Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İmgeler tek tek motifler gibidir; altlarından sevginin, görmenin ve her an yenilenmenin iplikleri geçer, insan imgeleri de bu ipliklerin düğümlendiği yerde durur.
- Her dersteki «imge burada yanıltır» cümlesi, iki motif arasındaki yarıktır; Nûh fassındaki şiir de benzetme ile sınırın birlikte tutulmasını ister.
- Dokuma imgesi âlemi bitmiş bir eser, bakanı dışarıdaki biri ve kaynağı ipliklerden biri gibi gösterdiği yerde yanıltır.
Kanca
Kapalı çarşının arka sokaklarında bir onarım atölyesi. Tezgâhın üstüne eski bir kilim serilmiş; kenarlarında kırmızı ve lacivert desenler hâlâ canlı, ama ortası yıllarca üstünden geçilmekten aşınmış. Çırak aşınan yere eğiliyor ve orada renk olmadığını görüyor. Boyalı yünler dökülmüş, geriye soluk, boyasız ipler kalmış; kilimin boyunca, yan yana, dümdüz uzanıyorlar.
Usta ona kilimin iki ucundaki püskülleri gösteriyor. Çırak onları yıllardır süs sanmıştı. Şimdi anlıyor: uçlarda sallanan o ipler, aşınan yerde gördüğü iplerin ta kendisi. Bütün desenlerin altından, hiç görünmeden, bir baştan öbür başa geçiyorlarmış.
Merkezi soru
Hazineden sargıya uzanan imgeler bir araya konunca tek bir resim çıkar mı; o resmi bir arada tutan ne, ve bu imgeleri bir dokuma gibi okumak nerede işe yarar, nerede yanıltır?
Anlatım
Kilim nasıl dokunur
Önce tezgâhtaki kilimin nasıl yapıldığına bakalım, çünkü bu dersin bütün düşüncesi onun dokunuşunda saklı. Dokuyucu önce tezgâha uzunlamasına ipler gerer; bunlara çözgü denir. Sonra renkli yünleri bu iplerin arasından enine geçirir ve sıkıca aşağı bastırır. Enine geçen bu iplere atkı denir. Kilimde atkı o kadar sık vurulur ki çözgüyü tamamen örter. Gözün gördüğü her renk ve her desen atkıdan gelir; çözgü yalnız iki uçta, püskül olarak dışarı çıkar.
Bir ayrıntı daha var. Kırmızı bir alan lacivert bir alanla dikine karşılaştığında, iki renk birbirinin içinden geçmez; her atkı kendi sınırından geri döner. Böylece iki desenin arasında ince bir yarık açılır. Bu yarık bir dokuma hatası değildir; tekniğin kendisinden doğar.
Geride bıraktığın imgeleri bu kilim gibi düşün. Her biri bir motifti: kendi rengiyle, kendi biçimiyle. Ama hiçbiri tek başına dokunmadı. Altlarından birkaç iplik geçiyordu ve şimdi, aşınan yere eğilen çırak gibi, onlara bakma zamanı.
Sandıktan yolcuya uzanan iplik
Bir iplik hazineden çıkar. Kapağı kapalı sandık, bilinmeyi seven bir istekle açılıyordu. Aynı iplik nefesin içinden geçer: varlıkları tek bir soluğun kelimeleri olarak anlatan imge, o soluğu merhametin adına bağlamıştı. Karaman ovasına yağan yağmurda iplik yeniden yüzeye yaklaşır; orada rahmet, amelden önce, varlığın kendisiydi.
Susuz yolcu bu ipliğin öbür ucunu tutar. Kavakları görünce adımları hızlanan adam, âlemdeki her hareketin sevgiye bağlandığı okumanın imgesiydi. Sandık ile yolcu birbirinden çok uzak görünür; biri başlangıçta, öteki yolun ortasında durur. İbn Arabî'nin okumasında ikisini aynı iplik taşır: âlemi var eden istek ile insanı yürüten çekiş aynı kaynaktan gelir.
Işıktan uyanışa uzanan iplik
Görmekle ilgili iplik imgelerin çoğundan geçer. Avluya düşen ışık her camda başka bir renge bürünüyordu; kaynağın bölündüğünü değil, karşılayan yüzeylerin çeşitliliğini gösteriyordu. Ayna buna karşılıklılığı ekledi, gölge ise yalnız biçim taşıyan, kaynağından ayrılamayan bir görünüşü. Kapılar aynı görmenin parça parça olduğunu söyledi: her kapı bir yüzü tanıtır, hiçbiri ev sahibinin kendisini göstermez.
