Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kâf 16 ve Hadîd 4, İbn Arabî'nin okumasında yakınlığı yolun sonunda kazanılacak bir ödül değil, başlangıçtan beri var olan bir durum olarak koyar; Chittick'in aktardığı pasajlara göre yolun işi O'nu tanımaktır, çünkü O kaybedilmiş değildir.
- Hûd fassında, Hûd 56'ya dayanarak, alnından tutulan her canlının Rabbinin dosdoğru yolunda yürüdüğü söylenir; ayrım yolda olup olmamakta değil, bunu bilip bilmemektedir, ve Kitâbü'l-İsfâr'a göre bu yolculuk hiç bitmez.
- Gözlük imgesi arayanın aradığıyla baktığını gösterir; ama nesne olması, bulununca aramanın bitmesi ve aramayı boşa çıkarması yüzünden İbn Arabî'nin yolunu tam anlatmaz.
Kanca
Sabah, evden çıkmadan önce. Biri gözlüğünü arıyor. Mutfak tezgâhına bakıyor, kitaplığın rafına, dünkü ceketin cebine. Yatağın altına eğiliyor, halının kenarını kaldırıyor, telaşı giderek artıyor.
Sonra aynanın önünden geçerken duruyor. Gözlük burnunun üstünde. Bütün o arama boyunca tezgâhı, rafı, cebi o gözlükle görmüştü. Aradığı şey, aramasının içinden baktığı şeydi.
Merkezi soru
İbn Arabî, Allah'a giden yolu neden uzak bir yere varmaktan çok zaten yakın olanı fark etmek diye okur, ve bu okuma yolu gereksiz kılar mı?
Anlatım
Mesafe dili
Tasavvuf kitapları yolculuk kelimeleriyle doludur. Yolcu, menzil, konak, varış; basamak basamak çıkılan bir merdiven, aşılan dağlar ve vadiler. Bu dil yalnız şairlerin süsü de sayılmaz. İnsan kendini gerçekten uzak hisseder: dağınık, unutkan, kendi telaşına gömülmüş. Uzaklık hissi gerçek olduğu için yol da gerçek bir mesafe gibi görünür.
İbn Arabî bu dili reddetmez; kendisi de onu bolca kullanır. Ama bu dilin altına başka bir soru yerleştirir. Mesafe kimin tarafında? Aranan mı uzakta, yoksa arayanın bakışı mı başka yere dönük?
Kur'an'daki yakınlık
Onun cevabı Kur'an'ın yakınlık ayetlerinden yola çıkar. Kâf suresinin 16. ayeti, Allah'ın insana şah damarından daha yakın olduğunu söyler. Hadîd suresinin 4. ayeti ise «nerede olursanız O sizinle beraberdir» der. Bu ayetlerde bir yol tarifi yok; bir durum bildiriliyor. Yakınlık, yolun sonunda kazanılacak bir ödül olarak konmaz; başlangıçtan beri vardır.
Gözlük imgesi burada işe yarar. Gözlüğü arayan kişi gözlükten bir an bile ayrı düşmemiştir. Eksik olan gözlük değil, ona dair farkındalıktır. Mutfağa, rafa, cebe yapılan bütün yolculuk, gözlüğün konumunu değil, bakışın yönünü değiştirmek için yapılmıştır.
William Chittick, İbn Arabî'de huzur üzerine yazdığı makalede bu noktayı İbn Arabî'den aktardığı pasajlarla açar. Özetle: Hadîd 4'e göre O her yerde seninledir, gözün O'ndan başka bir şeye düşmez; geriye kalan iş, O'nu tanımaktır. Tanısaydın O'na yükselmek için yola koyulmazdın, çünkü O'nu kaybetmiş değilsin. Chittick'in okumasında yolun amacı, zaten var olan bir birlikteliğin bilincine varmaktır.
Herkes zaten yolda
İbn Arabî bu fikri Fusûs'un Hûd fassında bir adım ileri taşır. Fassın merkezindeki ayetlerden biri Hûd suresinin 56. ayetidir: yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki O onu alnından tutmuş olmasın; Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.
Fassın okumasında bu ayet şaşırtıcı bir sonuç verir. Alnından tutulan her canlı, onu tutanın yolunda yürür. Öyleyse hiç kimse bütünüyle yolun dışında değildir. Gözlüğünü arayan kişi de evin içinde kaybolmamıştı; her adımı gözlüğün içinden atılmıştı. İnsanlar yolda olup olmamakla değil, yolda olduklarını bilip bilmemekle ayrılır.
