İçeriğe geç

Ders 5.6 · Kademe 1 · Modül 5

Yazmalar: Konya ve İstanbul'daki miras (Fütûhât'ın müellif nüshası)

1.541 kelime · 8 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Konevî 1274'teki vasiyetinde kitaplarının dağıtılmasını istedi; yakınları ise onları Konya'da, camisinin yanında kurulan bir vakıf kütüphanesinde bir arada tuttu; Fütûhât'ın müellif nüshası da bu sayede korundu.
  2. Yirminci yüzyılın başında müellif nüshası İstanbul'daki Evkâf-ı İslâmiye Müzesi'ne, yani bugünkü Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'ne geçti; Konevî koleksiyonunun geri kalanı Konya'daki Yusuf Ağa Kütüphanesi'ne nakledildi.
  3. İstanbul'un Süleymaniye ve Beyazıt kütüphanelerindeki koleksiyonlar da İbn Arabî nüshalarını saklar; 2000'de Konya'da ortaya çıkan hırsızlık ve 1999 depremi, İbn Arabî Derneği'nin yazma arşivini başlattı.

Kanca

Bahreyn'de yaşayan bir din âlimi, Nizam Yakubi, yurt dışında eski bir el yazması satın alır. Sonra kitabın nereden geldiğini öğrenir: Konya'daki Yusuf Ağa Kütüphanesi'nden çalınmıştır. Elindeki şey artık bir alışveriş değil, bir emanettir.

Yakubi yazmayı hiçbir bedel istemeden geri gönderir, çünkü kitap bir vakıf malıdır ve vakıf malı satılamaz. 2025'te yazma Konya'daki rafına döner. Kaybolduğu fark edildiğinden bu yana yirmi beş yıl geçmiştir.

Merkezi soru

İbn Arabî'nin kitapları, onun ölümünden sonraki yedi yüz yıl boyunca hangi ellerde, hangi kütüphanelerde korundu, ve bu miras bugün Konya ile İstanbul'da nasıl bir yolculuğun sonunda duruyor?

Anlatım

Geri dönen kitap

Önce o yazmaya bir daha bakalım, çünkü küçük bir kitapta bütün hikâye saklı. İçindeki metin İbn Arabî'nin değil. Ders 4.5'te tanıdığın Sevillalı âlim İbn Berrecân'ın, Allah'ın isimlerini açıkladığı kitabıdır. Nüshanın sonundaki kayda göre onu Muhammed b. Abdullah el-Konevî adında bir kâtip, hicrî 667'de, yani 1268 Aralık'ında yazmış. Sevilla'da yazılmış bir kitap, bir asır sonra Konya'da yeniden kâğıda geçmiş ve oradaki bir kütüphaneye girmiş.

Bu, İbn Arabî'nin çevresinin nasıl bir kütüphane kurduğunu gösterir. Endülüs'ten getirilen kitaplar, hocanın kendi eserleri, talebelerin kopyaları aynı raflarda yan yana dururdu. O rafların merkezinde tek bir adam vardı: Sadreddin Konevî.

Bir talebenin vasiyeti

Konevî, hocasının Şam'daki son yıllarında onun kitaplarını okuyup dinleyen en yakın talebelerinden biriydi. Ders 3.11'de gördüğün gibi, Fütûhât'ın yazarın kendi elinden çıkan son hâli de ona geçmişti. Hocasının ölümünden sonra hayatının büyük kısmını Konya'da geçirdi, orada ders verdi, bir cami ve bir tekke etrafında bir çevre kurdu. Tekke, sûfîlerin bir şeyhin çevresinde toplanıp yaşadığı, okuyup yazdığı yapıdır.

Konevî 1274'te, ölümünden kısa bir süre önce bir vasiyet yazdı. Vasiyetinde kitaplarının nasıl dağıtılacağını tek tek söyledi. Ama Konya tarihçilerinin aktardığına göre yakınları bu değerli kitapları elden çıkarmaya ya da uzak bir şehre taşımaya gönül indirmedi. Bunun yerine camisinin yanında bir kütüphane kurdular ve kitapları onun adına vakfettiler. Vakıf, bir malın sahibinden çıkıp sonsuza dek belli bir hayra, burada okuyanların hizmetine ayrılmasıdır.

