Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî hazret kelimesini bir sayıya bağlamadan kullanır; «beş ilâhî hazret» deyimini ilk kullanan Konevî gibi görünür ve beş hazreti Allah isminin hükmünü yürüttüğü beş alan olarak anlar: ilim, ruhlar, misâl, cisimler ve kâmil insan.
- Fergânî lâ taayyünü başa ekleyip ilim hazretini bölerek sayıyı altıya çıkarır; Kâşânî ve Kayserî ise gayb-ı mutlak ile şehâdet-i mutlakayı iki kutup yapar, aradaki gayb-ı muzâfı ruhlar ve misâl diye ikiye ayırır ve beşinci hazrete dördünü toplayan insanı koyar.
- Câmî'ye gelindiğinde başlık sabitleşmiş, içerik ise yazardan yazara değişir hâldedir; beşli harita öğreticidir ama bir şârih düzenidir ve İbn Arabî'nin nisbete bağlı, sayısız hazret dilinin yerine konmamalıdır.
Kanca
İznik, 1330'lar. Orhan Gazi şehirde Osmanlıların ilk medresesini açtırmış ve başına Kayserili bir âlimi getirmiştir: Dâvûd-ı Kayserî. Bu adamın en çok okunan kitabı bir Fusûsu'l-Hikem şerhidir ve şerh, Fusûs'un tek bir satırı açılmadan önce on iki bölümlük uzun bir mukaddimeyle başlar.
O mukaddimeyi okuyan öğrenci, Hz. Âdem fassına varmadan önce varlığın bütün haritasını ezberlemiş olur. İbn Arabî'nin kendi kitabı ise bir rüyanın anlatısıyla açılır ve doğrudan Âdem fassına girer; ortada bir harita yoktur. Öğrencinin elindeki harita nereden geldi?
Merkezi soru
Şârihlerin «beş ilâhî hazret» adıyla okura sunduğu harita nasıl doğdu, Konevî'den Kayserî'ye ve Câmî'ye uzanan yolda hangi öğeleri saydı ve nasıl değişti, ve sayısı konmuş bu harita, hazretleri sayısız bırakan İbn Arabî'den nerede ayrılır?
Anlatım
Sayılmamış hazretler
Fütûhât'ın sayfalarında hazret kelimesi durmadan döner; hayalin, rahmetin, yaratmanın ayrı ayrı hazretleri anılır. William Chittick'in «Presence with God» makalesindeki okumasına göre onun dilinde iki temel hazret öne çıkar: gayb, yani görünmeyen, ve şehâdet, yani görülen. Kelime anlamıyla biri «bulunmayan», öteki «tanık olunan»dır. Hayal hazreti ise bu ikisinin buluştuğu yerdir; ne tam görünmez ne tam görünür.
Ama İbn Arabî bu alanları bir sayıya bağlamaz. Her yeni nisbet yeni bir hazret açar; bir isim kendi hükmünü nerede yürütüyorsa orası onun hazretidir. Fütûhât'ın isimler babında her ilâhî isim kendi hazret başlığıyla gelir. Bu başlıkları okuyan biri «İbn Arabî'ye göre kaç hazret vardır?» sorusuna tek bir sayıyla cevap veremez.
Konevî'nin beşlisi
Sayıyı koyan, Konya'da hocasının kitaplarını okutan Sadreddin Konevî'dir. Chittick'in ihtiyatlı ifadesiyle «beş ilâhî hazret» deyimini ilk kullanan o gibi görünür. Konevî bu beş hazreti, «Allah» isminin hükmünü bütünüyle yürüttüğü beş alan olarak anlar. Ders 9.3'te gördüğümüz ilâhî hazret burada beşin arasına sıkıştırılmış bir basamak değildir. Beşinin toplamıdır: her biri aynı ismin başka bir kipte göründüğü sahadır.
