Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî, A'râf suresinin 156. ayetindeki «her şeyi kuşatan» rahmeti önce varlığın kendisi olarak okur: bir şeyin ortada oluşu, ona dokunan ilk rahmettir.
- Bu karşılıksız rahmetin içinden, Allah'ın kendi üzerine yazdığı ve amelle buluşan bir rahmet doğar; ayetin ikinci yarısı buna işaret eder ve amelin önemi silinmez.
- «Rahmetim gazabımı geçti» sözü, Zekeriyya fassında gazabın bile rahmetle var olduğu biçiminde okunur; bunun azap ve tartışmalı adlar için sonuçları ise ayrı bir tartışmanın konusudur, yağmur imgesi de toprağı rahmetten önce var saydığı yerde yanıltır.
Kanca
Karaman ovasında bir köy, ağustosun sonu. Kırk gündür damla düşmemiş; buğday sapları sararmış, kuyunun ipi her hafta biraz daha uzatılıyor. Yaşlı bir çiftçi akşam ezanından sonra avluda oturuyor ve batıdan gelen kokuyu herkesten önce alıyor: ıslak toprak kokusu, henüz yağmurun kendisi yokken.
Gece yarısı bardaktan boşanırcasına başlıyor. Sabah çiftçi tarlasına çıktığında görüyor ki su yalnız onun buğdayına yağmamış. Yol kenarındaki devedikenleri de ıslak. Küs olduğu komşunun tarlası da ıslak, mezarlığın taşları da, kimsenin ekmediği boş arsa da. Yağmur kimseye sormadan her yere düşmüş.
Merkezi soru
Kur'an «Rahmetim her şeyi kuşatmıştır» dediğinde, İbn Arabî bu rahmeti hak edenlere verilen bir ödül olarak mı okur, yoksa bütün ovaya birden yağan, hatta ovayı ova yapan bir şey olarak mı?
Anlatım
Kur'an'ın yağmuru
Kancadaki geceyi anlatmak için seçilen imge Kur'an'ın kendisinden geliyor. A'râf suresinin 57. ayeti rüzgârları, Allah'ın rahmetinin önünden giden müjdeciler olarak anar; o rüzgârlar ağır bulutları ölü bir toprağa sürer, oraya su iner ve türlü meyveler çıkar. Rûm suresinin 50. ayeti de okura, rahmetin eserlerine bakmasını ve yeryüzünün ölümünden sonra nasıl dirildiğini görmesini söyler. Kur'an'ın dilinde yağmur, rahmetin en çok görülen yüzüdür.
Aynı surenin 156. ayeti daha geniş bir cümle kurar. Diyanet Vakfı mealinde şöyle geçer: «Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.» Ayetin iki yarısı var. İlki sınır tanımıyor, her şeyden söz ediyor. İkincisi bir adres veriyor: belli insanlara yazılacak bir rahmet.
Bu iki yarı İbn Arabî'nin rahmet üzerine düşündüklerinin iskeletini kurar. Çiftçinin sabahı da ona benzer. Bir yanda herkese inen yağmur, öbür yanda o yağmuru bekleyip tarlasını sürmüş, tohumunu atmış bir çiftçi.
Yağmurdan önce ova yoktu
İbn Arabî'nin rahmeti okuyuşu, kancadaki sahneyi bir adım geri götürür. Çiftçinin ovası yağmurdan önce oradaydı; kurumuştu ama vardı. İbn Arabî'ye göre ise rahmetin bir şeye ilk dokunuşu onu var etmektir. Bir şeyin ortada olması, ona düşen ilk damladır.
William Chittick, İbn Arabî'nin varlık kelimesini neredeyse rahmetin eş anlamlısı gibi kullandığını yazar. Bu okumada bir taşın taş olarak orada durması, bir çocuğun doğması, bir yaprağın dalda kalması, hepsi aynı rahmetin işidir. Rahmetin «her şeyi» kuşatması bu yüzden bir abartı sayılmaz; kuşatılmamış bir şey olsaydı, o şey hiç olmazdı.
Bu, rahmetin duygu olmaktan önce bir veriş olduğunu söyler. İnsanlar arasında merhamet çoğu zaman içimizde kıpırdayan bir şefkattir; birinin acısını görüp yumuşarız. İbn Arabî'nin anlattığı rahmet ise görecek birinin var olmasından önce başlar. Ders 6.5'teki nefes imgesinin de temeli buydu: varlığı taşıyan soluk, adını rahmetten alıyordu.
