Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî'ye göre âlemde kıpırdayan her şey bir şeye doğru kıpırdar ve o şey onun sevdiğidir; hareketin gücü de yönü de sevilenden gelir.
- Fusûs'un Mûsâ fassında Hz. Mûsâ'nın korkuyla kaçışı, iç yüzünde kurtuluş sevgisi olarak okunur; aynı pasaj âlemin yokluktan varlığa çıkışını da bir sevgi hareketi sayar ve sevgiden olmayan hareket bulunmadığını söyler.
- Fütûhât'a göre insan Leylâ'yı, parayı, makamı severken aslında Yaratıcısını sever ve bu sevgilerle O'ndan perdelenir; sevgi ise kanmadan içmektir, bu yüzden susuzluk imgesi doyma noktasında yanıltır.
Kanca
Ağustosta, gölgesiz bir toprak yol. Öğle sıcağında bir yolcu yürüyor; matarası saatlerdir boş, dili damağına yapışmış. Ufukta, yolun kıvrıldığı yerde, bir sıra kavak beliriyor. Yolcu orada su olduğunu bilir, çünkü kavak suyun yanında büyür.
O anda adımları değişir. Yorgunluk aynıdır, güneş aynıdır, ama bacakları kendiliğinden hızlanır. Onu yürüten ne bacaklarıdır ne de yol; henüz görmediği bir çeşmenin çekişidir.
Merkezi soru
İbn Arabî'ye göre âlemde kıpırdayan her şeyi, yürüyeni de kaçanı da, yerinden kaldıran güç nedir; ve susuz bir yolcunun hızlanan adımları bu gücü anlamaya nereye kadar yardım eder, nerede yanıltır?
Anlatım
Susuzluk bacaklarda değildir
Yolcuya bir daha bak. Susuzluğu ayaklarında değil, boğazında, bütün bedeninde. Yine de yürüyen ayaklardır. İçeride bir yöneliş var ve o yöneliş dışarıda adıma, yola, toza dönüşüyor.
Bu yönelişin bir de yönü var. Yolcu gelişigüzel yürümez; her adımı kavaklara biraz daha yaklaştırır. Susuzluk ona yalnızca «kalk» demez, «şuraya» da der. Hareketin gücü ile hareketin yönü aynı yerden gelir.
İbn Arabî âleme bu gözle bakar. Onun okumasında gökte dönen yıldızdan toprağı yaran filize, avını kovalayan kurttan anasını arayan kuzuya kadar her kıpırtının içinde böyle bir yöneliş vardır. Kıpırdayan, bir şeye doğru kıpırdar; o «bir şey» de onun sevdiğidir, adını bilsin ya da bilmesin.
Kaçan da sever
Burada hemen bir itiraz doğuyor. Bazı hareketler bir şeye doğru değil, bir şeyden uzağa gibi görünür. Korkan kaçar, tiksinen geri çekilir. Bunları da sevgiye bağlamak zorlama değil midir?
İbn Arabî bu itirazı bir peygamber hikâyesinde karşılar. Hz. Mûsâ, Kur'an'ın anlattığına göre, bir kavgada bir adamın ölümüne sebep olduktan sonra Mısır'dan çıkar. Kasas suresi onun şehirden korku içinde, etrafı kollayarak ayrıldığını anlatır. Yıllar sonra Firavun'un karşısına dikildiğinde de, Şuarâ suresinin 21. ayetinde, o günü kendi ağzından şöyle hatırlar: sizden korktuğum için kaçtım, sonra Rabbim bana hikmet verdi ve beni elçilerden kıldı.
Fusûsu'l-Hikem'in Mûsâ fassında İbn Arabî bu kaçışın üzerinde durur. Özetle şunu söyler: Hz. Mûsâ korkudan söz eder, çünkü görünen oydu; ama onu yerinden kaldıran, kurtuluşu sevmesiydi. Korku kaçmanın dış yüzüdür, sevgi iç yüzü.
Yolcumuza dönelim. Güneşin altında dururken bir anda gölgeye koşsa, bu koşu sıcaktan kaçmak mıdır, serinliği aramak mı? Aynı adımdır ve iki adla anılabilir. İbn Arabî ikinci adı daha derin bulur. Kaçılan şeyin arkasında her zaman sevilen bir şey durur: can, selamet, huzur.
