Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ta'ayyün, bir hakikatin öteki hakikatlerden ayrı bir hakikat olarak belirlenmesidir; İbn Arabî kelimeyi teknik bir anlam yüklemeden kullanır, onu takipçiler arasında teknik terim hâline getiren Konevî'dir.
- Konevî'nin düzeninde lâ ta'ayyün zâtın kendisidir; ilk ta'ayyün bütün isimleri toplu olarak kuşatan, «bizim bildiğimiz Allah»tır; ikinci ta'ayyünde isimler de eşyanın sabit hakikatleri de tek tek ayrışır. Fergânî bu iki katı ahadiyyet ve vâhidiyyetle ilişkilendirip ayrı basamaklar olarak sayar.
- Todd'a göre belirlenişin bir belirlenmemişlikle öncelenmesi fikri Konevî'nin kendi katkısıdır; bu öncelik zaman değil rütbe önceliğidir ve İbn Arabî'nin tecellî merkezli, akışkan dilinden farklı bir sözlük kurar.
Kanca
On üçüncü yüzyılın ikinci yarısı. Saîdüddin Fergânî, Konya'da ders veren Sadreddin Konevî'nin halkasında tuttuğu notları Farsça bir kitaba dönüştürmüştür. Kitap, Kahire'de yaşamış İbnü'l-Fâriz'in yedi yüz altmış beyitlik büyük kasidesinin şerhidir. Konevî metni okur ve bir onay mektubu yazar; mektup kitabın içine alınır.
Bu kitabın sayfalarında bir kelime durmadan döner: ta'ayyün. Konevî'nin de hocası olan İbn Arabî'nin kitaplarını açan biri aynı kelimeyi orada da bulur. Ama orada kelime sıradan bir sözcük gibi geçip gider; hiçbir sistemin taşıyıcı direği olmaz. Aradaki bir kuşakta ne oldu?
Merkezi soru
Ta'ayyün kelimesi Konevî'nin elinde hangi işi görür, lâ ta'ayyün ile ilk ve ikinci ta'ayyün ayrımı öğretiye neyi ekler, ve bu kavram merkezli düzen İbn Arabî'nin kendi dilinden nerede ayrılır?
Anlatım
Bir kelimenin kökü
Ta'ayyün, Arapça ayn kelimesinden türemiştir. Ayn, bir şeyin kendisi, onu o şey yapan özdür. Ta'ayyün ise «ayn olmak», bir şeyin kendisi olarak ortaya çıkması demektir. William Chittick'in İngilizcede kullandığı karşılık entification, yani «varlık kazanıp belirlenme»dir.
Chittick, Konevî üzerine yazdığı «The Central Point» makalesinde terimin teknik anlamını şöyle tarif eder: bir hakikatin öteki hakikatlerden ayrı bir hakikat olması. Masadaki bardak kalemden ayrıdır; bir isim öteki isimden ayrılır. Her ayrılık bir ta'ayyündür.
Chittick'in aynı yerde düştüğü kısa not bu dersin ekseni sayılabilir. Ta'ayyün, Konevî'nin İbn Arabî'nin takipçileri arasında yaygınlaştırdığı pek çok teknik terimden biridir. İbn Arabî kelimeyi kullanır, ama ona özel bir teknik anlam yüklemez.
Konevî neden bu kelimeye yük bindirdi?
Konevî'nin en kapsamlı metafizik eseri Miftâhu'l-gayb, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin maddesine göre, Hakk'ın zâtından şehâdet âlemine «inişini» varlık mertebeleri çerçevesinde anlatır. Bir iniş anlatmak için basamakları adlandırmak gerekir. Hocasının üslubu böyle bir iş için fazla hareketlidir: aynı şey bir sayfada tecellî, başka bir sayfada nisbet, bir başkasında hazret diye anılır. Konevî tek bir kelime seçer ve bütün basamakları o kelimenin çekimleriyle kurar.
Düzenin en üstünde bir basamak bile sayılmayan bir şey durur: lâ ta'ayyün, «belirlenmemişlik». Chittick'in açıklamasına göre bu, kayıtsız ve sınırsız vücûd, yani zâtın kendisidir. Adsız ve bilinmez diye tanıdığımız zât (Ders 9.1), Konevî'nin sisteminde bu adla anılır. Bu adın kendisi de bir itiraftır: zât hakkında söylenebilecek ilk şey, onun henüz hiçbir belirlenişe girmemiş olduğudur.
