Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Batıda Muvahhidler 1195'te Alarcos'ta büyük bir zafer kazandı, 1212'de Las Navas de Tolosa'da yenildi; İbn Arabî Şam'dayken Kurtuba 1236'da Kastilya'ya geçti.
- Selâhaddin 1187'de Hıttîn'den sonra Kudüs'ü aldı; ölümünden sonra ailesi Eyyûbîler Mısır'ı ve Suriye'yi paylaştı, Haçlı seferleri Dimyat'a kadar sürdü ve İbn Arabî son yıllarını Eyyûbî Şam'ında geçirdi.
- Anadolu Selçukluları Keykubad'la güçlenirken 1219'da başlayan Moğol akını Harezm'i yıktı; Kösedağ ve Bağdat'ın düşüşü ise onun 1240'taki vefatını izleyen yıllara düştü.
Kanca
1236 yazı, Kurtuba. Kastilya kralı III. Fernando'nun askerleri, Endülüs'ün beş asırlık başşehrine giriyor. Şehrin büyük camisi kısa süre sonra bir kiliseye çevrilecek.
Aynı yıl, Akdeniz'in öbür ucunda, Şam'da yetmişini geçmiş bir adam yaşıyor. Kurtuba'yı gençliğinde gezmiş, o şehrin âlimleriyle oturmuş, bir daha dönmemek üzere ayrıldığı topraklardan otuz yılı aşkın süredir uzakta. Doğduğu dünya onun gözünün önünde değil, arkasında kapanıyor.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin 1165'ten 1240'a uzanan hayatı hangi devletlerin, savaşların ve sınırların arasında geçti, ve bu siyasi dünya onun yolculuklarına hangi kapıları açıp hangilerini kapattı?
Anlatım
Batıda bir halifelik: Muvahhidler
İbn Arabî'nin gençliğinin efendisi, Fas'tan çıkıp Kuzey Afrika'yı ve Endülüs'ün büyük kısmını birleştiren Muvahhid hanedanıydı. Muvahhidler kendilerini Bağdat'taki Abbâsî halifesine bağlı saymıyor, kendi halifelerini ilan ediyordu. Yani o yıllarda Müslüman dünyasının batısıyla doğusu aynı halifenin adını bile anmıyordu.
Ailenin Mürsiye'den Sevilla'ya taşınıp bu hanedanın hizmetine girişini Ders 2.1'de dinlemiştin. Burada o hikâyenin devamına, hanedanın kendi kaderine bakalım. Muvahhidlerin en parlak anı 18 Temmuz 1195'te geldi. Halife Ya'kūb el-Mansûr, Kastilya kralı VIII. Alfonso'nun ordusunu Alarcos'ta, bugünkü Ciudad Real yakınlarında ağır bir yenilgiye uğrattı. «el-Mansûr», yani «Allah'ın muzaffer kıldığı» unvanını bu zaferden sonra aldı. Haber Fas'a ulaştığında, orada otuzuna yaklaşmış bir Endülüslü yolcu da vardı; o yolcunun bu haberi nasıl dinlediğini birazdan okuyacağız.
El-Mansûr 1199'da Merakeş'te öldü. Oğlu Muhammed en-Nâsır'ın ordusu 16 Temmuz 1212'de, Endülüs'ün kuzeyindeki dağ geçitlerinin ağzında, Las Navas de Tolosa'da Kastilya, Aragon, Navarra ve Portekiz'in birleşik ordularıyla karşılaştı ve dağıldı. Arap kaynakları bu savaşı el-Ukāb diye anar. O yaz İbn Arabî Endülüs'ten binlerce kilometre uzaktaydı; Diyanet'in ansiklopedisindeki biyografiye göre 609 hicrî yılında Malatya'da, Anadolu'nun doğusundaydı; bu yıl 1212'nin haziranında başlar.
Sonrası hızlı geldi. Muvahhid halifesi 1228'de Endülüs'ten çekildi, Mürsiye'de İbn Hûd adında bir yerel lider ayaklandı. Kurtuba 1236'da, yani kancadaki yazda, Kastilya'ya geçti. Doğduğu şehir Mürsiye 1243'te Kastilya'nın himayesine girdi, gençliğinin geçtiği Sevilla 1248'de düştü. Son iki tarihi İbn Arabî görmedi. Ama Endülüs'ü 1200'lerin başında terk ettiğinde arkasında bıraktığı dünyanın, kendisi Şam'da yaşlanırken parça parça dağıldığını biliyoruz.
