Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Fütûhât çok büyük bir kitaptır: 1911 Bulak baskısı dört büyük cilt ve iki bin beş yüzü aşkın sayfadır; Osman Yahya'nın yirmi yılda çıkan on dört cildi kitabın beş yüz altmış bölümünden ancak yüz altmış birini kapsadı, Türkçe çevirisi on sekiz cilttir.
- İçinde harfler, cinler, beş temel ibadetin hükümleri ve iç anlamı, Tirmizî'nin soruları, sevgi, ölüm sonrası ve öğütler gibi çok farklı konular; yazarın hatıraları ve 7.102 beyitlik şiir bir arada durur.
- «Okyanus» okurların bulduğu bir imgedir; kökü İbn Arabî'nin kendi dizelerine de uzanır. Kitabın genişliğini anlatır ama dağınıklık anlamına gelmez: İbn Arabî bölümlerin sırasının bir sebebi olduğunu, ama bu sırayı kendisinin seçmediğini söyler.
Kanca
Tirmiz, Ceyhun Nehri'nin kıyısında, bugün Özbekistan sınırları içinde kalan bir şehir. Dokuzuncu yüzyılda burada yaşamış Hakîm et-Tirmizî, Allah'ın dostları üzerine yazdığı bir kitaba uzun bir soru listesi koydu. Bu konuda söz söyleyen herkese bir sınav gibiydi: bilen varsa cevaplasın.
Üç asrı aşkın bir süre sonra Endülüslü bir yazar bu soruları tek tek ele aldı ve yüz elli beşinin her birine bir cevap yazdı. Ama bunu ayrı bir kitapta yapmadı. Cevaplar, büyük bir kitabın yetmiş üçüncü bölümünü oluşturuyor. Ve o bölümden sonra kitapta dört yüz seksen yedi bölüm daha var.
Merkezi soru
el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'ye neden bir okyanus dendi, ve kıyısında duran biri içine ilk kez baktığında orada ne türden şeylerle karşılaşır?
Anlatım
Bir kitabın ağırlığı
Önce eli kitaba değdirelim. Fütûhât'ın bugün en çok kullanılan Arapça baskısı, Kahire'nin Bulak matbaasından 1911'de çıktı. Claude Addas'ın baskılar üzerine yazısına göre dört büyük ciltten oluşur ve sayfaları toplandığında iki bin beş yüzü geçer. Bunlar sıkışık dizilmiş, geniş sayfalardır.
Bir de şu ölçüye bak. Ders 5.2'de tanıdığın Osman Yahya, kataloğunu bitirdikten sonra bu kitabın yazmaları karşılaştırarak hazırlanmış bir baskısına girişti. Yirmi yıl boyunca, 1972'den 1992'ye kadar, Kahire'de on dört cilt çıktı. Proje yarıda kaldığında o on dört cilt kitabın beş yüz altmış bölümünden ancak yüz altmış birincisine ulaşmıştı.
Çeviriler de aynı ölçüyü verir. Ekrem Demirli'nin Türkçe çevirisi on sekiz cilttir. Eric Winkel'in 2012'de başladığı İngilizce çeviri için öngörülen boy ise on iki bin sayfa civarında. Bir insanın bir ömür içinde bu kadar metni yazması başlı başına şaşırtıcıdır; üstelik yazar bu metni bitirdikten sonra bir kez daha baştan yazmıştı.
Benzetme nereden geliyor?
«Okyanus» sözü kitabın kapağında yazmaz. Bu, okurların bu kitaba bakınca buldukları bir imgedir. Fransız araştırmacı Michel Chodkiewicz, İbn Arabî'nin Kur'an'la ve dinin hükümleriyle kurduğu ilişkiyi incelediği kitabına 1992'de «Kıyısız bir okyanus» adını verdi. Kitabın büyük bölümü Fütûhât'ın içinden konuşur.
