Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî âlemi sürüp giden bir şey olarak görmez; her an yeniden var edilir ve bir önceki anın benzeri olarak görünür, bu yüzden değişmiyormuş gibi durur.
- Bu görüş Kâf 15'teki «yeni bir yaratılış» ile Rahmân 29'daki «her gün bir iştedir» ifadelerine dayanır; Süleyman fassında Belkıs'ın tahtı mesafe kat etmeden, bir yerde yok edilip başka yerde var edilir.
- Nehir imgesi yanıltır: su bir yerden bir yere gider ve yatak kalıcı görünür; İbn Arabî'de ise önceki görünüş yokluğa döner ve âlemin her parçası yenilenir.
Kanca
Şam'da, Berada ırmağının üzerindeki taş bir köprü. Akşamüstü, bir çocuk korkuluğa dayanmış, elindeki kuru yaprağı suya bırakıyor. Yaprak köprünün altından geçip gözden kayboluyor. Çocuk bir yaprak daha bırakıyor, sonra bir tane daha.
Babası yanına gelip soruyor: «Bu nehir dün de buradaydı, değil mi?» Çocuk başını sallıyor. Sonra aşağı bakıyor ve bir an duraksıyor. Dünkü suyun şimdi nerede olduğunu bilmiyor.
Merkezi soru
Bir nehir her an başka bir su taşırken nasıl hep aynı nehir olarak kalır; ve İbn Arabî bu gündelik tuhaflıktan yola çıkarak, âlemin sürüp gitmediğini, her an yeniden var edildiğini nasıl anlatır?
Anlatım
Aynı adın altında akan su
Bir nehre ad veririz ve bu ad yıllarca değişmez. Haritada aynı çizgi, kıyıda aynı söğütler, köprünün altında aynı çağıltı. Ama köprüden baktığın o suyu bir daha hiç görmeyeceksin. Birkaç saniye sonra oradan geçen su, az önce geçenin devamı gibi görünür; aslında başka bir sudur.
Gözün bu farkı yakalamaz, çünkü yeni gelen su gidene çok benzer. Aynı hızla akar, aynı taşlara çarpar, aynı köpüğü çıkarır. Benzerlik o kadar kesintisizdir ki zihin onu tek bir şey sayar ve «nehir» der. Nehrin kalıcılığı, dikkat edersen, suyun değil bu benzerliğin kalıcılığıdır.
İbn Arabî âleme bu gözle bakar. Ona göre gördüğün taş, ağaç, kendi elin, hatta düşüncen, bir an önceki hâlinin sürüp giden devamı değildir. Her an yeniden var edilir ve bir önceki anın tıpatıp benzeri olarak önüne gelir. Değişmiyormuş gibi görünmesi, akan suyun hep aynı nehir görünmesiyle aynı sebepten gelir: yenisi eskisine çok benzer.
İki ayet, iki ipucu
Bu görüşün dayandığı yerlerden biri Kur'an'daki bir cümledir. Kâf suresinin on beşinci ayeti, ilk yaratmada âciz kalınmadığını söyledikten sonra ekler: onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedir. Ayetin bağlamı ölümden sonraki dirilişi konu alır. İbn Arabî ise Fusûs'ta, Hz. Şuayb'a ayrılmış fassta, bu ifadeyi bir adım öteye taşır ve insanın, içinde yaşadığı yenilenmeyi fark etmediğini söyler. Ayetteki «şüphe» için kullanılan kelime örtünmeyi, karışıklığı da anlatır; yenilenme olup biter, ama benzerlik onu örter.
İkinci ipucu Rahmân suresinin yirmi dokuzuncu ayetindedir: göklerde ve yerde olan herkes O'ndan ister; O, her gün bir iştedir. İbn Arabî buradaki «gün»ü takvimin günü saymaz. Fütûhât'ta anlattığına göre hiçbir şey âlemde iki zaman boyunca tek bir hâlde kalmaz, çünkü her an yeni bir tecellî, yani yeni bir görünüş gelir. Nehrin her saniye yeni su getirmesi gibi, kaynak da her an yeni bir iş üzerindedir.
Bir kırpışta taşınan taht
İbn Arabî bu fikri en canlı biçimde bir kıssa üzerinden anlatır. Kur'an'ın Neml suresinde Hz. Süleyman, Sebe melikesi Belkıs'ın tahtının huzuruna getirilmesini ister. Kitaptan bir bilgisi olan kişi, gözünü açıp kapamadan onu getireceğini söyler ve taht bir anda oradadır. Geleneğin çoğu bu kişinin adını Âsaf b. Berahyâ olarak verir.
