Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Selçuklu sultanlarının hocası ve Bağdat'a elçi olarak giden Mecdüddin İshak, 1221 civarında Malatya'da öldü ve ölmeden önce oğlu Sadreddin'i dostu İbn Arabî'ye emanet etti.
- İbn Arabî'nin Mecdüddin'in dul eşiyle evlendiği on üçüncü yüzyıldan bir kaynağın rivayetidir; iki tarafın kendi yazılarında doğrulanmaz ve TDV bunun belirlenmesinin güç olduğunu söyler.
- Malatya'da doğan Sadreddin, gençliğini Şam'da İbn Arabî'nin yanında geçirdi, 1233'e doğru eserlerini okutma izni aldı, hocasının ölümünden sonra Konya'ya yerleşip 1274'e kadar orada yaşadı.
Kanca
Malatya, 1221 civarı. Bağdat'tan yola çıkmış bir heyet Selçuklu topraklarına giriyor. Başında devrin en tanınmış şeyhlerinden Şehâbeddin Sühreverdî var; halifenin yeni sultan Alâeddin Keykubad'a gönderdiği onur kıyafetini taşıyor. Sühreverdî yol üstünde eski bir tanıdığını da yanına almak istiyor: Mecdüddin İshak'ı.
Ama Mecdüddin gelemiyor. Hasta, yatağından kalkacak hâli yok. Kısa süre sonra da ölüyor. Geride, on yaşlarını biraz geçmiş bir oğul bırakıyor. Adı Muhammed; sonraki kuşaklar onu Sadreddin Konevî diye tanıyacak.
Merkezi soru
Sultanların hocası Mecdüddin İshak'ın ölümünden sonra oğlu Sadreddin nasıl İbn Arabî'nin en yakın talebesi oldu, ve ikisini birbirine bağlayan bağ hakkında kaynaklar neyi kesin, neyi belirsiz bırakıyor?
Anlatım
Sarayla Bağdat arasında bir ömür
Mecdüddin İshak'ı önceki dersten tanıyorsun: Malatyalı bir âlim, Selçuklu sultanı Keyhüsrev'in çocukluk hocası, Endülüslü dostunu Mekke'den Konya'ya kadar yanında götüren adam. Onun hayatı 1205'teki Konya yolculuğuyla bitmedi. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre sarayda şehzadelere de ders verdi. Bazı kaynaklar ona bu yüzden «sultanın hocası» der.
Keyhüsrev'in oğlu İzzeddin Keykâvus 1211'de tahta geçince, Mecdüddin'i Bağdat'a elçi olarak gönderdi. Görevi, yeni sultanın tahta çıkışını halifeye bildirmek ve Selçuklu sarayıyla Bağdat arasındaki bağı tazelemekti. Sühreverdî'yle tanışıklığı da bu yolculuklardan kalmıştı. Bir yanıyla devlet adamı, öbür yanıyla derviş ve âlim olan bu adam, hayatını bu iki dünyanın arasında gidip gelerek geçirdi.
Ölüm tarihi de ansiklopedi maddesine göre bu yıllara düşer: hicrî 618, miladi 1221 civarı. Tarihin «civarı» diye verilmesi bir ihtiyattır; kaynaklar Sühreverdî'nin daveti ile ölüm arasındaki süreyi kısa diye anlatır ama günü ayına kadar söylemez.
Malatya'da doğan Konyalı
Oğlunun adı bir küçük bilmece taşır. Konevî, «Konyalı» demektir. Oysa Sadreddin Konya'da değil, babasının şehri Malatya'da doğdu. Doğum yılı konusunda kaynaklar tek bir sayıda birleşmez: bazıları 1207'yi, bazıları hicrî 605'i yani 1208'i, bazıları 1210'u verir. Hepsi aynı on yıla, İbn Arabî'nin Anadolu'yu ilk kez gördüğü yılların hemen sonrasına düşer.
«Konyalı» adı ise hayatının sonundan gelir. Sadreddin ömrünün son otuz yılını Konya'da geçirdi, orada ders verdi, orada öldü. İnsanlar onu en uzun tanıdıkları şehrin adıyla andı. Bir isim bazen doğduğun yeri değil, seni tanıyanların seni nerede bulduğunu söyler.
Ölmeden önce bir emanet
Mecdüddin'in son yıllarında İbn Arabî Anadolu'dan tamamen kopmuş değildi; yolları bir süre Malatya'da da kesişti. O yolculukları ayrıca konuşacağız. Burada önemli olan, iki dostun arasındaki güvenin bir çocuğun geleceğine dönüşmesi.
TDV'deki Mecdüddin İshak maddesi bunu tek cümleyle söyler: Mecdüddin ölmeden önce oğlu Sadreddin'i dostu İbn Arabî'ye emanet etti. Bir babanın, çocuğunu kendi akrabalarına ya da saraydaki güçlü dostlarına değil de Endülüslü bir gezgine bırakması küçük bir karar değildir. Mekke'de başlayan dostluk, on beş yılı aşkın bir süre içinde bir aile bağına dönüşmüştü.
