Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî'nin okumasında ilahî isimler kendi başına var olan şeyler değil, Allah ile âlem arasındaki bağlardır; bir isim, iki tarafı birlikte düşünüldüğünde anlam kazanır.
- Her isim âlemde bir izle tanınır; Allah isimler aracılığıyla bilinir, hiçbir şeyle ilişkiye konmadan düşünülen kendisi ise bilinmez kalır.
- Hadisteki doksan dokuz bir sınır değildir ve Âdem fassı isimleri sayıya gelmeyen diye anar; kapı imgesi ise ismi ayrı duran bir nesneye, Allah'ı da kapıdan girilince yüz yüze gelinen birine benzettiği noktada okuru yanlış yöne götürür.
Kanca
Bir kasabaya yeni taşındığını düşün. Karşında yüksek duvarlı, büyük bir ev var ve sahibini bir kez bile görmedin. Ama her sabah evin yan kapısından sıcak ekmek çıkıyor, kapının önünde bekleyenlere dağıtılıyor. Öğleden sonra arka kapıdan bir marangozun rendesinin sesi geliyor. Akşamüstü bahçe kapısı aralanıyor, içeriden bir hastayı taşıyan iki kişi çıkıyor, ertesi hafta aynı kişi yürüyerek dönüyor.
Birkaç ay sonra komşuna o ev sahibinden söz ettiğinde fark ediyorsun: onu gerçekten tanıyor gibisin. Cömert olduğunu, bir işle uğraştığını, hastalara baktığını biliyorsun. Yüzünü hâlâ görmedin.
Merkezi soru
Allah'ın isimlerini tanımak, kapılarından çıkanlara bakarak bir ev sahibini tanımaya benzer mi; İbn Arabî'nin gözünde bir isim neyi gösterir, neyi göstermez?
Anlatım
Kapıdan çıkan şey
Kancadaki eve bir daha bak. Ev sahibi hakkında bildiğin her şey bir kapıdan geldi ve her kapı sana başka bir şey söyledi. Ekmek kapısı cömertliği, rende sesi ustalığı, iyileşip dönen hasta şefkati. Hiçbiri öbürünün yerini tutmuyor. Ekmeğe ne kadar bakarsan bak, ondan adamın marangoz olduğunu çıkaramazsın.
Bir şey daha var. «Cömert» dediğin nitelik, kapının önünde bekleyen biri olmadan görünmez. Ekmeği alan olmasa, veren de kimseye veren olmaz. Cömertlik ev sahibinin içinde bir yerde duruyordur belki, ama sen onu ancak bir alan ile bir veren arasında gerçekleşirken görürsün.
İbn Arabî'nin ilahî isimler hakkında söylediği şey bu gündelik tecrübenin çok yakınında durur. Kur'an Allah'ı pek çok isimle anar: rızık veren, bağışlayan, hayat veren, gören, işiten. A'râf suresinin 180. ayeti en güzel isimlerin Allah'a ait olduğunu söyler ve O'na bu isimlerle dua etmeyi öğütler. İbn Arabî bu isimlerin her birini âlemde bir izle birlikte düşünür.
Bir isim bir bağdır
İsimlerin ne olduğu sorusuna İbn Arabî'nin verdiği cevap ilk duyulduğunda şaşırtıcıdır. Fütûhât'ta anlattığına göre isimler, âlemdeki yaratıklar gibi kendi başına var olan şeyler değildir. Onlar Allah ile âlem arasındaki bağlardır; birini ötekine bağlayan ilişkilerdir. William Chittick'in İngilizce çevirisinde bu bağlar, Allah ile âlem birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan ilişkiler olarak geçer.
Rızık veren ismini düşün. Rızık verilen biri olmadan bu isim kimi gösterirdi? Bağışlayan ismi, bağışlanacak bir kusur olmadan neyi anlatırdı? İsim, iki kıyı arasına kurulmuş bir köprü gibi, iki ucu birden gerektirir. Bu yüzden İbn Arabî'nin okumasında bir ismi tanımanın yolu âleme bakmaktır: aç birinin doyurulduğu yerde bir isim, bir hastanın iyileştiği yerde başka bir isim görünür.
