İçeriğe geç

Ders 5.4 · Kademe 1 · Modül 5

Fusûs: Bir yüzük taşı

1.626 kelime · 8 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 11 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Fusûsu'l-Hikem «hikmetlerin yüzük taşları» demektir; fass, sahibinin adının kazındığı yüzük taşıdır ve bir şeyin özünü de anlatır.
  2. Kitap yirmi yedi fasstan oluşur; her biri Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e bir peygamberin adını taşır, çünkü İbn Arabî her peygamberi kendine özgü bir hikmet taşıyan ilâhî bir kelime olarak görür.
  3. Fütûhât'a göre çok kısadır ama cümleleri yoğun ve açıklamasızdır; bu yoğunluk, ders halkalarında okunması ve aldığı eleştiriler, Osman Yahya'nın yüzü aşkın kaydettiği şerhi doğurdu.

Kanca

Buhara'da, Nakşibendî yolunun kurucusu Bahâeddin Nakşibend'in yanında yetişmiş bir âlim var. Hocası ona «Pârsâ», yani «takva sahibi» lakabını vermiş. On beşinci yüzyılın başında ölen bu adam, İbn Arabî'nin iki kitabını tek bir cümleyle karşılaştırır. Molla Câmî'nin sonradan aktardığı bu söze göre Hâce Muhammed Pârsâ şöyle demiştir: Fusûs candır, Fütûhât ise gönül.

Tuhaf bir teraziydi bu. Bir kefede binlerce sayfalık bir kitap duruyordu, öbüründe birkaç yüz sayfaya sığan ince bir metin. Pârsâ ise can adını ince olana verdi.

Merkezi soru

Fusûsu'l-Hikem adı ne anlatıyor, yirmi yedi kısa bölümden oluşan bu kitap nasıl bu kadar yoğun oldu, ve sekiz asır boyunca neden yüzü aşkın kez baştan sona açıklanmaya değer görüldü?

Anlatım

Bir yüzüğün kalbi

Kitabın adını parçalarına ayırarak başlayalım. Fusûs, Arapçada «fass» kelimesinin çoğuludur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Fusûs maddesi, fassın yüzük kaşı ya da o kaşın oturduğu yuva anlamına geldiğini yazar; aynı kelime göz bebeğini, eklem yerini ve ön dişi de anlatır. Hikem ise hikmetin çoğulu. İkisi birleşince ortaya «hikmetlerin yüzük taşları» gibi bir ad çıkar.

Bir yüzüğü düşün. Halkası parmağı sarar, ama gözün ilk takıldığı yer taştır. Eski dünyada bu taş çoğu zaman bir mühürdü ve üzerine sahibinin adı kazınırdı. William Chittick'in İngilizceye aktardığı klasik açıklama bunu hatırlatır: fass, yüzüğün süslendiği ve sahibinin adının yazıldığı kısımdır. Aynı açıklama bir adım daha atar ve bir şeyin fassının onun özü, en yoğunlaşmış hali olduğunu söyler.

Kitabın tam adı bu imgeyi biraz daha genişletir: Fusûsu'l-Hikem ve Husûsu'l-Kelim. İkinci yarı «kelimelerin kendilerine has yanları» diye anlaşılabilir. Bu kelimelerin ne olduğunu birazdan göreceğiz. Şimdilik adın bize söylediği şu: bu bir yüzük kutusu, içinde her biri ayrı bir taşa oturtulmuş hikmetler var.

Kelime bir insandır

Kitabın yirmi yedi bölümü var ve her birine bir fass denir. Her fass bir peygamberin adını taşır. İlki Hz. Âdem'e, sonuncusu Hz. Muhammed'e ayrılmıştır. Arada Hz. Nûh, Hz. İbrâhîm, Hz. Yûsuf, Hz. Mûsâ, Hz. İsa ve daha pek çoğu yer alır.

Peki «kelime» neden bir peygamberin adı olsun? Kur'an Hz. İsa'dan söz ederken onu Allah'ın kelimesi diye anar. İbn Arabî bu anlatımı bütün peygamberlere genişletir: her biri, Allah'ın söylediği bir söz gibidir. TDV maddesi bunu şöyle özetler: kitap bu adı taşır, çünkü yazarı her peygamberi ilâhî bir kelime olarak görür ve her kelimenin kendine özgü bir hikmet taşıdığını kabul eder. Yüzüğün taşı hikmettir; o taşın oturduğu yuva da bir insanın hayatı ve kişiliği.

