gerçek. Ama bir ortalama, herkesin aynı yoldan gittiğini söylemez: Ortalamanın altında hızla düşenler de, ortalamanın üstünde uzun yıllar yüksek kalanlar da aynı ortalamanın içinde.
Bu dersin ana sorusu, o ikinci grubun gerçekten var olup olmadığı ve varsa onları neyin ayırdığı.
Mekanizma
Erken aşkın iki parçası
Aşkın ilk aylarına iki farklı şey eşlik ediyor. Biri, eşe duyulan yoğun ilgi, ona yakın olma isteği ve cinsel çekim. Öbürü ise kaygılı bir meşguliyet: eşi durmadan düşünmek, onun nerede olduğunu merak etmek, karşılık konusunda tedirginlik. M03-D05'te bu ikinci yanın bazı araştırmacılarca takıntıya benzetildiğini görmüştük.
Bir araştırma ekibi, uzun ilişkilerde tutkunun sönüp sönmediği sorusunun bu iki parçayı ayırmadan cevaplanamayacağını öne sürdü.
Bu ayrım, tutkunun sönmesine dair yaygın gözlemi yeniden okumayı mümkün kılıyor: İlişki ilerledikçe azalan şey, belki de romantik aşkın kendisi değil, onun ilk dönemdeki kaygılı saplantı yanı.
Yaygın yanlış"Gerçek aşk, sevdiğini her an düşünmektir; aklından çıkmıyorsa seviyorsun, çıkıyorsa sevmiyorsun."
Eşi durmadan düşünmek, aşkın erken döneminde sık görülen kaygılı saplantı yanıdır. Araştırmalar bu yanın uzun ilişkilerde memnuniyetle olumsuz yönde ilişkili olduğunu düşündürüyor. Uzun ilişkilerde yoğun romantik aşk, sürekli bir meşguliyet olmadan da yaşanabiliyor.
Ne kadar yaygın?
Uzun evliliklerde yoğun romantik aşkın birkaç istisnai çifte özgü olup olmadığını öğrenmek için bir araştırma ekibi rastgele seçilmiş evli kişilere sordu.
Sosyal beğenirlik bu tür bulgular için önemli bir soru işareti. "Eşime çok yoğun biçimde âşığım" demek, bir araştırmacıya söylenecek en kolay cümlelerden biri olabilir. Önceki kanıt kartındaki veri setinde bu eğilim denetlendiğinde de çok yüksek romantik aşk bildiren bir alt grubun kalması, bulgunun tamamen bu eğilimden kaynaklanmadığını düşündürüyor; ama bu kaygı tamamen ortadan kalkmıyor.
Yoğun aşkla birlikte görülenler
Aynı araştırma, yoğun aşkla neyin birlikte görüldüğünü de sordu. Eşi olumlu düşünmek, ondan ayrıyken onu düşünmek, sevgi gösteren davranışlar ve cinsellik, birlikte yapılan yeni ve zorlayıcı etkinlikler ve genel yaşam mutluluğu. M03-D04'te ele aldığımız kendini genişletme modeli, bu listedeki yeni ve zorlayıcı etkinliklerin neden önemli olabileceğini açıklıyor.
Araştırmada iki cinsiyet farkı da görüldü. Erkeklerde eşin her an nerede olduğunu bilmek isteme, yoğun aşkla ilişkiliydi; kadınlarda değildi. Kadınlarda ise ilişki dışındaki şeylere, örneğin işe ya da bir uğraşa duyulan tutku, yoğun aşkla ilişkiliydi; erkeklerde değildi.
Evlilikte sıkılmışlığın uzun vadeli bir bedeli olabileceği de başka bir araştırmanın başlığında tek cümleyle özetleniyor: Evlilikte bugünkü sıkılmışlık, dokuz yıl sonraki daha düşük memnuniyeti öngörüyor.
Yaygın yanlış"Tutku ya vardır ya yoktur; bir çift onun için bir şey yapamaz."
Yoğun aşk, eşi olumlu düşünme, sevgi gösteren davranışlar, cinsellik ve birlikte yapılan yeni etkinliklerle birlikte görülüyor. Bu bulgular ilişkisel; yani bu davranışların tutkuyu artırdığını kesin olarak göstermiyorlar. Ama tutkunun tamamen kişilerin elinin dışında olduğu görüşü de onlarla uyuşmuyor. Kısa deneylerde birlikte yapılan yeni bir etkinliğin ilişki niteliğini artırması, en azından bazı davranışların bir fark yaratabileceğini düşündürüyor.
Uzun süreli aşkın beyindeki izi
Bir araştırma ekibi, M03-D05'te ele alınan erken dönem aşk çalışmasını, yıllardır evli ve eşine hâlâ yoğun biçimde âşık olduğunu söyleyen kişilerle tekrarladı.
Burada ilgi çekici olan, uzun süreli aşkın beyindeki izinin erken aşkınkiyle kısmen örtüşmesi ve bağlanmaya ait bölgelerle birleşmesi. Ama M03-D05'te gördüğümüz gibi, bu tür bulgular bir deneyimin biyolojik bir eşlikçisini gösteriyor; onun nasıl sürdürüldüğünü açıklamıyor.