Âlemin ilk adımı
Aynı fasta İbn Arabî, Hz. Mûsâ'nın kaçışından çok daha eski bir harekete geçer: hiç yokken var olmaya. Onun anlatımında âlem önce yokluğun durgunluğundadır, sonra varlığa doğru kıpırdar. Bu ilk kıpırtı da bir sevgi hareketidir.
Bu sevginin kimin sevgisi olduğunu Ders 6.1'de gizli hazine imgesiyle görmüştük; burada yalnızca yönüne bakıyoruz. İbn Arabî bu ilk hareketin bir kez olup bittiğini düşünmez. Âlemin varlığa çıkışı bir sevgiyle başladıysa, âlemin içindeki her hareket de o ilk adımın devamıdır. Filiz o yüzden ışığa uzanır, yolcu o yüzden kavaklara yürür.
Böylece iki uç birleşir. En büyük hareket, yani yokluktan varlığa çıkış, ile en küçük hareket, yani bir insanın gölgeye doğru attığı adım, aynı kökten gelir. İbn Arabî aynı pasajda sonucu açıkça bağlar: varlıkta sevgiden doğmayan bir hareket yoktur.
Kavakların ardındaki
Yolcu kavaklara yürürken belli bir çeşmeyi düşünür. Belki o çeşmenin suyunu daha önce içmiştir, taşını, oluğunu hatırlar. Ama onu gerçekten çeken o taş oluk mudur, yoksa suyun kendisi mi?
İbn Arabî sevgide de benzer bir perde görür. Fütûhât'ta, Chittick'in aktardığı bir pasajda, özetle şöyle der: hiç kimse Yaratıcısından başkasını sevmez; ama Zeyneb'e, Suâd'a, Hind'e, Leylâ'ya, dünyaya, paraya, makama duyduğu sevgi onu O'ndan perdeler. Sayılan adlar eski Arap şiirinin sevgili adlarıdır. İnsan bir yüzü, bir serveti, bir itibarı sever ve sevdiğinin bu olduğunu sanır.
Bu okumaya göre Leylâ sahte değildir, perdedir. Perde, ardındakini hem örter hem de ona işaret eder. Kavakları seven yolcu yanılmıyor; yalnızca kavakların neden sevildiğini, onları yeşerten suyu her an hatırlamıyor.
Metinden
Mûsâ fassındaki pasaj, Hz. Mûsâ'nın kaçışından âlemin varlığa çıkışına geçen birkaç satırdır. Kelimesi kelimesine aktarmak yerine sırasını koruyarak özetliyoruz.
Pasajı yavaş oku ve sırasına dikkat et. İbn Arabî büyükten küçüğe değil, küçükten büyüğe gider: önce tek bir insanın korkulu kaçışı, sonra bütün âlemin varlığa çıkışı. Bir kişinin hayatındaki bir sabah, evrenin ilk anını anlamak için bir kapı olur.
Pasaj neyi söylemez? Korkunun sahte olduğunu söylemez; Hz. Mûsâ gerçekten korkmuştur. Korkuyu siler gibi değil, onun altına bakar gibi konuşur. Her hareketin iyi ya da doğru olduğunu da söylemez. Yalnızca her hareketin bir sevgiden beslendiğini söyler; o sevginin neye yöneldiği ayrı bir sorudur.
Aslında…
Yaygın yanlış«Hareketin kökü sevgiyse korku, öfke ve kaçış sevgisizliğin işaretleridir.»
Mûsâ fassındaki okuma bunun tersini söyler: kaçış da sevgiden doğar, yalnızca sevilen şey görünmez olur. Korkan insan canını, selametini sever; kaçtığı şey sevdiğini tehdit ettiği için kaçar. Bu yanlış, sevgiyi yalnız yumuşak ve tatlı duygulara ayırdığımız için yerleşiyor; oysa İbn Arabî'de sevgi bir duygu türünden önce bir yöneliştir.
Yaygın yanlış«İbn Arabî bir insana duyulan aşkı sahte sayar, yalnız Allah'a duyulan sevgiyi gerçek bulur.»
Fütûhât'taki pasaj Leylâ'ya duyulan sevgiyi yok saymaz; onun bir perde olduğunu söyler, perdenin ardında da aynı sevginin durduğunu. Yanlış, «perde» kelimesini «yalan» diye duymaktan doğuyor. Perde örter, ama ardında bir şey olduğu için perdedir.