Listeye yakından bakınca birkaç sürpriz görürsün. Hz. Şît'in adı Kur'an'da geçmez. Yirmi altıncı fass, Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasındaki dönemde Araplar arasında yaşadığı rivayet edilen Hâlid b. Sinân'a ayrılmıştır; onun da Kur'an'da adı yoktur. İbn Arabî onu bir peygamber sayar ve dayanak olarak bir hadis rivayetine işaret eder. Lokmân'ın peygamber mi, yoksa bir hikmet ehli mi olduğu da âlimler arasında tartışılmıştır. Bölümlerin sırası da peygamberlerin tarihteki sırasını izlemez. Bu seçimlerin ve bu sıranın arkasında ne olduğu, kitabın yapısına ayrılan derste ayrıca ele alınacak.

Kısa, ama bir mühür kadar dolu

Ders 5.3'te Fütûhât'ın ciltlerini bir masaya dizmiştik. Fusûs o masada bir köşede durur. Arapça metnin yaygın baskıları birkaç yüz sayfayı geçmez; bazı fasslar birkaç sayfada biter.

Ama bir mühür de küçüktür. Küçük bir yüzeye bir ad kazımak için her harfin yeri hesaplanır, boşluk bırakılmaz. Fusûs'un cümleleri de böyle kurulur. Bir paragraf Kur'an'dan bir ayete, bir peygamberin hayatından bir ana ve soyut bir düşünceye aynı anda dokunabilir. Yazar çoğu zaman bir fikri açıklamadan bırakır, sonraki cümlede başka bir yöne geçer. Okura düşen, aradaki boşluğu kendisi doldurmaktır.

Bu yoğunluğu ilk hissedenler, yazarın kendi çevresiydi. Sadreddin Konevî, kitap üzerine yazdığı açıklamanın girişinde, insanların kendisinden Fusûs'un güç yerlerini açmasını istediğini anlatır. Açıklamasına verdiği ad da bir imge taşır: el-Fükûk, yani mühürlerin çözülmesi. Talebeye göre hocanın kitabı mühürlü bir mektuptu. TDV maddesinin aktardığına göre Konevî bu kitabı hocasının eserlerinin bir özeti ve yazdıklarının mührü olarak görür. Pârsâ'nın «can» sözü de aynı sezgiden gelir: kısa olan, gövdenin tamamını taşır.

Yüzü aşkın açıklama

Şimdi asıl merakı konuşalım. Osman Yahya, Ders 5.2'nin konusu olan o büyük kataloğunda Fusûs'a yazılmış yüzü aşkın şerhin yerini, yani satır satır açıklamasını tek tek kaydetti. Michel Chodkiewicz ise bu listenin eksiksiz olmaktan çok uzak olduğunu ekler. Bu açıklamalar Arapça, Farsça ve Türkçe yazıldı; Konya'dan Herat'a, İznik'ten Hindistan'a uzanan bir coğrafyaya yayıldı.

Bir kitabın bu kadar çok açıklama doğurmasının ilk sebebi, az önce gördüğümüz yoğunluktur. Uzun bir kitap kendi kendini açıklar; bir yerde kısa geçtiği bir konuyu başka bir bölümde uzun uzun anlatır. Kısa ve yoğun bir kitap ise okuruna daha çok iş bırakır. O boşlukları doldurmak isteyen her kuşak, kendi açıklamasını yazdı.

Bir başka sebep de kitabın bir ders kitabı gibi okunmasıydı. Chittick, Konevî'nin talebeleri Saîdüddin Fergânî ile Müeyyedüddin Cendî'nin, yazdıkları açıklamaların hocalarının derslerinden doğduğunu girişlerinde kendilerinin söylediğini hatırlatır; Cendî'ninki Fusûs'un ilk tam şerhlerinden biridir. Kısa bir metin bir hocanın önünde baştan sona okunabilir, her cümlesi üzerinde durulabilir. Uzun Fütûhât'ı bir ders halkasında bütünüyle okumak çok daha zordur. Böylece Fusûs, hocadan talebeye geçen bir okuma zincirinin ortasına yerleşti.

