Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Hz. Peygamber son hastalığında peygamberliğin müjdelerinden yalnız iyi rüyanın kaldığını söyler; İbn Arabî buradan yeni hüküm getiren peygamberliğin kapandığını, Allah'ın kuluna yakınlığının ise sürdüğünü okur.
- Fusûs'un Üzeyr fassına göre bu yakınlık kuşatan, genel bir yörüngedir ve sona ermez, çünkü Allah kendini «Veli» diye anar (Şûrâ 28); veli ise peygamberin mirasçısı ve izleyicisidir.
- «Velilik peygamberlikten yüksektir» sözü İbn Arabî'de peygamberin kendi içindeki iki yüzü anlatır; peygamberi izleyen veli ondan asla yüksek olamaz, çünkü izleyen izleneni geçemez.
Kanca
Şafaktan önce, yüksek bir geçidin eteğindeki hanın avlusu. Yolcular yüklerini bağlıyor, hayvanlar soğukta buğu çıkarıyor. Yukarıda, kayaya oyulmuş dar bir yol kıvrılarak buluta giriyor. O yolu kimin açtığını bilen yok artık; ustası çoktan ölmüş, ama kayaya vurduğu işaret taşları hâlâ yerinde.
Kafilenin önüne yaşlıca bir kılavuz geçiyor. Bu yolu kaç kez yürüdüğünü kendisi de saymamış. Kimse ondan yeni bir yol açmasını istemiyor; herkes aynı şeyi bekliyor: onu izlemek.
Merkezi soru
İbn Arabî'ye göre peygamberlik kapandıktan sonra insanlara yolu kim gösterir, ve o yolu yürüyerek gösteren kişi, yolu açandan üstün sayılabilir mi?
Anlatım
Perdenin aralandığı sabah
Müslim'in Sahîh'inde, namaz bölümünde, İbn Abbâs'ın anlattığı kısa bir sahne vardır. Hz. Muhammed son hastalığındadır. Mescitte insanlar Hz. Ebû Bekir'in arkasında saf tutmuş, namaz kılmaktadır. Hz. Peygamber odasının perdesini aralar ve onlara bakar.
Söylediği şey, özetle şudur: peygamberliğin müjdelerinden, bir Müslümanın gördüğü ya da ona gösterilen iyi rüyadan başka bir şey kalmadı. Cümle hem bir kapanışı hem bir açıklığı haber verir. Yeni bir vahiy gelmeyecektir. Ama gökle yer arasındaki bütün iletişim de kesilmiş değildir; bir ince iplik, hâlâ uzanmaktadır.
İbn Arabî bu ikiliği ciddiye alır ve bütün bir öğretiyi onun üzerine kurar. Neyin kapandığını ve neyin açık kaldığını ayırmak, onun gözünde, peygamberden sonraki insanın yerini anlamanın ta kendisidir.
Yolu açan usta
Geçide dönelim. Yolu açan usta, dağı yerinden oynatmaz; kayanın izin verdiği yerden geçer. Ama geçtiği yer artık yoldur. Nerede durulacağını, hangi kenara yaklaşılmayacağını, sırtta ne kadar yük taşınabileceğini işaret taşlarıyla bildirmiştir. Yol bir kez açılmıştır ve tamamdır.
İbn Arabî'nin gözünde peygamberlerin, özellikle yeni bir hüküm getirenlerin işi buna benzer. Onlar insanlara ne yapılacağını, neyin yasak olduğunu, nasıl ibadet edileceğini bildirir. Hz. Muhammed'le bu tür peygamberlik kapanmıştır. Yol tamamdır; ikinci bir yol açmaya kalkan kişi, kafileyi başka bir dağa götürür.
Yolu yürüyen kılavuz
Kılavuz ise ustanın bıraktığı işaretleri izleyerek öğrenmiştir. Onun bilgisi kitaptan okunmuş bir harita bilgisi olmaktan çok, ayağın bilgisidir. Hangi taşın buzlandığını, sisin hangi dönemeçte çöktüğünü yürüyerek bilir. Yolcular ona güvenir, çünkü o yolun hem üstünde yürümüş hem de hiçbir zaman dışına çıkmamıştır.
Tirmizî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin aktardığı bir hadiste «âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır» denir; peygamberler altın, gümüş bırakmamış, bilgi bırakmıştır. Bazı hadis tenkitçileri bu rivayeti zayıf bulmuş, İbn Hacer gibileri onu destekleyen başka rivayetlerle birlikte güvenilir saymıştır. İbn Arabî mirasçılığı geniş okur. Fransız araştırmacı Michel Chodkiewicz'in gösterdiği gibi, o velileri peygamberlerden aldıkları mirasa göre tanır ve sınıflar. Fütûhât'ta velinin peygamberlik karşısında tek bir yeri vardır: mirasçı ve izleyici olmak.