Doğu Akdeniz'de bir yüzyıl: Haçlılar ve Kudüs
Haçlılar tek bir devlet değildi. Avrupa'dan gelen seferlerin, Suriye ve Filistin kıyılarında kurulmuş Latin krallıklarının ve kontlukların genel adıydı. İbn Arabî doğduğunda Kudüs seksen yılı aşkın süredir bu krallıklardan birinin başşehriydi.
Tablo 1187'de değişti. 4 Temmuz'da Selâhaddin Eyyûbî, Taberiye Gölü'nün batısında Hıttîn'de Kudüs Krallığı'nın ordusunu yendi; 2 Ekim'de Kudüs ona teslim oldu. Bu sırada İbn Arabî yirmi iki yaşındaydı ve Sevilla'daydı. Ardından gelen Üçüncü Haçlı Seferi Akkâ'yı geri aldı ama Kudüs'e ulaşamadı. Eylül 1192'de Yafa'da imzalanan bir ateşkesle kıyı şeridi Haçlılarda, Kudüs Müslümanlarda kaldı.
Bu yüzden İbn Arabî 1202'de Kudüs'e geldiğinde, Ders 3.1'de dinlediğin gibi, şehir Eyyûbîlerin elindeydi. Seferler ise bitmemişti. 1218'de bir Haçlı ordusu bu kez Mısır'a çıktı, Nil'in ağzındaki Dimyat'ı Kasım 1219'da aldı ve ancak Ağustos 1221'de, Nil'in taşkın suları içinde sıkışınca geri verdi. 1229'da Kudüs'ün bir antlaşmayla yeniden el değiştirmesini Fusûs rüyasının anlatıldığı derste görmüştün; o yıl İbn Arabî Şam'daydı.
Selâhaddin'in ailesi: Eyyûbîler
Selâhaddin 4 Mart 1193'te Şam'da öldü. Kurduğu devlet tek bir hükümdarın elinde kalmadı; kardeşi el-Melikü'l-Âdil ve onun oğulları Mısır'ı, Şam'ı, Halep'i ve Cezîre'nin şehirlerini aralarında paylaştı. Bu ailenin en uzun kalan yüzü el-Âdil'in oğlu el-Kâmil oldu; 1218'den 1238'e kadar Mısır'ın sultanıydı. Şam'da ise el-Muazzam Îsâ 1227'deki ölümüne dek hüküm sürdü.
Bu paylaşım bir aile meclisinden çok, sık sık bozulan bir anlaşmaya benziyordu. Kardeşler birbirine karşı ittifak kuruyor, Haçlılarla ayrı ayrı görüşüyor, şehirler kuşatılıp el değiştiriyordu. Endülüslü yolcu 1223'ten ölümüne kadar bu ailenin şehri Şam'da yaşadı. Yanındaki kadılar ve talebeler, kapısına gelen hükümdarlar, hep bu dünyanın insanlarıydı.
Anadolu'da yeni bir sultanlık: Selçuklular
Kuzeyde, Konya merkezli Anadolu Selçukluları o yıllarda en parlak dönemlerine giriyordu. İbn Arabî'nin 1205'te Konya'ya gelişini, I. Gıyâseddin Keyhüsrev'in sarayını Ders 3.6'da, oğlu İzzeddin Keykâvus'la yazışmasını da onu izleyen derslerde dinlemiştin; burada onları yalnız harita üzerinde bir nokta olarak anıyoruz.
Keykâvus'tan sonra tahta 1220'de kardeşi Alâeddin Keykubad geçti ve 1237'ye kadar hüküm sürdü. Keykubad sınırlarını Eyyûbîler ve komşu beylikler aleyhine genişletti, Akdeniz kıyısında bir liman kalesini alıp ona kendi adını verdi: bugünkü Alanya. Konya'nın camileri, hanları ve medreseleri bu yıllarda büyüdü ve Anadolu, doğudan kaçan âlimlerin sığındığı bir yer oldu.