Burada soru şudur: taht Yemen'den Kudüs'e nasıl geldi? Havada mı uçtu, yer mi dürüldü? İbn Arabî'nin cevabı ikisi de değildir. Fusûs'un Süleyman fassında, özetle, tahtın hiçbir mesafe kat etmediğini anlatır. Âsaf'ın yaptığı, tahtı Sebe'de yokluğa bırakmak ve aynı anda Süleyman'ın yanında var etmekti. Her an zaten olup biten yenilenme, bu kez bir yerde bitip başka bir yerde başladı.
Kıssanın sonu da bu okumayı destekler. Belkıs gelir, tahtını görür ve kendisine «Tahtın böyle mi?» diye sorulur. Cevabı «Sanki o» olur. İbn Arabî bu cevabı bir tereddüt olarak değil, bir isabet olarak okur: karşısındaki taht, bıraktığının ta kendisi değil, onun her an yenilenen benzeriydi.
Metinden
Metin ilk olarak bir hareketi reddediyor. Taht bir yerden bir yere gitmedi; araya bir yol, bir hız, bir süre girmedi. Olan şey yer değiştirme değil, bir yerde bitip başka yerde başlamaktır. Bu, nehir resmine ilk kez itiraz eden cümledir: nehirde su gerçekten akar, burada ise hiçbir şey akmıyor.
İkinci dikkat çekici yer, «aynı zamanda» vurgusu. Yokluk ile varlık arka arkaya dizilmiş iki olay gibi anlatılmıyor. İbn Arabî'ye göre sıradan bir anda da durum budur: bir şeyin bu anki görünüşü biterken bir sonraki başlar ve arada bir boşluk kalmaz. Kesintisizlik duygusu buradan gelir.
Üçüncüsü, pasajın okura yönelttiği sözdür. Bu yenilenmeyi görmeyen yalnız Belkıs'ın saray halkı değildir; bakan kişi de aynı akışın içindedir. Suyu izleyen çocuk, kendisinin de akan bir su olduğunu fark etmez.
Bu satırlarda olmayan şeyler de önemli. Metin âlemin bir hayal olduğunu, yenilenen şeylerin gerçek olmadığını söylemiyor. Âsaf'ın yaptığını herkesin yapabileceği bir hüner olarak da sunmuyor; kıssa bir yetkinliği anlatır, bir yöntem öğretmez.
Aslında…
Yaygın yanlışSık duyulan bir cümle: «Madem her şey her an yok olup yeniden var oluyor, o hâlde dünkü ben ile bugünkü ben arasında hiçbir bağ yok; kimse dünkü sözünden sorumlu değil.» İbn Arabî böyle bir kopukluk anlatmaz.
Şuayb fassında, özetle, her an yenilenen şeylerin altında tek ve aynı bir gerçekliğin durduğunu söyler; değişen görünüştür, onu taşıyan asıl değil. Belkıs'ın «Sanki o» demesi de bu yüzden isabetlidir: benzerlik boş bir tesadüf değil, aynı kaynaktan gelen bir süreklilik. Yanlış, «yeniden yaratılış» sözünü «her seferinde sıfırdan, bağımsız bir yaratılış» diye duymaktan doğuyor.
Yaygın yanlışBu görüşün İbn Arabî'ye özgü, kimsenin bilmediği bir buluş olduğu da sanılır.
Oysa kelâm âlimleri, özellikle Eş'arîler, arazların, yani renk ve sıcaklık gibi niteliklerin iki an boyunca kalmadığını zaten söylüyordu. İbn Arabî Şuayb fassında onları anar ve yenilenmeyi niteliklerle sınırlayıp âlemin bütününe yaymadıkları için eksik bulur. Bir başka grubu da bütün âlemin değiştiğini söyleyip altındaki birliği görmedikleri için eleştirir. Bu tarihi bilmemek, fikri ya bir icat ya da bir kopya sanmaya götürür.
Büyük resim
Güneş ve ışınları resmi tek bir kaynağın sayısız görünüşünü, ayna resmi görmek ile görünmek arasındaki karşılıklılığı anlatmıştı. Nehir bunlara zamanı ekliyor. Görünüşler yalnız çok değildir, aynı zamanda her an tazedir. Işık kesilse karanlık olur; İbn Arabî'nin gözünde yaratış bir an kesilse görünen hiçbir şey kalmaz. Dolayısıyla âlemin varlığı bir kez kurulup kendi hâline bırakılmış bir yapı değil, sürekli verilen bir şeydir.
