Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî'yi okumayı zorlaştıran şeyler adlandırılabilir: ayetlerle örülü klasik Arapça, düzyazıdan şiire geçişler, bilerek dağıtılmış konular, zıtlıkları birlikte tutan cümleler, çok anlamlı kelimeler ve bunların çeviride incelmesi.
- Chittick açıklamaların Konevî'nin çerçevesini izlediğini ve Fusûs'un Fütûhât gibi ayrıntılı eserlerle aydınlatılması gerektiğini, Chodkiewicz pasajların anahtarının çoğu zaman bir ayette olduğunu söyler.
- Morris anlamların zamanla açıldığını ve tek kelimelik çevirilerin dikkatsiz okuru yanıltabileceğini gösterir; buradan yavaş okuma, açıklamaları kimin yazdığını bilerek kullanma, çevirileri karşılaştırma ve bağlama dönme yolları çıkar.
Kanca
1915'te İstanbul'da, gençliğinde Galata'daki postanede kâtip olarak işe başlamış, nota bilmeden şarkılar bestelemiş Ahmed Avni Konuk masasına ince bir Arapça kitap koyar: Fusûsu'l-Hikem. Onu Türkçeye çevirip satır satır açıklamaya başlar.
Kitap Fütûhât'ın yanında bir cep kitabı kadar incedir. Konuk'un açıklaması ise on iki, on üç yıl sürer ve 1928'de bittiğinde bugünkü baskısıyla dört cilt, yaklaşık iki bin sayfa tutar. İnce bir kitabı anlatmak için bir ömrün koca bir parçası gitmiştir.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin kitapları neden bu kadar zor okunur, ve onu kendi başına okumak isteyen biri, araştırmacıların önerilerinden yola çıkarak bu zorlukla nasıl yol alabilir?
Anlatım
Zorluğun kaynakları
Önce zorluğu parçalarına ayıralım. İlk engel dildir. İbn Arabî klasik Arapçayla yazar ve cümlelerinin içi Kur'an ayetleri ile Hz. Peygamber'in sözleriyle doludur. Çoğu zaman ayeti tırnak açmadan cümlesinin içine yerleştirir; o ayeti tanımayan okur, cümlenin yarısını kaçırdığını fark etmez bile.
Ardından ses değişir. Ders 5.7'de düzyazının bir noktada durup şiire geçtiğini görmüştün; okur akıl yürütmeyi izlerken birden bir imgenin içinde bulur kendini. Ders 5.8'de de en derin saydığı bilginin kitabın farklı yerlerine bilerek dağıtıldığını dinlemiştin. Aradığın açıklama, sorunun sorulduğu yerden çok uzakta durabilir.
Bunlara ikisi daha eklenir. İbn Arabî birbirine zıt görünen iki şeyi aynı anda söylemeyi sever; bir cümlede bir şeyi onaylar, bir sonrakinde sınırlar. Aynı kelimeyi de farklı yerlerde farklı ağırlıkla kullanır, ve bu kelimelerin çoğu Arapçada tek bir kelimeyle karşılanamayacak kadar çok anlam taşır. Böylece tercüme de bir engel olur: Türkçe ya da İngilizce okuyan biri, çevirmenin seçtiği kelimeden geçerek okur.
Paradoksu taşımak
Zıtlıkları birlikte tutma alışkanlığı, okuru en çok şaşırtan şeydir. İbn Arabî çoğu zaman iki cevabı da doğru sayar ve yalnız birini söyleyeni eksik bulur.
William Chittick, onun bu dilini en kısa biçimiyle aktarır: yaratılmış her şey için hem «O'dur» hem «O değildir» denir. Chittick'in okumasında bu, her şeyi iki yüzüyle birlikte görmenin dilidir. Okurun işi, zıtlardan birini hemen seçip ötekini atmak yerine ikisini bir süre birlikte taşımaktır.
Açıklamalarla okumak
Kancadaki Konuk yalnız değildi. Fusûs'a yüzü aşkın açıklama, yani satır satır metni açan kitap yazıldı; okurlar yüzyıllar boyunca onu bu kitapların yardımıyla okudu. Böyle bir yardım olmadan yoğun bir cümleyi açmak gerçekten zordur.
Chittick bu yardımın bir bedeli olduğunu da gösterir. Onun incelemesine göre bu açıklama geleneği İbn Arabî'nin en yakın öğrencisi Sadreddin Konevî'ye uzanır, ve Fusûs sonraki kuşaklarda İbn Arabî'nin öteki kitaplarının ışığında değil, Konevî'nin onu anlama biçiminin ışığında okundu. Konevî hocasından daha düzenli, daha sistemli yazıyordu; bu düzen sonraki okumaların çoğunu belirledi.