Chittick'in özetlediği biçimiyle Konevî'nin listesi şöyle ilerler. İlki ilâhî ilim hazretidir, çünkü ilim ilâhî olanı da yaratılanı da kuşatır ve bu yüzden Allah isminin bütün alanını çizer. Ardından ruhlar âlemi gelir, sonra hayal ya da misâl âlemi, sonra duyularla bilinen cisimler âlemi. Beşincisi insân-ı kâmildir. Konevî ona «el-kevnü'l-câmi'», yani her şeyi kendinde toplayan varlık der.
Bu listeyi okurken şekline dikkat et. Konevî bir iniş çizer: ilimden ruha, ruhtan hayale, hayalden cisme. Beşinci öğe bu inişin devamı sayılmaz; merdivenin tamamını kendinde taşıyan varlıktır. Chittick'in deyişiyle kâmil insanın hazreti, ilk dört hazreti aynı anda ve bütün hâlinde yaşamaktır.
Fergânî'nin altılısı
Konevî'nin talebesi Saîdüddin Fergânî sayıyı hemen bozar. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Fergânî maddesine göre o, ilim hazretini ikiye ayırır ve bütün belirlenişlerin önüne «lâ taayyün»ü, yani hiçbir belirlenişe girmemiş olanı, ayrı bir basamak olarak koyar. Böylece hazretler altıya çıkar ve Fergânî onlara «el-merâtibü'l-külliyye», külli mertebeler der.
Fergânî'nin bu hamlesi, beşli haritanın daha ilk kuşakta bile dokunulmaz sayılmadığını gösterir. İlim hazretini neden ikiye böldüğünü ve «belirleniş» kelimesinin Konevî okulunda ne iş gördüğünü Ders 9.5 açacak. Burada bilinmesi gereken, sayının talebenin elinde oynadığıdır.
Kâşânî ve Kayserî: iki kutup ve arası
Bir sonraki kuşakta harita başka bir geometri kazanır. Abdürrezzâk Kâşânî'nin tasavvuf terimleri sözlüğü Istılâhâtü's-sûfiyye ve Kâşânî'nin talebesi Kayserî'nin mukaddimesi beş hazreti yakın bir düzenle anlatır. Kayserî'nin sıralamasında liste bir merdivenle değil, iki kutupla başlar.
Birinci kutup gayb-ı mutlaktır, mutlak görünmeyen. Onun âlemi a'yân-ı sâbite, yani eşyanın ilâhî ilimdeki sabit hakikatleridir. Karşı kutup şehâdet-i mutlakadır, mutlak görülen; onun âlemi mülk, yani duyularla bilinen cisimler dünyasıdır. İkisinin arasında kalan alana gayb-ı muzâf, «göreli görünmeyen» denir ve bu alan ikiye bölünür. Mutlak gayba yakın olan yarısı akılların ve nefislerin, yani ceberût ve melekût ruhlarının âlemidir. Şehâdete yakın olan yarısı ise âlem-i misâldir. Beşinci hazret dördünü toplayan hazrettir ve onun âlemi insandır.
Öğeleri tek tek eşleyince iki liste neredeyse örtüşür. İlim hazreti a'yân-ı sâbitenin hazretine, ruhlar âlemi gaybın yakın yarısına, misâl misâle, cisimler mülke, kâmil insan da toplayan hazrete karşılık gelir. Değişen, bu öğeleri birbirine bağlayan mantıktır. Konevî'de misâl âlemi ruhtan sonra gelen bir basamaktır. Kayserî'de ise o, iki kutbun arasındaki alanın görülene dönük yüzüdür; yeri, neye yakın olduğuyla tanımlanır.
Bu geometri İbn Arabî'nin kendi sezgisine bir yönden daha yakındır. Onun iki temel hazreti ve ikisinin buluştuğu hayal, Kayserî'nin iki kutbunda ve aradaki bölünmüş alanda yeniden belirir. Öbür yönden ise daha uzaktır. «Akıllar» ve «nefisler» filozofların kozmolojisinden gelen kelimelerdir ve haritayı o dönemin medrese okuruna tanıdık bir dile çevirir.