Kapanan kapı, açık kalan kapı
Peki kapanan tam olarak nedir? İbn Arabî, Fütûhât'ta, yeni hüküm getiren peygamberliğin kapısının kapandığını, genel anlamdaki kapının ise açık kaldığını söyler. Bu genel anlamı gündelik dille şöyle söyleyebiliriz: Allah'ın bir kulunu kendine yakınlaştırması, ona bir şey fark ettirmesi, bir rüyayla ya da bir sezgiyle yolu aydınlatması. Kafileye yeni bir yol verilmez, ama yolda yürüyene ışık gelmeye devam eder.
Fusûs'un Üzeyr fassında bu sürekliliğin gerekçesini İbn Arabî bir isimden çıkarır. Allah Kur'an'da kendini «Veli» diye anar; Şûrâ suresinin 28. ayetinde «O, Veli'dir, övgüye layık olandır» denir. Oysa kendini peygamber ya da elçi diye adlandırmaz. İbn Arabî bu yakınlığı Allah'ın bir ismine bağlar; bu yüzden o, âlemden hiçbir zaman çekilmez. Kulun bu isimden aldığı pay da kesilmez, her çağda Allah'a yakın insanlar bulunur. Peygamber ve elçi sıfatları ise belli bir göreve bağlıdır; görev tamamlanınca onlar da tamamlanır.
Usta da yürümüştür
Burada imgenin çok önemli bir ayrıntısı devreye girer. Yolu açan usta, yolu açarken o yolu ilk yürüyen kişidir. Kılavuzun yürüdüğü her dönemeçten önce o geçmiştir.
İbn Arabî'de de her peygamber aynı zamanda velidir. Peygamberin, insanlara hüküm bildiren bir yüzü, bir de Allah'a yakın olan, O'ndan alan bir yüzü vardır. Veli yalnız ikinci yüzü miras alır; birinci yüzü, yani yeni yol açma yetkisini hiçbir zaman almaz.
Kılavuzun itibarı da buradan gelir. Geceyi hanın köşesinde yolcularla geçirir, onlara ustanın nasıl yürüdüğünü anlatır; bütün güveni o ilk adımlara sadık kalışından doğar. Bir gün «işaretler eskidi, ben yeni bir geçit biliyorum» derse, yolcular ona artık kılavuz demez. İbn Arabî'ye göre veli de kendi içine doğanı peygamberin getirdiği hükmün terazisinde tartar; ikisi çatışır gibi görünürse sorgulanacak olan hüküm değil, kendi anlayışıdır.
Metinden
Üzeyr fassının merkezindeki cümle kısadır; Caner Dagli'nin İngilizce çevirisinden aktarıyoruz.
Cümleyi yavaş oku. «Kuşatan» ve «genel» kelimeleri bir alanın genişliğini anlatır, bir rütbenin yüksekliğini anlatmaz. Yörünge benzetmesi de aynı yöne işaret eder: içteki daireler dıştakinin içinde döner. Peygamberlik bu geniş dairenin içinde, belli bir görevle çizilmiş daha dar bir dairedir.
Pasaj neyi söylemez? Velilerin peygamberlerden üstün olduğunu söylemez. Yeni bir yolun açılabileceğini de söylemez. Söylediği yalnızca şudur: yakınlık dairesi kapanmaz, hüküm dairesi kapanmıştır.
Aslında…
Yaygın yanlış«Veli peygamberden üstündür; çünkü yakınlık, görevden daha yüksektir.»
İbn Arabî bu okumayı aynı fasta, kendi eliyle düzeltir. Konuk'un şerhine göre, «velilik peygamberlikten yüksektir» diyen birini duyarsan, bunun tek bir kişi hakkında söylendiğini bil, der: peygamberin kendi içinde, Allah'a yakın yüzü, hüküm bildiren yüzünden daha tamdır. Peygamberi izleyen bir veli ise ondan asla yüksek olamaz; izleyen, izlediği şeyde izleneni geçemez. İnsanlar bu yanlışa, kısa bir cümle bağlamından koparılıp elden ele dolaştığı için düşer. «Velilik üstündür» sözü, «veli üstündür» diye duyulur.
Yaygın yanlış«Peygamberlik kapandığına göre Allah artık kimseye bir şey bildirmez; din yalnız kitaplarda kalmıştır.»