Buradan çıkan öneri şu: açıklamaları kullan, ama her birinin bir okuma olduğunu unutma. Kimin açıklaması olduğunu bil ve onu İbn Arabî'nin kendi cümlesiyle karşılaştır.
Bağlama dönmek
Chittick aynı yönde ikinci bir öneri daha yapar. 1993'te yayımlanan bir yazısında, Fusûs'taki sıkıştırılmış öğretilerin tam anlamının, aynı fikirleri ayrıntılı ve açık biçimde anlatan öteki eserlerden gelen bir aydınlatma olmadan kavranamayacağını söyler. Pratik karşılığı şudur: Fusûs'ta tek cümleyle geçen bir fikrin açılmış hâlini çoğu zaman Fütûhât'ta ararsın.
Michel Chodkiewicz ise bağlamın daha derin bir katmanına işaret eder. An Ocean Without Shore adlı kitabında İbn Arabî'nin yazılarının Kur'an'a sanıldığından çok daha derin köklerle bağlı olduğunu göstermeye çalışır. Bu okumadan çıkan pratik sonuç şu: tuhaf görünen bir pasajın anahtarı çoğu zaman bir felsefe kitabında değil, cümlenin içine gömülmüş bir ayettedir; o ayeti bulup kendi yerinde okumak, pasajı yeniden aydınlatabilir.
Yavaş okumak
James Morris'in önerisi hızla ilgilidir. Morris, Fütûhât'ı ele aldığı The Reflective Heart kitabında, bu metnin anlamlarının okura bir defada değil, zamanla açıldığını vurgular. Onun okumasında kitap bir bilgi deposu gibi taranmaz; okurun dikkatini, kendi tecrübesini ve üzerinde düşünme gücünü işe koşan bir yoldaşlık gibi okunur.
Pratikte bu, bir paragrafı birkaç kez, arada durarak okumak ve anlamadığın yeri not edip haftalar sonra ona dönmek demektir. Anlaşılmayan cümle bir başarısızlık sayılmaz; henüz açılmamış bir kapı olarak işaretlenir.
Çevirileri karşılaştırmak
Çeviri engelinin en pratik ilacı, birden fazla çeviriyi birlikte okumaktır. Fusûs'un adı bile bunu gösterir: R. W. J. Austin onu İngilizceye 1980'de The Bezels of Wisdom diye, Caner Dagli 2004'te The Ringstones of Wisdom diye çevirdi. Aynı kitap, iki ayrı kelimeyle iki ayrı yüzük taşı olur.
Morris, Chittick'in Fütûhât'tan yaptığı büyük seçkiyi değerlendirirken bir inceliği gösterir. Chittick her anahtar Arapça kelime için tek bir İngilizce karşılık seçmiş ve o kelimenin öbür anlamlarını ilk geçtiği yerde dikkatle açıklamıştı. Morris yöntemi tutarlı bulur, ama ona göre o ilk açıklamayı atlayan ya da unutan dikkatsiz okur temel yanlış anlamalara düşebilir. Tek kelimelik karşılık, kelimenin taşıdığı anlamların hepsini taşıyamaz.
Türkçe okur bugün şanslıdır: Ekrem Demirli'nin 2006 ile 2012 arasında tamamladığı on sekiz ciltlik Fütûhât çevirisi var, Fusûs'un da birden çok Türkçe çevirisi ve Konuk'unki gibi açıklamaları var. Aynı pasajın iki çevirisi ayrıldığında, o ayrılık çoğu zaman asıl kelimenin zenginliğini gösterir.
Metinden
İbn Arabî'nin zıtlıkları birlikte taşıyan dilini en açık gösteren yerlerden biri, Fusûs'un Hz. Nûh'a ayrılmış bölümünde düzyazının arasına giren kısa bir şiirdir.
Pasajın kuruluşuna bak. İki cevap veriliyor ve her biri tek başına eksik bulunuyor. Doğru olan, birinin ötekini yenmesi değil, ikisinin birlikte söylenmesi. Hızlı okuyan biri ilk cümlede durup «demek ki O her şeyden uzaktır» diye kitabı kapatabilir; ikinci cümlede durup tam tersini çıkarabilir.
Bu kısa şiirde az önce saydığımız zorlukların birçoğu bir arada. Düzyazı şiire geçiyor, iki zıt yön aynı anda tutuluyor, ve kelimelerin Arapçadaki ağırlığı çeviride ister istemez inceliyor. Şiirin söylemediği de önemli: iki yönün nasıl birleştiğini bir formülle açıklamıyor. Onları birlikte taşımayı okura bırakıyor.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî'yi ancak bir açıklamanın rehberliğinde okuyabilirsin; açıklayanın dediği, onun dediğidir.» Chittick'in gösterdiği gibi Fusûs'un açıklama geleneği büyük ölçüde Konevî'nin anlama biçimini izledi ve metni İbn Arabî'nin öteki kitaplarıyla değil o çerçeveyle okudu.
