Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî'nin gözünde âlem, ayrıntılarıyla dışarıda açılmış bir ağaç gibidir; insan ise o ağacın bütün planını taşıyan tohum gibi, âlemde dağınık duran her şeyi kendinde toplar.
- Âdem fassında melekler âlemin güçleri gibi yalnız kendi paylarından baktıkları için Âdem'deki toplayışı göremezler; İblis ise âlemin bir parçasıdır.
- «Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı» hadisi Buhârî ve Müslim'de geçer, zamirin kime döndüğü tartışmalıdır; İbn Arabî suret'i nitelik olarak okur ve imge, boyut, benzeşme ve kendiliğinden büyüme konusunda yanıltır.
Kanca
Ekim sonu, bir köy bahçesi. Yaşlı bir ceviz ağacı yapraklarının yarısını dökmüş; dibinde yeşil kabukları kararmış cevizler var. Biri eğilip bir tanesini alıyor, iki taşın arasında kırıyor ve avucuna bakıyor. Bir lokmalık bir iç, kıvrım kıvrım.
Ağaç kırk yaşında. Gövdesi iki kişinin kolu ancak sarar, dalları damın üstüne taşar, her bahar binlerce yaprak açar. Avuçtaki o küçük iç ise bu ağacın ne olduğunu, kökünden son yaprağına kadar biliyor. Toprağa gömülse, kırk yıl sonra aynı gölgeyi yeniden kurar.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin gözünde insan, âlemde dağınık duran her şeyi kendinde nasıl toplar; ve «Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı» sözü bu toplayışa hangi yönden ışık tutar?
Anlatım
Bakış avuca iniyor
Önceki on imge hep büyük olana bakıyordu: gizli bir hazine, güneş, nehir, yağmur, dönen gök. Soru, kaynak ile âlem arasındaki bağdı. Şimdi soru daralıyor ve yakınlaşıyor. Bu kocaman âlemin içinde insanın yeri neresi?
İbn Arabî'nin cevabı ceviz ağacının dibinde durur. Ona göre âlem, bütün ayrıntılarıyla dışarıda açılmış bir ağaç gibidir. İnsan ise o ağacın avuca sığan tohumudur: ağaçta dal dal, yaprak yaprak dağılmış olan her şey onda bir arada, derli toplu bulunur. Ağacın gövdesi kalın, tohumun kabuğu ince; ama plan ikisinde de aynıdır.
Tohumun bir özelliği daha var. Ağacın yılı boyunca en son ortaya çıkan şeydir; önce kök, sonra gövde, dal, yaprak, çiçek gelir, en sonunda meyve olgunlaşır. Fusûsu'l-Hikem de Hz. Âdem'e ayrılan açılış bölümünde benzer bir sıra kurar. Âlem önce kurulur, Hz. Âdem sonra gelir. İbn Arabî'nin kendi yazdığı kısa Fusûs özetinde âlemin onun varlığıyla tamamlandığı söylenir.
Bir parça ile bir tohum
Aynı bölümde bir Kur'an sahnesi de açılır. Sâd suresinde Allah, secde etmeyen İblis'e «İki elimle yarattığıma secde etmekten seni ne alıkoydu?» diye sorar. İbn Arabî bu «iki el» ifadesini Hz. Âdem'e verilmiş bir şerefin işareti olarak okur. Âdem'de iki şey bir araya gelmiştir: âlemin bütün biçimi ile Rabbinin isimleri.
İblis ise, İbn Arabî'nin anlatımında, âlemin bir parçasıdır. Parça olmak kötü bir şey değildir; bir yaprak da ağacın parçasıdır ve kendi yerinde kusursuzdur. Ama yaprak ağacın bütün planını taşımaz. Tohumu tohum yapan şey, her parçayı kendinde toplamasıdır; İbn Arabî'nin anlatımında İblis'te bulunmayan da buydu.
Meleklerin itirazı
Bakara suresinin 30. ayetinde Allah, meleklere yeryüzünde bir halife yaratacağını bildirir. Melekler şaşırır: orada bozgunculuk çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın, biz seni övüp yüceltirken? İbn Arabî bu itirazın nereden geldiğini sorar ve cevabını ceviz ağacına çok yakın bir resimle verir.
