Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- «İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar» sözünü İbn Arabî Fusûs'ta Hz. Peygamber'in sözü olarak anar; hadis tenkitçileri ise onu çoğunlukla Hz. Ali'ye nispet eder, merfû hadis olarak sabit değildir.
- Yûsuf fassına göre bu dünyada görülen her şey uykuda görülen şey gibidir ve yorum ister; Yûsuf'un «Rabbim onu gerçek kıldı» sözü, rüyasında uyandığını gören birinin hâline benzetilir.
- İshak fassında İbrâhim'in kurban rüyası tabir edilmemiş bir rüyadır; imge ise dünyayı kişisel bir hayal, uyanışı da bir silinme gibi düşündürdüğü yerde yanıltır.
Kanca
«Nine, bu gece uçtum!» Kahvaltı sofrasında yedi yaşında bir kız, çayı soğumadan anlatmaya başlıyor. Mahallenin üstünden süzülmüş, caminin minaresinin çevresinde dönmüş, okulun çatısına konmuş. Ninesi ekmeğini bölerken soruyor: «Peki uçarken hiç şaşırdın mı, insan nasıl uçar diye?»
Kız bir an düşünüyor. «Hayır,» diyor, «o zaman çok normaldi.» Tuhaflık sabah geldi; yatağında gözünü açtığında, kolunun kanat olmadığını gördüğünde.
Merkezi soru
Rüyanın içindeyken rüya gördüğümüzü bilmiyorsak, İbn Arabî'nin andığı «İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar» sözü bu dünya hakkında neyi söylüyor, ve uyanmayı beklemeden gördüklerimizi yorumlamak mümkün mü?
Anlatım
Sözün kime ait olduğu
Önce sözün kendisine bakmak gerekiyor, çünkü çok dolaşan bir cümle. Tasavvuf kitaplarında, vaazlarda, kartpostallarda Hz. Peygamber'in hadisi diye anılır. Fusûsu'l-Hikem'de de İbn Arabî onu Hz. Peygamber'in sözü olarak aktarır.
Hadis tenkitçileri ise sözü böyle kaydetmez. Aclûnî, halk arasında hadis diye bilinen sözleri incelediği Keşfü'l-hafâ'da onu Hz. Ali'nin sözü olarak anar; bazı kaynaklar onu Sehl et-Tüsterî'ye nispet eder. Hz. Peygamber'e ulaşan sağlam bir senedi bilinmez, yani merfû bir hadis olarak sabit değildir. Bu, sözün değersiz olduğunu göstermez; bir sahabeye, bir sûfîye ait olması onu yine yüzyıllar boyu düşünülmüş bir söz yapar. Ama kimin söylediği sorulduğunda dürüst cevap budur: en çok Hz. Ali'ye nispet edilir.
İçerideyken fark edilmeyen
Küçük kızın cevabı sözün neden bu kadar sevildiğini gösteriyor. Rüya, içindeyken rüya gibi görünmez. Uçmak normaldir, ölmüş bir akraba sofrada oturur, bir oda başka bir şehrin sokağına açılır ve kimse itiraz etmez. Rüyanın kuralları rüyanın içinde sorgulanmaz. Tuhaflığı gören göz, ancak uyandıktan sonra açılır.
İbn Arabî bu gündelik tecrübeyi Hz. Yûsuf'a ayrılan fassta bütün bir hayata taşır. Onun okumasında söz şunu anlatır: şu anda uyanık sandığımız hâl de bir tür uykudur. Gördüğümüz dağlar, insanlar, olaylar gerçekten görülür, ama kendi başlarına son söz değildirler. Rüyadaki bir imge gibi, arkalarında okunmayı bekleyen bir anlam taşırlar. Ölüm, bu okumada, bir uyanıştır; gördüklerimizin ne demek olduğu o zaman bütünüyle belli olur.
Bu yüzden fassın vurgusu uykudan çok yorumlamadadır. Uykuda görülen bir şey, gördüğün gibi alınmaz; neye işaret ettiği sorulur. Arapçada rüyayı yorumlamak için kullanılan kelime, bir yakadan öbür yakaya geçmek anlamındaki bir kökten gelir. Yorumlayan, görüntünün bir kıyısından anlamın öbür kıyısına geçer. İbn Arabî bu dünyada gördüklerimizin de böyle bir geçişi beklediğini söyler.
Hz. Yûsuf'un gerçek kıldığı rüya
Fassın bu sözü Hz. Yûsuf'un yanında anması rastlantı değil. Yûsuf suresi bir rüyayla açılır: çocuk Yûsuf on bir yıldızın, güneşin ve ayın kendisine secde ettiğini görür. Yıllar sonra, kuyudan, zindandan ve Mısır'daki yükselişten sonra ana babası ve kardeşleri onun önünde eğilir. Yüzüncü ayette Yûsuf babasına bunun daha önce gördüğü rüyanın yorumu olduğunu, Rabbinin onu gerçek kıldığını söyler.