İmgenin kökü İbn Arabî'nin kendi dizelerine de uzanır. Gerald Elmore, İbn Arabî'nin gençlik eserlerinden 'Ankâ-i Muğrib üzerine yaptığı çalışmada, onun «kıyısı olmayan bir denize ve denizi olmayan bir kıyıya» şaştığını söyleyen bir şiirini aktarır. Buradaki deniz Fütûhât değildir; şair kendisine görünen bir bilgiden, sınırı olmayan bir şeyden söz ediyor. Ama imge onun diline aitti ve okurlar onu bu büyük kitaba taşıdı.
Benzetme neyi iyi anlatıyor? Bir okyanusun tek bir girişi yoktur; kıyının neresinden girersen gir, aynı suya girersin. Karşı kıyıyı göremezsin. Bir yerde ayak bileğine kadar, birkaç adım ötede boyunu aşan derinlikte durursun. Fütûhât da böyledir: aynı kitapta bir abdest hükmü de, bir rüya da, bir şiir de, bir dostun hatırası da bulunur.
İmgenin nerede yanılttığını da söyleyelim. Okyanus düzensizdir, dalgası bir plana göre gelmez. Fütûhât ise bir plana göre kurulmuştur. İbn Arabî onu büyük bölümlere ayırmış, her bölüme bir numara ve bir başlık vermiştir. Chodkiewicz de bu düzenin rastgele olmadığını, Kur'an'la sıkı bir bağ taşıdığını savunur. Yani okyanus benzetmesi kitabın genişliğini anlatır, dağınıklığını değil.
Zaten içinden su içtin
İşin tuhafı, bu kitaba ilk kez bakan biri çoğu zaman onun içinden daha önce su içmiş olduğunu fark eder. Bu dersleri buraya kadar dinlediysen sen de öylesin.
Ders 2.5'te dinlediğin genç İbn Arabî ile filozof İbn Rüşd arasındaki sohbet, Fütûhât'ın içinde anlatılır. Hızır'la karşılaşmaları kitabın bir bölümünde toplanır. Sevilla'daki yaşlı kadın hocalarının portreleri de oradan gelir. Fas'ta yaşadığı göğe yükseliş tecrübesine yıllar sonra geri döndüğü yer Fütûhât'ın 367. bölümüdür. Kâbe'ye yazdığı mektupların doğuşunu da hacca ayrılmış bölümde kendisi anlatır.
Bu hatıralar kitabın başında bir hayat hikâyesi olarak sıralanmaz. Başka konuların arasına serpilmişlerdir. Bir bölüm bir soruyu tartışırken yazar birden «şu şehirde şu adamla karşılaştım» der ve konuya bir hatıra karışır. Kitabın büyük bir hatıra defteri gibi de okunabilmesi bundandır.
Kıyıdan bir ilk bakış
Şimdi birkaç bölümün kapısından içeri bakalım. Kitabın ikinci bölümü Arap alfabesinin harflerine ayrılmıştır; harflerin şekli, sesi ve anlamı üzerine uzun bir düşünce. Dokuzuncu bölüm cinleri anlatır, yani dinin haber verdiği, gözle görünmeyen ateşten varlıkları.
Altmış sekizinci bölümden yetmiş ikinciye kadar olan kısım, günlük dinî hayatın beş temel ibadetine ayrılır: temizlik, namaz, zekât, oruç ve hac. Burada hem hükümler hem de hukukçuların görüş ayrılıkları konuşulur. İbn Arabî her hükmün yanında onun iç anlamını da arar: abdest alan biri eliyle yüzüyle ne yapıyorsa, iç dünyasında da ona benzer bir şeyin olup olmadığını sorar. Kitabın en uzun bölümlerinden bazıları bunlardır.
Hemen ardından, yetmiş üçüncü bölümde, Kanca'daki Tirmizî'nin soruları gelir. Yüz yetmiş sekizinci bölüm sevgiye ayrılmıştır; Allah'ın insanı, insanın Allah'ı ve insanların birbirini sevmesi üzerine. Kitabın son bölümü, beş yüz altmışıncısı ise okura bırakılan öğütlerden oluşur. Bir yaşam boyu yazılmış bir kitap, bir vasiyet gibi kapanır.