Böylece Konevî'nin rafları dağılmadı. Fütûhât'ın otuz yedi cildi, hocanın başka kitapları ve talebesinin kendi eliyle yazdıkları, Konya'da bir vakıf kütüphanesinin kayıtlarına girdi. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Fütûhât'ın müellif nüshası yirminci yüzyılın başlarına kadar orada, Konevî'nin tekkesinin kütüphanesinde kaldı.

Konya'dan İstanbul'a

Yirminci yüzyılın başında bu sessiz raflar yerinden oynadı. 1914'te İstanbul'da, Süleymaniye Camii'nin yanındaki eski aşevi binasında Evkâf-ı İslâmiye Müzesi açıldı. Bu müzenin kurulma sebebi, vakıflara ait değerli eserlerin kaçırılmasının önüne geçmekti. Cumhuriyet'le birlikte adı Türk ve İslâm Eserleri Müzesi oldu ve 1983'te Sultanahmet'teki İbrahim Paşa Sarayı'na taşındı.

Fütûhât'ın ciltleri de bu yolla, Konya'daki tekke kütüphanesinden İstanbul'daki müzeye geçti; bugün hâlâ oradadır. Konevî koleksiyonunun geri kalanı ise Konya'da kaldı. Kütüphane kayıtlarına göre bu koleksiyonun yüz altmışı aşkın cildi sonradan, Yusuf Ağa adında bir Osmanlı devlet adamının 1790'larda Konya'da yaptırdığı kütüphaneye nakledildi. Kanca'daki kitabın döndüğü raf işte oradadır.

Yani miras bugün ikiye bölünmüş durumda. Hocanın en büyük kitabı İstanbul'da bir müzede duruyor. Talebesinin kütüphanesinin kalan kısmı ise Konya'da, Mevlânâ Türbesi'nin hemen yakınında.

İstanbul'un rafları

Konya'nın dışında da İbn Arabî okuyan her kuşak kendi nüshalarını yazdırdı. Bu nüshalar Osmanlı âlimlerinin ve devlet adamlarının kitaplıklarına girdi; o kitaplıklar da sahiplerinin ölümünden sonra vakfedildi. Bugün İstanbul'daki Süleymaniye ve Beyazıt kütüphanelerinde, her biri kurucusunun adını taşıyan onlarca ayrı koleksiyon yan yana durur.

Bir örnek, bir nüshanın ne kadar çok şey anlatabildiğini gösterir. Beyazıt'taki Veliyüddin Efendi koleksiyonunda 51 numarayla kayıtlı bir cilt var. İbn Arabî Derneği'nin yazma incelemesine göre içinde onun on yedi eseri bulunur ve hepsini aynı kâtip, hicrî sekizinci yüzyılın ortalarında yazmıştır. Kâtip, bu eserleri yazarın bizzat kaleme aldığı nüshalardan aktardığını not eder. Başlık sayfasında bir sahiplik notu daha vardır: kitap bir zamanlar Molla Fenârî'nin kütüphanesindeymiş. Fenârî, Osmanlı'nın ilk şeyhülislamıydı ve İbn Arabî'nin düşüncesini okuyan önemli bir âlimdi.

Tek bir cilt böylece üç ayrı el gösteriyor: eserleri yazan yazar, onları kopyalayan kâtip ve kitabı rafına koyan okur. Bir yazmanın kenarındaki her not, bu zincire bir halka ekler.

Rafın da düşmanları var

Kütüphaneye girmek, bir kitabın güvende olduğu anlamına gelmez. 2000 yılında Yusuf Ağa Kütüphanesi'nde yapılan bir sayımda yüz üç değerli yazmanın eksik olduğu anlaşıldı. Kayıplar arasında İbn Arabî'nin ve Konevî'nin kendi el yazısını taşıyan kitaplar da vardı. Bir kısmı yıllar içinde tek tek bulundu ve geri getirildi; Bahreyn'den gelen yazma bunlardan biriydi. Bir kısmı hâlâ kayıp.

İbn Arabî Derneği'nin yazma arşivi tam bu yıllarda doğdu. Derneğin kendi anlatımına göre projeyi iki olay başlattı: 1999'da batı Türkiye'de kütüphane binalarına da zarar veren büyük deprem ve 2000'de Konya'daki hırsızlığın ortaya çıkması. Amaç, yazmaların ayrıntılı kaydını tutmak ve en iyi nüshaların fotoğraflarını çekmekti. Bir kitap kaybolsa bile, en azından sayfalarının kaybolmaması için.

