Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî'ye göre Allah'ı tanımak sırrı kapatmaz, genişletir; bu yüzden şaşkınlık bilgisizliğin değil bilginin en ileri hâlidir.
- Nûh fassında Nûh suresinin 24. ayetindeki «sapkınlığı artır» ifadesini şaşkınlık olarak okur ve «sende şaşkınlığımı artır» sözüne bağlar; bu söz tasavvufta hadis olarak anılsa da hadis kitaplarında bir senedi yoktur ve İbn Teymiyye onu reddeder.
- Şaşkın olan merkezin çevresinde döner ve ondan ayrılmaz, uzun yolun yolcusu ise aradığını uzakta arar; gök imgesi merkezi gösterilebilir bir nokta, dönüşü de bilinçsiz bir çark gibi gösterdiği yerde yanıltır.
Kanca
Toroslarda bir yayla, eylülün ilk gecesi. Sürü ağılda, ateş kor olmuş. Yaşlı bir çoban sırtını bir kayaya vermiş, kuzey göğüne bakıyor. Otuz yıldır bu yaylaya çıkıyor ve gökyüzünü köyündeki herkesten iyi biliyor: hangi yıldızın ne zaman doğduğunu, Yedi Kardeşler'in hangi ayda göründüğünü, kuzeyi gösteren sönük yıldızı.
Yanındaki çırak sabaha kadar uyumuyor, çünkü ilk kez bir şey fark ediyor. Akşam dağın sırtında duran yıldızlar gece yarısı başka yere gelmiş. Hepsi tek bir noktanın çevresinde, büyük bir değirmen taşı gibi yavaşça dönüyor. Çırak soruyor: «Sen bunu otuz yıldır biliyorsun. Hâlâ şaşırıyor musun?» Çoban bir süre susuyor. «Senden çok» diyor.
Merkezi soru
Bir şeyi daha iyi tanıdıkça ona daha az mı şaşarız, yoksa daha çok mu; İbn Arabî'ye göre Allah karşısındaki şaşkınlık bilmemenin işareti midir, yoksa tanımanın ulaşabildiği son eşik mi?
Anlatım
Çobanın cevabı
Çırağın sorusu gündelik bir beklentiden geliyor. Bir şeyi öğrendikçe onun sırrı çözülür, şaşkınlık da azalır sanırız. Yeni bir şehirde ilk gün her sokak başı bir sürprizdir; bir yıl sonra aynı sokaklardan başımızı kaldırmadan geçeriz. Bilgi, bu hesapta şaşkınlığı eriten bir güneştir.
Çobanın cevabı ise ters yönden gelir. Gökyüzünü tanıdıkça onun düzenine daha çok şaşırıyor. Çırak yalnız dönüşü gördü; çoban dönüşün her gece aynı noktada kilitlendiğini, mevsimlerin bu çarkla geldiğini, yıldızların on yıllar boyunca şaşmadığını biliyor. Bildiği her şey, cevabını bilmediği yeni bir soruyu da yanında getiriyor.
İbn Arabî'nin Allah karşısındaki şaşkınlık hakkında söylediği şey bu çobanın cevabına yakındır. Ona göre Allah'ı tanıdıkça sır kapanmaz; genişler. Kişi bir yüzü tanıdığı anda, o yüzün hepsi olmadığını da öğrenir.
Bir duanın izi
Kur'an'da Hz. Peygamber'e öğretilen kısa bir dua vardır. Tâhâ suresinin 114. ayetinde «Rabbim, ilmimi artır» diye geçer. Tasavvuf geleneğinde bu duanın yanında ikinci bir söz dolaşır: «Rabbim, sende şaşkınlığımı artır.» Sûfîler bu sözü çoğu zaman Hz. Peygamber'e nispet ederek anar ve İbn Arabî de onu bu şekilde kullanır.
Burada bir şeyi açıkça söylemek gerekir. Bu söz bilinen hadis kitaplarında bir rivayet zinciriyle yer almaz. İbn Teymiyye kendisine sorulduğunda onun Hz. Peygamber'e ait olmadığını, hadis bilginlerinden hiçbirinin onu rivayet etmediğini söyler ve anlamına da itiraz eder: ona göre şaşkınlık bilgisizliktendir, Peygamber ise Allah'ı en iyi bilendir. Yani sözün kendisi, hadis tenkitçilerinin gözünde sahih bir hadis sayılmaz; tasavvuf edebiyatında yaşayan bir dua cümlesidir.
İbn Teymiyye'nin itirazı ilginçtir, çünkü çırağın sorusunu tekrarlar: bilen kişi nasıl şaşırır? İbn Arabî'nin cevabı ise çobanınkine benzer. Şaşkınlığı bilginin eksikliği değil, bilginin taşması olarak okur.