Bir evlilik: rivayet ve ihtiyat
Burada hikâyenin en çok anlatılan, ama en az belgelenen kısmına geliyoruz. Mecdüddin'in ölümünden sonra İbn Arabî'nin onun dul kalan eşiyle, yani Sadreddin'in annesiyle evlendiği anlatılır. Bu anlatıya göre İbn Arabî, talebesinin aynı zamanda üvey babasıdır.
Bu bilgiyi kim veriyor? William Chittick, Konevî üzerine yazdığı çalışmalarda bunun on üçüncü yüzyıldan bir kaynağa dayandığını söyler. Aynı yerde bir kaydı da düşer: ne İbn Arabî'nin ne de Konevî'nin kendi yazılarında bu evliliği doğrulayan bir ifade vardır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Sadreddin Konevî maddesi daha da temkinlidir: evliliğin rivayet edildiğini söyler, ama gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemenin güç olduğunu ekler.
Yani elimizde iki ayrı düzeyde bilgi var. Mecdüddin'in oğlunu İbn Arabî'ye emanet etmesi biyografik kaynaklarda yer alır. Evlilik ise bir rivayettir; yakın bir tarihe ait, ciddiye alınacak bir rivayet, ama iki tarafın kendi kaleminden teyit edilmemiş. Pek çok kitapta Konevî'nin kısaca «İbn Arabî'nin üvey oğlu» diye anılması bu rivayetten gelir.
Bir evin içinde yetişmek
Rivayet ne derse desin, Sadreddin'in gençliğinin İbn Arabî'nin yanında geçtiği tartışılmaz. Nasıl ve ne zaman başladığı konusunda ise yine iki anlatım var. Jane Clark'ın Konevî biyografisi için topladığı verilere göre genç, belki on beş yaşlarında, 1223 civarında Şam'a gitmiş ve hocasının evine katılmıştı. Başka bir anlatım ise ilk yirmi yılını Malatya'da geçirdiğini, 1228'den sonra Anadolu dışına çıktığını söyler. İki anlatım yirmili yaşlarının başında onu Şam'da, İbn Arabî'nin çevresinde bulmakta birleşir.
Bu yıllarda Sadreddin iki şey birden öğrendi. Bir yandan Hz. Muhammed'in sözlerinin nasıl rivayet edildiğini, zincirleri ve ravileri inceleyen hadis ilmini okudu. Öbür yandan hocasının kitaplarını ondan, satır satır dinledi. Clark'a göre hicrî 630 civarında, yani 1233'e doğru, İbn Arabî ona bütün eserlerini başkalarına okutma izni verdi. Bu izin, bir talebenin hocasının kitaplarını onun adına aktarabileceğini gösteren yazılı bir belgedir; bir çeşit diploma. Aynı yıllarda Sadreddin, hocasının son kitaplarından Fusûsu'l-Hikem'i kendi eliyle yazdı.
Ayrılık ve Konya
İbn Arabî 1240'ta Şam'da öldüğünde Sadreddin otuzlu yaşlarındaydı. Ölümünden kısa bir süre sonra, muhtemelen 1241'de Konya'ya döndü ve hayatının geri kalanını orada geçirdi. Orada ders halkası kurdu, hadis okuttu, çevresine Anadolu'nun ve İran'ın dört bir yanından talebe topladı. 1274'te Konya'da öldü ve kendi adıyla anılan tekkenin yanına gömüldü.
Hocasının kitaplarının onun elinde neye dönüştüğü de bu bağın bir parçasıdır. Konevî kütüphanesini vakfetti; İbn Arabî'nin Fütûhât'ının bugün bilinen en önemli nüshalarından biri de bu vakfın kitapları arasındaydı. Bir babanın emanet ettiği çocuk, yıllar sonra hocasının yazdıklarının emanetçisi oldu.
Metinden
Konevî'nin hocasıyla ilişkisini en canlı biçimde anlattığı yer, iç tecrübelerini kaydettiği en-Nefehâtü'l-İlâhiyye (İlahî Nefesler) adlı kitabıdır. Kitap onun bu tür tecrübeleri ayrıntılı anlattığı tek eseri olarak bilinir. Aşağıdaki pasajı kelime kelime aktarmıyoruz; kitabın İngilizce aktarımlarından yapılmış bir özettir.
Pasajı yavaş oku. Önce bir manzara var: dağ, rüzgâr, çiçek. Konevî sahneyi bir kitabın ya da bir dersin içinde değil, açık havada, yalnız başına kuruyor. Sonra bir hâl geliyor: seyrettiği şeyin yaratıcısını düşünmekten doğan bir sevgi. Hocası ancak bundan sonra beliriyor.
