Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Suriyeli araştırmacı Osman Yahya (1919–1997), 1958'de Sorbonne'da savunduğu ve 1964'te Şam'da iki cilt olarak basılan kataloğunda, İbn Arabî'ye mal edilen eserleri üç bini aşkın yazmaya dayanarak topladı ve her birine bir numara verdi.
- Her kayda sahih, sahte ya da doğrulanamaz diye bir hüküm düştü; ayrıca asıl eseri özetinden, şerhinden ve başka adla dolaşan kopyasından ayırdı. Hükmün başlıca dayanakları İbn Arabî'nin kendi listeleri ile onun eli ya da imzası bulunan nüshalardı.
- Sonraki araştırmacılar yazmaları yerinde görerek kataloğu düzeltti: kütüphane fişlerinden geçen hataları, kusurlu liste baskılarını ve karışan kayıtları ayıkladılar, kendi eliyle yazılmış nüshayı onun onayını taşıyan nüshadan ayırdılar ve okuma kayıtlarını kanıta kattılar.
Kanca
Paris, 1958. Sorbonne'da bir tez savunması var. Jürinin önünde oturan adam Suriyeli, kırkına yaklaşmış; Halep'in batısındaki küçük Ermenâz köyünde doğmuş, çocukken babasını kaybetmiş, Halep'te dayısının yanında büyümüş. Tezinin danışmanlarından biri, Hallâc üzerine yazdıklarıyla tanınan Fransız âlim Louis Massignon.
Tezin konusu, bir düşünürün fikirlerinden önce kitaplarının dökümü. Adam yıllarını Türkiye'nin, Suriye'nin ve Mısır'ın kütüphanelerinde, kapağında İbn Arabî yazan her yazmanın peşinde geçirmiş. Şimdi elindeki soru basit görünüyor ama altından kalkması bir ömür sürecek: bu yığının içinde hangisi gerçekten onun?
Merkezi soru
Osman Yahya kapağında İbn Arabî yazan yüzlerce eserle karşılaştığında bir kitaba «bu onundur» ya da «bu onun değildir» demek için neye baktı, kataloğunu nasıl düzenledi, ve sonraki araştırmacılar onun hükümlerinin nerede yanıldığını nasıl gösterdi?
Anlatım
Ezher'den Paris'e bir yol
Osman Yahya 1919'da doğdu. Halep'te okudu, bir süre Halep'teki Amerikan kolejinde Arapça öğretti ve orada Fransızcasını ilerletti. 1942'de Kahire'deki Ezher'e girdi, dört yıl sonra İslam hukukundan mezun oldu ve Paris'e geçti. Abdurrahman Mihçioğlu'nun ansiklopedi maddesi, Kahire'deki Dominiken rahiplerin doğu çalışmaları enstitüsüyle kurduğu bağın onu Paris yakınlarındaki bir Dominiken eğitim merkezine yerleştirdiğini anlatır. Hocaları arasında Massignon'un yanı sıra Henry Corbin ve Georges Anawati da vardı.
Tezi 1964'te, Şam'daki Fransız Enstitüsü tarafından iki cilt hâlinde basıldı. Adı Fransızca: Histoire et classification de l'œuvre d'Ibn ʿArabī, yani «İbn Arabî'nin eserlerinin tarihi ve sınıflandırması». Kitap otuz yedi yıl sonra, 2001'de, Ezher'de felsefe hocası olan Ahmed Muhammed et-Tayyib'in çevirisiyle Kahire'de Arapça olarak da yayımlandı.
Önce bütün yığını toplamak
Yahya'nın yöntemi ters yönden başlar. Neyin sahih, yani gerçekten onun olduğuna karar vermeden önce, onun adıyla anılan her şeyi toplar. İngiltere'deki İbn Arabî araştırmacılarının derneği, bu işin üç bini aşkın yazmanın incelenmesine dayandığını yazar. Bin beş yüzü aşkın başlık bu taramadan geçti.
Bu yığında aynı eser çoğu zaman birkaç farklı adla karşısına çıktı. Bir kütüphanede bir adla kayıtlı bir risale, başka bir şehirde başka bir başlıkla duruyordu. Yahya bu yüzden her esere bir sıra numarası verdi ve farklı başlıkları o numaranın altında topladı. Bugün araştırmacılar İbn Arabî'nin bir eserinden söz ederken hâlâ bu numaraları kullanır; makalelerde «RG 380» gibi bir kısaltma görürsen, bu Yahya'nın kataloğundaki 380 numaralı kayıttır.
Her kaydın yanına da bir hüküm düştü. Kataloğun tanıtımları bu hükmün katmanlarını şöyle özetler: eser sahih mi, sahte mi, yoksa sahihliği doğrulanamıyor mu; ayrıca metin asıl bir eser mi, yoksa bir özet, bir şerh ya da başka bir eserin farklı adla dolaşan kopyası mı. İkinci ayrım birincisi kadar önemlidir. Bir öğrencinin hocasının kitabından çıkardığı kısa bir özet, yüzyıllar içinde kendi başına bir kitap sanılabilir.
