İçeriğe geç

Ders 7.9 · Kademe 2 · Modül 7

Ölüm: Asıl uyanış

1.522 kelime · 8 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bu dünyada görüş, İbn Arabî'nin okumasında, bir örtünün ardından işler; Kâf suresinin «senden perdeni kaldırdık, bugün gözün keskindir» ayetini de, Chittick'in gösterdiği gibi, ölüm anında kalkan örtüye uygular.
  2. Fütûhât'ta ölüm bir yok oluş değil, bu dünyadan öbürüne bir nakil olarak tanımlanır; arada bir ara yurt vardır ve ayrıntısı sonraki derslerin konusudur.
  3. «Ölmeden önce ölün» hadis olarak sabit değildir, sûfîlerin sözüdür; sargı imgesi ise ölümü seçilmiş ve paylaşılan bir açılış gibi gösterdiği yerde yanıltır.

Kanca

Bir hastane odası, sabahın erken saati. Dün gözünden katarakt ameliyatı olan yaşlı bir hasta yatağının kenarında oturuyor. Hemşire bandı yavaşça açıyor, pamuğu kaldırıyor ve «şimdi aç» diyor.

Hasta gözünü açınca bir süre konuşmuyor. Perdenin mavi olduğunu fark ediyor; yıllardır onu gri sanmış. Kendi elinin üstündeki ince çizgileri görüyor. Sonra yavaşça, biraz da utanarak söylüyor: «Demek ben bu kadar zamandır sisin içinden bakıyormuşum.»

Merkezi soru

İbn Arabî ölümü neden bir son değil de bir geçiş, hatta bir gözün açılması gibi anlatır; ve gözden çözülen bir sargı bu okumanın hangi yanını doğru gösterir, hangisini çarpıtır?

Anlatım

Sise alışmak

Hastanın cümlesindeki asıl şaşkınlık, görmeye başlamasında değil, görmediğini bilmemesinde. Katarakt bir günde gelmez. Göz merceği yıllar içinde, fark edilmeyecek kadar yavaş bulanıklaşır ve renkler solar. Her sabah dünkünden biraz daha soluk bir dünyaya uyanan göz, bu solukluğu dünyanın kendi rengi sanır.

İbn Arabî'nin ölüm hakkında söylediklerini bu alışkanlıkla birlikte düşünmek işe yarar. Onun okumasında insan bu dünyada gerçekten görür, ama bir örtünün ardından görür. Örtü o kadar tanıdıktır ki bir örtü olduğu akla gelmez. Gördüğümüzü görülebilecek her şey sanırız, tıpkı gri perdeyi gri sanan hasta gibi.

Başlıktaki «uyanış» kelimesi, Ders 6.7'de ele alınan bir sözden gelir. Bu derste o söze dönmüyoruz. Aynı kapıya başka bir yoldan, bir gözün açılışından yaklaşıyoruz.

Kâf suresindeki örtü

İbn Arabî bu konuda sık sık Kur'an'daki bir ayete döner. Kâf suresinin on dokuzuncu ayeti ölüm sarhoşluğunun hak olarak geldiğini söyler. Birkaç ayet sonra, yirmi ikincisinde, insana şöyle seslenilir; Diyanet mealinden aktarıyoruz: «Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. İşte senden perdeni kaldırdık. Artık bugün gözün keskindir.»

Ayetin bağlamı kıyamet sahnesine de uzanır ve müfessirler onu çoğunlukla o gün üzerinden okur. Chittick'in okumasında İbn Arabî bu sözü ölüm anına da uygular: beden bir perde gibi kalkar ve insan, o güne kadar örtünün ardından baktığı şeyleri açıkça görür. Chittick'in ölüm ve ahiret üzerine yazdığı bir çalışma bu yüzden adını doğrudan bu ayetten alır: «Bugün gözün keskindir.»

