Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Anne ve babasını 1190'ların ortasında kaybeden İbn Arabî, iki kız kardeşinin sorumluluğunu üstlendi ve onlarla Fas'a geçti; ilk eşi Meryem bint Muhammed b. Abdûn'dan sonra Mekke'de Fâtıma bint Yûnus ile evlendi. Konevî'nin annesiyle evliliği ise bir rivayettir.
- İki oğlu İmâdüddin Muhammed (annesi Fâtıma, ölümü 1269) ve Sadeddin Muhammed (1221 Malatya, ölümü 1288) Şam'da yaşayıp babalarının yanına gömüldü; Fütûhât'ın ikinci nüshası İmâdüddin'e vakfedildi.
- Kızı Zeyneb'i Fütûhât'ta hem Mekke'deki kervanda babasını tanıyan bir çocuk hem de bebekken konuşan bir kız olarak anlatır; ikinci hikâye yalnız onun kendi anlatımıdır. Divandaki bir ağıt, küçük bir kızını kendi eliyle gömdüğünü gösterir.
Kanca
Şam, 1238 civarı. Yetmişini geçmiş bir adam, otuz yılı aşkın bir sürede yazdığı dev kitabın ikinci temiz nüshasını bitiriyor. Son cildin son satırlarına bir not düşüyor: bu nüsha, oğlu Muhammed'e bırakılacak. Oğlunu tanıtırken annesinin adını da yazıyor, Fâtıma bint Yûnus.
Kâinatın, isimlerin ve ruhun en zor sorularıyla dolu bir kitap, bir babanın oğluna yazdığı birkaç satırla kapanıyor. O satırlarda bir yazar değil, bir ailenin başı konuşuyor.
Merkezi soru
Kitaplarının arkasındaki İbn Arabî'nin nasıl bir aile hayatı vardı: kimlerle evlendi, hangi çocukları büyüttü, kimleri kaybetti, ve bu hayat hakkında onun kendi kaleminden, tarihçilerden ve rivayetten gelen bilgiyi nasıl ayırırız?
Anlatım
Kardeşlerin ağabeyi
Aile hayatının ilk sorumluluğu ona bir evlilikle değil, bir yasla geldi. Otuzuna yaklaşırken, 1190'ların ortasında Kuzey Afrika'dan Endülüs'e döndükten kısa süre sonra önce babası, birkaç ay sonra annesi öldü. Evde iki kız kardeşi vardı ve ikisinin geçimi de artık onun omzundaydı.
Addas'ın biyografisine dayanan özetlere göre Muvahhid hükümdarı ona bu sırada saray çevresinde bir görev teklif etti, kız kardeşlerini de iyi ailelere evlendirmeyi önerdi. O ise ikisini de geri çevirdi. Birkaç gün içinde kardeşleriyle birlikte Endülüs'ten ayrıldı ve denizi geçip Fas'a yerleşti. Bir sultanın cömertliğini reddetmek, kardeşlerinin geleceğini kendi seçtiği yola bağlamak demekti. Bu genç adamın aileyi başkasına emanet etmediğini, onu yanında taşıdığını görüyoruz.
İki evlilik ve bir rivayet
Ders 2.2'de Sevilla'da evlendiği ilk eşiyle tanışmıştın: Meryem bint Muhammed b. Abdûn. İbn Arabî onu Fütûhât'ta saygıyla anar ve onun rüyalarını kendi rüyaları kadar ciddiye alır. Meryem'in doğuya birlikte gelip gelmediğini ve ne zaman öldüğünü ise elimizdeki kaynaklardan öğrenemiyoruz.
İkinci evlilik Mekke'de kuruldu. Diyanet'in ansiklopedisi bunu şöyle kaydeder: İbn Arabî, Harameyn emîri diye anılan Yûnus b. Yûsuf'un kızı Fâtıma ile evlendi. Harameyn, Mekke ile Medine'nin birlikte adıdır; emîr de orada söz sahibi bir yönetici. Yani Endülüslü gezgin, kutsal şehirlerin yönetici ailelerinden birine damat oldu. Kancadaki not bu kadının 1238'de hâlâ hayatta olduğunu da gösteriyor. Adının arkasına, ölmüşler için yazılan «Allah rahmet etsin» duası eklenmemişti.