Bu sonuç ilk duyuşta rahatlatıcı gelebilir, ama İbn Arabî onu bir teselli cümlesi olarak kurmaz. Herkesin yolda olması, herkesin aynı gördüğü anlamına gelmez. Gözlüğü burnunda olup bunu bilmeyen biri, yine de odayı bulanık bir telaş içinde dolaşır. Fark edenle etmeyen aynı evdedir; değişen, evin içinde nasıl yürüdükleridir.
Yolculuk hiç bitmiyor
Burada bir soru doğar: fark etmek bir anda olup biten bir iş mi? Gözlük bulunur, arama biter, insan evden çıkar. İbn Arabî'nin yol anlayışı böyle kapanmaz.
Bu soruyu soran kişi, yolculuğu kitaptan öğrenmemiştir. İbn Arabî Endülüs'te doğdu, Kuzey Afrika'nın şehirlerini dolaştı, Mekke'ye vardı, oradan Irak'a ve Anadolu'ya geçti, ömrünü Şam'da tamamladı. Angela Jaffray, onun hayatının neredeyse yarısını yollarda geçirdiğini hatırlatır. Yani yakınlığı anlatan adam, mesafeyi de çok iyi tanıyordu; at sırtında geçen aylar onun için bir benzetme değil, gündelik hayattı.
Yolculuk üzerine yazdığı kısa eser Kitâbü'l-İsfâr'da, Angela Jaffray'in çevirisi ve incelemesinin gösterdiği gibi, varlığın kendisini hiç durmayan bir yolculuk olarak anlatır. Özetle: biz ve kökenlerimiz var olduğu andan itibaren yolculuğumuz kesilmez ve sonsuza kadar sürer. Eserde O'ndan, O'na ve O'nda yapılan yolculuklar ayırt edilir. O'nda yapılan yolculuk şaşkınlığın, hayretin yolculuğudur. Onun kazancı da başka bir şey değil, O'nun kendisidir.
Yani fark etmek bir kere olmaz. Kendini her an yeni bir yüzle gösteren şey, bakışın da her an tazelenmesini ister. Ders 6.10'da gördüğümüz hayret, yolun sonunda duran bir duvar değil, O'nda yürümenin kendisidir.
Metinden
Hûd fassı, yakınlık ile yol arasındaki bağın en yoğun kurulduğu yerlerden biridir. Aşağıda pasajın bir özeti var; birebir çeviri yerine anlamı aktarılıyor.
Pasaj önce yolu sahiplendirir: dosdoğru yol kulun değil, Allah'ındır. Kul o yolu açmaz, inşa etmez; o yola konmuştur. Gözlük imgesiyle söylersek, arayan kişi bakacağı camı kendisi yapmamıştır.
İkinci adımda yakınlık ile yürüyüş aynı cümlede buluşur. Şah damarı ayeti yolun bitiş çizgisi olarak okunmaz; yolun zemini olarak okunur. Yürüyen, üzerinde yürüdüğü şeye zaten dokunmaktadır.
«Alnından tutmak» ifadesi de dikkat ister. Alın, insanın yüzünün en önde duran yeridir; yürüyen kişi dünyayla ilk ondan karşılaşır. Ayetin imgesinde tutan el, yürüyenin tam önünde, alnının üstündedir. Yürüyen onu çoğu zaman görmez, ama her yönelişi o tutuşun içinde olur. Gözlüğün camı gibi, bakışın hep önündedir ve o yüzden gözden kaçar.
Pasajın söylemedikleri de önemli. Herkesin aynı yerde olduğunu söylemez; alnından tutan Rab her canlı için kendi yüzüyle tutar ve her yol bir başka isimden geçer. İnsanın Allah olduğunu da söylemez. Yakınlık, iki şeyin birbirine karışması demek değildir; burnundaki gözlük, bakan göz olmaz.
Aslında…
Yaygın yanlış«Madem Allah zaten yakın, yola, ibadete, çabaya ihtiyaç kalmaz.»
İbn Arabî böyle bir sonuca hiçbir zaman varmaz. Eserlerinde dinin hükümlerine bağlılık yol boyunca sürer; Fütûhât'ın uzun bölümleri abdestin, namazın, orucun ve haccın iç anlamlarını anlatır. Yakınlığın bilinmesi, yürüyüşü ortadan kaldırmaz, yürüyüşün ne işe yaradığını değiştirir: adım, uzakta bir yere varmak için değil, yakın olanı görebilmek için atılır. Yanılgı, «fark etmek» kelimesinin kolaylık diye duyulmasından doğar.
Yaygın yanlış«Şah damarından yakın olmak, Allah'ın insanın bedenine girdiği anlamına gelir.»
