Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî kendi eserlerini iki kez listeledi: 1229–1230'dan önce hazırladığı Fihrist'te 248, 1234'te Şam'da verdiği okutma izninde ise nüshaya göre 270 ile 290 arasında ad sayar.
- Ona nispet edilen eser sayısı 850'ye kadar çıkar; büyük ihtimalle onun olanlar için 450 ile 550 arası, kesinlikle onun sayılan çekirdek için seksen beş civarı rakamlar verilir ve her sayı başka bir soruya cevap verir.
- Bir kitap onun adına çoğunlukla kopyacıların ciltleri birleştirmesi, çevresindeki yazarların eserleriyle karışması, aynı eserin farklı adlarla çoğalması ve şöhretin çekimiyle geçti.
Kanca
Kahire, on altıncı yüzyıl. Abdülvehhâb eş-Şa'rânî adında bir sûfî âlim, masasında Fütûhât'ın bir nüshasıyla oturuyor. Üç asır önce Şam'da ölmüş bir ustanın dev kitabından seçmeler yapıyor. Bir sayfada durakalıyor: okuduğu cümle, o ustanın başka yerlerde söylediklerine hiç uymuyor. O cümleyi almıyor, not ediyor, geçiyor.
Yıllar sonra eline başka bir nüsha geçiyor ve takıldığı cümlelerin çoğu orada yok. Şa'rânî'nin aklına bir şüphe düşüyor: acaba okuduğu kitabın bazı satırları, sonradan başka biri tarafından eklenmiş olabilir mi?
Merkezi soru
İbn Arabî'ye yüzlerce kitap nispet edilir, yani onun adına bağlanır. Bunlardan kaçının gerçekten onun kaleminden çıktığını nereden biliyoruz, sayılar neden kaynaktan kaynağa bu kadar değişiyor, ve bir kitap nasıl olup da yazmadığı birinin adıyla dolaşmaya başlar?
Anlatım
Kendi eliyle yazılmış iki liste
Bu sorunun en sağlam başlangıç noktası, İbn Arabî'nin kendisidir. Hayatının son yıllarında iki kez oturup yazdığı kitapların adlarını bir liste hâlinde kayda geçirdi. Bu iki liste, onun eserleriyle uğraşan araştırmacıların bugün ilk başvurduğu belgeler arasındadır.
Birincisine Fihrist denir; kelime basitçe «liste» ya da «içindekiler» demektir. Pablo Beneito ile Stephen Hirtenstein'ın çalışmasına göre İbn Arabî onu hicrî 627'den, yani 1229–1230'dan bir süre önce, talebelerinden birinin isteği üzerine hazırladı. Bazı tanıtımlar o talebenin Sadreddin Konevî olduğunu söyler. Mahmut Erol Kılıç'ın ansiklopedi maddesi, listede 248 eser adı saydığını yazar. Beneito ve Hirtenstein, eserlerin harflerle işaretlenmiş kümeler hâlinde dizildiğini ve bu dizilişin bir düzen taşıdığını gösterdiler.
İkinci liste birkaç yıl sonra, 1234'te Şam'da yazıldı. Şam yıllarını anlatan Ders 3.9, bu belgeyle açılmıştı. Bu belgeye icazet denir: bir hocanın, kendi kitaplarını başkalarına okutma yetkisini yazılı olarak verdiği izin. İbn Arabî bu izni verirken eserlerini tek tek sayar. Nüshadan nüshaya değişmekle birlikte listede 270 ile 290 arasında ad geçer.
Hükümdarın kim olduğu konusunda kaynaklar hâlâ aynı adı vermiyor. Hirtenstein'ın tanıtımı Eşref lakabını öne çıkarır, Kılıç'ın maddesi Şehâbeddin Gāzî adını verir, bir başka çalışma da Bahâeddin lakaplı bir el-Melikü'l-Muzaffer'den söz eder. Burada bu düğümü çözmeyeceğiz. Önemli olan, listenin kendisinin iyi bilinmesi.
Sayılar neden bu kadar farklı?
İki listeyi birleştirdiğinde tekrar edenler çıkınca yaklaşık 296 ayrı ad kalıyor. Muhyiddin İbn Arabî Derneği'nin yazmalar üzerindeki çalışmasına göre, İbn Arabî'nin başka kitaplarında adını andığı yirmi kadar eser de eklenince toplam 316'ya varıyor. Bu, onun kendi ağzından bildiğimiz eser sayısına en yakın rakam.
Ama kütüphanelerde onun adını taşıyan yazmalar çok daha fazla. Suriyeli araştırmacı Osman Yahya 1964'te yayımladığı kataloğunda ona nispet edilen 850 civarında eseri inceledi. Bu sayının ne kadarının gerçekten ona ait olduğu konusunda da okumalar ayrışıyor. William Chittick, Encyclopaedia Iranica'daki maddesinde bu eserlerin yaklaşık 700'ünün yazmalarda yaşadığını, 450'den fazlasının ise büyük ihtimalle onun olduğunu yazar. TDV'deki madde aynı araştırmadan yaklaşık 550 eserin ona izafe edilebileceği sonucunu çıkarır.