Kayan kelimeler
Listeler değiştikçe kelimeler de yer değiştirir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «Melekût» maddesi bunun iyi bir örneğini verir: daha önceki bazı tasniflerde melekût adı hem ruhlar âlemini hem misâl âlemini birlikte kapsar; beş hazret şeması bu ikisini ayrı hazretler olarak ayırır. Sonraki bazı metinler ise misâl âlemine doğrudan melekût, ruhlar âlemine ceberût der.
Aynı kelime bir yazarda iki âlemin ortak adıdır, bir başkasında yalnızca birinin. Bir şerhte «melekût» görünce önce o şârihin haritasına bakmak gerekir; kelimeyi başka bir haritanın anlamıyla okumak yanlış kata inmek demektir. Bu üç ismin, mülk, melekût ve ceberûtun kendi hikâyesi Ders 32.4'te ayrıca anlatılır.
Câmî ve sonrası
Harita on beşinci yüzyılda Herat'a da ulaşır. Abdurrahman Câmî, İbn Arabî'nin Fusûs'u kendi eliyle özetlediği Nakşü'l-Fusûs'a Nakdü'n-nusûs adlı bir şerh yazar ve bu şerhte Konevî ile Fergânî'den uzun pasajlar aktarır. Chittick'in yayımladığı bu metinde Câmî'nin önünde tek bir resmî liste değil, birbirine yakın ama özdeş olmayan anlatımların birikimi durur.
Chittick'in genel hükmü de budur: Konevî'den sonra beş ilâhî hazret sûfî nazariyecilerin standart bir konusu olur, ama bunun tam olarak neyi gösterdiğine dair çok çeşitli şemalar önerilir. Başlık sabitleşmiştir; içerik yazardan yazara değişir.
Metinden
Kayserî'nin haritası Osmanlı medreselerinde en çok okunan biçim olduğu için onun kendi anlatımına bakalım. Pasaj Fusûs şerhinin mukaddimesinde, külli âlemleri anlattığı bölümdedir.
Pasajın ilk kelimesi «külli»dir. Kayserî bütün hazretleri saymıyor; bütün öteki hazretleri içine alan büyük başlıkları sayıyor. İbn Arabî'nin rahmet hazreti ya da yaratma hazreti bu şemada kaybolmaz, bu beş alandan birinin içinde bir yere düşer.
İkinci dikkat çekici nokta her hazretin bir âlemle eşlenmesidir. Hazret bir hükmün alanı, âlem ise o alanda görünenlerin toplamıdır. Kayserî ikisini ayrı kelimelerle anarak haritanın hem Hak tarafına hem yaratılan tarafına bakmasını sağlar.
Pasajın söylemediği şey de önemli. Bu düzenin İbn Arabî'nin kendi sayımı olduğunu söylemiyor, sayının neden beş olduğunu bir metne dayandırmıyor. Beşlik, pasajın içinde bir delil olarak değil, bir düzen olarak durur.
Aslında…
Yaygın yanlış«Beş hazret sabit bir listedir; bütün şârihler aynı beşi aynı sırayla sayar.»
Konevî ilim, ruhlar, misâl, cisimler ve kâmil insan diye bir iniş çizer; Fergânî sayıyı altıya çıkarır; Kayserî iki kutup ve aralarında bölünmüş bir alan kurar. İnsanlar bu yanlışa, «beş hazret» başlığı sabitleştiği için düşer: aynı ad aynı içeriği taşıyor sanılır.
Yaygın yanlış«Beşinci hazret olan insan, cisimler âleminden sonra gelen en alt basamaktır.»
Beşinci hazret sırada sona düşer ama bir alt kat değildir; Konevî'de de Kayserî'de de öteki dördünü kendinde toplayan hazrettir. Yanlış, listeyi yukarıdan aşağı okunan bir merdiven sanmaktan doğar.