Metinden

Konya'daki mirasın başlangıcında bir talebenin son sözleri duruyor. Bu pasaj İbn Arabî'nin değil, Konevî'nin kaleminden çıkmıştır; kütüphanenin nasıl doğduğunu anlamak için onun sesini dinlemek gerekiyor.

Pasajı yavaş okuyalım. Konevî kitaplarını tek bir yığın olarak görmüyor; her birini türüne göre ayrı bir yere yolluyor. Bir kısmı satılacak, bir kısmı başka bir şehre gidecek, bir kısmı bir talebenin eline geçecek. Vasiyetin kendisi, bir kütüphanenin dağıtılması için yazılmış bir belgedir.

Oysa sonuç tersine döndü. Kitaplar dağılmadı, bir arada kaldı; büyük kitabın yazarın elinden çıkan son hâli de bu sayede bugüne kadar geldi. Bir de vasiyette olmayana bak: metin, kitapların Konya'da bir vakıf kütüphanesi olacağından hiç söz etmiyor. O kararı Konevî'den sonrakiler verdi. Bugün Konya'da ve İstanbul'da gördüğümüz miras, yakınlarının vasiyeti harfiyen uygulamaktan vazgeçmesinden doğdu.

Aslında…

Yaygın yanlışKanı: «Fütûhât'ın müellif nüshası bugün Konya'da, Konevî'nin yanında duruyor.» Nüsha yüzyıllarca Konya'daki tekke kütüphanesinde kaldı, ama yirminci yüzyılın başlarında İstanbul'a taşındı ve bugün Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'ndedir; Konya'da kalan, Konevî koleksiyonunun Yusuf Ağa Kütüphanesi'ne geçen kısmıdır.
Doğrusu

Bu kanı yerleşiyor, çünkü kitabın hikâyesi hep Konevî'nin adıyla anlatılır ve dinleyen, hikâyenin geçtiği şehirle kitabın bugünkü yerini aynı sanır.

Yaygın yanlışKanı: «Bir yazma bir kez kütüphaneye girdi mi kurtulmuş demektir.» Yusuf Ağa Kütüphanesi'ndeki kayıplar ve 1999 depremi, kütüphanenin de bir tehlike yeri olabildiğini gösterdi; derneğin yazma arşivi bu yüzden kuruldu.
Doğrusu

Yanıltan şey, kütüphaneyi kalın duvarlı bir kasa gibi düşünmemiz. Oysa bir yazmayı korumak, onu rafa koymakla bitmeyen, her kuşağın yeniden üstlendiği bir iştir.

Büyük resim

Ders 5.2'de bir eserin sahibinin gerçekten o olup olmadığını yazmalara bakarak nasıl sorduğumuzu görmüştün. Bu ders o sorunun arkasındaki dünyayı gösterdi: soruyu sorabilmemiz için yazmaların bugüne ulaşmış olması gerekiyordu. Ulaştılarsa, bunu bir vakıf kütüphanesine, onları kopyalayan kâtiplere, raflarına koyan okurlara ve bugün fotoğraflarını çeken araştırmacılara borçluyuz. Aynı eserin farklı nüshalarının karşılaştırılıp güvenilir bir metin kurulması ise ayrı bir iştir ve ileride kendi dersinde ele alınacak.

Sözlerin sahiplerini ayıralım. Vasiyetin içeriği Konevî'nin kendi sözüdür. Yakınlarının kitapları Konya'da tutma kararı Konya tarihçilerinin aktarımıdır. Müzenin kuruluşu ve yazmaların taşınması tarihî veridir. Veliyüddin 51'in içeriği ve arşiv projesinin başlama sebebi ise İbn Arabî Derneği'nin kendi yayınlarına dayanır.

Özet

  1. Konevî 1274'teki vasiyetinde kitaplarının dağıtılmasını istedi; yakınları ise onları Konya'da, camisinin yanında kurulan bir vakıf kütüphanesinde bir arada tuttu; Fütûhât'ın müellif nüshası da bu sayede korundu.
  2. Yirminci yüzyılın başında müellif nüshası İstanbul'daki Evkâf-ı İslâmiye Müzesi'ne, yani bugünkü Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'ne geçti; Konevî koleksiyonunun geri kalanı Konya'daki Yusuf Ağa Kütüphanesi'ne nakledildi.
  3. İstanbul'un Süleymaniye ve Beyazıt kütüphanelerindeki koleksiyonlar da İbn Arabî nüshalarını saklar; 2000'de Konya'da ortaya çıkan hırsızlık ve 1999 depremi, İbn Arabî Derneği'nin yazma arşivini başlattı.

