Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî «vahdet-i vücûd» terkibini eserlerinde terim olarak kullanmaz; Konevî'de ifade yalnız sözlük anlamıyla geçer, Fergânî'de ise kesret-i ilm ile eşleşerek terime dönüşmeye başlar.
- Terimi bir okulun adı olarak öne çıkaran, onu İbn Seb'în çevresinden aldığı düşünülen İbn Teymiyye'dir ve bir eleştiri etiketi olarak kullanmıştır; Chittick'e göre övgüyle kullanan ilk yazar on beşinci yüzyılda Câmî'dir.
- İbn Arabî'ye göre vücûd birdir ve her şey onun tecellîsidir, ama hiçbir şey kendi başına O değildir; doğru anlam tenzîh ile teşbîhi birlikte tutan «O'dur, O değildir» cümlesidir.
Kanca
On dördüncü yüzyılın başında Şam'da bir hukukçu, Kahire'de sözü dinlenen bir şeyhe uzun bir mektup yazıyor. Hukukçu İbn Teymiyye'dir, şeyh Nasr el-Menbicî. Mektubun derdi, şeyhin çevresinde saygıyla okunan bir kitaptır: Fusûsu'l-Hikem. İbn Teymiyye o kitabı savunanları sert bir dille eleştirir; bu mektup ve ardından yazdığı risaleler, onların inancını iki kelimelik bir adla anmanın yolunu açar.
O iki kelime bugün İbn Arabî'nin adıyla neredeyse bitişik söyleniyor: vahdet-i vücûd. Ansiklopediler onu İbn Arabî'nin öğretisi diye tanıtıyor, onu sevenler de eleştirenler de aynı terimi kullanıyor. Oysa İbn Arabî'nin kendi kitaplarını baştan sona taradığında bu terkibi bir terim olarak bulamazsın.
Merkezi soru
«Vahdet-i vücûd» terimi İbn Arabî'ye nereden ve kimin eliyle geldi, ve bu terim onun vücûd hakkında gerçekten söylediğini doğru mu anlatıyor, yoksa bir özetin içinde bir yargı mı taşıyor?
Anlatım
Kelimenin kendisi
Terim iki Arapça kelimeden yapılmıştır. Vahdet birlik, teklik demektir. Vücûd ise Ders 8.1'den beri bildiğimiz gibi hem «bulunmak» hem «bulmak» anlamını taşır ve İbn Arabî'nin dilinde varlığın adıdır. Terkip kelime kelime «varlığın birliği» ya da «varlığın tekliği» diye çevrilir.
Sözlük anlamı bu kadar sade olunca, terimin bir öğretiyi nasıl tek başına temsil etmeye başladığı daha ilginç bir soru olur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «Vahdet-i Vücûd» maddesi ilk tespiti açıkça yapar: İbnü'l-Arabî bu terkibi eserlerinde bir terim olarak kullanmaz. Öğretinin sonradan bu adla anılması, onu okuyanların işidir.
Konevî'nin sayfasında
İbn Arabî'nin en yakın öğrencisi Sadreddin Konevî (ö. 1274), hocasının düşüncesini felsefî bir dille sistemleştiren ilk isimdir. Terkip onun metinlerinde birkaç kez geçer. Aynı ansiklopedi maddesine göre bu geçişler metafizik bir terim gibi okunmaya elverişli değildir; ifade orada sözlük anlamıyla kullanılır.
William Chittick, Konevî'nin Miftâhu'l-gayb adlı eserinin vücûd üzerine açılış bölümünü çevirdiği çalışmasında aynı sonuca varır. Ona göre terkibin Konevî'de özel bir teknik anlamı yoktur. Geçtiği yerde söylediği tek şey, gerçek vücûdun bir olduğu, o vücûdun da Allah'ın vücûdu olduğudur. Bu, öğretinin bir cümlesidir, ama henüz bir okulun adı değildir.
Fergânî'nin iki kanadı
Terkibin terime dönüşmeye başladığı yer, Konevî'nin öğrencisi Saîdüddin Fergânî'nin (ö. 1300) yazılarıdır. Fergânî, Mısırlı şair İbnü'l-Fâriz'in büyük kasidesi Tâiyye üzerine önce Farsça, sonra Arapça bir şerh yazdı. Chittick'in tespitine göre vahdet-i vücûd bu iki şerhte onlarca kez geçer ve Arapça şerhin girişinde terimlerin sistemli olarak açıklandığı bir bölümde yer alır.
Fergânî'de dikkat çeken bir ayrıntı var. Terim orada tek başına durmaz; hep bir eşiyle birlikte kurulur: kesret-i ilm, yani bilginin çokluğu. Vücûd birdir; çokluk ise bilinenlerin, yani Ders 8.3'te gördüğümüz sabit hakikatlerin çokluğudur. Chittick bu yüzden Fergânî'de vahdet-i vücûdun teknik bir terime dönüşme yolunda olduğunu, ama öbür kanadı olmadan anlaşılamayacağını söyler. Terim ilk kez ciddi biçimde kullanıldığı yerde, bir birlik iddiasıyla bir çokluk iddiasını birlikte taşır. Bu eşleşme sonraki tartışmada çoğu zaman unutuldu. Terimi sonradan duyanlar yalnız ilk kanadı, birliği işitti; kesret-i ilm ise şerhlerin sayfalarında kaldı. Bir öğretinin adı kısaldıkça içeriğinin de kısaldığı, bu tarihin ilk dersidir.