Bir üçüncü evlilikten daha söz edilir. Ders 3.7'yi hatırla: Mecdüddin İshak ölünce onun geride kalan eşiyle, yani Sadreddin Konevî'nin annesiyle evlendiği anlatılır. Bu bir rivayettir. Ne kocanın ne de oğlun kaleminde bu nikâha dair bir satır bulunur, ansiklopedi de meselenin kesinleşmediğini not eder. O yüzden bu derste onu belgelenmiş evliliklerin yanına değil, ayrı bir yere koyuyoruz.
Oğullar
Kayıtlara geçen oğullar ikidir ve ikisine de Muhammed adı verilmişti. Babaları gibi ikisi de lakaplarıyla ayırt edilir. Büyüğü İmâdüddin Muhammed'dir; Fütûhât'ın sonundaki not onu «büyük Muhammed» diye anar ve annesinin Fâtıma bint Yûnus olduğunu söyler. Küçüğü Sadeddin Muhammed'dir; TDV maddesine göre 1221'de Malatya'da doğdu. Annesinin kim olduğunu kaynaklar açıkça söylemez.
İki oğul da hayatlarını Şam'da geçirdi. Sadeddin babası gibi şiirle uğraştı; 1288'de Şam'da öldü. İmâdüddin ondan önce, 1269'da öldü. İkisi de Kasiyun eteğindeki mezarlıkta, babalarının yanına gömüldü.
Kancadaki nota bir kez daha dönelim. O satırlar, bugünkü diliyle bir vakıf kaydıdır. Vakıf, bir malın satılmamak ve dağıtılmamak şartıyla belli bir amaca ya da kişiye bırakılmasıdır. İbn Arabî'nin elinde bıraktığı en değerli şey bir ev ya da bir tarla değil, kendi yazdığı kitaptı. Onu da büyük oğlunun adına bağladı.
Kızlar: Zeyneb ve Fâtıma
İbn Arabî'nin kitaplarında iki kızının adı geçer: Zeyneb ve Fâtıma. Fâtıma hakkında elimizde bir addan fazlası yok. Zeyneb ise babasının kaleminde canlı bir çocuk olarak yaşar.
Türk araştırmacı Hülya Küçük, İbn Arabî'nin çevresindeki kadınları incelediği makalesinde Fütûhât'taki şu hatırayı aktarır. Zeyneb daha bir yaşındayken, annesinin kucağında emzirilirken, babası onunla oynuyor ve şaka yollu ona sorular soruyordu. Bir gün ona bir fıkıh sorusu sordu; fıkıh, gündelik ibadet ve davranışla ilgili dinî hükümlerin bilgisidir. Babasının anlattığına göre küçük kız soruya açık ve düzgün bir dille cevap verdi; bunu duyan annesi ile ninesi bayıldı.
Bu hikâyeyi dinlerken kimin anlattığını unutma. Bir bebeğin konuşması olağan dünyanın dışında bir şeydir ve onu kaydeden, kızını seven babanın kendisidir. Başka bir tanık bunu doğrulamıyor. Ama hikâyenin çerçevesi de bir şey söylüyor: yaşlı âlim, kucaktaki kızıyla şakalaşan ve ona soru sorarak oynayan bir babaydı.
Zeyneb'in hikâyesi mutlu bitmedi. İbn Arabî'nin şiirlerini toplayan büyük divanda, küçük bir kızını kendi elleriyle toprağa verdikten hemen sonra yazdığı bir ağıt var. Divandan iki şiiri İngilizceye çeviren Ralph Austin, bu kızın Fütûhât'ta adı geçen Zeyneb olmasının mümkün olduğunu söyler. Austin bunu kesin bir hüküm olarak değil, bir ihtimal olarak sunar ve biz de öyle aktarıyoruz.