Resmin sınırları burada belirginleşiyor. Birincisi yer değiştirme. Nehirde su kaynaktan denize gider; dünkü su hâlâ bir yerlerdedir, belki bir göle karışmıştır. İbn Arabî'nin anlattığı yenilenmede ise bir önceki görünüş aşağıya akıp bir yerde birikmez, yokluğa döner. Tahtın mesafe kat etmediğini söyleyen pasaj bu sınırı açıkça çizer.
İkincisi yatak. Nehri düşünürken kıyıları ve yatağı kalıcı, yalnız suyu geçici sayarız. Âleme uygularken bu bölünmeyi taşımamak gerekir: Oysa bu görüşte dağ da, kıyı da, onu seyreden göz de yenilenir. Kalıcı olan âlemin bir parçası değil, onu her an var edendir.
Üçüncüsü hız. Nehrin akışını ölçebilirsin, bazı yerde yavaşlar, bazı yerde çağlar. Yenilenmenin ise ölçülecek bir hızı yoktur; İbn Arabî'ye göre an bölünmez ve her an tamdır. Nehir yalnızca şunu gösterir: aynı görünen şey, sürekli yeniden gelen bir şey olabilir.
Bazı okurlar bu imgeyi Antik Yunan'dan Herakleitos'a bağlar; ondan aktarılan bir parçaya göre aynı nehre girenlerin üzerinden hep başka sular akar. Bu bir yorumdur ve benzerlik sınırlıdır. Herakleitos'ta akış doğanın kendi düzenidir; İbn Arabî'de ise âlem kendinden akmaz, her an onu var edenden gelir. Bu karşılaştırmaların ayrıntısı Ders 45.1 ile başlayan okumalara kalıyor.
Bu sınırlarla resmin bıraktığı fikir sade. Âlem her an yeniden verilir ve yenisi eskisine o kadar benzer ki sürüp gidiyor sanırız. Bunun adı halk-ı cedîd, yani yeni yaratılış.
Özet
- İbn Arabî âlemi sürüp giden bir şey olarak görmez; her an yeniden var edilir ve bir önceki anın benzeri olarak görünür, bu yüzden değişmiyormuş gibi durur.
- Bu görüş Kâf 15'teki «yeni bir yaratılış» ile Rahmân 29'daki «her gün bir iştedir» ifadelerine dayanır; Süleyman fassında Belkıs'ın tahtı mesafe kat etmeden, bir yerde yok edilip başka yerde var edilir.
- Nehir imgesi yanıltır: su bir yerden bir yere gider ve yatak kalıcı görünür; İbn Arabî'de ise önceki görünüş yokluğa döner ve âlemin her parçası yenilenir.
Tefekkür
Quiz
- Nehir neden hep aynı nehir gibi görünür?
- İbn Arabî Rahmân 29'daki «gün» kelimesini nasıl okur?
- Süleyman fassına göre Belkıs'ın tahtı nasıl getirildi?
- Belkıs'ın «Sanki o» cevabı İbn Arabî'ye göre neden isabetlidir?
- Nehir imgesinin sınırlarından biri nedir?
Cevaplar
- Yeni gelen su gidene çok benzediği için göz farkı yakalamaz ve benzerliği tek bir şey sayar.
- Takvimin günü olarak değil, bölünmeyen an olarak; hiçbir şey iki zaman boyunca tek bir hâlde kalmaz.
- Mesafe kat etmeden; Sebe'de yok edilip aynı anda Süleyman'ın yanında var edildi.
- Karşısındaki taht, bıraktığının ta kendisi değil, onun yenilenmiş benzeriydi.
- Nehirde su bir yere gider ve yatak kalıcıdır; İbn Arabî'de önceki görünüş yokluğa döner ve her şey, yatak da dahil, yenilenir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Şuayb fassında yenilenmenin ölçüsü bir gün ya da bir saat olarak değil, nefesler olarak anılır. Nefes de bir akıştır, ama suyun taşımadığı bir şeyi taşır: içinde bir ses, bir kelime biçimlenir. Soluk tek ve aynıdır, ondan çıkan harfler ise sayısızdır. Varlığın kendisi bir nefeste söylenen sözler gibi olabilir mi?