Hükmü dayandırdığı kanıtlar
Yahya'nın ilk dayanağı, İbn Arabî'nin kendi eliyle yaptığı iki listeydi. Fihrist üzerine çalışan Beneito ve Hirtenstein, bu listenin Yahya'nın büyük sınıflandırmasına çıkış noktası olduğunu söyler. Bir başlık bu listelerde geçiyorsa, o adı taşıyan bir eseri İbn Arabî'nin yazdığını kendi tanıklığıyla biliyoruz. Listelerde geçmeyen bir başlık ise hemen reddedilmez, ama ağırlığı azalır ve başka kanıt ister.
İkinci dayanak, yazmanın kendisidir. Bir nüsha İbn Arabî'nin kendi elinden çıkmış olabilir, ya da başkası yazmış ama sonuna onun imzası veya kısa bir notu düşülmüş olabilir. Jane Clark ile Hirtenstein, Yahya'nın bu tür nüshaların çoğuna aynı kelimeyi, Fransızcada «otograf» dediğini hatırlatır. Böyle bir sayfa, bir eserin ona ait olduğunu gösteren en güçlü belgedir.
Sonraki araştırmacılar bu iki dayanağın yanında metnin kendisine de daha yakından baktı. Claude Addas, ona mal edilen iki kitabı incelerken bu ölçütü kullanır. Birinin adı İbn Arabî'nin başka eserlerinde, özellikle Fütûhât'ta, defalarca anılır. Ötekinin adı ise ne Fihrist'te ne okutma izninde geçer; üstelik üslubu ve anlattığı fikirler de onun bilinen eserlerinden ayrılır. Birinci kitabın lehine İbn Arabî'nin kendi anmaları tanıklık ediyor; ikincisinin aleyhine ise hem listelerin sessizliği hem metnin kendi sesi.
Kataloğun zayıf yerleri
Yahya'nın işi yarım asır boyunca bu alandaki tek büyük başvuru eseri oldu. Ama yazmaları yerinde inceleyen bir sonraki kuşak, onun hükümlerinin bir kısmını düzeltmek zorunda kaldı. Derneğin yazma arşivi projesinin tanıtımı bu zayıflıkları açıkça sayar.
En önemlisi, Yahya bazı yazmaları kendi gözüyle görmemişti. Kimi kayıtlarda kütüphane kataloglarına ve kütüphanelerin kitap fişlerine dayandı, bu fişlerin kalitesi de yerden yere değişiyordu. Bir kütüphaneci bir risaleyi yanlış adla kaydetmişse, hata oradan kataloğa geçebiliyordu. Ayrıca İbn Arabî'nin iki listesinin elindeki baskıları kusurluydu; ölçünün kendisi eğri olunca ona göre yapılan ölçümler de kayıyordu. Aynı eserin kopyaları bazen iki ayrı kayıt oldu, bazen de iki ayrı eser tek bir kaydın altına girdi.
«Otograf» kelimesi de yeniden tanımlandı. Clark ile Hirtenstein, iki durumu birbirinden ayırmayı önerdi: baştan sona İbn Arabî'nin kendi eliyle yazılmış nüsha ile başkasının yazıp onun onay notunu taşıyan nüsha. İkisi de değerlidir, ama ikincisinde metnin her satırını onun eli yazmamıştır.
Bir kanıt türü daha öne çıktı: okuma kayıtları. O dönemde bir kitap yazarın huzurunda yüksek sesle okunur, yazar nüshanın doğru olduğunu onaylar ve sayfanın kenarına kimlerin hangi tarihte dinlediği not düşülürdü. Böyle bir not, nüshanın yazarın gözü önünden geçtiğini gösterir. Clark ile Hirtenstein'ın yazma arşivinden ilk bulguları duyuran raporu da sahihliği bu türden tarihî izleri taşıyan eski nüshalara bağlar.
Metinden
İbn Arabî, kendi kitaplarının nasıl bir yazıyla yazıldığı hakkında bir şey söyler. Bu cümle bir sahihlik ölçütü vermez, ama kataloğu yapanın neyle uğraştığını anlamaya yardım eder.
Pasaj kelimesi kelimesine ne diyor? Yazdıklarının kaynağı hakkında bir iddiada bulunuyor: kitabın harflerini kendisinin seçmediğini, kendisine verileni kayda geçirdiğini söylüyor. Bu iddianın doğru olup olmadığı bir kütüphanecinin ya da tarihçinin ölçebileceği bir şey değildir; bu, öğretinin ve inancın alanına ait bir sözdür.
Pasajın söylemedikleri kataloğu yapan için daha önemlidir. Bu cümle hangi yazmaların onun olduğunu söylemez, çünkü onun adına yazılmış sahte bir risale de aynı iddiayı taşıyabilir. Ama bir şeyi açık eder: İbn Arabî metinlerinin harfine önem veriyordu. Bu yüzden yalnız «bu kitap onun mu?» sorusu değil, «bu nüshadaki her harf onun mu?» sorusu da önem kazanır. Yahya'nın eserin kendisi ile özetini ve kopyasını ayırmaya uğraşması da buradan anlam kazanır.
