İçeriğe geç

Ders 5.8 · Kademe 1 · Modül 5

Tebdîdü'l-ilm: Bilgiyi bilerek dağıtmak

1.504 kelime · 7 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Tebdîdü'l-ilm, bir öğretinin parçalarını bilerek farklı yerlere dağıtmaktır; terim İbn Arabî'den önce Câbir'e nispet edilen simya kitaplarının yöntemini anlatmak için de kullanılır.
  2. İbn Arabî Fütûhât'ın girişinde seçkinlerin özünün inancını kitabın içine dağıttığını kendisi söyler; gerekçesi, akılların çoğunun kendi düşünceleriyle perdelenmiş olmasıdır.
  3. Chodkiewicz bunu ihtiyat ve okuru çabaya zorlamak, Morris anlayışın iç gelişmesine benzeyen bir serpiştirme, Afîfî okura bırakılmış bir birleştirme işi olarak okur; Chittick ise pasajları konulara göre toplayarak bir çözüm önerir.

Kanca

Fütûhât'ın ilk cildini açan bir okur, kitabın girişinde bir inanç metniyle karşılaşır. İbn Arabî orada Allah'a, peygamberlere ve ahirete dair inancını sade maddelerle sıralar. Ardından ikinci bir inanç metni gelir; bu kez dili daha yoğun, hitap ettiği kişiler daha dar bir çevredir.

Okur doğal olarak üçüncüsünü bekler: en derin olanı, en seçkin okurlar için yazılanı. Ama sayfada bir metin yerine tek bir açıklama bulur: İbn Arabî o inancı buraya koymadığını, kitabın her yerine serptiğini söyler.

Merkezi soru

İbn Arabî en önemli saydığı bilgiyi neden tek bir yerde toplamak yerine kitaplarının içine bilerek dağıttığını söyler, ve bu tercihi onun sözüyle araştırmacıların yorumlarını ayırarak nasıl anlamalıyız?

Anlatım

Bir terimin gündelik karşılığı

Tebdîdü'l-ilm, Arapçada «bilginin dağıtılması» demektir: bir konunun parçalarını bir kitabın ya da birçok kitabın farklı yerlerine bilerek serpmek, onları bir araya getirme işini okura bırakmak. Gündelik bir benzetmeyle, bir yapbozun parçalarını tek kutuya değil evin farklı odalarına koymak gibidir. Her parça kendi başına anlamlıdır, ama resmin bütünü ancak toplandığında görünür.

Kelimenin kendisi İbn Arabî'den eskidir. Tarihçiler bu adla, Câbir b. Hayyân'a nispet edilen simya kitaplarındaki bir yazma yöntemini anarlar. O külliyatta işlemlerin sırası bilerek bozulur ve anlatının parçaları birbirinden ayrı kitaplara dağıtılır; böylece metni ancak nasıl okunacağını bilen biri çözebilir. İbn Arabî üzerine yazan araştırmacılar aynı adı, onun kendi itiraf ettiği bir tercihi anlatmak için kullanır.

Üç inanç, üç okur

Kancadaki sahneye dönelim. James Morris, Fütûhât'ın girişini incelerken bu üç inanç metnine özel bir dikkatle bakar. Birincisi, hocasının ya da çevresinin öğrettiğini sorgulamadan benimseyen sıradan inananın inancıdır. İkincisi, yolun erlerinin, yani bilgiyi kendi iç tecrübesiyle bulduklarını söyleyen sûfîlerin inancıdır.

Üçüncüsü ise en dar çevreye, seçkinlerin de seçkinlerine aittir. Morris'e göre bu sıralama, Fütûhât'ı okuyacak üç ayrı kitleyi gösterir. Kimine kitap anlaşılmaz gelecek, kimine gereksiz, kimine de ancak sınırlı bir yarar sağlayacak.

Üçüncü inancın nerede durduğunu ise İbn Arabî açıkça yazar: tek bir bölümde değil, kitabın bütününe dağılmış olarak. Yani okurun beklediği metin kaybolmamıştır; yalnızca parçalanmıştır.