Derneğin yazma arşivi ise daha dar bir çerçeve çiziyor. Üç bini aşkın yazmayı yerinde inceleyen bu çalışma, İbn Arabî'nin kendi listelerinde ve anmalarında geçen eserlerden bugün ancak yüz kadarının nüshasının bulunduğunu söylüyor. Jane Clark ile Hirtenstein'ın 2012'deki raporu, bunlardan seksen dördünü güvenle ona verir, on birini de büyük ihtimalle onun sayar; derneğin tanıtımlarında bu kesin çekirdek kısaca «seksen beş civarı» diye geçer.
Bu rakamlar birbirini yalanlamıyor; farklı sorulara cevap veriyorlar. 850 «adını taşıyan» sayısıdır, 450 ile 550 arası «büyük ihtimalle onun» diyenlerin tahminidir. 316 «kendi söylediği», yüz civarı «bugün elimizde olan», seksen beş de «hiç şüphe duymadığımız» eserleri anlatır. Bir sayı duyduğunda ilk sorulacak şey, hangi soruya cevap verdiğidir.
Bir kitap başkasının adına nasıl geçer?
Yanlış nispetin en yaygın yolu kötü niyet değildir. Ortaçağda kitaplar elle kopyalanıyordu ve bir kopyacı çoğu zaman birkaç kısa risaleyi tek bir cildin içine yazardı. Cildin başında ünlü bir ad varsa, arkasından gelen isimsiz metinler de zamanla o ada bağlanabiliyordu.
İkinci yol, çevredeki insanlardır. İbn Arabî'nin etrafında onun kitaplarını okuyan, onun diliyle yazan, ondan ders almış yazarlar vardı. Hirtenstein'a göre bugün onun adıyla dolaşan bazı kısa eserler büyük ihtimalle bu çevreden Sa'deddin Hammûye'nin kalemindendir. Hammûye hem İbn Arabî'yle hem Konevî'yle görüşmüş, kendisi de çok yazan bir sûfîydi. Aynı çevrede, aynı konular üzerine yazılan metinler yan yana kopyalanınca kopyacının yanılması kolaylaşıyordu.
Üçüncü yol, aynı eserin çoğalmasıdır. Uzun bir kitabın bir bölümü ayrı bir risale gibi kopyalanıp kendi başlığıyla dolaşabiliyor, bir eser farklı bölgelerde farklı adlar alabiliyordu. Kataloglarda bu, aynı metnin iki ya da üç ayrı eser gibi sayılması demektir. Bu tür tekrarlar, 850 gibi büyük rakamların şişmesinin başlıca sebeplerinden biridir.
Son yol ise şöhretin kendisidir. Bir fikre ağırlık kazandırmak isteyen biri için onu tanınmış bir ustanın adıyla sunmak cazipti. İbn Arabî'nin adı yüzyıllar içinde büyüdükçe bu çekim de arttı. Onun adıyla dolaşan bazı kitapların hikâyesini ileride tek tek dinleyeceğiz; şimdilik mekanizmayı bilmek yeter.
Metinden
Kancada Şa'rânî'nin şüphesini bırakmıştık. Önce İbn Arabî'nin kendi sesine, iki listeden ikincisine dönelim, çünkü sorunun bütün cevabı orada başlıyor.
Bu pasajın söylediği şey sade: İbn Arabî'nin kendi gözünde kendi eserlerinin bir sınırı vardı ve bu sınırı çizmeyi önemsedi. Bir kitabın adı bu listede geçiyorsa, o başlığı taşıyan bir eseri onun yazdığını kendi tanıklığıyla biliyoruz. Denis Gril'in işaret ettiği gibi listenin hafızadan yazılmış olması da önemli bir ayrıntı; bir yazar kendi kitaplarını her zaman eksiksiz hatırlamaz.
Listenin söylemediği şeyler de en az bu kadar öğretici. Listede eserlerin yalnız adları var, metinleri yok. Aynı başlığı başka bir yazarın kitabı da taşıyabilir. Bu yüzden «listede adı geçiyor» demek, «raftaki bu yazma onun» demek değildir. Liste 1234'te kapanıyor; İbn Arabî 1240'a kadar yaşadı ve yazmayı sürdürdü. Listenin dışında kalan her eser de bu yüzden otomatik olarak sahte sayılamaz.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «Onun adını taşıyan kitapların yarısı sahtedir, yani biri onları bilerek onun adına uydurmuştur.» Yanlış nispetlerin önemli bir kısmı kopyacıların, kataloglarda aynı eseri iki kez sayanların ve benzer üsluplu çevre yazarlarının iyi niyetli karışıklığından doğar.
Bilerek yapılmış sahtecilik de vardır, ama tek açıklama o değildir. İnsanlar bu yanlışa, «sahte» kelimesinin taşıdığı ahlaki yükü her yanlış nispete yüklediği için düşer.
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî'nin kaç kitap yazdığı bellidir.» Kaynaklarda 248, 290, 316, 450, 550, 700 ve 850 gibi sayılar geçer ve hepsi başka bir şeyi sayar: kendi listesini, bugün elde kalan nüshaları, büyük ihtimalle onun olanları ya da yalnızca onun adını taşıyanları.