Ona göre melekler, âlemin büyük bedenindeki güçler gibidir; her biri kendi işini bilir, kendi yerinden bakar. Bir yaprağı düşün: güneşi karşılamayı, rüzgârda sallanmayı mükemmel bilir. Kökün toprağın altında ne yaptığını ise bilmez. Melekler de Allah'ı kendilerine verilmiş isimlerle överler; Âdem'e verilen bütünlüğü görmezler, çünkü ona kendi paylarından bakarlar.
Bir hadisin iki okunuşu
Tasavvuf geleneğinde bu fikrin en çok anılan dayanağı bir hadistir: «Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı.» Sözün kendisi sağlam bir yerde durur; Buhârî'nin Sahîh'inde izin isteme bölümünün başında, Müslim'in Sahîh'inde de iyilik ve akrabalık bölümünde geçer. Müslim'deki rivayette ayrı bir bağlam vardır: biriyle kavga eden, onun yüzüne vurmaktan kaçınsın, çünkü Allah Âdem'i onun sureti üzere yarattı.
Tartışma sözün sıhhatinde değil, «onun» kelimesindedir. Kimi âlimler bu zamirin Allah'a döndüğünü söyler. Kimileri, Allah'a bir biçim yakıştırmaktan çekinerek, onu Âdem'e ya da yüzüne vurulan kişiye bağlar; hadis bilgini İbn Huzeyme bu yolu seçenlerdendir. Nevevî ise bir grup âlimin sözü hiç yorumlamadan anlamını Allah'a bıraktığını aktarır. «Rahmân'ın sureti üzere» diye geçen bir başka rivayetin senedi hadis tenkitçileri arasında tartışmalıdır.
İbn Arabî zamiri Allah'a bağlayanlardandır, ama «suret» kelimesine bir yüz ya da gövde anlamı vermez. Onun okumasında suret, niteliklerdir: canlı olmak, bilmek, dilemek, güç yetirmek, işitmek, görmek, konuşmak. Ceviz içi de ağaca boyuyla benzemez; ona taşıdığı şeyle benzer.
Âdem fassında bu iki çizgi, nitelikler ile âlemin biçimi, bir görevin şartı olarak buluşur. Âdem yeryüzünde gözetici kılındıysa, İbn Arabî'nin okumasında bunun için iki şeyi taşıması gerekiyordu: onu görevlendirenin suretini ve gözettiği her şeyin muhtaç olduğu âlemi. Suret eksik olsa görev ona verilmezdi; âlem kendinde bulunmasa, gözettiği şeyleri tanıyamazdı. Kendi ağacının planını taşımayan bir tohumdan o ağacın bahçesine bakması beklenemez.
Metinden
Fusûs'un Âdem fassında, meleklerin itirazını anlatan yer bu dersin asıl pasajıdır. Ayna resmini içeren açılış satırlarını geride bırakıp birkaç paragraf ileriye gidiyoruz.
Pasajın ilk cümlesi âlemi bir bedene benzetir ve bu bedene bir ad verir: büyük insan. Bu ad, dersin tohumunu tersinden kuruyor. Âlem büyük bir insansa, insan da o büyük bedenin avuca sığmış hâlidir; ikisi aynı planı farklı ölçekte taşır.
İkinci adım bir körlüğü anlatır, ama suçlamadan. «Kendi kendisiyle perdelenmek», yaprağın kendi yerinden bakmasıdır; yaprağın gözü iyi görür, yalnız yeri dardır. İbn Arabî meleklerin itirazını kötü niyete değil, bu dar yere bağlar.
Pasaj bazı şeyleri de söylemez. Meleklerin Âdem'den aşağı olduğunu, her insanın meleklerden üstün olduğunu söylemez; yalnız Âdem'de bir toplayış bulunduğunu ve meleklerin onu görmediğini söyler. Bu toplayışın her insanda nasıl işlediği ayrı bir sorudur.
Aslında…
Yaygın yanlış«İnsan Allah'ın sureti üzere yaratıldıysa, Allah'a benzer ya da O'nun bir parçasıdır.»
İbn Arabî'nin okumasında suret bir yüz ya da biçim değil, niteliklerdir; insan bilir, ama bilgisi Allah'ın bilgisinin kendisi değil, onun bir izidir. Tohum ağaca benzer, ama ağacı diken el değildir. Bu yanılgı gündelik dilden doğar: «suret» deyince aklımıza önce bir resim, bir yüz gelir.