Ayrıntılardan biri önemli: «ayrılıktan sonra kavuşma» selamı. Bu ifade, sahnenin İbn Arabî'nin ölümünden sonra geçtiğini gösterir. Konevî, hocasını kaybettikten sonra da onu bir yol arkadaşı gibi yanında hissettiğini anlatıyor. Pasajın söylemediği şey de var: bu karşılaşmayı kanıtlanacak bir olay gibi sunmuyor, kendi iç dünyasında yaşadığı bir hâl olarak kaydediyor. Onu okurken de böyle okumak gerekir: bir talebenin hocasına duyduğu bağlılığın kendi kalemiyle yazılmış tanıklığı.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî'nin Konevî'nin annesiyle evlendiği kesindir; Konevî onun üvey oğluydu.» Bu bilgi on üçüncü yüzyıldan bir kaynağa dayanan bir rivayettir; ne İbn Arabî'nin ne de Konevî'nin kendi yazılarında doğrulanır ve TDV İslâm Ansiklopedisi evliliğin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemenin güç olduğunu söyler.
Kesin olan, Mecdüddin'in oğlunu ölmeden önce İbn Arabî'ye emanet etmesidir. Yanlış, rivayetin sık tekrar edilmesinden ve «üvey oğul» ifadesinin iki adam arasındaki yakınlığı çok iyi anlatmasından doğuyor.
Yaygın yanlışKanı: «Konevî Konyalıdır; adı zaten Konya'da doğduğunu gösterir.» Sadreddin Malatya'da doğdu; «Konevî» adını ömrünün son otuz yılını geçirdiği Konya'dan aldı.
İnsanlar bu yanlışa, isimdeki şehir ekini her zaman doğum yeri sandıkları için düşer.
Büyük resim
Bu ders, iki kuşak arasındaki bir geçişi anlatıyor. Mecdüddin, Endülüslü gezgine Anadolu'nun kapısını açan dosttu; oğlu, onun kitaplarını Anadolu'da yaşatan talebe oldu. Babadan oğula geçen bu bağ olmasaydı, Konya'nın sonraki yüzyıllarda İbn Arabî okumasının merkezlerinden biri olması da zor olurdu.
Konevî'nin kendi düşüncesi, hocasının fikirlerini nasıl düzenli bir bütüne soktuğu ve nerede ondan ayrıldığı ise ayrı bir hikâyedir; onu ileride konuşacağız (Ders 9.5, Ders 37.1). Bu tanışma dersinde elde kalan şey, bir hayatın içinden görünen bir ilişki: bir baba, bir emanet, bir ev ve bir ayrılık. Söylenenlerin kaynağı da ayrı durmalı: Mecdüddin'in ölümü ve emaneti tarihî veri, evlilik bir rivayet, Toros'taki karşılaşma ise Konevî'nin kendi anlatımıdır.
Özet
- Selçuklu sultanlarının hocası ve Bağdat'a elçi olarak giden Mecdüddin İshak, 1221 civarında Malatya'da öldü ve ölmeden önce oğlu Sadreddin'i dostu İbn Arabî'ye emanet etti.
- İbn Arabî'nin Mecdüddin'in dul eşiyle evlendiği on üçüncü yüzyıldan bir kaynağın rivayetidir; iki tarafın kendi yazılarında doğrulanmaz ve TDV bunun belirlenmesinin güç olduğunu söyler.
- Malatya'da doğan Sadreddin, gençliğini Şam'da İbn Arabî'nin yanında geçirdi, 1233'e doğru eserlerini okutma izni aldı, hocasının ölümünden sonra Konya'ya yerleşip 1274'e kadar orada yaşadı.
Tefekkür
Quiz
- Mecdüddin İshak, Sühreverdî'nin davetine neden katılamadı?
- Sadreddin nerede doğdu, ve «Konevî» adını nereden aldı?
- İbn Arabî'nin Konevî'nin annesiyle evlendiği bilgisini neden bir rivayet olarak anmak gerekir?
- Konevî'nin en-Nefehâtü'l-İlâhiyye'de anlattığı karşılaşma hangi zamana aittir, ve bunu pasajdaki hangi ifade gösterir?
Cevaplar
- Hastaydı; kısa süre sonra da, 1221 civarında öldü.
- Malatya'da doğdu; adını ömrünün son otuz yılını geçirdiği Konya'dan aldı.
- Çünkü on üçüncü yüzyıldan bir kaynağa dayanır, İbn Arabî'nin ve Konevî'nin kendi yazılarında doğrulanmaz ve TDV evliliğin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemenin güç olduğunu söyler.
- İbn Arabî'nin ölümünden sonraya; hocasının onu «ayrılıktan sonra kavuşanların selamıyla» selamlaması bunu gösterir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Sadreddin Malatya'da büyürken İbn Arabî bir yerde durmuyordu. Bir başkentte saygıyla ağırlanmış bir adam neden Malatya'dan Sivas'a, Bağdat'tan Halep'e sürekli yol aldı? Sıradaki soru, kendine bir ev kurmak yerine şehirden şehre geçen bir «gezgin veli»nin hayatının neye benzediği.