Nûh'un duası, beklenmedik bir okuma
Bu fikrin en beklenmedik kuruluşu, Fusûsu'l-Hikem'in Hz. Nûh'a ayrılmış bölümündedir. Nûh suresinin 24. ayetinde Hz. Nûh, kendisini dinlemeyen kavmi için dua eder. Diyanet mealinde şöyle geçer: «Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.» Ayetteki «sapıklık» için kullanılan kelime yolunu kaybetmek demektir; Diyanet'in tefsirinde aynı yer «şaşkınlıklarını arttır» diye de karşılanır.
İbn Arabî bu kelimeyi alışılmış yönde okumaz. Ona göre buradaki yol kaybı, doğru yolu bulamayanın kayboluşu değil, Allah'ın sonsuzluğu karşısında her yolun bittiği yerdeki şaşkınlıktır. Sonra aynı yerde, az önce andığımız sözü getirir: «Rabbim, sende şaşkınlığımı artır.» Bir beddua gibi görünen cümle, onun okumasında bir hediyenin adına dönüşür.
İbn Arabî'yi eleştirenler, Nûh fassındaki bu tür okumaları ayetin bağlamını zorlamak diye nitelemiştir. İbn Arabî'nin kendi tutumu ise ayetin açık anlamını yerinde bırakıp altında ikinci bir katman aramaktır. Nûh fassının asıl konusu olan iki bakış, Allah'ı her şeyden ayrı tutan göz ile her şeyde gören göz, kendi terimleriyle Ders 13.5'te ele alınır. Burada bize gereken, İbn Arabî'nin kelimeye verdiği yöndür.
Döner ama ayrılmaz
Aynı bölümde İbn Arabî, şaşkın olanın nasıl hareket ettiğini de anlatır ve kullandığı resim çobanın göğüne çok yakındır. Şaşkın olan bir merkezin çevresinde döner; ondan hiç ayrılmaz. Uzun, düz bir yolda yürüyen ise merkezden uzaklaşır ve bir türlü varmaz, çünkü aradığı şey yola çıktığı yerdedir.
Gökteki yıldızları düşün. Kuzeyi gösteren yıldızın çevresindekiler her gece dönüp dururlar, ama o noktadan uzaklaşmazlar. Ufka doğru yürüyen bir yolcu ise saatlerce yol alır ve yıldızlara bir adım bile yaklaşmaz. Birinin hareketi yerinde bir yakınlık, öbürününki boşa giden bir mesafedir.
İbn Arabî'ye göre şaşkınlık bir kıpırtıdır, kıpırtı hareket, hareket de hayattır. Şaşkın olan donup kalmış biri değildir; her dönüşte merkeze başka bir yüzden bakar. Çobanın otuz yılı böyle geçti: her gece aynı göğe bakıp her gece yeni bir şey gördü.
Metinden
Pasajın ilk adımı bir kelimenin yönünü çevirir. Ayetteki yol kaybı, İbn Arabî'nin okumasında kötülüğe düşmek değil, sınırsız olan karşısında aklın bütün yollarının tükenmesidir. Bu adım ayetin açık anlamını silmez; onun altında ikinci bir anlam arar.
İkinci adım bir zincir kurar: şaşkınlık, kıpırtı, hareket, hayat. Pasajın şaşkınlığa bir durgunluk yakıştırmadığına dikkat et. Onun gözünde şaşkın insan hayatın tam ortasındadır.
Son adımda resim gelir: çember ile uzun yol. Pasaj merkezin ne olduğunu burada söylemez, yalnız ondan ayrılmamayı över. Uzun yolun yolcusunu da suçlamaz; onun hatasını, aradığını dışarıda sanmasında bulur.
Aslında…
Yaygın yanlış«Şaşkınlık, kafası karışık insanın hâlidir; bilgili insan şaşırmaz.»
İbn Arabî'nin anlattığı şaşkınlık bilmemekten değil, çok bilmekten doğar: kişi Allah'ın bir yüzünü tanıdıkça o yüzün hepsi olmadığını da görür. Tasavvuf geleneğinde bu ayrım açıkça yapılır; Allah'ın var olup olmadığında şaşırmak iman bakımından bir kusur sayılır, O'nun nasıllığı karşısında şaşırmak ise bilginin ta kendisi. Bu yanlışa gündelik dil iter: «şaşkın» kelimesini çoğu zaman ne yapacağını bilemeyen biri için kullanırız.
Yaygın yanlış«Madem sonunda şaşkınlık var, bilgiye uğraşmanın anlamı yok.»