Açıklamalar değerli yol arkadaşlarıdır, ama her biri bir okumadır. Yanılgının kökü şurada: zor bir metinde okuru ilk rahatlatan ses, zamanla metnin kendi sesi gibi duyulmaya başlıyor.
Yaygın yanlışKanı: «Zor okunuyorsa kasıtlı olarak anlaşılmaz yazılmıştır; zaten kimse tam anlayamaz.» Zorluğun adlandırılabilir kaynakları var: dil, ayetlerle örülü cümleler, şiire geçişler, dağıtılmış konular, zıtlıklar ve çeviri.
Her biri için araştırmacıların önerdiği somut bir okuma yolu da var. Kanı çekici, çünkü bir metni «anlaşılmaz» ilan etmek, onu yavaş okumaya çalışmaktan daha kolay.
Büyük resim
İbn Arabî'nin kim olduğunu, nerelerde yaşadığını, hangi kitapları nasıl yazdığını gördün; şimdi elinde onun kitaplarını açarken kullanabileceğin bir alet çantası var. Bundan sonra karşına çıkacak her fikirde bu aletler işe yarayacak.
Sözlerin sahiplerini ayıralım. Zıtlıkları birlikte söyleyenin doğru yolda olduğu, İbn Arabî'nin Fusûs'taki kendi şiiridir. «O'dur ve O değildir» ifadesini onun dilinin özeti olarak öne çıkaran, açıklama geleneğinin Konevî'yi izlediğini ve Fusûs'un Fütûhât'la aydınlatılması gerektiğini söyleyen Chittick'tir. Kur'an'daki derin kökler Chodkiewicz'in, anlamların zamanla açılması ve tek kelimelik çevirinin tuzağı Morris'in gözlemidir.
Özet
- İbn Arabî'yi okumayı zorlaştıran şeyler adlandırılabilir: ayetlerle örülü klasik Arapça, düzyazıdan şiire geçişler, bilerek dağıtılmış konular, zıtlıkları birlikte tutan cümleler, çok anlamlı kelimeler ve bunların çeviride incelmesi.
- Chittick açıklamaların Konevî'nin çerçevesini izlediğini ve Fusûs'un Fütûhât gibi ayrıntılı eserlerle aydınlatılması gerektiğini, Chodkiewicz pasajların anahtarının çoğu zaman bir ayette olduğunu söyler.
- Morris anlamların zamanla açıldığını ve tek kelimelik çevirilerin dikkatsiz okuru yanıltabileceğini gösterir; buradan yavaş okuma, açıklamaları kimin yazdığını bilerek kullanma, çevirileri karşılaştırma ve bağlama dönme yolları çıkar.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî'nin cümlelerinde ayetleri tanımamak okura neden sorun çıkarır?
- Chittick'e göre Fusûs'un açıklama geleneği onu hangi çerçevede okudu?
- Chittick 1993'teki yazısında Fusûs'u anlamak için ne önerir?
- Morris, Chittick'in tek kelimelik çeviri yönteminde hangi tehlikeyi görür?
- Nûh fassındaki şiire göre doğru yolda olan kimdir?
Cevaplar
- Çünkü ayetler çoğu zaman tırnak açılmadan cümlenin içine yerleştirilir ve onları tanımayan okur cümlenin bir kısmını kaçırdığını fark etmez.
- İbn Arabî'nin öteki kitaplarının ışığında değil, en yakın öğrencisi Sadreddin Konevî'nin onu anlama biçiminin ışığında okudu.
- Sıkıştırılmış öğretilerin, aynı fikirleri ayrıntılı ve açık biçimde anlatan Fütûhât gibi eserlerle aydınlatılarak okunmasını önerir.
- Kelimenin öbür anlamlarını anlatan ilk açıklamayı atlayan ya da unutan dikkatsiz okurun temel yanlış anlamalara düşebileceğini görür.
- Allah'ın hem her şeyden uzak hem de yaratılmışlarla bir benzerliği olan yönünü birlikte söyleyen kişi.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Buraya kadar İbn Arabî'yi bir insan, bir yolcu ve bir yazar olarak tanıdın. Bundan sonra yol değişiyor: onun büyük fikirlerine teknik kelimeleri bir kenara bırakıp her seferinde tek bir benzetmeyle yaklaşacağız. İlk benzetme, sahibinin tanınmak istediği gizli bir hazine. Bir hazinenin bilinmeyi istemesi, bütün bir âlemin neden var olduğu sorusuna nasıl bir cevap olabilir?