Perdenin aralandığı sabah bunun tersini söyler: iyi rüya kalmıştır. İbn Arabî'de de kapanan, yeni hükümdür; yakınlık ve fark ettirme sürer. Bu yanlış, kapanan kapı ile açık kalan kapıyı tek bir kapı sanmaktan doğar.
Büyük resim
Dağ yolu imgesi iki yerde yanıltır. Birincisi zamandır. İmgede usta öldükten sonra geriye yalnız taşlar kalır, kılavuz da o taşları okuyarak yürür. İbn Arabî'de veli yalnız bırakılmış işaretleri okumaz; peygamberin aldığı aynı kaynaktan, ama onun yolunun içinde kalarak alır. Mirasçı, mirası bırakanla canlı bir bağ içindedir.
İkinci yanılgı ustalıktadır. Gerçek bir dağda kılavuz, yolu açan ustadan daha iyi yürüyebilir, bir kestirme bile bulabilir. İbn Arabî'de böyle bir şey yoktur: yolu açan peygamber, o yolun ilk ve en tam yürüyenidir. Bir kestirme bulduğunu söyleyen kılavuz, İbn Arabî'nin ölçüsüyle, yoldan çıkmıştır.
Buna karşın imgenin asıl söylediği ayakta durur. Ders 7.4'te yolun bir uzaklık kat etmekten çok bir fark ediş olduğunu görmüştük; kılavuz, o fark edişi yürüyerek taşıyan insandır. Ders 7.6'daki inceliğin ilk katı da vahiyle gelmişti; bu ders, o bilginin peygamberden sonra nasıl elden ele geçtiğini gösterir. Yolu açmadan yürüyen, yürüdüğü yolda Allah'a yakın olan ve başkalarını da o yakınlığa götüren insanın Arapçada dost ve yakın anlamına gelen bir adı var; bunun adı velî.
Özet
- Hz. Peygamber son hastalığında peygamberliğin müjdelerinden yalnız iyi rüyanın kaldığını söyler; İbn Arabî buradan yeni hüküm getiren peygamberliğin kapandığını, Allah'ın kuluna yakınlığının ise sürdüğünü okur.
- Fusûs'un Üzeyr fassına göre bu yakınlık kuşatan, genel bir yörüngedir ve sona ermez, çünkü Allah kendini «Veli» diye anar (Şûrâ 28); veli ise peygamberin mirasçısı ve izleyicisidir.
- «Velilik peygamberlikten yüksektir» sözü İbn Arabî'de peygamberin kendi içindeki iki yüzü anlatır; peygamberi izleyen veli ondan asla yüksek olamaz, çünkü izleyen izleneni geçemez.
Tefekkür
Quiz
- Hz. Peygamber son hastalığında perdeyi araladığında peygamberlikten neyin kaldığını söyler?
- İbn Arabî'ye göre peygamberlikle ilgili kapanan kapı hangisidir, açık kalan hangisi?
- Üzeyr fassında yakınlığın sona ermeyişi hangi gerekçeye dayanır?
- «Velilik peygamberlikten yüksektir» sözünü İbn Arabî nasıl açıklar?
- Dağ yolu benzetmesi nerede yanıltır? İki yer göster.
Cevaplar
- Peygamberliğin müjdelerinden yalnız Müslümanın gördüğü ya da ona gösterilen iyi rüyanın kaldığını söyler.
- Yeni hüküm getiren peygamberlik kapanmıştır; Allah'ın kuluna yakınlığı ve ona bir şey fark ettirmesi ise sürer.
- Allah kendini «Veli» diye anar ama peygamber ya da elçi diye anmaz; bu yüzden yakınlık âlemden hiç çekilmez.
- Bunun tek bir kişi için, peygamberin kendi içindeki yakınlık yüzünün hüküm yüzünden tam olması anlamına geldiğini, izleyen velinin ise peygamberi asla geçemeyeceğini söyler.
- Kılavuz yalnız bırakılmış taşları okumaz, aynı kaynaktan alır; ve kılavuz yolu açandan iyi yürüyemez, çünkü peygamber o yolun ilk ve en tam yürüyenidir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Kılavuz bu soğuk sabahta kafilenin önüne neden geçer? Yolcuyu hanın sıcağından kalkıp sarp geçide yönelten, kılavuzu yüzüncü kez aynı yola çıkaran nedir? İbn Arabî âlemdeki her kıpırtının kökünde bir çekim görür: sevenin sevdiğine doğru yürümesi. Sıradaki soru, yolcuyu da kılavuzu da yerinden kaldıran o çekimin adını koyar: aşk.