Çobanın şaşkınlığı otuz yılın ürünüdür; çırağın ilk geceki şaşkınlığıyla aynı değildir. İbn Arabî'nin övdüğü şaşkınlık bilgiyi atlayan bir kestirme değil, bilginin sonunda varılan yerdir; «ilmimi artır» duası ile «şaşkınlığımı artır» sözü onun okumasında birbirinin devamıdır. Yanılgı, sonucu yolun kendisi sanmaktan doğar.
Büyük resim
Önceki derslerde gizli bir hazineden, güneşten, aynadan, nehirden, nefesten, gölgeden, rüyadan, kapılardan ve yağmurdan geçtik. Her resim bir şeyi aydınlattı ve her birinin bir yerde durması gerekti. Kutup yıldızının çevresinde dönen gök, bu yolculuğun neden bir imgeyle bitemeyeceğini gösterir: her resim merkeze bir yüzden bakar, hiçbiri merkezin kendisi olmaz.
İmgenin sınırları da burada başlar. Kuzeyi gösteren yıldızı parmağınla gösterebilirsin; adı, yeri, parlaklığı bilinir. İbn Arabî'nin anlattığı merkez ise böyle gösterilebilen bir nokta değildir. Üstelik gökbilim, o yıldızın da tam merkezde durmadığını, kendisinin de küçük bir çember çizdiğini söyler; imgenin merkezi bile tam bir merkez değildir.
İkinci sınır, dönenin kendisinde. Yıldızlar neyin çevresinde döndüklerini bilmezler; hareketleri bir çarkın dişlisi gibidir. İbn Arabî'nin anlattığı şaşkınlık ise bilen birinin şaşkınlığıdır. Dönüşü bir zorunluluk değil, her dönüşte yenilenen bir bakıştır.
Üçüncü sınır, çobanın yerinde. Çoban kayasına yaslanmış, göğü dışarıdan izliyor. İbn Arabî'nin gözünde ise insan bu dönüşü izleyen biri olmaktan önce onun içindedir. Gök ile ona bakan arasındaki bu mesafe, imgenin en çok silinmesi gereken yeridir. Bilginin sonunda kendini bu dönüşün içinde bulan insanın hâli, İbn Arabî'nin dilinde tek kelimeyle söylenir: bunun adı hayret.
Özet
- İbn Arabî'ye göre Allah'ı tanımak sırrı kapatmaz, genişletir; bu yüzden şaşkınlık bilgisizliğin değil bilginin en ileri hâlidir.
- Nûh fassında Nûh suresinin 24. ayetindeki «sapkınlığı artır» ifadesini şaşkınlık olarak okur ve «sende şaşkınlığımı artır» sözüne bağlar; bu söz tasavvufta hadis olarak anılsa da hadis kitaplarında bir senedi yoktur ve İbn Teymiyye onu reddeder.
- Şaşkın olan merkezin çevresinde döner ve ondan ayrılmaz, uzun yolun yolcusu ise aradığını uzakta arar; gök imgesi merkezi gösterilebilir bir nokta, dönüşü de bilinçsiz bir çark gibi gösterdiği yerde yanıltır.
Tefekkür
Quiz
- Kancadaki çoban neden çıraktan daha çok şaşırıyor?
- İbn Arabî Nûh suresinin 24. ayetindeki «sapkınlık» kelimesini nasıl okur?
- «Rabbim, sende şaşkınlığımı artır» sözünün hadis olarak durumu nedir?
- Nûh fassına göre şaşkın olan ile uzun yolun yolcusu arasındaki fark nedir?
- Dönen gök resmi, İbn Arabî'nin anlattığı şaşkınlığı nerede çarpıtır?
Cevaplar
- Göğü daha iyi tanıdığı için; bildiği her şey yanında cevabı bilinmeyen yeni bir soru getiriyor.
- Kötülüğe düşmek olarak değil, sınırsız olan karşısında aklın bütün yollarının tükendiği şaşkınlık olarak okur.
- Tasavvufta Hz. Peygamber'e nispet edilir, ama hadis kitaplarında bir rivayet zinciri yoktur ve İbn Teymiyye onun Peygamber'e ait olmadığını söyler.
- Şaşkın olan merkezin çevresinde döner ve ondan ayrılmaz; uzun yolun yolcusu ise aradığı şeyi uzakta sanıp ondan uzaklaşır.
- Kutup yıldızı gösterilebilir bir noktadır ve yıldızlar bilmeden döner; İbn Arabî'nin merkezi gösterilemez, şaşkınlığı da bilen birinin hâlidir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Bütün gece çoban göğe baktı ve göğün bir ucunu bile tüketemedi. Oysa İbn Arabî'ye göre o dönen göğün, yıldızların, dağların ve hayvanların hepsi, göğe bakan o insanda da bir biçimde toplanmıştır. Öyleyse bakış yön değiştirir: âlemi tanımak için dışarı mı bakılır, yoksa insanın kendisi bütün âlemin bir özeti olabilir mi?