Günlük hayat: yollar ve ev
Bu insanın günlük hayatı büyük ölçüde yolda geçti. Endülüs'ten Fas'a, oradan Mekke'ye, Anadolu'ya, Bağdat'a ve Şam'a uzanan yolculuklarda yanında bazen aile, bazen yalnız talebeler vardı. Kervanlar, hanlar, dostların evleri onun odası oldu. Ailesini bir şehirde bırakıp başka bir şehre gittiği, sonra onlarla kararlaştırılmış bir yerde buluştuğu da oluyordu.
Geçimi hakkında kaynaklar ayrıntı vermez. Gençliğinde bir süre kâtiplik yaptığı kaydedilir, ama doğudaki yıllarında bir maaşla ya da bir dükkânla anılmaz. Onu dostlar, hayranlar ve bazı hükümdarlar ağırladı. Konya'da hükümdarın hediye ettiği konağı kapıya gelen bir yoksula verdiği menkıbeyi daha önce duymuştun. O hikâyenin kendisi rivayettir, ama onu anlatanların gözündeki adamı gösterir: eline geçeni tutmayan biri.
Son on yedi yılın evi Şam'daydı. Ders 3.9'da o evi talebelerin toplandığı, kitapların baştan sona okunduğu bir yer olarak tanıdın. Aynı çatının altında iki oğul büyüdü ve 1238'de adı dua almadan yazılan bir eş yaşıyordu. Kaynaklar bu evin bir gününü saat saat anlatmaz; ama okuma kayıtlarıyla vakıf notu birlikte düşünülünce, ders ile ailenin aynı kapıdan girip çıktığı anlaşılır.
Metinden
Zeyneb'i babasının kaleminden bir kez daha dinleyelim. Bu kez sahne Mekke'de, bir kervanın kalabalığında geçiyor.
Bu küçük sahneyi yavaş oku. Kervan kalabalık, yolcular yorgun, adam onları arıyor. Onu ilk gören ne eşi ne de yanındaki büyükler; bir çocuk. İbn Arabî hatırayı anlatırken kendini kalabalığın içinde kaybolan biri olarak, kızının bakışıyla bulunan biri olarak çiziyor.
Pasajın söylemediği şey de dikkat ister. Bu hatıra bir mucize anlatmıyor, bir öğretinin kanıtı olarak da sunulmuyor. Bebeğin konuştuğu hikâyenin aksine burada olağanüstü hiçbir şey yok. Bir baba, kızının kendisini tanıdığı anı yıllar sonra kitabına yazacak kadar önemli bulmuş. Kızın adıyla, sesiyle ve sözüyle yazılmış bu satırlar, bu hayatın en sıradan ve en sıcak kaydı.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî dünyadan elini eteğini çekmiş, evlenmemiş, yalnız yaşayan bir münzeviydi.» Kaynaklar onu kız kardeşlerine bakan bir ağabey, en az iki kez evlenmiş bir eş ve en az dört çocuğun babası olarak gösterir; kitaplarının sonuna oğlunun ve eşinin adını yazmıştır.
Yanlış, büyük bir sûfîyi yalnızca halvetleri ve rüyalarıyla tanımaktan doğuyor: yazdığı sayfaların derinliği, onu yazan elin bir çocuğu da tuttuğunu unutturuyor.
Yaygın yanlışKanı: «Sadeddin, İbn Arabî'nin oğlu Sadreddin Konevî'dir.» Bunlar iki ayrı kişidir.
Sadeddin Muhammed, 1221'de Malatya'da doğan öz oğludur ve Şam'da öldü; Sadreddin Konevî ise talebesidir, Mecdüddin İshak'ın oğludur ve Konya'da öldü. Karışıklık, iki adın birbirine çok benzemesinden, ikisinin de Malatya'yla bağlantılı olmasından ve Konevî'nin «üvey oğul» diye anıldığı rivayetten doğuyor.