Kancadaki kapılar tam burada işe yarıyor. Kapı ne evin içidir ne sokağın; ikisinin buluştuğu yerdir. İbn Arabî'nin isimleri de böyle bir eşikte durur. Bir yanı Allah'a, öbür yanı âleme dönüktür ve iki yanı da o isimde birbirini bulur.
Her kapıdan başka bir ışık
İsimler birbirinin yerine geçmez. Mustafa Çakmaklıoğlu, İbn Arabî'de isimlerin âlemde görünüşünü incelediği makalesinde, isimlerin âlemde kendileriyle değil, bıraktıkları etkiler ve hükümlerle görüldüğünü anlatır. Bir çiçeğin açması ile bir fırtınanın dinmesi aynı izi taşımaz; birinde güzellik, ötekinde bir gücün yatışması öne çıkar.
İnsanın kendi hayatı da bu izlerle doludur. Birinin seni affettiği gün ile bir hastalıktan kalktığın gün, İbn Arabî'nin gözüyle, iki ayrı kapının önünde durduğun iki gündür. İkisinde de karşılaştığın aynı kaynaktır, ama her kapı onu başka bir yönüyle gösterir. Âlem bu okumada bir tanıma alanıdır: her şey bir kapının önünde durur ve kendi kapısından çıkanı gösterir.
Bu, İbn Arabî'nin âlemi neden bu kadar önemsediğini de açıklıyor. Bir isim, izinin görüneceği bir yer olmadan tanınmaz. Âlem, isimlerin kendini gösterdiği sayısız eşikten kurulu bir evdir.
A'râf suresindeki öğüt de bu imgeyle okunabilir. İsimlerle dua eden, her seferinde belli bir kapının önüne gelir: bağışlanmak isteyen bağışlayanı, şifa arayan iyileştireni anar. Hangi kapıya yöneleceğini insan çoğu zaman kendi ihtiyacından öğrenir; aç olan ekmek kapısını, hasta olan bahçe kapısını bulur. Kapıyı seçen, kendi eksiğinin nerede olduğunu da söylemiş olur.
Metinden
Pasajın ilk cümlesi bir yanlışı baştan kapatıyor: isimler, Allah ile âlemin arasında duran üçüncü bir varlık gibi düşünülmemeli. İkinci cümle isimlerin ne olduğunu söylüyor ve kullandığı her kelime iki tarafı birden gerektiriyor. Bir nitelemenin niteleyeni ve nitelenen, bir bağın da bağladığı iki ucu vardır.
Son cümle en çok dikkat isteyen yer. Tanıma bağlar üzerinden olur; bağın ulaşmadığı yerde de tanıma biter. Burada «kendisi» diye karşılanan, Allah'ın hiçbir şeyle ilişkiye konmadan düşünülen hâlidir. Pasaj bu hâlin var olmadığını değil, bilinmediğini söylüyor.
Bu kısa açılışta iki ayrıntı derse doğrudan dokunuyor. İsimler «sayıya gelmeyen» diye anılıyor ve görülmek için bir yer istiyor. Kapılar ancak bir evin duvarında açılır.
Aslında…
Yaygın yanlış«Allah'ın doksan dokuz ismi vardır; isimler bu kadardır.»
Buhârî ve Müslim'in kaydettiği hadis doksan dokuz ismi anar ve onları sayanın cennete gireceğini söyler. Diyanet'in açıklamasına göre bu sayı bir sınır değildir; en çok bilinen isimleri gösterir. İbn Arabî de Âdem fassında isimleri sayıya gelmeyen diye niteler. Yanılgı, tespihte ya da levhada tek tek sayılan listenin tanıdık olmasından doğar: sayılabilen bir liste, isimlerin hepsi sanılır.
Yaygın yanlış«İsimler, Allah ile insan arasında duran aracı varlıklardır.»
İbn Arabî'nin anlattığı isim, iki tarafı birbirine bağlayan bir ilişkidir ve o iki taraftan ayrı bir ayağı yoktur. Bu yanlışa dilin kendisi iter: gündelik konuşmada her isim bir şeyin adıdır ve insan ismin arkasında ayrı bir şey arar.