Onun hemen altında ta'ayyün-i evvel, ilk belirleniş gelir. Chittick bunu kısa bir cümleyle özetler: ilk ta'ayyün, «bizim bildiğimiz Allah»tır; bütün isimleri ve sıfatları kuşatır, bütün a'yânı ve yaratılmışları ondan doğar. Zâtın kendisi bilinmez kalır. Bilinebilen, dua edilebilen, adı konabilen Hak ise ilk belirlenişte başlar.
Belirlenişin ikinci katı
İlk ta'ayyünde her şey vardır, ama ayrışmamış hâlde. Bir tohum ağacın bütününü taşır, fakat dalı yapraktan ayıramazsın. İsimler ve eşyanın hakikatleri orada toplu durur. Ta'ayyün-i sânî, ikinci belirleniş, bu toplu hâlin açıldığı yerdir: isimler birbirinden ayrılır, eşyanın ilâhî ilimdeki sabit hakikatleri, yani a'yân-ı sâbite, tek tek belirir.
Tohum benzetmesinin sınırı da hemen görünür. Tohum toprağa düşer, yıllar geçer ve ağaç olur; aradaki şey bir büyümedir. İlk ta'ayyün ise ikinci ta'ayyüne dönüşüp ortadan kalkmaz. İkisi aynı anda vardır ve aynı ilâhî bilgiye iki ayrı yönden bakar: birinde bütün, ötekinde ayrıntı öne çıkar. Benzetme, toplu olanın ayrıntıyı nasıl taşıdığını gösterir; geçen zamanı ise yanlışlıkla içeri sokar.
Ders 9.4'te Fergânî'nin ilim hazretini ikiye böldüğünü görmüştük. Bölünmenin sebebi burada açılır. Tek bir «ilim hazreti», Allah'ın bilgisinin iki kipini aynı kutuya koyuyordu: her şeyi ayrımsız, bir bütün olarak bilmek ve her şeyi ayrıntısıyla, tek tek bilmek. Konevî okulunun şemasında birincisi ilk ta'ayyüne, ikincisi ikinci ta'ayyüne bağlanır; Fergânî de ikisini ayrı basamaklar olarak sayar. Sonraki sûfî sözlükleri aynı düzeni ahadiyyet terimleriyle yeniden adlandırır: lâ ta'ayyün ahadiyyete, ilk ta'ayyün vahdete, ikinci ta'ayyün vâhidiyyete karşılık gelir.
Fergânî'nin katkısı
Fergânî Konevî'nin cümlelerini yalnızca aktarmaz. Chittick'in Encyclopaedia Iranica'daki maddesine göre, Farsça şerhinden sonra aynı kitabı Arapçaya aktarırken metni o kadar genişletir ki Arapça Müntehe'l-medâriki bir çeviriden çok kapsamlı bir yeniden yazım saymak gerekir. Bu genişletilmiş metinde ta'ayyün terimleri sistemli bir terminolojinin parçası olarak açıklanır.
Chittick'in Fergânî okumasında dikkat çeken bir nokta var. Fergânî birliğin iki yüzünü ayrı ayrı adlandırır: her türlü çokluğu düşüren ahadiyyet ve bütün kemâlleri kendinde toplayan vâhidiyyet. Bu iki yüzü de hakîkat-i Muhammediyye ile, yani Hz. Muhammed'in ilâhî ilimdeki ezelî hakikatiyle ilişkilendirir. Böylece ilk ve ikinci ta'ayyün, soyut bir basamak şeması olmaktan çıkar ve peygamberlik öğretisine bağlanır. Bu bağın ayrıntısı, hakîkat-i Muhammediyye anlatılırken yeniden karşımıza çıkacak.
İbn Arabî'den ayrıldığı yerler
Ayrılığın ilki kelimenin kendisindedir. İbn Arabî'nin yaratılışı anlatırken dayandığı merkezî kelime tecellîdir; Chittick onu self-disclosure, «kendini açma» diye çevirir. Tecellî bir hareketi anlatır ve İbn Arabî'ye göre hiçbir tecellî tekrarlanmaz. Ta'ayyün ise daha çok bir sonucu, bir şeyin kendisi olarak ayrılmış olmasını adlandırır. Konevî'nin seçimi, İbn Arabî'nin akan dilini sayılabilen katlara çevirmeye elverişlidir.