Arzuyu sürdürmek
Uzun ilişkilerde cinsel arzunun azalması, çiftlerin en sık dile getirdiği kaygılardan biri. Bir araştırma, bu düşüşe karşı neyin koruyucu olabileceğini sordu.
Bu bulguyu okurken önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Eşin cinsel ihtiyaçlarını önemsemek, istemediği bir cinselliğe razı olmak demek değil. Araştırmanın da gösterdiği gibi, arzuyu besleyen şey cinselliğe yaklaşma hedefleriyle, yani yakınlık ve keyif için girmek. Bir çatışmadan kaçınmak, eşi kırmamak ya da bir zorunluluk duygusuyla yaşanan cinsellik bu tanımın dışında. Rıza, her durumda bir ön koşul.
Usta katmanı
Bu bulguların hepsi bir olasılığı gösteriyor: Uzun ilişkilerde yoğun romantik aşk mümkün ve bazı çiftlerde yaygın. Ama bir olasılık bir zorunluluk değil. Her çift yoğun bir tutku istemiyor ve sakin bir yoldaşlığı tercih eden çiftlerin ilişkisi daha az değerli değil.
Yaygın yanlış"Uzun ilişkide tutku kaçınılmaz olarak söner; hâlâ âşık olduğunu söyleyenler ya yalan söylüyor ya kendini kandırıyor."
Rastgele seçilmiş örneklemlerde on yıldan uzun süredir evli olanların önemli bir kısmı eşine çok yoğun biçimde âşık olduğunu bildirdi; bu bildirimlerin bir kısmı sosyal beğenirlikle şişmiş olabilir, ama bu eğilim denetlendiğinde de yoğun romantik aşk bildiren bir alt grup kaldı. Ortalamadaki düşüş gerçek; ama herkes için kaçınılmaz bir yasa değil.
Çift terapisinde sık karşılaşılan durumlardan biri, iki eşin bu konuda farklı şeyler istemesi. Bir eş için sakin bir yoldaşlık yeterliyken, öbürü yoğun bir tutkunun eksikliğini derinden hissedebiliyor.
Açılıştaki Dilşad, babaannesinin cevabını bu bulguların ışığında yeniden düşünebilir. Gülseren Hanım'ın cevabı bir nezaket olabilir; ama yoğun aşk bildiren uzun evlilerin varlığı göz önüne alındığında, bir yanılgı olması gerekmiyor. En olası okuma, arkadaşlarının "üç yıl" cümlesinin bir ortalamayı bir yasaya çevirdiği.
Kanıtın sınırı
Uzun evliliklerde yoğun aşka dair bulguların neredeyse tamamı öz bildirime dayanıyor ve "çok yoğun biçimde âşığım" cevabı sosyal beğenirlikten etkilenebilir. Bu eğilimi denetleyen analizler kaygıyı azaltıyor ama tamamen gidermiyor.
Yoğun aşkla birlikte görülen davranışlar, örneğin yeni etkinlikler, sevgi gösterme ve cinsellik, ilişkisel olarak bulundu. Yoğun biçimde âşık olan çiftlerin bu davranışları daha çok yapması da, bu davranışların aşkı beslemesi de mümkün. Kısa laboratuvar deneyleri bir yönü destekliyor; ama uzun yıllar boyunca nasıl işlediği bilinmiyor.
Bu dersteki araştırmaların çoğu Amerika'da yapıldı. Uzun evliliklerde yoğun aşkın ne kadar yaygın olduğu ve nasıl ifade edildiği kültürden kültüre değişebilir; romantik aşkın kültürler arası farklarını M03-D09 ele alacak. Beyin çalışması ise on yedi kişiyle sınırlı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Uzun ilişkilerde tutku ortalamada azalıyor; ama bir ortalama, tek bir çiftin geleceğini söylemez.
Erken dönem aşkın iki parçası var: yoğun romantik ilgi ve kaygılı saplantı. Saplantısız romantik aşk uzun evliliklerde de görülüyor ve memnuniyetle güçlü biçimde ilişkili; saplantı ise uzun ilişkilerde memnuniyetle olumsuz yönde ilişkili.
Rastgele seçilmiş örneklemlerde on yıldan uzun süredir evli olanların önemli bir kısmı çok yoğun biçimde âşık olduğunu bildirdi; bu bildirimler eşi olumlu düşünme, sevgi gösterme, cinsellik ve yeni ortak etkinliklerle birlikte görüldü.
Eşin cinsel ihtiyaçlarını gözetmeye istekli olmak, uzun ilişkilerde arzunun azalmasına karşı koruyucu olabilir; ama bu, istenmeyen bir cinselliğe razı olmak değil, rıza her durumda ön koşul.
Yoğun bir tutku her ilişkinin hedefi değildir; iki eşin bu konuda farklı şeyler istemesi bir bozukluk değil, konuşulacak bir konudur.
Sonraki derse köprü
Yoğun aşkla birlikte görülen şeylerden biri, en azından erkeklerde, eşin her an nerede olduğunu bilmek istemekti. Bu istek bir sevgi göstergesi mi, yoksa başka bir duygunun, kaybetme korkusunun bir yüzü mü? Eşi düşünmek, onu sahiplenmek ve onu denetlemek arasındaki çizgiler nereden geçiyor? Bu çizgilerin nasıl çizileceği bir sonraki konumuz: Kıskançlık.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.