Büyük resim
Ders 6.1 bilinmeyi seven bir hazineyle açılmıştı. İsimler o bilinmenin nasıl olduğunu gösterir: hazine kendini tek bir bakışta değil, sayısız kapıdan açılarak tanıtır. Önceki imgeler kaynağı ile görünüşü arasındaki bağı anlatıyordu; kapı o bağın her yerde başka bir biçim aldığını ekliyor.
İmgenin yanılttığı yerler var ve biri pasajda zaten göründü. Bir kapı tahtadan yapılmıştır, ev olmasa da bir marangozun deposunda durabilir. İsim ise böyle ayrı duran bir şey değildir; ancak Allah ile âlem birlikte düşünüldüğünde vardır. Kapıyı söküp götüremezsin, çünkü ortada sökülecek bir tahta yoktur.
Daha derin bir sınır kapıdan geçmekle ilgili. Gerçek bir evde kapıdan girersin ve ev sahibiyle yüz yüze gelirsin. İbn Arabî'nin anlattığında böyle bir karşılaşma yoktur: her kapı seni bir yönüyle tanıştırır, ama bütün kapıları geçtikten sonra da O'nun kendisi bilinmez kalır. Kancadaki ev sahibi de bir gün kapıyı açıp çıkabilir; İbn Arabî'nin anlattığı tanımada o gün gelmez. Evin kapıları sayılabilir de; İbn Arabî'nin isimleri sayıya gelmez.
İsimlerin nasıl birbirinden ayrıldığı, birbirini nasıl sınırladığı ve her şeyin hangi isme dayandığı sonraki kademelerde terimleriyle ele alınır; Ders 10.1 bu bağın adını koyar. Şimdilik şu kadarı yeter: âleme dikkatle bakan, her gün bir kapının önünden geçiyor. O kapıların hepsine birden verilen bir ad var; bunun adı esmâ, yani isimler.
Özet
- İbn Arabî'nin okumasında ilahî isimler kendi başına var olan şeyler değil, Allah ile âlem arasındaki bağlardır; bir isim, iki tarafı birlikte düşünüldüğünde anlam kazanır.
- Her isim âlemde bir izle tanınır; Allah isimler aracılığıyla bilinir, hiçbir şeyle ilişkiye konmadan düşünülen kendisi ise bilinmez kalır.
- Hadisteki doksan dokuz bir sınır değildir ve Âdem fassı isimleri sayıya gelmeyen diye anar; kapı imgesi ise ismi ayrı duran bir nesneye, Allah'ı da kapıdan girilince yüz yüze gelinen birine benzettiği noktada okuru yanlış yöne götürür.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî ilahî isimleri, âlemdeki yaratıklar gibi kendi başına var olan şeyler sayar mı?
- Rızık veren isminin anlam kazanması için neden rızık verilen birinin düşünülmesi gerekir?
- Fütûhât'taki pasaja göre Allah neyle tanınır, ne bilinmez kalır?
- Hadisteki doksan dokuz sayısı isimlerin tamamını mı gösterir?
- Kapı imgesi hangi noktalarda yanıltabilir?
Cevaplar
- Hayır; isimler Allah ile âlem arasındaki bağlar ve ilişkilerdir, ayrı birer varlık değildir.
- Çünkü isim bir ilişkidir ve ilişki iki ucunu birden gerektirir; verilen olmadan veren de gösterilemez.
- Allah isimler, yani âlemle arasındaki bağlar aracılığıyla tanınır; hiçbir şeyin bağlanmadığı kendisi ise bilinmez.
- Hayır; Diyanet'in açıklamasına göre sayı en bilinen isimleri gösterir, İbn Arabî de isimleri sayıya gelmeyen diye niteler.
- İsmi evden ayrı durabilen bir nesne, Allah'ı kapıdan girilince yüz yüze gelinen bir ev sahibi gibi, isimleri de sayılabilir kapılar gibi düşündürdüğünde.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Kapıların her biri evin bir yönünü gösteriyordu: biri cömertliği, biri şifayı, biri bağışlamayı. Ama Kur'an'da, A'râf suresinin 156. ayetinde, bir niteliğin her şeyi kuşattığı söylenir: rahmet. Kuşatan bir şey tek bir kapı olabilir mi? Rahmet İbn Arabî'de isimlerden biri midir, yoksa bütün kapıların açıldığı genişliğin kendisi mi?