İbn Arabî'nin okumasında yakınlık bir yer ilişkisi değildir. Allah bir mekâna sığmaz ve bir şeyin içine girmez; yakınlığı, varlığı her an ayakta tutmasıdır. Yanılgı, «yakın» kelimesinin gündelik, mesafe ölçen anlamıyla okunmasından doğar.
Büyük resim
Gözlük imgesi önce nesnesinde yanıltır. Gözlük bir eşyadır; bulunur, çıkarılır, masaya konur, yine kaybedilir. İbn Arabî'nin anlattığı yakınlık ise ele geçirilen bir nesne değildir. O bulunmaz, tanınır; tanıyan da onu cebine koyamaz.
İkinci sınır zamanda. Gözlüğü bulan kişi aramayı bitirir ve günün geri kalanında gözlüğü unutur. Jaffray'in aktardığı yolculuk anlayışında ise tanıma bitmez; her yeni an yeni bir bakış ister. İmge bir anlık çözümü gösterir, İbn Arabî'nin yolu ise hiç kapanmayan bir yürüyüştür.
Üçüncüsü aramanın değerinde. İmgede bütün o evin içinde dolaşma boşa gitmiş bir telaştır. İbn Arabî'de ise arama boşuna değildir: alnından tutulmuş olan yürür ve her adımı aynı yolun üzerindedir. Aramanın kendisi de yolun parçasıdır.
Bu ders, Ders 7.2'deki her an dönen kalple ve bir önceki dersteki kendini tanımayla birleşir. Yolcunun bakışı dışarıdan içeriye döner, ama içeride bulduğu da yine başka bir yerden gelmiştir. Tasavvuf geleneği yolda yürümeye ve bu yürüyüşün kendisine birer ad verir; bunun adı sülûk ve seyr.
Özet
- Kâf 16 ve Hadîd 4, İbn Arabî'nin okumasında yakınlığı yolun sonunda kazanılacak bir ödül değil, başlangıçtan beri var olan bir durum olarak koyar; Chittick'in aktardığı pasajlara göre yolun işi O'nu tanımaktır, çünkü O kaybedilmiş değildir.
- Hûd fassında, Hûd 56'ya dayanarak, alnından tutulan her canlının Rabbinin dosdoğru yolunda yürüdüğü söylenir; ayrım yolda olup olmamakta değil, bunu bilip bilmemektedir, ve Kitâbü'l-İsfâr'a göre bu yolculuk hiç bitmez.
- Gözlük imgesi arayanın aradığıyla baktığını gösterir; ama nesne olması, bulununca aramanın bitmesi ve aramayı boşa çıkarması yüzünden İbn Arabî'nin yolunu tam anlatmaz.
Tefekkür
Quiz
- Kâf 16 ve Hadîd 4, İbn Arabî'nin yol anlayışında neyi değiştirir?
- Hûd fassı, Hûd suresinin 56. ayetinden hangi sonucu çıkarır?
- Kitâbü'l-İsfâr'a göre yolculuk ne zaman biter?
- «Allah zaten yakınsa çabaya gerek yok» sonucu neden İbn Arabî'ye ait değildir?
- Gözlük imgesi İbn Arabî'nin yolunu nerede eksik bırakır?
Cevaplar
- Yakınlığı yolun sonunda kazanılacak bir şey olmaktan çıkarıp başlangıçtan beri var olan bir durum yapar; yolun işi uzaklığı kapatmak değil, yakını tanımaktır.
- Her canlının alnından tutulduğu için Rabbinin dosdoğru yolunda yürüdüğünü; insanların yolda olup olmamakla değil, bunu bilip bilmemekle ayrıldığını.
- Hiç bitmez; varlığımız başladığından beri süren yolculuk, O'nda yapılan hayret yolculuğu olarak sonsuza kadar devam eder.
- Çünkü o dinin hükümlerine bağlılığı yol boyunca korur; yakınlığı bilmek yürüyüşü kaldırmaz, yürüyüşün amacını mesafeden farkındalığa çevirir.
- Gözlük bulunup unutulan bir nesnedir ve arama bulununca biter; İbn Arabî'nin yakınlığı ise ele geçirilmez, tanıma hiç bitmez ve arama da yolun parçasıdır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Hûd suresindeki ayet her canlının alnından tutulduğunu söylüyordu. Alnından tutulmuş olmak, ilk duyuşta bir esaret gibi gelir. Yolda olduğunu fark eden biri kendini tutulmuş bulur; bu fark ediş onu daraltır mı, yoksa serbest mi bırakır? Kulluk ile özgürlük arasındaki bu ayrım, İbn Arabî'de ilk bakışta sanıldığı yerden geçmez.