Büyük resim
Susuz yolcu imgesi iki yerde yanıltır. İlki doymaktır. Yolcu çeşmeye varıp içtiğinde susuzluğu diner ve durur; hareket hedefine ulaşınca biter. İbn Arabî sevgiyi böyle anlatmaz. Fütûhât'ta sevginin tanımlanamayacağını söyler ve şunu ekler; Chittick'in İngilizcesinden aktarıyoruz: «Sevgiyi tanımlayan onu bilmemiştir; onu içerek tatmayan bilmemiştir; ondan kandığını söyleyen de bilmemiştir, çünkü sevgi kanmadan içmektir.»
İkinci yanılgı eksikliktir. Yolcunun susuzluğu bir boşluktur; bedeninde su azaldığı için yürür. İnsan tarafında sevgi çoğu zaman böyle bir özlemle başlar. Ama İbn Arabî âlemi başlatan ilk hareketi bir boşluğun doldurulması diye anlatmaz; Ders 6.1'de gördüğümüz gibi hazine, tanınmadan önce de eksiksizdir. İmgeyi yalnız insan tarafına uygularsan doğru, her şeyin başına taşırsan yanlış konuşur.
Bu iki sınırın içinde imge sağlam kalır: hareketin gücü de yönü de sevilen şeyden gelir, ve kaçan bile bir şeye doğru koşar. Ders 7.5'teki pusula iğnesi bir yöne bağlanmayı anlatıyordu; bu ders o bağın içindeki çekişi, bütün âlemi yürüten gücü adlandırır. Yokluktan varlığa ilk kıpırtıdan bir yolcunun gölgeye attığı adıma kadar süren bu harekete gelenek bir ad verir; bunun adı hareket-i hubbiyye, yani sevgi hareketi.
Özet
- İbn Arabî'ye göre âlemde kıpırdayan her şey bir şeye doğru kıpırdar ve o şey onun sevdiğidir; hareketin gücü de yönü de sevilenden gelir.
- Fusûs'un Mûsâ fassında Hz. Mûsâ'nın korkuyla kaçışı, iç yüzünde kurtuluş sevgisi olarak okunur; aynı pasaj âlemin yokluktan varlığa çıkışını da bir sevgi hareketi sayar ve sevgiden olmayan hareket bulunmadığını söyler.
- Fütûhât'a göre insan Leylâ'yı, parayı, makamı severken aslında Yaratıcısını sever ve bu sevgilerle O'ndan perdelenir; sevgi ise kanmadan içmektir, bu yüzden susuzluk imgesi doyma noktasında yanıltır.
Tefekkür
Quiz
- Susuz yolcu imgesinde hareketin gücü ile yönü nereden gelir?
- Şuarâ suresinin 21. ayetinde Hz. Mûsâ kaçışını hangi sebebe bağlar, Mûsâ fassında bu sebebin altında ne bulunur?
- Mûsâ fassına göre âlemin varlığa çıkışı nasıl bir harekettir?
- Fütûhât'taki pasajda Zeyneb, Leylâ, para ve makam neyi temsil eder?
- Susuzluk imgesi nerede yanıltır? İki yer göster.
Cevaplar
- İkisi de aynı yerden, yolcunun sevdiği ve henüz ulaşmadığı sudan gelir.
- Korktuğu için kaçtığını söyler; İbn Arabî korkunun dış yüz olduğunu, onu harekete geçirenin kurtuluşu sevmesi olduğunu söyler.
- Yokluktan varlığa bir sevgi hareketidir; bu sevgi olmasaydı âlem görünmezdi.
- İnsanın sevdiği ve sevgisinin asıl sahibini örten perdeleri temsil eder; ardındaki sevgi yine Yaratıcıya yönelir.
- Yolcu içince doyar oysa sevgi kanmadan içmektir; ve yolcunun susuzluğu bir eksikliktir oysa âlemi başlatan ilk hareket bir eksikliği gidermek için değildir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Yolcu yürür, çünkü bir şey onu çeker. Peki yolun sonunda, bedenin artık hiçbir yere yürüyemediği o son eşikte ne olur? İnsanların çoğu ölümü bütün hareketlerin durduğu yer sayar. İbn Arabî ise onu bir duruş değil, bir uyanış diye anar. Sıradaki soru, uyku ile uyanış arasındaki bu ayrımın ölüme nasıl uzandığı.