İkinci ayrılık bir iddiadadır. Richard Todd, Konevî'nin insan anlayışı üzerine yazdığı kitapta onun öğretisinde hocasından devraldıklarını ve büyük olasılıkla kendi katkısı olanları ayrı ayrı listeler. Ta'ayyün teorisi ikinci listededir. Todd'a göre her belirlenişin varlık bakımından bir belirlenmemişlik tarafından öncelenmesi gerektiği fikri, İbn Arabî'nin yazılarında ya hiç yoktur ya da ancak kenarda durur.
Üçüncü ayrılık okura dairdir. Konevî filozof Nasîrüddin Tûsî ile mektuplaştı; Chittick bu yazışmayı ayrıca inceledi. Tûsî, İbn Sînâ geleneğinin önde gelen âlimlerindendi; delil ve tanım bekleyen bir muhataptı. Todd'un kitabı üzerine yazılan bir değerlendirme de Konevî'nin Ekberî öğretiyi akla daha kavranabilir kıldığını söyler. Ta'ayyün, bu okur için seçilmiş bir kelimedir: tanımlanabilir, sıralanabilir, üzerine akıl yürütülebilir.
Metinden
Konevî'nin sistemini hangi ilkeye dayandırdığını en açık gösteren yerlerden biri, hayatının sonlarına doğru yazdığı kısa en-Nusûs'tadır. Kitap yirmi kadar «nass», yani kısa ve açık metinden oluşur.
Pasaj bir ilkeyle açılır: çokluk birliği gerektirir. Bu, bir keşif anlatısının diliyle değil, bir akıl yürütmenin diliyle kurulmuştur. Konevî «gördüm» demez; «gerekir» der. Tûsî'ye mektup yazan adamın sesi buradadır.
Sonra ilkenin uygulandığı yer gelir: isimler, sıfatlar ve hükümler. Konevî bunları çokluğun ta kendisi sayar ve hepsine ortak bir kaynak arar. O kaynak ilk ta'ayyündür. «Hükümler» kelimesi de boşuna orada değildir: bir isim, etkisini gösterdiği yerde bir hüküm yürütür, ve Konevî bu etkilerin çokluğunu da aynı kaynağa bağlar. Dikkat et, isimler zâta değil ta'ayyünlere bağlanır; zât isimlerin taşıyıcısı olarak değil, onların ötesi olarak anılır.
Pasajın son cümlesi lâ ta'ayyünü anlatır ve bunu yalnızca olumsuzlamayla yapabilir. Söylemediği şey de önemli. «Öncelenmek» kelimesi bir takvim sırası kurmaz: önce zâtın belirlenmemiş durduğu, sonra bir gün belirlendiği bir zaman anlatılmıyor. Öncelik, rütbe önceliğidir.
Aslında…
Yaygın yanlış«Lâ ta'ayyün, ilk ta'ayyün ve ikinci ta'ayyün İbn Arabî'nin kendi terimleridir; bu şema Fusûs'un temelidir.»
İbn Arabî ta'ayyün kelimesini kullanır ama ona teknik bir anlam yüklemez; kavramı sistemin anahtarı yapan Konevî, katmanlarını açıklayan da Fergânî'dir. Yanlış, Fusûs'un yüzyıllarca bu şemayı anlatan şerhlerle birlikte okunmasından doğar: şerhin dili metnin dili sanılır.
Yaygın yanlış«Ta'ayyünler zaman içinde art arda olan olaylardır; zât önce belirlenmemişti, sonra ilk ta'ayyün gerçekleşti.»
Konevî'nin kurduğu öncelik varlık bakımından bir önceliktir ve Ders 9.2'deki «itibar» gibi, aynı hakikate farklı yönlerden bakmanın düzenidir. Yanlış, «iniş», «ilk», «ikinci» gibi kelimelerin günlük dilde hep bir zaman sırası çağrıştırmasından geliyor.
Büyük resim
Konevî'nin ta'ayyün dili, Modül 9'un bütün derslerini birbirine bağlayan görünmez bir iptir. Adsız zât lâ ta'ayyün oldu. Ahadiyyet ve vâhidiyyet, belirlenişin katlarıyla eşlendi. Beş hazret şeması, belirlenişlerin âleme doğru açılan devamı olarak kuruldu. Fergânî'den Kayserî'ye, oradan Câmî'ye ve Osmanlı medreselerine uzanan şerh geleneği İbn Arabî'yi büyük ölçüde bu dille öğretti.