Kitabın sert eleştiriler alması da açıklamaları çoğalttı. Ona itiraz edenler cümlelerini tek tek ele aldı; onu savunanlar da aynı cümlelere dönüp başka bir okuma önerdi. Böylece hem eleştiri hem savunma, metne bağlı yeni yazılar doğurdu. Bu tartışmanın kendisi ve açıklama geleneğinin uzun yolculuğu, Fusûs'a ayrılan başka duraklarda ayrıca anlatılacak.

Metinden

Fusûs'un adını oluşturan üç kelimeyi, kitabın içinde tek bir satırda bir arada görebiliriz. Birinci bölümün başlığına bakalım.

Başlığı kelime kelime okuyalım. Önce «fass» gelir: bu bir yüzük taşıdır. Sonra taşın neyden yapıldığı söylenir: bir hikmetten. Hikmetin bir niteliği var, «ilâhî». En sonda da bu taşın hangi yuvaya oturduğu bildirilir: Âdem kelimesine, yani Hz. Âdem'in şahsına. Kitabın adı burada küçük bir cümleye dönüşmüştür.

Başlığın söylemediklerine de bakalım. Hz. Âdem'in hikâyesini anlatmaz; cennetten, yasak ağaçtan söz etmez. Bu hikmetin neden «ilâhî» diye nitelendiğini de açıklamaz. Sonraki yirmi altı başlık aynı kalıpla kurulur ve her birinde hikmetin niteliği değişir. Son fassta taş Hz. Muhammed'in yuvasına oturur ve hikmet «ferdî» diye anılır. Bu niteliklerin ne anlama geldiği ve neden o peygamberle eşleştiği, şârihlerin üzerinde en uzun durduğu sorulardan biridir.

Aslında…

Yaygın yanlışYaygın bir karışıklık: «Fass, Türkçedeki fasıl gibi bölüm demektir; Fusûs da Hikmetlerin Bölümleri anlamına gelir.» Arapçada fass ile fasıl ayrı kelimelerdir.
Doğrusu

Fasıl bölüm ya da ayrım demektir, fass ise yüzük taşıdır. Kitabın bölümlerine fass denmesi bu yüzden bir benzetmedir. Karışıklık, iki kelimenin Türkçe kulağa çok benzemesinden ve kitabın gerçekten bölümlere ayrılmış olmasından doğuyor.

Yaygın yanlışBir başka kanı: «Fusûs kısa olduğuna göre İbn Arabî'ye başlamak için en kolay kitaptır.» Kısalığı onu kolaylaştırmaz, tersine yoğunlaştırır; en yakın talebesi bile onu mühürlü bir metin gibi gördü.
Doğrusu

Üstelik İbn Arabî, Fusûs'un kendisini de ayrıca özetlediği Nakşu'l-Fusûs adlı daha kısa bir metin yazmıştır. Yanlış, kısa kitabın her zaman giriş kitabı olduğu alışkanlığından doğuyor.

Büyük resim

Bir önceki derste bir okyanusun kıyısında durduk; bu derste bir yüzüğün taşına baktık. İki kitap aynı yazarın elinden çıktı. Fütûhât genişliğiyle, Fusûs yoğunluğuyla okurunu zorlar. Sonraki yüzyıllarda İbn Arabî denince çoğu zaman önce Fusûs'un akla gelmesi, bu yoğunluğun doğurduğu açıklama birikiminden kaynaklanır.

Sözlerin sahiplerini de ayıralım. Başlıklar ve Hâlid b. Sinân'ı peygamber sayması İbn Arabî'nin kendi metnindendir. Adın sözlük anlamı ve şerh sayısı TDV maddesine ve Osman Yahya'nın kataloğuna dayanır. «Can ve gönül» benzetmesi Pârsâ'nın, «özet» ve «mühür» değerlendirmesi Konevî'nin, açıklamaların ders halkalarından doğduğu tespiti Chittick'indir. Fass ile kelimenin nasıl eşleştiği, kitabın giriş sayfalarının nasıl okunacağı ve şerh geleneğinin yolculuğu, Fusûs'a ayrılan kendi derslerinde ayrı ayrı açılacak.