Büyük resim
Beşli harita, Konya'dan yayılan şerh okulunun bir öğretim aracı olarak doğdu. Fütûhât'ın binlerce sayfasına dağılmış bir dili, bir öğrencinin aklında tutabileceği bir haritaya çevirdi. Osmanlı ve İran medreselerinde Fusûs'un çoğunlukla Kayserî, Kâşânî ve Câmî üzerinden okunması, bu haritanın İbn Arabî'nin kendisiyle özdeşleşmesine yol açtı.
Haritanın bir kazancı var: insanı bir basamak olarak değil, bütün basamakları taşıyan bir hazret olarak koyması İbn Arabî'nin insân-ı kâmil öğretisini sadakatle yansıtır. Bir de kaybı var: İbn Arabî'de hazretler nisbetler kadar çoktur ve bir isim nerede hüküm yürütüyorsa orada bir hazret açılır. Beşli şema bu hareketli alanları beş sabit bölmeye yerleştirir.
İbn Arabî'yi okurken yapılacak iş, iki dili birbirine çevirebilmektir. Fütûhât'ta bir hazretle karşılaştığında onu Kayserî'nin haritasında bir yere koyabilmek yararlıdır. Ama o hazreti haritaya koymadan önce İbn Arabî'nin o sayfada onunla ne yaptığını görmek gerekir.
Özet
- İbn Arabî hazret kelimesini bir sayıya bağlamadan kullanır; «beş ilâhî hazret» deyimini ilk kullanan Konevî gibi görünür ve beş hazreti Allah isminin hükmünü yürüttüğü beş alan olarak anlar: ilim, ruhlar, misâl, cisimler ve kâmil insan.
- Fergânî lâ taayyünü başa ekleyip ilim hazretini bölerek sayıyı altıya çıkarır; Kâşânî ve Kayserî ise gayb-ı mutlak ile şehâdet-i mutlakayı iki kutup yapar, aradaki gayb-ı muzâfı ruhlar ve misâl diye ikiye ayırır ve beşinci hazrete dördünü toplayan insanı koyar.
- Câmî'ye gelindiğinde başlık sabitleşmiş, içerik ise yazardan yazara değişir hâldedir; beşli harita öğreticidir ama bir şârih düzenidir ve İbn Arabî'nin nisbete bağlı, sayısız hazret dilinin yerine konmamalıdır.
Tefekkür
Quiz
- Konevî beş ilâhî hazreti neyin alanı olarak anlar ve bu anlayışta ilâhî hazret nereye düşer?
- Fergânî Konevî'nin listesini nasıl değiştirir?
- Kayserî'nin listesinde gayb-ı muzâf hangi iki kısma ayrılır ve her birinin âlemi nedir?
- «Melekût» kelimesi farklı şemalarda neden aynı anlamı taşımaz?
Cevaplar
- Allah isminin hükmünü bütünüyle yürüttüğü beş alan olarak anlar; bu yüzden ilâhî hazret beşten biri değil, beşinin toplamıdır.
- İlim hazretini ikiye ayırır ve başa lâ taayyünü ayrı bir basamak olarak ekleyerek sayıyı altıya çıkarır.
- Mutlak gayba yakın olan kısmın âlemi ceberût ve melekût ruhları, yani akıllar ve nefislerdir; şehâdete yakın olan kısmın âlemi misâl âlemidir.
- Çünkü bazı eski tasniflerde melekût ruhlar ile misâli birlikte kapsar, beş hazret şeması bu ikisini ayırır, bazı sonraki metinler ise yalnız misâl âlemine melekût der.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Fergânî'nin başa eklediği «lâ taayyün», henüz hiçbir belirlenişe girmemiş olan demekti. Peki belirleniş, yani ta'ayyün, Konevî'nin elinde tam olarak neyi anlatıyordu ve «ilk ta'ayyün» ile «ikinci ta'ayyün» ayrımı hocasının kitaplarında bulunmayan neyi ekledi? Konevî'nin bu kelimeyle İbn Arabî'ye ne kattığı ve nerede ondan ayrıldığı sıradaki soru.