Bu dilin bir kazancı var. Fütûhât'ın dağınık ve akışkan anlatımı, öğretilebilir ve üzerine düşünülebilir bir düzene girdi; filozoflarla konuşmak mümkün oldu. Bir de bedeli var: İbn Arabî'de tecellînin tekrarsız tazeliği, sayılabilen katlara yerleşince donmuş bir merdiven gibi görünebilir. Chittick'in makalesine adını veren ifade de Konevî'den gelir: varlık dairesinin merkezindeki nokta. Chittick'in aktarımına göre Konevî bu noktayı itidal makamı, en kâmil olma makamı diye anar.
Okurun buradan alacağı alışkanlık, iki sözlüğü birbirinden ayırt edebilmektir. Bir metinde ta'ayyün katları geçiyorsa büyük olasılıkla bir Konevî okuru konuşuyordur. Aynı düşünceyi İbn Arabî'nin kendi sayfasında aramak için tecellî, nisbet ve a'yân kelimelerinin izini sürmek gerekir.
Özet
- Ta'ayyün, bir hakikatin öteki hakikatlerden ayrı bir hakikat olarak belirlenmesidir; İbn Arabî kelimeyi teknik bir anlam yüklemeden kullanır, onu takipçiler arasında teknik terim hâline getiren Konevî'dir.
- Konevî'nin düzeninde lâ ta'ayyün zâtın kendisidir; ilk ta'ayyün bütün isimleri toplu olarak kuşatan, «bizim bildiğimiz Allah»tır; ikinci ta'ayyünde isimler de eşyanın sabit hakikatleri de tek tek ayrışır. Fergânî bu iki katı ahadiyyet ve vâhidiyyetle ilişkilendirip ayrı basamaklar olarak sayar.
- Todd'a göre belirlenişin bir belirlenmemişlikle öncelenmesi fikri Konevî'nin kendi katkısıdır; bu öncelik zaman değil rütbe önceliğidir ve İbn Arabî'nin tecellî merkezli, akışkan dilinden farklı bir sözlük kurar.
Tefekkür
Quiz
- Ta'ayyün kelimesinin teknik anlamı nedir ve hangi kelimeden türemiştir?
- Konevî'nin düzeninde lâ ta'ayyün neye karşılık gelir?
- Fergânî'nin ilim hazretini ikiye bölmesi ilk ve ikinci ta'ayyünle nasıl ilişkilidir?
- Chittick, İbn Arabî'nin ta'ayyün kelimesini kullanışı hakkında ne söyler?
- en-Nusûs pasajındaki «öncelenmek» neden bir zaman sırası olarak okunmamalıdır?
Cevaplar
- Bir hakikatin öteki hakikatlerden ayrı bir hakikat olmasıdır; kelime, bir şeyin kendisi anlamındaki ayndan türemiştir.
- Kayıtsız ve sınırsız vücûda, yani zâtın kendisine karşılık gelir; hakkında ancak olumsuzlamayla konuşulabilir.
- Okulun şemasında her şeyi ayrımsız ve toplu bilmek ilk ta'ayyüne, her şeyi ayrıntısıyla bilmek ikinci ta'ayyüne bağlanır; Fergânî ikisini ayrı basamaklar olarak sayar.
- Kelimeyi kullanır ama ona özel bir teknik anlam yüklemez; teknik terim hâline getiren Konevî'dir.
- Çünkü Konevî'nin kurduğu öncelik varlık ve rütbe önceliğidir; zâtın bir zaman belirlenmemiş durup sonra belirlendiğini anlatmaz.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
İkinci ta'ayyünde isimler birbirinden ayrılıyordu: Rahmân, Alîm, Hâlık. Ama ayrılan şey tam olarak nedir? Rahmân denince zâtın içinde bir parça mı gösterilir, yoksa rahmet edenle rahmet edilen arasında kurulan bir bağ mı? İbn Arabî bu soruyu iki kelimeyle karşılar: nisbet ve izâfet. İlâhî isimlerin dünyasına bu iki kelimenin kapısından giriyoruz.