Bu bölümlerin arasında başka neler olduğunu sayıp bitirmek mümkün değil. Ölüm ile yeniden diriliş arasındaki bekleyişi anlatan bir bölüm var. Göklerin ve yerin düzenini anlatanlar var. Kur'an'ın her suresine bir durak gibi bakan bir dizi bölüm var. Okyanus sözünün bu kitap için neden bu kadar çok kullanıldığı, bu çeşitlilikten anlaşılır.
Suyun sesi: şiir
Fütûhât'ı sadece düzyazı sanmak da bir yanılgı olur. Fransız araştırmacı Roger Deladrière, kitabın içindeki şiirleri tek tek saydı. Oxford merkezli Muhyiddin İbn Arabî Cemiyeti sayımın sonucunu şöyle verir: beş yüz altmış bölümde 1.428 şiir parçası ve toplam 7.102 beyit var.
Bu şiirlerin önemli bir kısmı bölümlerin başında durur. Winkel'in aktardığına göre İbn Arabî bu açılış şiirlerinin bölümün özeti olmadığını söyler. Şiir, konunun başlıca noktalarına dokunur ve düzyazıda hiç ele alınmayacak fikirleri de ekler. Yani bir bölümü okuyan biri önce bir şiirle karşılaşır, sonra aynı konuyu bir başka dille yeniden dinler.
Metinden
Bir kitabın bu kadar farklı konuyu hangi sırayla dizdiği, okurun ilk merak ettiği şeylerden biridir. İbn Arabî bu soruya Fütûhât'ta kendisi değinir.
Bu cümle ne diyor? İlk bakışta bir itiraf gibi duruyor: «bu sıra benim seçtiğim sıra değil». Bir yazarın kendi kitabının düzeni için bunu söylemesi alışılmış bir şey değildir. Genellikle yazarlar düzeni kendilerinin kurduğunu söyler ve okura bu düzenin mantığını açıklar.
Cümlenin ne demediğine de bakmak gerekiyor. İbn Arabî burada kitabın düzensiz olduğunu söylemiyor. Tam tersine, sıranın bir sebebi olduğunu, ama bu sebebin yazarın kendi tasarrufunda olmadığını anlatıyor. Winkel, İbn Arabî'nin kendisini Kâbe'nin yanında karşılaştığı Genç'ten aldığı şeyi aktarmakla yükümlü gördüğünü hatırlatır. Okurdan beklenen, bu sırayı alışılmış bir kitabın mantığıyla değil, bu anlatıyla birlikte okumaktır. Sıranın gerçekten nereden geldiği, belgelerle sınanabilecek bir soru olmaktan çok bir inanç meselesidir; yine de bu söz, kitabın tuhaf sırasının yazarın bir dikkatsizliği olmadığını, onun bilerek söylediği bir şey olduğunu gösterir.
Aslında…
Yaygın yanlışSık duyulan bir cümle: «Fütûhât bir metafizik kitabıdır; soyut varlık tartışmalarından başka bir şey yoktur.» Kitapta abdestin, namazın, orucun, haccın ayrıntılı hükümleri, hukukçuların görüş ayrılıkları, yazarın hatıraları, dostlarının portreleri ve yedi bini aşkın beyit de vardır.
Bu yanlış, kitabın ünlü olduğu birkaç fikrin bütün kitap sanılmasından doğuyor; bir kitabı hiç açmadan onun hakkında yazılanlardan tanımak kolaydır.
Yaygın yanlışBaşka bir kanı: «Okyanus benzetmesi, kitabın plansız ve dağınık olduğunu anlatır.» Fütûhât numaralı ve başlıklı bölümlerle kurulmuştur ve yazar bu sıranın bir sebebi olduğunu açıkça söyler.
İmge kitabın genişliğini ve derinliğinin yer yer değiştiğini anlatır, bir düzensizlik hükmü taşımaz. Yanlış, benzetmeyi her yönüyle doğru sanmaktan doğuyor; oysa her benzetme bir yönüyle aydınlatır, bir yönüyle yanıltır.