Neden dağıtmış?

İbn Arabî bu tercihi bir gerekçeyle birlikte verir, birazdan o cümleyi okuyacağız. Özü şudur: akılların çoğu kendi düşünceleriyle perdelenmiştir ve bu bilgiyi kavrayacak iç hazırlıktan yoksundur. Bilgiyi tek yerde toplamak, onu hazır olmayanın eline bir kerede vermek olurdu.

TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki İbnü'l-Arabî maddesi ikinci bir kaydı hatırlatır. Fütûhât'ta bildiklerinin hepsini değil, yalnızca izin verilen kadarını söylediğini belirtir; Fusûs'ta da yalnızca Hz. Peygamber'in izin verdiği kadarını aktardığını yazar. Bu iki kayıt birlikte okunduğunda, dağıtmak onun gözünde bir saklama oyunu olmaktan çok ölçülü konuşmanın bir yoludur.

Michel Chodkiewicz, İbn Arabî üzerine verdiği bir söyleşide, bu yöntemi adıyla anar ve iki sebep sayar. Biri ihtiyattır: fıkıh âlimlerinin tepkisinden korunmak. Öteki okurla ilgilidir: onu uyarmak, çaba harcamaya zorlamak. Chodkiewicz'in verdiği ölçü dikkat çekicidir; özetle, bir yerde başlayan bir açıklama beş yüz sayfa sonra tamamlanabilir.

Okurun yolculuğu

Morris bu tercihin okura ne yaptığını da sorar. Onun okumasında Fütûhât bir kuramı madde madde kurmaz; İbn Arabî tek bir hakikate işaret eden imaları kitabın içine serper, ve bu serpiştirme, bir insanın iç hayatında anlayışın nasıl geliştiğine benzer. Hayatta da bir kavrayış tek günde gelmez; bir parçası bugün, bir parçası yıllar sonra belirir.

Morris kendi yazılarında bu işi tersine çevirir: dağınık imaları belirli bir konu etrafında toplar, sonra İbn Arabî'nin düşüncesinin iç tutarlılığını göstermeye çalışır. Bu, dağıtılmış olanı yeniden bir araya getirmenin açık bir örneğidir. Ama Morris'in vurgusu, okurun kendisinin de aynı işi yapmaya çağrıldığıdır.

Burada başta kurduğumuz yapboz benzetmesinin sınırı görünür. Bir yapbozun resmi kutunun üstünde baştan bellidir ve parçalar onu toplayan kişiyle birlikte değişmez. Morris'in okumasında ise parçaları toplayan okur da toplarken değişir; aynı pasaj, yıllar sonra okunduğunda başka bir yere oturabilir. Resim bir kez tamamlanıp kutuya kaldırılmaz, her okumada biraz daha netleşir.

Mısırlı araştırmacı Ebü'l-Alâ Afîfî, 1963'te yayımlanan bir İslam felsefesi tarihine yazdığı bölümde bu tercihi daha kuru bir dille anlatır. Afîfî'ye göre İbn Arabî kendine özgü görüşünün parçalarını kitaplarına dağıtarak onu bilerek gizlemiş ve bir araya getirme işini zeki okura bırakmıştır. Afîfî'nin gözlemine göre bu görüş Fusûs'un her sayfasında sezilir, Fütûhât'ın pek çok yerinde ima edilir; ama bütünüyle ikisinde de bulunmaz.

Bir çevirmenin çözümü

William Chittick'in 1989'da yayımladığı The Sufi Path of Knowledge, bu dağınıklığa pratik bir cevap verir. Chittick Fütûhât'tan altı yüzü aşkın pasajı çevirir ve bunları kitaptaki sırasına göre değil konularına göre, altı ana başlık altında düzenler. Böylece okur aynı konudaki birbirinden uzak parçaları aynı yerde bulur.