Aslında…
Yaygın yanlışSık duyulan bir cümle: «Osman Yahya İbn Arabî'nin 850 eser yazdığını kanıtladı.» Yahya'nın kataloğu İbn Arabî'nin yazdığı eserleri değil, onun adıyla anılan eserleri sayar; sahte bulduklarını ve doğrulayamadıklarını da içine alır.
Bu hata, kataloğun büyüklüğünü bir hüküm sanmaktan doğuyor; oysa kataloğun asıl değeri her kaydın yanına düştüğü tek tek hükümlerde.
Yaygın yanlışBaşka bir yanılgı: «Yahya'nın kataloğu eskidi, artık kullanılmıyor.» Numaraları bugün de bu alandaki makalelerde eserleri anmanın ortak dilidir; derneğin yazma arşivi projesi de kendini onun işinin devamı olarak tanıtır.
Düzeltilen, kataloğun hükümlerinin bir kısmıdır, çatısı değil. İnsanlar bu yanlışa, bir araştırmanın düzeltilmesini onun çöpe atılması sandıkları için düşer.
Büyük resim
Bir önceki derste eser sayılarının neden bu kadar dağıldığını dinlemiştik. Bu derste o sayıların arkasındaki emeği gördük: bir eserin «onun» sayılması bir kanıt zincirinin sonucudur. Kendi listesi, kendi elinden çıkmış ya da onun onayını taşıyan bir nüsha, huzurunda okunduğunu gösteren bir not, başka eserlerinde adının anılması, üslubun ve fikrin uyumu. Bu halkalar ne kadar çoksa hüküm o kadar sağlamdır.
Bu yöntem İbn Arabî'yi okumanın her adımında işe yarar. Kapağında onun adı yazan bir kitabı eline aldığında kapaktaki ada değil, arkasındaki kanıta bakarsın. Bir cümlenin kimin olduğunu sorma alışkanlığı böylece bir kütüphane alışkanlığına dönüşür.
Özet
- Suriyeli araştırmacı Osman Yahya (1919–1997), 1958'de Sorbonne'da savunduğu ve 1964'te Şam'da iki cilt olarak basılan kataloğunda, İbn Arabî'ye mal edilen eserleri üç bini aşkın yazmaya dayanarak topladı ve her birine bir numara verdi.
- Her kayda sahih, sahte ya da doğrulanamaz diye bir hüküm düştü; ayrıca asıl eseri özetinden, şerhinden ve başka adla dolaşan kopyasından ayırdı. Hükmün başlıca dayanakları İbn Arabî'nin kendi listeleri ile onun eli ya da imzası bulunan nüshalardı.
- Sonraki araştırmacılar yazmaları yerinde görerek kataloğu düzeltti: kütüphane fişlerinden geçen hataları, kusurlu liste baskılarını ve karışan kayıtları ayıkladılar, kendi eliyle yazılmış nüshayı onun onayını taşıyan nüshadan ayırdılar ve okuma kayıtlarını kanıta kattılar.
Tefekkür
Quiz
- Osman Yahya'nın kataloğu hangi yıl, nerede ve hangi dilde yayımlandı?
- Yahya bir esere hüküm verirken hangi iki temel kanıta dayandı?
- Kataloğun her kaydına düşülen hükmün yanında Yahya hangi ikinci ayrımı yaptı?
- Sonraki araştırmacılar Yahya'nın kataloğundaki hataların başlıca sebebi olarak neyi gösterir?
- Okuma kaydı bir nüsha hakkında ne söyler?
Cevaplar
- 1964'te, Şam'daki Fransız Enstitüsü tarafından, Fransızca ve iki cilt olarak; kitap 1958'de Sorbonne'da savunulan tezine dayanır.
- İbn Arabî'nin kendi hazırladığı eser listelerine ve onun eli, imzası ya da kısa notu bulunan nüshalara.
- Metnin asıl bir eser mi, yoksa bir özet, bir şerh ya da başka bir eserin farklı adla dolaşan kopyası mı olduğunu ayırdı.
- Bazı yazmaları kendisinin görmeyip kütüphane kataloglarına ve fişlerine dayanmasını, ayrıca iki listenin kusurlu baskılarını kullanmasını.
- Kitabın yazarın huzurunda okunduğunu ve yazarın nüshayı onayladığını gösterir; bu da nüshanın onun gözü önünden geçtiğinin kanıtıdır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Yahya'nın kataloğunda kimsenin sahihliğinden şüphe etmediği bir kayıt var: el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye. Mekke'de başlayıp yıllar sonra Şam'da biten bu kitabı bir okyanus gibi düşünmek onun hakkında ne anlatır, ve kıyısında duran biri o kadar büyük bir metne nereden girmeli?