Büyük resim
Bir önceki derste bir kataloğun sayfaları arasında dolaştık. Orada Fütûhât yalnızca bir kayıttı, bir numara. Bu derste o kaydın arkasındaki kitaba ilk kez içeriden baktık ve onun bir ansiklopedi, bir hatıra defteri, bir şiir divanı ve bir ibadet kitabı gibi okunabildiğini gördük.
Kimin ne söylediğini de ayıralım. Bölümlerin sırası üzerine söz ve hatıralar yazarın kendi kalemindendir. Baskıların cilt ve sayfa sayıları, çevirilerin boyu tarihî veridir. Şiirlerin sayısı Deladrière'nin sayımına, okyanus imgesinin bu kitaba taşınması okurlara, düzenin Kur'an'la bağı ise Chodkiewicz'in okumasına aittir. Kitabın bölümlerinin nasıl bir mimari kurduğu ve bu kadar büyük bir metnin nasıl okunacağı, ayrı ve daha uzun durakların konusu.
Özet
- Fütûhât çok büyük bir kitaptır: 1911 Bulak baskısı dört büyük cilt ve iki bin beş yüzü aşkın sayfadır; Osman Yahya'nın yirmi yılda çıkan on dört cildi kitabın beş yüz altmış bölümünden ancak yüz altmış birini kapsadı, Türkçe çevirisi on sekiz cilttir.
- İçinde harfler, cinler, beş temel ibadetin hükümleri ve iç anlamı, Tirmizî'nin soruları, sevgi, ölüm sonrası ve öğütler gibi çok farklı konular; yazarın hatıraları ve 7.102 beyitlik şiir bir arada durur.
- «Okyanus» okurların bulduğu bir imgedir; kökü İbn Arabî'nin kendi dizelerine de uzanır. Kitabın genişliğini anlatır ama dağınıklık anlamına gelmez: İbn Arabî bölümlerin sırasının bir sebebi olduğunu, ama bu sırayı kendisinin seçmediğini söyler.
Tefekkür
Quiz
- Hakîm et-Tirmizî'nin soru listesine İbn Arabî'nin cevapları Fütûhât'ın hangi bölümündedir?
- Osman Yahya'nın Fütûhât baskısı neden kitabın bütününü kapsamaz?
- Fütûhât'ta şiir ne kadar yer tutar ve açılış şiirleri bölümle nasıl bir ilişki kurar?
- Okyanus benzetmesi kitap hakkında neyi iyi anlatır, nerede yanıltır?
Cevaplar
- Yetmiş üçüncü bölümde; İbn Arabî orada yüz elli beş sorunun her birine cevap yazar.
- Proje yirmi yıl sürüp on dört cilde ulaştıktan sonra yarıda kaldı ve o ciltler kitabın ancak yüz altmış birinci bölümüne kadar gelebildi.
- Deladrière'nin sayımına göre 1.428 parçada 7.102 beyit vardır; açılış şiirleri bölümün özeti değildir, başlıca noktalarına dokunur ve düzyazıda ele alınmayan fikirleri de ekler.
- Kitabın genişliğini, tek bir girişi olmamasını ve derinliğinin yer yer değişmesini iyi anlatır; ama kitabın dağınık olduğu izlenimi verirse yanıltır, çünkü Fütûhât numaralı bölümlerle ve yazarın bir sebebi olduğunu söylediği bir sırayla kurulmuştur.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Okyanusun kıyısından ayrılırken elimize küçük bir şey alalım: bir yüzük. İbn Arabî'nin öteki büyük kitabı Fusûsu'l-Hikem, adını yüzüğün üstüne oturtulan taştan alır; «fass» o taşın adıdır. Binlerce sayfalık bir okyanusun yanında, yirmi yedi taştan oluşan bu kısa kitap, bu kadar küçük bir hacme nasıl bu kadar çok şey sığdırır?