İbn Arabî bu cümleye ince bir soru sorar. Şerhlerde aktarılan okumaya göre Yûsuf, rüyanın artık gözle görülen dünyaya çıktığını, böylece gerçekleştiğini düşünür. Oysa Hz. Peygamber'e nispet edilen söze göre gözle görülen dünya da bir uykudur. Yûsuf'un hâli, İbn Arabî'nin benzetmesiyle, rüyasında uyandığını görüp gördüğü rüyayı yorumlayan birine benzer: uyandığını sanır, ama hâlâ başka bir rüyanın içindedir. Bu okuma Hz. Yûsuf'u küçültmez; Kur'an onu, sözlerin ve rüyaların yorumu öğretilen bir peygamber olarak anar. Fass yalnızca yorumun da nerede durduğunu gösterir.
Tabir edilmemiş bir rüya
Rüyayı yorumlamanın ne demek olduğu, bir başka fassta tersinden görünür. Hz. İshak'a ayrılan fassta İbn Arabî, Hz. İbrâhim'in oğlunu kurban ettiğini gördüğü rüyayı ele alır. Sâffât suresinde İbrâhim oğluna rüyada onu boğazladığını gördüğünü söyler; oğlu razı olur, bıçak kalkar ve onun yerine büyük bir kurbanlık fidye olarak verilir.
İbn Arabî'nin okuması şöyle özetlenebilir: rüya bir görüntüydü ve görüntüler yorum ister. İbrâhim'in gördüğü, oğlunun suretinde görünen bir koçtu. İbrâhim rüyayı tabir etmedi, gördüğünü olduğu gibi aldı ve bıçağı oğluna yöneltti. Fidye olarak verilen koç, rüyanın asıl anlamını dışarıda görünür kıldı.
Bu okuma, ayetin genel olarak anlaşılış biçiminden farklıdır. Tefsirlerin büyük kısmı sahneyi bir teslimiyet sınavı olarak okur ve İbrâhim'in itaatini över. İbn Arabî de o itaati inkâr etmez; yalnız aynı sahneye başka bir soru sorar: gördüğünü olduğu gibi almak mı, ne demek istediğini sormak mı? Yûsuf ile İbrâhim bu okumada iki uçta durur. Biri rüyanın gerçekleştiğini gördüğünde uyandığını sanır, öbürü rüyayı yorumlamadan harfiyen yerine getirmeye kalkar.
Metinden
Pasajda üç kat var ve her biri bir öncekinin içinde duruyor. En içte Yûsuf'un çocukken gördüğü rüya var. Onu saran kat, rüyanın gerçekleştiği dünya; Yûsuf burada uyandığını düşünür. En dışta da bu dünyanın kendisini uyku sayan söz var. Pasaj okuru her katta aynı soruyu sormaya çağırıyor: bu gördüğüm neyin yorumu?
Kelimelere dikkat edildiğinde pasajın bir şeyi söylemediği de görülür. Dünyanın boş, sahte ya da hiç olduğunu söylemiyor. Uykuda görülen şey gerçekten görülür; Kızın uçuşu, o gece onun için gerçekten yaşandı. Pasajın koyduğu fark, görmek ile anlamak arasındadır. Görülen yerindedir; eksik olan, onun neyi işaret ettiğinin bilinmesidir.
Bir ayrıntı daha var. Sözün Hz. Peygamber'e nispet edilmesi İbn Arabî'nin kendi aktarımıdır; hadis tenkitçilerinin kaydı farklıdır. Fassın öğretisi bu nispete dayanmıyor, ama okurun ikisini ayırması gerekir.
Aslında…
Yaygın yanlışSözü ilk duyan birinin kolayca vardığı sonuç şudur: «Hayat bir rüyaysa, burada yaptıklarımın önemi yok; nasılsa uyanınca her şey silinecek.» Yûsuf fassının rüyası silinmek için değil, yorumlanmak için görülür.
Uyanışta ortaya çıkan, gördüklerimizin yok olduğu değil, ne anlama geldikleridir. Bu yanılgı, gündelik rüyanın sabah unutulup gitmesinden doğar; İbn Arabî'nin anlattığı rüya ise okunmayı bekleyen bir yazıya benzer.
Yaygın yanlışBir başka yaygın kanı: «Bu söz Buhârî ya da Müslim'de geçen sahih bir hadistir.» Aclûnî gibi hadis tenkitçileri onu Hz.