Doğudan gelen fırtına: Moğolların ilk dalgası
O âlimleri kaçıran şey, 1219'da Cengiz Han'ın Orta Asya'daki Harezmşahlar devletine yürümesiydi. Buhara ve Semerkant bir yıl içinde düştü. 1221'de Harezm'in başşehri Gürgenç de yerle bir edildi. Şehrin ünlü sûfî şeyhi Necmeddin Kübrâ, şehri terk etmeyi reddetti ve o kuşatmada öldü.
Moğol öncü birlikleri aynı yıllarda İran'ı geçip Kafkasya'ya ve Gürcistan'a kadar ulaştı. Onlardan kaçan Harezmşah Celâleddin ise batıya, Azerbaycan'a çekilip kendine yeni bir ülke aradı. Ağustos 1230'da, Erzincan ile Sivas arasındaki Yassıçemen'de Keykubad ile Eyyûbî el-Melikü'l-Eşref'in birleşik ordusu onu yendi. İbn Arabî'nin iki farklı hanedandan tanıdığı iki hükümdar, bu kez aynı safta duruyordu.
Asıl yıkım, Şam'daki mezarın üstünden birkaç yıl geçtikten sonra geldi. Moğollar 1243'te Kösedağ'da Selçuklu ordusunu dağıttı ve Anadolu onlara bağımlı hale geldi; Bağdat'taki halifelik 1258'de sona erdi. İbn Arabî bu fırtınanın yalnız ilk rüzgârını, Doğu'dan gelen haberler ve kaçan insanlar aracılığıyla tanıdı.
Bir yolcunun dünyası
Bu kadar parçalı bir dünyada nasıl bu kadar yol yürüdü? Cevabın bir kısmı, sınırların bugünkü gibi kapanmamasında. Sevilla'dan Tunus'a, Kahire'den Mekke'ye, oradan Konya'ya giden bir âlim, farklı hükümdarların topraklarından geçse de aynı dili konuşan, aynı kitapları okuyan medreselerde ve tekkelerde misafir ediliyordu.
Öbür kısmı, hükümdarların âlimlere ve sûfîlere ihtiyaç duymasında. Bir Selçuklu sultanı hocasını Konya'ya çağırıyor, bir Eyyûbî prensi Şam'daki derslere katılıyordu. Bu kapılar ona ev, çevre ve güven sağladı. Aynı dünya ona doğduğu toprakları da kapattı: Endülüs'e dönebileceği bir Endülüs, yaşlandıkça küçüldü.
Metinden
Fas yıllarından kalan bir sohbet, siyasi bir haberin onun çevresinde nasıl dinlendiğini gösteriyor. Pasajı, R. W. J. Austin'in Fusûs çevirisinin girişinde İbn Arabî'nin kendi anlatımından aktardığı biçimiyle özetleyerek okuyalım.
Bu pasajda önce neyin anlatıldığına dikkat et. Bir savaş haberi, bir tarih ve bir ayet aynı sohbette buluşuyor. Harflerin sayı değeri, o dönemin âlimlerinin iyi bildiği eski bir hesaptı: her harfe bir sayı karşılık gelir ve kelimeler toplanabilir.
Sonra neyin anlatılmadığına bak. Pasajda ne savaşın nasıl kazanıldığı var, ne kralların adları, ne de Muvahhid siyasetine bir övgü ya da eleştiri. İbn Arabî'nin çevresi haberi bir tarih kaydından çok bir işaret gibi dinliyor. Austin'in girişinde tarih 1194 diye geçer; savaşın kendisi 18 Temmuz 1195'tedir ve hicrî 591 de bu yıla denk gelir.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî tek ve büyük bir İslam devletinde yaşadı.» Onun dünyasında Merakeş'te bir halife, Bağdat'ta başka bir halife, Kahire'de, Şam'da ve Halep'te birbiriyle çekişen Eyyûbî prensleri, Konya'da bir Selçuklu sultanı vardı.
Yanlış, bugün geriye dönüp bakınca o yüzyılı tek bir «İslam dünyası» diye özetleme alışkanlığımızdan doğuyor.
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî Moğol yıkımını ve Bağdat'ın düşüşünü gördü.» 1240'ta öldüğünde Kösedağ yenilgisine üç, Bağdat'ın düşüşüne on sekiz yıl vardı.