Aynı su, farklı toprak
A'râf'ın 58. ayeti yağmurun hemen ardından bir gözlem ekler: iyi toprak bitkisini bol çıkarır, kötü topraktan ise az ve cılız bir şey çıkar. Su aynıdır; farkı toprak yapar. Çiftçinin buğdayı ile devedikeni aynı geceden içti, ama sabah biri başak, öbürü diken olarak kaldı.
Süleyman fassında İbn Arabî, Hz. Süleyman'ın Belkıs'a yazdığı mektubun başındaki besmeleden yola çıkarak rahmetin iki yüzünü ayırır. Biri karşılıksız verilendir: kimsenin hak etmediği, herkese inen, varlığı veren rahmet. Öbürü, Allah'ın kendi üzerine yazdığı, amelle buluşan rahmettir; ayetin ikinci yarısındaki «yazacağım» sözü ona işaret eder. İsmail Lala'nın bu fassı inceleyen makalesinde gösterdiği gibi, İbn Arabî ikinciyi de birincinin içinden çıkarır. Allah'ın bir şeyi kendi üzerine borç gibi alması da ancak karşılıksız bir cömertlikten doğar.
Tarlasını süren çiftçi yağmuru kendisi yağdırmaz. Yaptığı iş, düşen suyu tutacak bir toprak hazırlamaktır. İbn Arabî'nin okumasında amel de buna benzer: rahmeti yaratmaz, onun bir biçimine yer açar.
Gazap yağmurun altında
Buhârî ile Müslim'in kaydettiği bir hadise göre Allah mahlûkatı yarattığında Arş'ın yanındaki bir kitaba «Rahmetim gazabımı geçti» diye yazmıştır. Rivayetin kimi yollarında «gazabıma üstün geldi» diye geçer. İbn Arabî bu sözü, Kur'an'daki «her şeyi kuşatır» ifadesiyle birlikte okur ve oradan cesur bir sonuç çıkarır.
Zekeriyya fassının açılışında anlattığına göre gazabın kendisi de ancak rahmetle var olabilir. Gazap da bir şeydir; her şey rahmetin içindeyse, gazap da onun dışında kalamaz. Bu yüzden rahmet ile gazap aynı boyda iki kuvvet sayılmaz. Biri öbürünü içine alır.
Bu düşüncenin azabın sonuna, cehennemin akıbetine ve İblis ile Firavun gibi adlara dair doğurduğu sonuçlar, İbn Arabî'nin en çok tartışılan görüşleri arasındadır. Onu savunanlar da, sert biçimde eleştirenler de yüzyıllar boyunca bu satırların üzerine yazdı. Bu tartışmaların her biri kendi derslerinde, karşı görüşleriyle birlikte ele alınır: Ders 30.2 azabın akıbetini, Ders 30.4 İblis ile Firavun meselesini konu edinir. Burada yalnız şu kadarı yerinde: İbn Arabî rahmetin önceliğini, gazabı yok sayarak değil, onu da rahmetin kuşattığı şeylerin arasına koyarak savunur.
Metinden
İlk cümledeki iki kelime ayrı ayrı iş görür. «Varlık bakımından» kuşatmak, her şeyin ortada oluşunu rahmete bağlar; kancadaki imgeyle söylersek, ovanın kendisi de yağmurdandır. «Hüküm bakımından» kuşatmak ise bir şeyin başına gelenlerin, üzerindeki etkilerin de o genişliğin içinde kaldığını söyler.
İkinci cümlenin ifadesi ilk okuyuşta tuhaf gelir: gazaba rahmet. Pasaj, gazabın bile var olmak için rahmete muhtaç olduğunu söylüyor. Dikkat edilmesi gereken yer, pasajın gazabı inkâr etmemesidir. Gazap vardır; yalnızca kendi başına bir kaynak değildir.
Son cümledeki «önce gelmek» bir saat sırası anlatmıyor. Rahmet önce yağıp sonra çekilmiş, yerini gazaba bırakmış değildir. Önceliği, öbürünü taşıyan zemin olmasındadır.
Aslında…
Yaygın yanlış«Rahmet, iyilere verilen bir ödüldür; hak etmeyene rahmet yoktur.»
İbn Arabî'nin okumasında rahmetin ilk ve en geniş hâli hiçbir hakka bağlı değildir, çünkü hak edecek birinin ortaya çıkması bile ondan sonra gelir. Amelle buluşan rahmet de vardır, ama o karşılıksız olanın içinden doğar. Bu yanlışa gündelik hayatın alışverişi iter: insan iyiliği çoğu zaman bir karşılık olarak görür ve rahmeti de bir ücret gibi hesaplar.