Sonra iplik insana döner. Rüyada görülen her şey gerçekten görülür ama sorulmadıkça anlaşılmaz. Gözlüğünü arayan kişi, aradığı şeyin içinden bakıyordu. Gözden çözülen sargı da ölümü aynı ipliğin ucuna bağladı: gören değişmez, arada duran kalkar. Güneşten sargıya kadar bu motifler aynı soruyu sorar: insan neye, neyin ardından bakıyor?
Her an yeniden atılan iplik
Zamandan geçen iplik en sessiz olanıdır. Köprüden bakan çocuk dünkü suyun nerede olduğunu bilmiyordu; nehir, âlemin her an yeniden verildiği fikrini taşıyordu. Nefes imgesi aynı şeyi sesle söyledi: bu söz hiç kesilmez. Sofaya açılan oda ise bu yenilenmeyi insanın içine taşıdı; kalp, kapıya gelen her misafirle başka bir biçime giren yerdi.
Yağmurda bu iplik yeniden görünür: rahmetin kurak bir mevsimi yoktur. Gözlükte de görünür, çünkü o derste tanıma hiç bitmeyen bir yürüyüştü. Bu iplik ötekilerden farklı çalışır. Bir motifi başka bir motife bağlamaz; her motifin her an yeniden dokunduğunu hatırlatır.
Motiflerin buluştuğu yer
Bu dokumada ipliklerin bir araya toplandığı bir yer de var ve insan imgeleri orada durur. Ceviz içindeki ağaç, dağınık olanın bir yerde toplandığını söylüyordu. Testi, dolduğu suyun serinliğini kendi malı sanmamayı öğretti. Pusula iğnesi o toplanmış varlığın nereye döndüğünü gösterdi. Sofra, kaynağa yönelen kişinin dünyaya nasıl paylar dağıttığını anlattı; kılavuz da bu yolun elden ele nasıl geçtiğini.
İnsan motifleri yeni bir iplik getirmez; öteki ipliklerin insanda nasıl düğümlendiğini gösterirler. Sevgi burada bir yön olur, görme bir tanıma, yenilenme de hiç bitmeyen bir yürüyüş.
Yarıklar
Ders 6.10'da dönen gök, hiçbir imgenin merkezin kendisi olmadığını söylemişti. Dokuma bunu başka bir yerden gösterir: iki motif arasındaki yarıklar. Güneş istemeden parlar, hazine ise severek açılır; ikisinin sınırında bir yarık vardır. Nehirde su bir yere akar, yenilenmede önceki görünüş hiçbir yerde birikmez; orada da bir yarık açılır.
Her derste «imge burada yanıltır» dediğimiz yerler bu yarıklardı. Onlar dokumanın zayıf noktası değildir. Bir rengin nerede bittiğini, öbürünün nerede başladığını gösterirler. Kilimde sınırı yarık görünür kılar; sınırı söylenmeyen bir imge ise zamanla anlattığı şeyin yerine geçer ve onunla karışır.
Metinden
Geride kalan her imgeyi iki hareketle kurduk: benzetmek ve benzetmenin sınırını çizmek. Fusûs'un Nûh fassında İbn Arabî, Allah'ı bilmenin yolunu bu iki hareket üzerinden dört dizelik bir şiirle anlatır. Fassın konusu Hz. Nûh'un kavmine yaptığı çağrıdır; İbn Arabî o çağrının neden karşılık bulmadığını da bu iki hareketin dengesi üzerinden tartışır. O tartışmanın ayrıntısı terimleriyle birlikte sonraya kalıyor; burada yalnız şiirin kendisine bakıyoruz.
Şiir iki yanlış ısrarla başlar. Biri Allah'ı hiçbir şeye benzemeyen bir uzaklıkta tutar; öbürü O'nu gördüğümüz şeylerin içine yerleştirir. İbn Arabî ikisine de aynı hükmü verir: tek başına kalan her biri, anlatmak istediği şeyi daraltır. Uzaklıkta ısrar eden, Allah'ı âlemden kopuk bir yere kapatır; yakınlıkta ısrar eden, O'nu âlemin ölçüsüne indirir.
Şiirin ne söylemediğine de bakalım. İki yönü birlikte tutmanın bir orta yol ya da yarı yarıya bir uzlaşma olduğunu söylemez; ikisini birden, tam olarak tutmayı ister. İmgelerden de söz etmez; konusu Allah'ı bilmektir. Ama imgelerle yapılan iş bu şiirin küçük bir provasıydı. Her motif bir benzetmeydi, her yarık o benzetmenin durduğu yer. Yarığı görmeyen, tek bir motifi bütün kilim sanır.