Yaygın yanlış«Madem her insan âlemin özetidir, iş zaten bitmiştir; kimsenin bir şey yapmasına gerek yok.»
İbn Arabî bu toplayışın herkeste aynı ölçüde açılmadığını söyler. Çekmecede duran bir ceviz de bir ağacın bütün planını taşır, ama gölge vermez. Yanılgı, taşımakla açılmayı aynı şey saymaktan doğar.
Büyük resim
Bu imge, önceki on imgeyle sonraki dokuz imge arasında bir kapı gibi durur. Şimdiye kadar anlatılan kaynak ile âlem ilişkisi, insanda bir düğüm olur. Sonraki dersler bu düğümün içine girecek: insanın kalbi, kendini tanıması, yolu, kulluğu, ölümü. Hepsinin ardında aynı soru yatar: bu tohum nasıl açılır?
Tohum resmi önce boyutta yanıltır. Ceviz içi boyuyla küçüktür ve ağacın gerçekten küçültülmüş bir planını taşır. İbn Arabî'nin söylediği şey bir ölçek oyunu değildir; insanın içinde minik dağlar, minik yıldızlar yoktur. Âlemde dağınık duran nitelikler insanda bir arada bulunur, o kadar.
İkinci yanılgı benzeşmede. Tohum gömülünce annesi olan ağacın aynısı olur. İnsan ise ne kadar açılırsa açılsın, sureti üzere yaratıldığı kaynağın kendisi olmaz; İbn Arabî'nin anlattığı benzerlik, aradaki farkı hiçbir yerde silmez.
Üçüncüsü büyümenin kendisinde. Ceviz uygun toprağı, suyu ve güneşi bulunca kendiliğinden filizlenir; seçmez, çabalamaz, geri de dönmez. İnsanın açılması ise bir yolculuktur. Bu toplayış Ders 16.2'de terimleriyle ele alınacak; burada tek bir ad yeter. Âlemin bütün planını avucunda taşıyan bu varlığa gelenek bir ad verir: bunun adı küçük âlem.
Özet
- İbn Arabî'nin gözünde âlem, ayrıntılarıyla dışarıda açılmış bir ağaç gibidir; insan ise o ağacın bütün planını taşıyan tohum gibi, âlemde dağınık duran her şeyi kendinde toplar.
- Âdem fassında melekler âlemin güçleri gibi yalnız kendi paylarından baktıkları için Âdem'deki toplayışı göremezler; İblis ise âlemin bir parçasıdır.
- «Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı» hadisi Buhârî ve Müslim'de geçer, zamirin kime döndüğü tartışmalıdır; İbn Arabî suret'i nitelik olarak okur ve imge, boyut, benzeşme ve kendiliğinden büyüme konusunda yanıltır.
Tefekkür
Quiz
- Tohum imgesinde âlem neye, insan neye benzer?
- Âdem fassının okumasında melekler Âdem'e neden itiraz etti?
- «Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı» hadisinde tartışma nerededir?
- İbn Arabî «suret» kelimesini nasıl okur?
- Tohum imgesinin yanılttığı yerlerden biri nedir?
Cevaplar
- Âlem dışarıda açılmış bir ağaca, insan onun bütün planını taşıyan tohuma benzer.
- Her biri kendi payından baktığı ve kendi özünden üstün bir şey görmediği için Âdem'deki toplayışı bilmediler.
- Hadis sahihtir; tartışma «onun» zamirinin Allah'a mı, Âdem'e mi, yoksa yüzüne vurulan kişiye mi döndüğündedir.
- Suret'i bir yüz ya da gövde saymaz; onu bilmek, dilemek, görmek gibi niteliklerle açıklar.
- Tohum gömülünce annesi olan ağacın aynısı olur; insan ise sureti üzere yaratıldığı kaynağın kendisi olmaz.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Tohumun içinde de planın toplandığı bir yer vardır: filizin çıkacağı küçücük uç. İbn Arabî de insanda böyle bir merkez arar ve ona kalp der. Ama bu merkez tohumdaki uç gibi yerinde durmaz: neden bir ev gibi her şeyi içine alırken aynı anda her an dönen, hiç aynı kalmayan bir yer olarak anlatılır?