Ali'nin sözü olarak kaydeder, bazıları Sehl et-Tüsterî'ye nispet eder; Hz. Peygamber'den gelen sağlam bir senedi bilinmez. Karışıklık, sözün tasavvuf kitaplarında, İbn Arabî'ninki de dahil, peygamber sözü diye aktarılmasından doğar.
Büyük resim
Gölge imgesi, Ders 6.6'da, âlemin kaynağına bağlı bir görünüş olduğunu anlatıyordu. Rüya aynı fassın ikinci adımıdır: görünüşün bir de anlamı vardır ve o anlam kendiliğinden okunmaz. Gölgeye bakan kaynağını düşünüyordu; rüyaya bakan, gördüğünün neye işaret ettiğini soruyor.
İmgenin yanılttığı yerler de var. Gece gördüğümüz rüyayı kendi zihnimiz kurar ve başka kimse onu görmez. Bunu âleme aynen taşımak, dünyayı herkesin kafasında ayrı ayrı kurduğu bir hayal gibi düşünmek olurdu. İbn Arabî'nin rüyası paylaşılan bir rüyadır; dağı sen de görürsün, komşun da, ve onu kuran sen değilsin.
Bir sınır da uyanıştadır. Sabah olunca rüya dağılır, geriye bulanık bir hatıra kalır. Fassın okumasında ise uyanış, gördüklerini silmez; neyin neye işaret ettiğini açığa çıkarır. Uykuyu tembellik ya da ihmal gibi düşündürmesi de imgenin bir yan etkisidir. Bu okumada uyku bir kusur değil, insanın bu dünyadaki hâlinin adıdır; herkes, peygamberler de dahil, bu hâlin içinde konuşur.
Bu dünyayı bir rüya gibi yorumlamanın nasıl yapıldığı ve rüyanın dokusu, sonraki kademelerde ayrıntılı işlenir. Âlemin bütününün hangi anlamda rüyaya benzediği Ders 15.4'ün, rüya ile yorum arasındaki ilişki Ders 15.5'in konusu. Burada elde kalan sade bir sezgi: gördüğün her şey gerçekten görülüyor, ama sana ne dediğini sormadıkça onu tam görmüş olmuyorsun.
Özet
- «İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar» sözünü İbn Arabî Fusûs'ta Hz. Peygamber'in sözü olarak anar; hadis tenkitçileri ise onu çoğunlukla Hz. Ali'ye nispet eder, merfû hadis olarak sabit değildir.
- Yûsuf fassına göre bu dünyada görülen her şey uykuda görülen şey gibidir ve yorum ister; Yûsuf'un «Rabbim onu gerçek kıldı» sözü, rüyasında uyandığını gören birinin hâline benzetilir.
- İshak fassında İbrâhim'in kurban rüyası tabir edilmemiş bir rüyadır; imge ise dünyayı kişisel bir hayal, uyanışı da bir silinme gibi düşündürdüğü yerde yanıltır.
Tefekkür
Quiz
- «İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar» sözünü hadis tenkitçileri kime nispet eder?
- Yûsuf fassına göre bu dünyada gördüklerimiz neye benzer ve neyi bekler?
- İbn Arabî Hz. Yûsuf'un «Rabbim onu gerçek kıldı» sözünü hangi durumla karşılaştırır?
- İshak fassında İbrâhim'in rüyası neden «tabir edilmemiş» sayılır?
- Rüya imgesi hangi noktalarda yanıltabilir?
Cevaplar
- Çoğunlukla Hz. Ali'ye, bazen Sehl et-Tüsterî'ye; Aclûnî gibi tenkitçiler onu sağlam senetli bir hadis olarak kaydetmez.
- Uykuda görülen şeylere benzer ve bir rüya gibi yorumlanmayı, neye işaret ettiğinin sorulmasını bekler.
- Rüyasında uyandığını görüp gördüğü rüyayı yorumlayan, ama hâlâ uykuda olan birinin durumuyla.
- Çünkü İbn Arabî'nin okumasında İbrâhim oğlunun suretinde görünen koçu yorumlamadan, gördüğünü olduğu gibi aldı.
- Dünyayı herkesin kendi kafasında kurduğu kişisel bir hayal, uyanışı da gördüklerini silen bir unutuş gibi düşündürdüğünde.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Bir rüyayı yorumlayan, her görüntünün neyi gösterdiğini bilen kişidir. Dünyayı okumak isteyen de aynı soruyla karşılaşır: bir çiçekte, bir bağışlamada, bir güç gösterisinde ne görünüyor? İbn Arabî bu görünüşlerin her birini Allah'ın bir ismine açılan bir yer sayar. Peki bir ismi tanımak, o ismin sahibini tanımak mıdır, yoksa yalnızca bir kapının önüne gelmek mi?