Tefekkür

Quiz

  1. Konevî vasiyetinde kitaplarının dağıtılması için neler istedi?
  2. Fütûhât'ın müellif nüshası yüzyıllarca nerede kaldı, bugün nerede?
  3. Veliyüddin 51 numaralı cilt bir nüsha hakkında hangi üç eli gösterir?
  4. İbn Arabî Derneği'nin yazma arşivini hangi iki olay başlattı?

Cevaplar

  1. Felsefe kitaplarının satılıp bedelinin sadaka olarak dağıtılmasını, tıp, fıkıh, tefsir ve hadis kitaplarının Şam'da vakfedilmesini, kendi eserlerinin de Tilimsânî'ye verilmesini istedi.
  2. Yirminci yüzyılın başlarına kadar Konya'da Konevî'nin tekkesinin kütüphanesinde kaldı; bugün İstanbul'da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'ndedir.
  3. Eserleri yazan İbn Arabî'yi, onları onun nüshalarından kopyalayan kâtibi ve kitabı kütüphanesine koyan Molla Fenârî'yi gösterir.
  4. 1999'da kütüphane binalarına da zarar veren deprem ve 2000'de Konya'daki Yusuf Ağa Kütüphanesi'nde ortaya çıkan hırsızlık.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Bu dersteki yazmaların hepsi bir şeyi korudu: kelimeleri. Ama kelimeleri korumak, onları anlamak demek değildir. İbn Arabî çoğu zaman bir şeyi açıkça söylemek yerine ona yalnızca işaret eder, bir sembolün arkasına saklar ya da bir şiirin içine yerleştirir. Neden düz bir anlatım yerine işaretle, sembolle ve şiirle yazmayı seçti?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — ana imge: yolculuk eden bir kitap. Tek bir cilt, bir haritanın üzerinde elden ele geçer; her el sayfanın kenarına küçük bir iz bırakır (bir imza, bir mühür, bir tarih). Kitap yol boyunca kalınlaşmaz, ama kenarları dolar.

Sahneler

  • Açılış: bir masada açık duran bir yazma, üzerine eğilmiş bir okurun elleri; kenardaki mühür yakınlaşır. Yüz gösterilmez; çizimle tarif edilir.
  • Vasiyet: bir kitap yığını üç yöne dağılmak üzere ayrılır (terazi, Şam yolu, bir talebenin eli); sonra yığın geri toplanır ve bir kütüphane rafına dizilir.
  • Konya'dan İstanbul'a: harita üzerinde Konya'dan İstanbul'a bir çizgi; Süleymaniye'nin yanındaki aşevi binası, ardından Sultanahmet'teki saray, çizimle.
  • Veliyüddin 51: tek bir sayfanın üç katmanı sırayla belirir: yazarın metni, kâtibin notu, sahibin imzası.
  • Rafın düşmanları: bir rafta boşalan yerler; bir deprem çatlağı; ardından bir fotoğraf makinesinin flaşı ve sayfaların dijital kopyaya dönüşmesi.

Ekranda yazılacaklar: Sadreddin Konevî, ö. 1274 · vakıf = sonsuza dek hayra ayrılmış mal · Evkâf-ı İslâmiye Müzesi, 1914 → Türk ve İslâm Eserleri Müzesi · Yusuf Ağa Kütüphanesi, Konya · Veliyüddin 51, Beyazıt · 1999 deprem · 2000 sayım · 2025 iade.

Seslendirme: sakin bir anlatıcı sesi; «vakıf malı satılamaz» sözü ağır ve yalın okunur; ardından nefes payı bırakılır.

Telif: gerçek yazma sayfası, müze ya da kütüphane fotoğrafı eklenmez; bütün nesneler ve mekânlar çizimle verilir.

Modül 5 — Külliyatın Kapısı

Amaç: Öğrenci İbn Arabî'nin yazmalarının Şam'dan Konya'ya, Konya'dan İstanbul'a nasıl geldiğini, Konevî'nin vakıf kütüphanesinin bu yolculuktaki yerini ve bugün bu mirasın hangi kütüphanelerde, hangi tehlikelere karşı korunduğunu anlatabilir.