Sargı imgesinin en iyi uyduğu yer burasıdır. Hemşire hastaya yeni bir göz takmadı; aynı göz, aynı kişi, aynı oda. Değişen, arada duran şeyin kalkmasıdır. İbn Arabî'nin okumasında ölümde de insan başka biri olmaz. Gören aynı kalır; yalnızca görüşünü sınırlayan şey ortadan çekilir.

Yok oluş değil, nakil

Buradan İbn Arabî'nin ölüme bakışının temel cümlesine geçebiliriz. Ona göre ölüm, insanın silinip gittiği bir son değildir. Bir yerden başka bir yere götürülmektir. Kişi bu dünyadan ayrılır ve kendi varlığıyla birlikte başka bir yurda geçer.

Bu okumada ölümün ardından hemen ahiret gelmez. İbn Arabî arada bir ara yurttan söz eder: bu dünya ile kıyamet arasında, insanın bekleyerek bulunduğu bir geçiş yeri. O yurdun neye benzediği, orada neyin nasıl görüldüğü ayrı ve uzun bir konudur. Ders 36.2 onu kendi terimleriyle ele alır; burada yalnızca yönü görmek yeter. Ölüm bir kapıdır ve kapının ardında bir yol devam eder.

Bu yüzden İbn Arabî'nin ölüm hakkındaki dili, yas tutan birinin dili değildir; ama yası küçümseyen bir dil de değildir. Neyin sona ermediğini söyler. Geride kalanın hissettiği yokluk hakkında ise bu cümle bir şey vaat etmez. Gidenin yolunun sürdüğünü söylemek, kalanın boşluğunu doldurmaz. Öğreti de bu ikisini birbirine karıştırmaz.

Ölmeden önce

Tasavvuf kitaplarında, vaazlarda ve kapı üstü levhalarında çok dolaşan bir söz var: «Ölmeden önce ölün.» Çoğu zaman Hz. Peygamber'in hadisi diye anılır. Hadis tenkitçileri bu nispeti kabul etmez. Aliyyü'l-Kârî, İbn Hacer'in sözün hadis olarak sabit olmadığını söylediğini aktarır ve onu sûfîlerin sözleri arasında sayar. Yani söz Hz. Peygamber'e uzanan sağlam bir rivayete dayanmaz; tasavvuf geleneğinin kendi içinde yetişmiş bir sözdür.

Sözün anlamı ise sargı imgesiyle kolayca okunur. Ölümün yaptığı şey örtüyü kaldırmaksa, bir insan o örtüyü ölümü beklemeden inceltmeye çalışabilir mi? Sûfîler sözü böyle anlamıştır: bedenin ölümünden önce, benliğin kendini her şeyin merkezi sanmasının ölmesi. Bu, hayattan el çekmek ya da ölümü aramak demek değildir; görmeyi bulanıklaştıran alışkanlıkların çözülmesi demektir.

Chittick, İbn Arabî'nin bu konudaki yazılarını iki dönüş ayrımıyla okur. Biri herkesin başına gelen, kimsenin seçmediği dönüştür; bedenin ölümü onu getirir. Öbürü insanın kendi isteğiyle yürüdüğü dönüştür; yolcunun bu dünyada, gözü açıkken örtüsünün kalkmasına çalışmasıdır. İbn Arabî'nin okumasında ikisinin ulaştığı yer aynıdır. Ayrıldıkları nokta, birinin insanın başına gelmesi, öbürünün onun yürüdüğü bir yol olmasıdır.

Metinden

Cümle kısa ve iki parçalı. İlk parça ölümü bir eylemle tanımlar: götürülmek. Kişi götürülür, yani yerinden alınıp başka bir yere konur. Bu fiil bir sonu değil, bir yer değiştirmeyi anlatır. İkinci parça bu tanımın gerekçesini verir: dünya bir yurttur ve onun ötesinde bir başka yurt vardır.

Cümlenin neyi söylemediğine de bakalım. Ölümün kolay, acısız ya da hep güzel olduğunu söylemez. Gidenin geri döneceğini, ardında kalanlarla aynı yerde buluşacağını da söylemez. Yalnızca bir şeyi reddeder: ölümün bir hiçliğe düşüş olduğunu. Nakledilen şey vardır ve varlığını yanında götürür.