Büyük resim
Bu dersle İbn Arabî'nin hayatını şehirlerin sırasıyla değil, bir evin içinden görüyoruz. Aynı yolculuk bu kez başka bir harita çiziyor: Sevilla'da iki kız kardeş, Mekke'de bir evlilik ve bir kervanda seslenen bir kız, Malatya'da doğan bir oğul, Şam'da kitabın sonuna yazılmış bir vakıf kaydı ve toprağa verilmiş bir kız çocuğu.
Burada da seslerin sahiplerini ayırmak gerekiyor. Zeyneb'in kervandaki çığlığı, bebekken verdiği cevap ve vakıf notu doğrudan onun kaleminden gelir. Eşlerin adları, oğulların doğum ve ölüm tarihleri biyografik kaynaklardandır. Konevî'nin annesiyle evlilik bir rivayettir. Ağıttaki kızın Zeyneb olabileceği ise Austin'in bir ihtimal olarak söylediği yorumdur.
Bu ayrım bir hayatı soğutmaz, tersine korur. Uydurulmuş ayrıntılar bir insanı büyütebilir, ama onu tanımayı zorlaştırır. Elimizde az ama gerçek şey var ve o az şey bir baba sesi taşıyor.
Özet
- Anne ve babasını 1190'ların ortasında kaybeden İbn Arabî, iki kız kardeşinin sorumluluğunu üstlendi ve onlarla Fas'a geçti; ilk eşi Meryem bint Muhammed b. Abdûn'dan sonra Mekke'de Fâtıma bint Yûnus ile evlendi. Konevî'nin annesiyle evliliği ise bir rivayettir.
- İki oğlu İmâdüddin Muhammed (annesi Fâtıma, ölümü 1269) ve Sadeddin Muhammed (1221 Malatya, ölümü 1288) Şam'da yaşayıp babalarının yanına gömüldü; Fütûhât'ın ikinci nüshası İmâdüddin'e vakfedildi.
- Kızı Zeyneb'i Fütûhât'ta hem Mekke'deki kervanda babasını tanıyan bir çocuk hem de bebekken konuşan bir kız olarak anlatır; ikinci hikâye yalnız onun kendi anlatımıdır. Divandaki bir ağıt, küçük bir kızını kendi eliyle gömdüğünü gösterir.
Tefekkür
Quiz
- Anne babasının ölümünden sonra İbn Arabî hangi sorumluluğu üstlendi ve ne yaptı?
- Fâtıma bint Yûnus kimdir ve 1238'de hayatta olduğunu nereden biliyoruz?
- Sadeddin Muhammed ile Sadreddin Konevî arasındaki fark nedir?
- Zeyneb'in bebekken konuştuğu hikâyesini nasıl bir kayıt olarak dinlemeliyiz?
Cevaplar
- İki kız kardeşinin geçimini üstlendi, hükümdarın teklif ettiği görevi ve kardeşlerini evlendirme önerisini geri çevirip onlarla birlikte Fas'a geçti.
- Harameyn emîri Yûnus b. Yûsuf'un kızı olan ikinci eşidir; Fütûhât'ın son satırlarında adının arkasına ölmüşler için yazılan dua eklenmemiştir.
- Sadeddin, İbn Arabî'nin 1221'de Malatya'da doğan öz oğludur; Sadreddin Konevî ise Mecdüddin İshak'ın oğlu olan ve Konya'da ölen talebesidir.
- Babası İbn Arabî'nin kendi anlatımı olarak; başka bir tanık onu doğrulamaz, ama bir babanın kızıyla şakalaştığını da gösterir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Kızının sesini kitabına yazan adam, kendisi hakkında da çok şey yazdı ve bunların bir kısmı okurlarını hâlâ şaşırtıyor. Bir çocuğun gözünden kalabalıkta bulunan bu baba, başka sayfalarda kendini bir «mühür» olarak anlatır. Kendi hakkında söylediği bu cümleler ne anlama geliyordu, ve bir insan kendini neden bir mühre benzetir?