Chittick'in bu tercihinin bir uyarısı da var. Ona göre Fütûhât'tan bir pasajı bağlamından koparıp üzerine iddia kurmak çok kolaydır. Dağıtılmış bir öğretide tek bir cümle, başka yerlerdeki tamamlayıcılarından ayrıldığında yanlış bir yöne çekilebilir.

Metinden

Üçüncü inanç için İbn Arabî'nin söylediği cümle Fütûhât'ın girişinde durur. Aşağıdaki Türkçe, James Morris'in İngilizce çevirisinden aktarılmıştır.

Cümlenin fiiline dikkat et: «dağıttık». İbn Arabî bir şeyi kaybettiğini ya da unuttuğunu söylemiyor; yaptığı bir işi bildiriyor. Tecrîd kelimesinin sözlük anlamı soyunmak, sıyrılmaktır; Morris onu İngilizceye manevi arınma diye çevirir.

Gerekçe okurun durumuyla ilgili. Kusur bilgide değil, onu karşılayacak zihnin hazırlığında görülüyor. Düşünce burada bir perde olarak anılır; bir şeyi anlamaya yarayan araç, yanlış kullanıldığında onu örtebilir.

Cümlenin söylemediği de önemli. Bu inancın hangi bölümlerde, kaç parçaya bölünerek durduğunu söylemez; bir harita vermez. Parçaları bulmak, onları tanımak ve birleştirmek okurun işi olarak kalır.

Aslında…

Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî her şeyini gizli yazdı; açık okunan hiçbir sözü güvenilir değildir.» Kendi cümlesi belirli bir bilgiden, seçkinlerin özünün inancından söz eder; Fütûhât'ın büyük bölümü namazdan, oruçtan, rüyalardan ve hatıralardan açıkça bahseder.
Doğrusu

Bu kanı yayılıyor, çünkü tek bir itiraf, bütün külliyata uygulanan bir kurala dönüştürülüyor.

Yaygın yanlışKanı: «Dağıtılmış bilgi, doğru anahtarı bulan birinin çözeceği bir şifredir.» Chodkiewicz ve Morris bu yöntemi okuru çabaya ve iç hazırlığa çağıran bir yol olarak okur; parçaları birleştirmek bir kere yapılıp biten bir çözüm değil, okumanın kendisidir.
Doğrusu

Kanı çekici, çünkü tek bir sırrın bulunacağı fikri uzun bir okumadan daha kolay görünüyor.

Büyük resim

Ders 5.7'de İbn Arabî'nin tek bir cümle içinde nasıl işaretle konuştuğunu görmüştün. Bu ders aynı eli daha geniş bir ölçekte gösteriyor: işaret artık bir kelimenin içinde değil, sayfalar ve ciltler arasında çalışıyor. Bir konunun başı bir bölümde, devamı yüzlerce sayfa ötede olabilir.

Kimin ne dediğini bir kez daha ayırırsak: üçüncü inancı kitaba dağıttığını ve bunun gerekçesini İbn Arabî kendisi yazar; yalnız izin verilen kadarını söylediği de onun kaydıdır. İhtiyat ve okuru çabaya zorlamak Chodkiewicz'in yorumu, serpiştirmenin iç gelişmeye benzediği Morris'in, bir araya getirme işinin zeki okura bırakıldığı Afîfî'nin okumasıdır. Konulara göre toplama ise Chittick'in çözümüdür.

Özet

  1. Tebdîdü'l-ilm, bir öğretinin parçalarını bilerek farklı yerlere dağıtmaktır; terim İbn Arabî'den önce Câbir'e nispet edilen simya kitaplarının yöntemini anlatmak için de kullanılır.
  2. İbn Arabî Fütûhât'ın girişinde seçkinlerin özünün inancını kitabın içine dağıttığını kendisi söyler; gerekçesi, akılların çoğunun kendi düşünceleriyle perdelenmiş olmasıdır.
  3. Chodkiewicz bunu ihtiyat ve okuru çabaya zorlamak, Morris anlayışın iç gelişmesine benzeyen bir serpiştirme, Afîfî okura bırakılmış bir birleştirme işi olarak okur; Chittick ise pasajları konulara göre toplayarak bir çözüm önerir.