Kâf suresindeki ayetle birlikte okunduğunda cümle daha da açılır. Götürülen kişi, yeni yurdunda keskin bir gözle bakar. Böylece ölüm bu okumada bir yerden bir yere geçişle gözdeki örtünün kalkışını aynı olayda toplar.

Aslında…

Yaygın yanlış«Ölüm bir uyanışsa, o hâlde iyi bir şeydir ve insan onu özlemelidir.»
Doğrusu

İbn Arabî'nin okuması ölümü anlamlı kılar ama onu aranacak bir şey yapmaz. Kâf suresindeki keskin göz, hoş şeyleri görmekle sınırlı değildir; ayet onu gaflet hatırlatmasıyla açar. Bu yanılgı, «uyanış» kelimesinin gündelik dildeki sevinçli tınısından doğuyor; oysa ayetteki uyanış, insana ihmal ettiğini de gösterir.

Yaygın yanlış«"Ölmeden önce ölün" sahih bir hadistir.»
Doğrusu

İbn Hacer onu hadis olarak sabit görmez, Aliyyü'l-Kârî sûfîlerin sözü sayar. Söz, tasavvuf kitaplarında peygamber sözü diye aktarıldığı ve çok güzel bir anlam taşıdığı için hadis sanılır; anlamın derinliği, rivayetin sağlamlığının yerine geçer.

Büyük resim

Her benzetme gibi sargı da bir yerde kısa kalır. İlk kısalık seçimdedir. Katarakt ameliyatı bir karardır: hasta gününü seçer, doktoru seçer, ertesi sabah bandın açılacağını bilir. Ölüm çoğu zaman böyle gelmez; ne zamanı ne biçimi seçilir. İmge bu yüzden ölümü fazla düzenli, fazla planlı gösterir.

Öbür kısalık odadadır. Bandı açılan hasta aynı odada, aynı insanların arasında gözünü açar; ona bakanlar da onun gördüğünü görür. İbn Arabî'nin anlattığı açılış ise başka bir yurtta olur. Geride kalanlar o gözün açıldığını görmez; onların gördüğü, boşalan bir yataktır. İmge ölümü giden kişinin tarafından anlatır, kalanların tarafını hiç göstermez. Bir yakınını yitirmiş birinin bu dersi okurken hissettiği mesafe, tam da bu eksikten gelir.

Seçimi ve odayı bir kenara koyunca imgenin taşıdığı şey kalır: gören değişmez, arada duran örtü kalkar. Ders 7.4'te insan aradığı şeyi kendi gözlüğünün ardından arıyordu; burada o gözün önündeki sis bir gün çekilir. Tasavvuf dili, hayat boyu fark edilmeden bulanıklaşan görüşün netleşmesini tek kelimeyle anar. Bunun adı keşf, yani örtünün açılması.

Özet

  1. Bu dünyada görüş, İbn Arabî'nin okumasında, bir örtünün ardından işler; Kâf suresinin «senden perdeni kaldırdık, bugün gözün keskindir» ayetini de, Chittick'in gösterdiği gibi, ölüm anında kalkan örtüye uygular.
  2. Fütûhât'ta ölüm bir yok oluş değil, bu dünyadan öbürüne bir nakil olarak tanımlanır; arada bir ara yurt vardır ve ayrıntısı sonraki derslerin konusudur.
  3. «Ölmeden önce ölün» hadis olarak sabit değildir, sûfîlerin sözüdür; sargı imgesi ise ölümü seçilmiş ve paylaşılan bir açılış gibi gösterdiği yerde yanıltır.