Yaygın yanlış«Madem rahmet her şeyi kuşatıyor, ne yaptığımın hiçbir önemi yok.»
Ayetin ikinci yarısı sakınanlara, zekât verenlere, inananlara yazılan bir rahmetten söz eder ve İbn Arabî bu yarıyı hiçbir yerde silmez. Aynı yağmur, sürülmüş tarlada başka, sürülmemiş tarlada başka bir sonuç verir. Yanılgı, ilk yarının genişliğinden ikinci yarının varlığına atlayan acele bir çıkarımdan doğar.
Büyük resim
Önceki imgelerde bir kaynak ve onun görünüşü vardı: güneş ile ışınları, ayna ile yansıyan, nehir ile akış. Kapılar o görünüşün her yerde başka bir yüz taşıdığını göstermişti. Rahmet, o kapıların arasındaki bir kapı sayılmaz; kapıların duvarını, duvarın durduğu yeri de kuşatan genişliktir. İbn Arabî'ye göre bütün isimler onun içinde işler.
Yağmur imgesi de bir yerde durmalı. En büyük sınırı baştan göründü: gerçek yağmur, hazırda bekleyen bir toprağa düşer. İbn Arabî'nin rahmeti ise toprağı da verir. Burada ıslanan şeyle ıslatan şeyin ayrı ayrı var olduğu bir sahne yoktur.
İkinci sınır zamanla ilgili. Yağmur gelir ve gider; ovada kırk günlük kuraklıklar olur. İbn Arabî'nin anlattığı rahmet bir mevsime bağlı kalmaz. Nehir imgesinin anlattığı gibi varlık her an yenileniyorsa, rahmet de her an yeniden iner. Bu yağmurun kurak bir mevsimi yoktur; yalnız insan, üzerine yağanı her zaman fark etmez.
Son sınır yağmurun körlüğünde: yağmur neye yağdığını bilmez. İbn Arabî'nin anlattığı rahmet ise bilen birinden gelir ve her şeye onun taşıyabileceği ölçüde iner. Karşılıksız inen ile amele yazılan arasındaki fark da buradan doğar. İbn Arabî'nin dilinde bu iki yağmurun adları da var: karşılıksız olanına imtinân rahmeti, söz verilmiş olanına vücûb rahmeti denir.
Özet
- İbn Arabî, A'râf suresinin 156. ayetindeki «her şeyi kuşatan» rahmeti önce varlığın kendisi olarak okur: bir şeyin ortada oluşu, ona dokunan ilk rahmettir.
- Bu karşılıksız rahmetin içinden, Allah'ın kendi üzerine yazdığı ve amelle buluşan bir rahmet doğar; ayetin ikinci yarısı buna işaret eder ve amelin önemi silinmez.
- «Rahmetim gazabımı geçti» sözü, Zekeriyya fassında gazabın bile rahmetle var olduğu biçiminde okunur; bunun azap ve tartışmalı adlar için sonuçları ise ayrı bir tartışmanın konusudur, yağmur imgesi de toprağı rahmetten önce var saydığı yerde yanıltır.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî'ye göre rahmetin bir şeye ilk dokunuşu nedir?
- A'râf suresinin 156. ayetindeki iki yarı rahmetin hangi iki yüzüne karşılık gelir?
- Zekeriyya fassına göre gazap rahmetle nasıl bir ilişki içindedir?
- Yağmur imgesi hangi noktada İbn Arabî'nin düşüncesini yanlış gösterebilir?
Cevaplar
- Onu var etmek; İbn Arabî'nin okumasında varlığın kendisi rahmettir.
- İlk yarı herkese karşılıksız inen rahmete, «yazacağım» diyen ikinci yarı ise amelle buluşan rahmete karşılık gelir.
- Gazap da ancak rahmetle var olur; rahmet onu kuşattığı için ondan önce gelir.
- Gerçek yağmur hazırda bekleyen bir toprağa düşer, oysa İbn Arabî'nin rahmeti toprağın kendisini de verir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Yağmur buğdaya da devedikenine de düştü; gazap bile o genişliğin içinde kaldı. Akıl bunu tutmaya çalışınca bir yerde durur: hak edeni hak etmeyenden ayıran çizgi silinmiş gibidir. O durma nedir? Şaşkınlık bilmemekten mi doğar, yoksa İbn Arabî'nin dediği gibi, bilginin vardığı en yüksek yer olabilir mi?