Eleştirinin etiketi
Terimi bir okulun adına dönüştüren ise İbn Arabî'nin öğrencileri olmadı. Chittick'in «Rûmî and Waḥdat al-Wujûd» başlıklı makalesine göre bu işi İbn Teymiyye (ö. 1328) yaptı. İbn Teymiyye terkibi, İbn Arabî'yi ve onun çizgisindeki düşünürleri tanımlamak için bir eleştiri etiketi olarak öne çıkardı; onları «ittihâdiyye», yani Allah ile yaratılanı birleştirenler diye andı. Bu konuda risaleler yazdı; bunların birinin adı bile bir hükümdür: vahdet-i vücûdun iptali üzerine.
Chittick, İbn Teymiyye'nin terimi büyük olasılıkla Endülüslü sûfî İbn Seb'în'in (ö. 1270 civarı) yazılarından ya da onun çevresinden aldığını düşünür. İbn Seb'în terkibi birkaç kez kullanmıştı, ama o da açık bir teknik anlamla değil. Kendi öğretisine daha çok «mutlak birlik» diyordu ve bu, İbn Arabî'nin anlattığından ayrı bir görüştü.
Sonuç şaşırtıcıdır. Bir öğreti, en yaygın adını onu reddeden birinin kaleminden aldı. Chittick'e göre ekolün sonraki mensupları bu adı reddetmedi; kendi dünya görüşlerini özetleyen kullanışlı bir terim olarak benimsediler. Chittick'in izleyebildiği kadarıyla, İbn Arabî'yi ve takipçilerini övgüyle «vahdet-i vücûdun sözcüleri» diye anan ilk yazar, on beşinci yüzyılın ikinci yarısında yazan Abdurrahman Câmî'dir. Etiket iki yüz yılda eleştiriden kimliğe dönüştü. Osmanlı ve Hint dünyasında terim bundan sonra hem övgünün hem suçlamanın ortak kelimesi oldu; aynı iki kelime, söyleyenin kim olduğuna göre bir iman beyanı ya da bir itham gibi duyuldu.
Öğreti ne diyor?
Terimin tarihini bildikten sonra asıl soruya dönebiliriz: İbn Arabî vücûd hakkında ne söyler? Önceki üç dersin taşları burada birleşir. Gerçek anlamda vücûd, varlığı kendinden olana aittir. Mümkün şeylerin kendi halleri yokluktur; bulunuşları, ona bağlı olmalarından gelir. Bu açıdan bakınca varlıkta ikinci bir sahip yoktur. «Vücûd birdir» cümlesi buradan çıkar.
Ama İbn Arabî bu cümleyi tek başına bırakmaz. Aynı vücûd, sayısız sûrette görünür; her şey onun tecellîsidir, Chittick'in İngilizcesiyle self-disclosure'ı, yani kendini açması. Tecellî eden bir ve aynıdır; tecellîler ise hiç tekrar etmez, her biri kendine özgüdür. Birlik, çokluğu silmez; çokluğun kaynağını söyler.
Chittick bu dengeyi İbn Arabî'nin sık kullandığı bir ifadeyle özetler: huve lâ huve, «O'dur, O değildir». Her şey vücûdun bir zuhûrudur; bu yüzden «O'dur». Hiçbir şey kendi başına vücûd değildir ve Allah'ın zâtıyla bir tutulamaz; bu yüzden «O değildir». Klasik terimlerle ilk yarı teşbîhtir, Allah'ı eşyada görmek; ikinci yarı tenzîhtir, O'nu eşyadan ayrı ve yüce tutmak. İbn Arabî'ye göre doğru bilgi ikisini birlikte tutar; birini bırakan, resmin yarısını kaybeder.
Terimin doğru anlamı bu çift yönlü cümledir. «Varlığın birliği» ifadesi yalnız ilk yarıyı duyurur. İbn Teymiyye'nin etiketi de tam bu yarıya yöneliyordu.
Metinden
Fütûhât'ta kısa bir cümle var ki hem öğretinin özü diye sevilir hem de en çok itiraz alan cümlelerinden biridir.
Cümle bir tesbihle açılır: sübhâne, «münezzehtir», yani her eksiklikten uzak ve yücedir. Bu kelime tenzîhin kelimesidir. Ardından iki fiil gelir. Eşyayı «zâhir kılan», görünür kılan, O'dur; eşya kendi kendine ortaya çıkmaz. Sonra en keskin ifade: onların «aynı» O'dur. Ayn Arapçada hem göz, hem kaynak, hem de bir şeyin kendisi demektir.