Tefekkür

Quiz

  1. Kancadaki hastanın asıl şaşkınlığı neydi?
  2. Kâf suresinin yirmi ikinci ayeti insana neyin kaldırıldığını söyler, İbn Arabî bu ayeti hangi ana bağlar?
  3. Fütûhât'taki cümleye göre ölüm neden bir yok oluş değildir?
  4. «Ölmeden önce ölün» sözü neden sahih bir hadis sayılmaz?
  5. Gözden çözülen sargı, ölümü anlatırken nerede eksik kalır?

Cevaplar

  1. Görmeye başlaması değil, yıllarca bulanık gördüğünü fark etmemiş olması; sise alışmıştı.
  2. Perdenin kaldırıldığını söyler; Chittick'in gösterdiği gibi İbn Arabî onu ölüm anında kalkan örtüye de uygular.
  3. Çünkü ölüm bir götürülmedir; insan varlığıyla birlikte bu dünyadan öbürüne nakledilir.
  4. İbn Hacer onu hadis olarak sabit görmez; Aliyyü'l-Kârî onu sûfîlerin sözleri arasında sayar.
  5. Ameliyat seçilir ve zamanı bilinirken ölüm çoğu zaman seçilmez; ve hasta aynı odada gözünü açarken ölümdeki açılış başka bir yurtta olur, geride kalanlar onu görmez.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Güneş ve ışınları, ayna, nehir, gölge, susuz yolcu ve şimdi çözülen bir sargı: her imge öğretinin bir yüzünü aydınlattı, her biri de bir yerde yanılttı. Peki bu imgeler bir araya konunca ne olur? Hepsi tek bir sayfaya sığdırılabilir mi, ve o sayfada hangi imge ötekileri taşır, hangisi yalnız kendi köşesini gösterir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel omurga: gözün önünde katman katman duran yarı saydam bir sis. Ders ilerledikçe katmanlar birer birer incelir; renkler en sonda doygunlaşır.

Sahneler

  • Kanca: sade bir hastane odası, pencerede bir perde. Önce her şey griye çalan, soluk tonlarda; bant açılınca perde maviye döner. Hastanın yüzü seçilmez, yalnız elleri ve omzu görünür.
  • Sise alışmak: aynı manzaranın yıllar içinde çekilmiş gibi dizilen kareleri, her karede biraz daha soluk.
  • Kâf suresindeki örtü: bir kumaşın bir yüzeyin üstünden yavaşça çekilişi; altındaki yüzey değişmez, yalnız netleşir.
  • Yok oluş değil, nakil: bir eşik ve açık bir kapı; kapının ardında devam eden, ucu görünmeyen bir yol. Kişi tasvir edilmez.
  • Ölmeden önce: eski bir levha çizimi üzerinde sözün yazılışı; yanında «hadis olarak sabit değildir, sûfî sözü» notu.
  • İmgenin sınırı: ekran ikiye bölünür; bir yanda gözü açılan hasta, öbür yanda boşalmış bir yatak ve yanında bekleyen bir sandalye.

Ekranda yazılacaklar: Kâf 22: «Senden perdeni kaldırdık; bugün gözün keskindir» · Ölüm = nakil, yok oluş değil · «Ölmeden önce ölün»: hadis olarak sabit değil · keşf = örtünün açılması.

Seslendirme: alçak, yavaş, acele etmeyen bir ses. «Geride kalanlar o gözün açıldığını görmez» cümlesinden önce ve sonra birer soluk sessizlik; son cümle ayrı bir nefeste.

Telif: gerçek hastane, hasta ya da ameliyat görüntüsü kullanılmaz; bütün sahneler elle çizilir. Hat levhası tarif edilir, dosya olarak eklenmez.

Modül 7 — İnsan ve Yol: On İmge

Amaç: Öğrenci gözden çözülen sargı imgesiyle İbn Arabî'nin ölümü bir yok oluş değil bir nakil ve bir örtünün kalkışı olarak okuyuşunu anlatabilir, «ölmeden önce ölün» sözünün hadis olarak sabit olmadığını söyleyebilir ve imgenin nerede yanılttığını gösterebilir.

Anahtar kavramlar: keşf sözlük