Yanlış, farklı soruların cevabı olan rakamları aynı sorunun farklı tahminleri sanmaktan doğar.
Kancadaki şüpheye de burada dönelim. TDV'deki Fütûhât maddesine göre Şa'rânî, elindeki Mısır nüshalarından bazılarına sonradan cümleler eklendiği kanaatine vardı. Aynı madde, yirminci yüzyılda Ebü'l-Alâ Afîfî'nin Fütûhât'ın matbu baskısını baştan sona taradığını, İbn Arabî'nin fikirlerine aykırı bir şey bulmadığını ve Şa'rânî'nin kaygısını yersiz saydığını da aktarır. Şa'rânî'nin hangi nüshaları kastettiği ise belli değildir. Bu, bütün bir kitabın yanlış nispetinden farklı ve daha ince bir sorudur: gerçek bir kitabın içindeki her satırın onun olup olmadığı.
Büyük resim
İbn Arabî'yi okumaya başlayan herkes er geç onun adını taşıyan bir kitapla karşılaşır ve o kitabın gerçekten onun olup olmadığını sormak zorunda kalır. Bu soru ilk bakışta kütüphanecilerin işi gibi görünür, ama öğretiyi anlamanın temelidir. Ona ait olmayan bir cümleyi onun sözü sanan biri, onun hakkında doğru bir yargıya varamaz; onu savunan da eleştiren de aynı yanılgıya düşebilir.
Bu yüzden önceki derslerde kurduğumuz alışkanlık burada bir adım genişliyor. Her cümle için kimin cümlesi olduğunu sormayı öğrenmiştik. Şimdi her kitap için de aynı soruyu soruyoruz: bu kitabın onun olduğunu kim söylüyor, İbn Arabî'nin kendi listesi mi, eski bir yazma mı, yoksa yalnızca kapaktaki ad mı? Önümüzdeki derslerde Fütûhât'a, Fusûs'a, şiirlere ve mektuplara bu soruyla gireceğiz.
Özet
- İbn Arabî kendi eserlerini iki kez listeledi: 1229–1230'dan önce hazırladığı Fihrist'te 248, 1234'te Şam'da verdiği okutma izninde ise nüshaya göre 270 ile 290 arasında ad sayar.
- Ona nispet edilen eser sayısı 850'ye kadar çıkar; büyük ihtimalle onun olanlar için 450 ile 550 arası, kesinlikle onun sayılan çekirdek için seksen beş civarı rakamlar verilir ve her sayı başka bir soruya cevap verir.
- Bir kitap onun adına çoğunlukla kopyacıların ciltleri birleştirmesi, çevresindeki yazarların eserleriyle karışması, aynı eserin farklı adlarla çoğalması ve şöhretin çekimiyle geçti.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî yazdığı kitapları hangi iki belgede kendisi saymıştır?
- Fihrist'te kaç eser adı geçer ve onu kimin isteği üzerine hazırladı?
- «850» ve «seksen beş» rakamları neden birbiriyle çelişmez?
- Bir kitabın yanlışlıkla İbn Arabî'ye nispet edilmesinin kötü niyet dışındaki bir yolu nedir?
- Şa'rânî'nin Fütûhât nüshaları hakkındaki şüphesi neydi ve Afîfî buna ne dedi?
Cevaplar
- 1229–1230'dan önce hazırladığı Fihrist ile 1234'te Şam'da bir Eyyûbî hükümdarına verdiği okutma izni; ikisinde de eserlerini adıyla sayar.
- Kılıç'ın maddesine göre 248 eser adı geçer ve onu bir talebesinin isteği üzerine hazırladı; bazı tanıtımlar o talebeyi Konevî diye anar.
- Çünkü farklı şeyleri sayarlar: 850 onun adını taşıyan eserlerin, seksen beş ise kesinlikle onun olduğu kabul edilen çekirdeğin sayısıdır.
- Bir kopyacının birkaç isimsiz risaleyi onun eserinin yanına aynı cilde yazması, ya da benzer üsluplu bir çevre yazarının eserinin onunkiyle karışması gibi.
- Şa'rânî bazı Mısır nüshalarına sonradan cümleler eklendiğinden şüphelendi; Afîfî ise matbu Fütûhât'ı taradığını, aykırı bir şey bulmadığını söyleyerek bu kaygıyı yersiz buldu.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
850 rakamı tek bir adamın elinden çıktı: Osman Yahya, 1964'te yayımlanan iki ciltlik kataloğunda dünyanın dört bir yanındaki kütüphanelerde İbn Arabî'nin adını taşıyan yazmaların izini sürdü. Kapaktaki adla yetinmedi; her esere «onun mu, değil mi?» diye bir hüküm vermek zorundaydı. Bu hükmü verirken neye baktı, bir yazmanın gerçekten İbn Arabî'ye ait olduğunu hangi ölçütlerle ayırt etti, ve o ölçütler bugün ne kadar ayakta?