O, Moğolların yalnız ilk dalgasını, uzaktan gelen haberlerle ve Harezm'den kaçanların anlattıklarıyla tanıdı. Karışıklık, onun talebesi Sadreddin Konevî'nin ve Mevlânâ'nın Moğol hâkimiyetindeki Konya'da yaşamasından doğuyor.
Büyük resim
Bu dersteki tarihlerin hepsi tarihî veridir: savaşların günleri, şehirlerin düştüğü yıllar, hükümdarların saltanat süreleri kroniklerden ve modern tarihçilerin çalışmalarından gelir. Fas sohbeti ise onun kendi ağzından gelen bir hatıradır ve onu Austin'in aktarımıyla okuduk. Bu ayrımı akılda tutmak, siyasi tarih ile iç hayatın hikâyesini karıştırmamanı sağlar.
Bu arka plan, önceki derslerdeki pek çok ayrıntıyı yerine oturtuyor. Babasının asker olarak hizmet değiştirmesi, Kudüs'e rahatça girebilmesi, Konya'da bir sultanın misafiri olması ve son yıllarını bir Eyyûbî şehrinde geçirmesi, hep bu haritanın içinde anlam kazanıyor. Hükümdarlara yazdığı mektuplar da bu dünyanın parçasıdır; onları kendi başlarına ayrıca okuyacağız.
Kitaplarında ise siyasi olaylar nadiren başrolde. Bir savaşın haberi, Fas'taki sohbette olduğu gibi, çoğu zaman bir işaret ya da bir örnek olarak geçer. Onun asıl ilgisi, bu karışık dünyanın içinde bir insanın nasıl yaşayacağı ve neyi arayacağı sorusudur.
Özet
- Batıda Muvahhidler 1195'te Alarcos'ta büyük bir zafer kazandı, 1212'de Las Navas de Tolosa'da yenildi; İbn Arabî Şam'dayken Kurtuba 1236'da Kastilya'ya geçti.
- Selâhaddin 1187'de Hıttîn'den sonra Kudüs'ü aldı; ölümünden sonra ailesi Eyyûbîler Mısır'ı ve Suriye'yi paylaştı, Haçlı seferleri Dimyat'a kadar sürdü ve İbn Arabî son yıllarını Eyyûbî Şam'ında geçirdi.
- Anadolu Selçukluları Keykubad'la güçlenirken 1219'da başlayan Moğol akını Harezm'i yıktı; Kösedağ ve Bağdat'ın düşüşü ise onun 1240'taki vefatını izleyen yıllara düştü.
Tefekkür
Quiz
- Muvahhidler ile Bağdat'taki Abbâsî halifeliği arasındaki temel fark neydi?
- İbn Arabî 1202'de Kudüs'e geldiğinde şehir kimin elindeydi ve neden?
- Las Navas de Tolosa savaşı sırasında İbn Arabî nerede bulunuyordu?
- Moğolların hangi büyük darbelerini İbn Arabî göremedi?
Cevaplar
- Muvahhidler Abbâsî halifesine bağlı değildi, kendi halifelerini ilan etmişti; yani Müslüman dünyasında aynı anda iki ayrı halife vardı.
- Eyyûbîlerin elindeydi; çünkü Selâhaddin şehri 1187'de almış, 1192'deki Yafa ateşkesi de Kudüs'ü Müslümanlarda bırakmıştı.
- Anadolu'daydı; Diyanet'in ansiklopedisi onu 609 hicrî yılında, 1212–1213'te, Malatya'da gösterir.
- 1243'teki Kösedağ yenilgisi ve 1258'de Bağdat'taki halifeliğin sona ermesi; ikisi de onun 1240'taki ölümünden sonradır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Hükümdarlar ona şehir, ev ve güvenlik verdi; ama onun asıl mirası sarayların değil, kendisinden önce yaşamış sûfîlerin elinden geldi. Bâyezîd'in coşkun sözleri, Cüneyd'in ölçülü dili, Hallâc'ın idamla biten hikâyesi ve Gazâlî'nin kitapları, onun okuduğu ve tartıştığı bir geçmişti. Bu dört isimden hangisine yakın durdu, hangisine mesafeli baktı?