Özet

  1. Fusûsu'l-Hikem «hikmetlerin yüzük taşları» demektir; fass, sahibinin adının kazındığı yüzük taşıdır ve bir şeyin özünü de anlatır.
  2. Kitap yirmi yedi fasstan oluşur; her biri Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e bir peygamberin adını taşır, çünkü İbn Arabî her peygamberi kendine özgü bir hikmet taşıyan ilâhî bir kelime olarak görür.
  3. Fütûhât'a göre çok kısadır ama cümleleri yoğun ve açıklamasızdır; bu yoğunluk, ders halkalarında okunması ve aldığı eleştiriler, Osman Yahya'nın yüzü aşkın kaydettiği şerhi doğurdu.

Tefekkür

Quiz

  1. «Fass» kelimesi ne anlama gelir ve kitabın adındaki imge nedir?
  2. Kitapta «kelime» sözü kimleri anlatır?
  3. Yirmi yedi fass arasında Kur'an'da adı geçmeyen iki isim hangisidir?
  4. Fusûs'a yazılan şerhlerin çokluğunun başlıca sebepleri nelerdir?

Cevaplar

  1. Yüzük kaşı ya da kaşın yuvası demektir; kitabın adı, her biri bir taşa oturtulmuş hikmetleri anlatır ve fass bir şeyin özünü de ifade eder.
  2. Peygamberleri anlatır; İbn Arabî her peygamberi kendine özgü bir hikmet taşıyan ilâhî bir kelime olarak görür.
  3. Hz. Şît ve Hâlid b. Sinân; İbn Arabî Hâlid'i bir hadis rivayetine dayanarak peygamber sayar.
  4. Kitabın kısa ve yoğun olması, ders halkalarında cümle cümle okunması ve eleştirilere karşı yazılan savunmalar; Osman Yahya yüzü aşkın şerh kaydetmiştir.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

İki büyük düzyazı kitabından sonra yazarın başka bir sesine kulak verelim. Ders kitabı yazmayan, bir dosta mektup yazan, dua eden, bir özlemi dizeye döken İbn Arabî nasıl konuşuyordu? Şiir, dua ve mektup aynı adamın elinden çıkan üç ayrı dil mi, yoksa aynı sözün farklı kılıkları mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — ana görsel: tek bir mühür yüzüğü. Kamera önce halkayı, sonra taşı gösterir; taşın yüzeyine küçük harflerle bir ad kazınmıştır. Her yeni başlıkta taş bir ışık alır ve yüzeyinde başka bir peygamberin adı belirir; yirmi yedi taş sonunda bir kutuda yan yana dizilir.

Sahneler

  • Açılış: Buhara'nın çizimle tarif edilmiş kubbeleri; bir terazinin bir kefesinde kalın ciltler, öbüründe ince bir kitap. Terazi ince kitaptan yana eğilir.
  • Adın parçaları: «fass» kelimesi ekranda bir yüzük taşına, «hikem» taşın içindeki ışığa dönüşür.
  • Kelime bir insandır: bir söz balonu yavaşça bir insan siluetine dönüşür; siluetin göğsünde bir taş parlar.
  • Kısa ama dolu: bir mühür kazıyıcının eli; küçük yüzeye harfler sıkışarak yerleşir.
  • Yüzü aşkın açıklama: tek bir ince kitabın çevresinde halka halka büyüyen yazma yığınları.
  • Metinden: birinci fassın başlığı dört parçaya ayrılır ve her parça yüzüğün bir yerine oturur: taş, ışık, nitelik, yuva.

Ekranda yazılacaklar: fass = yüzük taşı · hikem = hikmetler · kelime = peygamber · 27 fass: Hz. Âdem → Hz. Muhammed · fass ≠ fasıl · Osman Yahya: 100'ü aşkın şerh · el-Fükûk = mühürlerin çözülmesi.

Seslendirme: sakin ve sıcak; başlık Arapçası yavaş, her kelimeden sonra kısa bir durakla okunur.

Telif: gerçek yüzük, yazma ya da hat görüntüsü kullanılmaz; tüm sahneler çizimle tarif edilir.

Modül 5 — Külliyatın Kapısı

Amaç: Öğrenci Fusûsu'l-Hikem'in adının ne anlama geldiğini, kitabın yirmi yedi bölümünün kimlere ayrıldığını, Fütûhât'a göre ne kadar kısa ve yoğun olduğunu ve neden bu kadar çok şerh edildiğini anlatabilir.