Cümleyi okurken sırayı kaçırmamak gerekir. Tenzîh, «aynı O'dur» ifadesinden önce gelir ve onu çerçeveler. Cümle eşyanın Allah olduğunu söylemez; eşyanın görünüşünde görünenin O olduğunu söyler. Söylemediği de açıktır: tek tek şeylerin, bir taşın ya da bir insanın, kendi sınırlarıyla ilâhî zâtın kendisi olduğunu iddia etmez. Yine de cümlenin kısalığı iki okumaya da kapı açar ve tarih bu kapının iki yönden de zorlandığını gösterdi.
Aslında…
Yaygın yanlış«Vahdet-i vücûd İbn Arabî'nin kendi terimidir; öğretisini bu adla kendisi kurmuştur.»
İbn Arabî bu terkibi eserlerinde bir terim olarak kullanmaz; Konevî'de sözlük anlamıyla geçer, Fergânî'de terime dönüşmeye başlar, İbn Teymiyye'de bir eleştiri etiketi olur, Câmî'de övgüyle bir okulun adı olur. Yanlış, terimin öğreti hakkında en çok duyulan ad olmasından doğuyor: bir düşünce hangi adla anılıyorsa, o adı sahibinin koyduğunu varsayıyoruz.
Yaygın yanlış«Vahdet-i vücûd, dünyada tek bir şey vardır, çokluk bir yanılsamadır demektir.»
Fergânî'de terim hep kesret-i ilm ile birlikte kurulur, İbn Arabî'de de vücûdun birliği tecellîlerin sonsuz çeşitliliğiyle birlikte söylenir. «Mutlak birlik» dilini kullanan ve evreni bir yanılsama sayan görüş, kaynaklarda daha çok İbn Seb'în'in çizgisine bağlanır. Karışıklık, terimin yalnız ilk kelimesinin, «birlik»in duyulmasından geliyor.
Büyük resim
Bu terim meselesi tek bir örnekte bir alışkanlığı öğretir: bir öğretiye verilen ad, o öğretiye bir yargıyla birlikte gelebilir. Bu tartışmada iki taraf da ciddi bir kaygıyla konuştu. Kaygıların ne olduğunu kendi sözleriyle dinlemek gerekir.
İki tarafın da haklı olduğu bir nokta var. Terim, öğretinin iki yarısından yalnız birini adlandırır; eleştiren de savunan da bu eksikliğin farkındadır. Birinin tehlike, ötekinin kolaylık saydığı şey budur. Vahdet-i vücûdu, onun ardından yüzyıllar sonra İmâm-ı Rabbânî'nin öne çıkardığı vahdet-i şuhûd ile karşılaştıran tartışma da bu yarım kalan adın üstüne kuruldu; o ayrım ileride kendi dersinde açılacak.
Özet
- İbn Arabî «vahdet-i vücûd» terkibini eserlerinde terim olarak kullanmaz; Konevî'de ifade yalnız sözlük anlamıyla geçer, Fergânî'de ise kesret-i ilm ile eşleşerek terime dönüşmeye başlar.
- Terimi bir okulun adı olarak öne çıkaran, onu İbn Seb'în çevresinden aldığı düşünülen İbn Teymiyye'dir ve bir eleştiri etiketi olarak kullanmıştır; Chittick'e göre övgüyle kullanan ilk yazar on beşinci yüzyılda Câmî'dir.
- İbn Arabî'ye göre vücûd birdir ve her şey onun tecellîsidir, ama hiçbir şey kendi başına O değildir; doğru anlam tenzîh ile teşbîhi birlikte tutan «O'dur, O değildir» cümlesidir.
Tefekkür
Quiz
- «Vahdet-i vücûd» terkibi Konevî'nin metinlerinde hangi anlamda geçer?
- Fergânî'de vahdet-i vücûd hangi terimle birlikte kurulur ve bu neden önemlidir?
- Terimi bir okulun adı olarak öne çıkaran kimdir ve onu hangi amaçla kullanmıştır?
- Huve lâ huve, «O'dur, O değildir» ifadesinin iki yarısı hangi klasik terimlere karşılık gelir?
Cevaplar
- Metafizik bir terim olarak değil, sözlük anlamıyla; gerçek vücûdun bir olduğunu, o vücûdun da Allah'ın vücûdu olduğunu söyler.
- Kesret-i ilm, yani bilginin çokluğuyla; bu, terimin ilk ciddi kullanımında bile birliği çoklukla birlikte düşündüğünü gösterir.
- İbn Teymiyye; onu İbn Arabî ve çizgisindekileri Yaratıcı ile yaratılanı birleştirmekle suçlamak için bir eleştiri etiketi olarak kullandı.
- «O'dur» teşbîhe, Allah'ı eşyanın görünüşünde görmeye; «O değildir» tenzîhe, O'nu eşyadan ayrı ve yüce tutmaya karşılık gelir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
İbn Teymiyye'nin etiketinin yanında hep başka kelimeler de dolaştı: hulûl, yani Allah'ın bir şeyin içine girmesi; ittihad, yani iki şeyin bir olması; ve modern dillerde panteizm, yani her şeyin Tanrı olduğu görüşü. Bu üç kelime aynı şeyi mi söylüyor, ve «O'dur, O değildir» diyen bir öğreti hangisinden, hangi gerekçeyle ayrılır?