Tefekkür

Quiz

  1. Tebdîdü'l-ilm gündelik dille ne demektir?
  2. Fütûhât'ın girişinde İbn Arabî üçüncü inanç metnini neden kitabın içine dağıttığını söyler?
  3. Chodkiewicz bu yöntemin hangi iki sebebini sayar?
  4. Morris'e göre bilginin kitaba serpiştirilmesi neye benzer?
  5. Chittick The Sufi Path of Knowledge'da dağınık pasajlarla nasıl başa çıkar?

Cevaplar

  1. Bir öğretinin parçalarını bilerek kitabın ya da kitapların farklı yerlerine serpmek ve onları bir araya getirme işini okura bırakmaktır.
  2. Akılların çoğu kendi düşünceleriyle perdelendiği ve tecrîd eksikliği yüzünden onu kavramaya yetmediği için.
  3. Fıkıh âlimlerinin tepkisine karşı ihtiyatı ve okuru uyarıp çaba harcamaya zorlamayı sayar.
  4. Bir insanın iç hayatında anlayışın parça parça, zaman içinde gelişmesine benzer.
  5. Altı yüzü aşkın pasajı kitaptaki sırasına göre değil, konularına göre altı ana başlık altında toplar.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

İşaret dili ve dağıtılmış bilgi, İbn Arabî'yi okumayı ağırlaştıran iki şey. Ama onu zor kılan yalnızca bunlar mı, yoksa kelimelerin, kaynakların ve okurun kendi beklentisinin de bir payı var mı? Zorluğun kaynaklarını tek tek adlandırabilirsek, onunla yol almanın bir yolunu da bulabilir miyiz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel omurga: dağılmış bir yapbozun parçaları. Açılışta bir masa üzerinde tamamlanmış bir resim belirir, sonra parçaları havalanıp büyük bir kitabın sayfaları arasına tek tek yerleşir. Ders boyunca okurun eli sayfalar arasından parçaları toplar.

Sahneler

  • Açılış: kalın bir kitabın ilk sayfaları; iki kısa metin bloğu belirir, üçüncü bloğun yerinde yalnız tek bir satır kalır ve o satırdan ışıklı noktalar kitabın içine saçılır.
  • Simya: bir çalışma masasında şişeler ve birbirinden ayrı duran kitaplar; bir tarifin satırları farklı kitaplara dağılır. Çizimle verilir.
  • Üç inanç: iç içe üç halka; dıştaki geniş, ortadaki daha dar, içteki en küçük. İçteki halka noktalara ayrılıp kitabın sayfalarına dağılır.
  • Beş yüz sayfa: bir cümle bir sayfada başlar, sayfalar hızla çevrilir, cümlenin sonu çok ileride bir sayfada tamamlanır.
  • Chittick'in çözümü: dağınık kâğıt parçaları altı ayrı kutuya konularına göre yerleşir.

Ekranda yazılacaklar: tebdîdü'l-ilm = bilginin dağıtılması · tecrîd = soyunmak, arınmak · Fütûhât, giriş · Chodkiewicz: ihtiyat ve okurun çabası · Morris · Afîfî · Chittick, 1989.

Seslendirme: ölçülü, acele etmeyen bir anlatıcı sesi; «onu bu kitabın içine dağıttık» cümlesi okunduktan sonra ses bir nefes kadar susar.

Telif: fotoğraflanmış yazma, basılı sayfa ve hat levhası yer almaz; kitaplar, masalar ve parçalar çizimle canlandırılır.

Modül 5 — Külliyatın Kapısı

Amaç: Öğrenci İbn Arabî'nin Fütûhât'ın girişinde en derin inancı kitabın içine dağıttığını kendisinin söylediğini, bunun onun verdiği gerekçesini ve Chodkiewicz, Morris, Afîfî ve Chittick'in bu tercihi nasıl okuduğunu birbirinden ayırarak anlatabilir.

Anahtar kavramlar: tebdîdü'l-ilm sözlük