Aslında…
Yaygın yanlış«İmgeler yeni başlayanlar içindi; terimler gelince onlara gerek kalmaz.»
İbn Arabî'nin kendi yazısı imgelerle, şiirle ve işaretlerle doludur; Chittick, onun düşüncesinde hayal gücünün bir süs değil bir bilme yolu olduğunu gösterir. Terimler motifleri daha keskin çizer ama çözgüyü değiştirmez. Bu yanlış, öğrenmeyi basamaklı bir merdiven gibi düşünmekten doğuyor: üst basamağa çıkan alttakini arkada bırakır sanılır.
Yaygın yanlış«Bütün imgeler aynı şeyi söylüyor; birini iyi bilen hepsini bilir.»
Motifleri aynı iplikler taşır, ama her biri yüzeye başka bir renk çıkarır. Hazine görünüşün nedenini, güneş biçimini, nehir zamanını söyler; biri ötekinin yerine geçmez. Ortak bir çözgü görünce motifleri eş sanmak kolaydır, çünkü altta birleşen şeyin üstte de aynı olduğunu varsayarız.
Büyük resim
Kilim imgesinin de yarıkları var. Kilim bir gün biter; dokuyucu son atkıyı vurur, çözgüyü keser ve tezgâhtan kalkar. Kilim ondan sonra da yıllarca yerde durur. İbn Arabî'nin anlattığı âlem ise hiçbir an böyle bitmiş, kendi başına bırakılmış bir dokuma değildir; nehir imgesinin söylediği gibi her an yeniden verilir.
Bir yarık da bakanın yerindedir. Çırak kilime yukarıdan, tezgâhın başından bakıyordu. Oysa insan bu dokumaya dışarıdan bakan biri değildir; motiflerin kesiştiği yerde, dokumanın içindedir. En derin yarık ise çözgünün kendisinde. Kilimde çözgü de bir ipliktir, atkıyla aynı yünden eğrilmiş olabilir. İmge böylece kaynağı ipliklerden biri, âlemle aynı cinsten bir şey gibi gösterebilir. İbn Arabî'nin anlattığı kaynak ise ipliklerin arasında bir iplik değildir.
Bu yarıkları bilerek bakınca kilimin bıraktığı şey sade: imgeler birbirine rastgele eklenmiş değildir, altlarından ortak iplikler geçer ve her birinin bir sınırı vardır. Nûh fassındaki şiirin istediği iki hareketin geleneğin dilinde birer adı var: benzetmeye teşbîh, benzetmenin sınırını çizmeye tenzîh denir.
Özet
- İmgeler tek tek motifler gibidir; altlarından sevginin, görmenin ve her an yenilenmenin iplikleri geçer, insan imgeleri de bu ipliklerin düğümlendiği yerde durur.
- Her dersteki «imge burada yanıltır» cümlesi, iki motif arasındaki yarıktır; Nûh fassındaki şiir de benzetme ile sınırın birlikte tutulmasını ister.
- Dokuma imgesi âlemi bitmiş bir eser, bakanı dışarıdaki biri ve kaynağı ipliklerden biri gibi gösterdiği yerde yanıltır.
Tefekkür
Quiz
- Kilimde çözgü ile atkının farkı nedir ve çözgü nerede görünür?
- Hazine ile susuz yolcuyu hangi iplik birbirine bağlar?
- Kilimdeki yarıklar bu imgeler için neye karşılık gelir?
- Nûh fassındaki şiir iki yönden birinde ısrar edene ne olduğunu söyler?
Cevaplar
- Çözgü uzunlamasına gerilen gizli iplerdir, atkı onların arasından geçen renkli yündür; çözgü yalnız iki uçta püskül olarak görünür.
- Sevgi ipliği; âlemi var eden bilinme isteği ile insanı yürüten çekiş, İbn Arabî'nin okumasında aynı kaynaktan gelir.
- Her imgenin yanılttığı, bir motifin bitip ötekinin başladığı yerlere.
- Aşkınlıkta ısrar eden O'nu kayıtlar, içkinlikte ısrar eden sınırlar; ikisini birlikte tutan isabet eder.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Kilimi çözmeye başlayınca motifler kaybolur, iplikler adlarıyla ortaya çıkar. Bundan sonra imgelerin yerini terimler alıyor ve her terim kendi bağlamıyla geliyor. İlk iplik, «varlık» diye çevirdiğimiz kelime: Arapçada kökü «bulmak» anlamına gelir. Var olmak, bir bakıma bulunmak mıdır; ve bir şey bulunuyorsa, onu bulan kimdir?